sözlerime başlamadan önce, "sorunsalı" diyerek değil de "sorunu" diyerek başlık açan yazarımızı
* tebrik etmek isterim. şimdi girimize geçelim:
aslında
ilkel* bir sorun bu. her zaman bu savunulur. gerçekten de insanın doğasında çokeşlilik olabilir (dikkat edin; kesin olarak vardır demiyoruz).
aslında doğada çokeşlilik tüm canlı türlerinde görülmemekte. misal; bugün gorillerin ve orangutanların aşık olduklarını, aile gibi yaşadıklarını, tekeşli hayat sürdüklerini biliyoruz. hatta kimi deniz canlılarında da bu durum böyle (kim denize girmiş de izlemiş diye sormayın; herhalde hayvanların götüne su geçirmez verici takıp izleme gibi bir teknoloji mevcuttur diye düşünüyorum).
şimdi insanlar için çokeşlilik mevzusuna geri dönelim.
wilhelm reich'ın
cinsel ahlâkın boygöstermesi eserinde bu konu kıyısından incelenmekte. çalışmanın esas amacı zaten tekeşlilik-çokeşlilik hadisesini çözmek değil, ekonomik yaptırımların ve gelişmelerin toplum ve ilişkiler üzerine etkilerini ve ahlaki dönüşümleri tüm evreleriyle incelemek.
wilhelm bey bu eserinde, modern toplumdan soyut yaşamış ilkel bir kabile üzerinde gözlemler yapmış. bu gözlemlerde
anaerkil toplum yapısından
ataerkil toplum yapısına geçişin evreleri incelenmiş. bu toplumda takip ettiği kadarıyla insanlar evlenene kadar serbest bir cinsel hayat yaşıyorlar; ancak mülkiyet işin içine girince insanlar evlendiriliyor ve daha sonra tek eşli yaşam bir kural olarak karşılarına çıkıyor.
şimdi bu noktada biraz saksıyı çalıştıralım:
wilhelm bey'in yaptığı çalışma insan doğasında çokeşliliğin bir biçimde varolduğunu ispatlıyor gibi görünebilir. ama ispatlayamaz. burada ufak bir topluluktan yola çıkarak
tümevarım ilkesi uyarınca birtakım sonuçlar üretmek yanlıştır. unutulmamalıdır ki insan sosyal bir yaratıktır. yani her toplum kendi ahlaki değerlerini oluşturur. wilhelm bey'in incelediği toplumda evlilik öncesi cinsellikte tabu yokken, afrika'nın bir başka yerindeki x kabilesinde evlilik dışı her türlü ilişki yasak olabilir; bunun da aksini kimse iddia edemez.
görüldüğü gibi çokeşliliğin insanların doğasında olup olmadığına dair kesin deliller yok. yine de ben doğasında varolduğunu düşünüyorum. hormon salgısı anlık değişmelere açık olan bir yaratığın bu hususta çok kontrollu davranamayacağını kestirebilmek için deney yapmaya pek de gerek yok; ufak gözlemler yeter.
geldiğimiz noktada ben işe hep faydacı yaklaşan ve at gözlükleriyle gezen bir insan olarak ahlaki yaklaşırım. insanın doğasında çokeşliliğin varlığı yokluğu beni ilgilendirmez. hep doğamdakini yapsaydım kafamı bozanı keser, dağda yaşar, çiğ et yer, daldan dala bağıra bağıra hoplardım
*. insanı insan yapan doğasından çok içinde yaşadığı toplumun ve kendinden daha önce yaşayan atalarının iyisiyle kötüsüyle bıraktığı kültürel mirastır.
eğer bir çifti oluşturan iki kişinin çokeşliliği mideleri kaldırıyorsa buyursun yapsınlar; bir goril, bir orangutan kadar dahi kendilerini yenemesinler;
nefislerine söz geçiremesinler. koyayım onların
tabiatına da,
kültürüne de,
doğasına da.