telefonun evlere girmeye başladığı dönemdi. herkesin evinde telefon yoktu.
ptt'yi ararlar, "bilmemkimlerden bilmemkim"i isterler, ptt çalışanları kişiye bir şekilde haber uçurur, kişi ppt'ye gelir, diğer taraf tekrar arardı.
tabi bu görüşmeler "hadi gel, çay koydum", "yarın beni de alır mısın?" gibi günlük konuşmalar içermiyordu.
"para yolladım", "para yollayayım mı?", "x ölmüş/öldü, başın sağolsun", "allah bir yastıkta kocatsın", "çocuğumuz oldu" benzeri haber verme, tebrik, teselli etme amaçlı olurdu.
sonra, telefon denilen iletişim aleti evlere girmeye başladı. yurtdışındaki akrabalar arayabiliyordu. yurtdışı aranacağı zaman da, para hesabı yapılıyordu. çünkü telefon görüşmesi pahalıydı ve zenginlerin evinde telefon vardı.
telefon yaygınlaştıkça, telefonun bağlanması için sıra bekleyen insanlar görüşmelerini ödünç olarak komşulardan yaparlardı. telefon da lüks sayıldığı için, görüşmelerin karşlığını ödemek isterlerdi.
eve telefonu kullanmaya gelen kişi, önce bir hoşbeş sohbet eder, sonra da niyetini belirtirdi acil bir durum söz konusu değilse.
ve görüşme için kişi yalnız bırakılırdı çoğu zaman ama kulak dinlerdi olduğu yerden.
telefon görüşmesini yaptıktan sonra da, kendilerince artık ekmeğin gram fiyatı mıdır, pamuğun taban fiyatı mıdır bir endekse göre belirledikleri parayı telefonun altına bırakır, giderlerdi.
telefon parasını telefonun altına sıkıştıranla aramızda hukuk varsa, akşam yemeklerini beraber yiyip,
dallas,
flamingo yolu,
mavi ay,
küçük ev gibi dizileri beraber seyrediyorsak, hemen parayı ordan alıp, geri vermek için kapı ağzında tartışırdık.
eğer pek bir hukuk sahibi değilsek de, iyi akşamlar der, gittikten sonra meblayı hesaplardık.
para bırakmayanı da çekiştirirdik.
eskiden telefonları karneyle alırdık, haberiniz var mı?
(bkz:
telefon açmak)
(bkz:
telefon kulübesi)
(bkz:
tuvalete telefon düşürmek)
(bkz:
uyumaya çalışırken telefon çalması)