belki ilginizi çeker
  1. · hikmet benol
  2. · oğuz atay
  3. · homo ludens
  4. · ilkokulda öğretilen yanlış bilgiler
  5. · 9 eylül 2009 ikitelli deki yağmalama olayları
  6. · bilge
  7. · en iyi türk romanları
  8. · emekli albay hüsamettin tambay
  9. · neden bana ilgi gösteren her kadına aşık oluyorum
  10. · seyyar sahne
  11. · madde 97: bir ünlü şahsiyeti seninle mcdonald's a gitmeye ikna et (reklam)
gündem
  1. · itü sözlük e bir daha gelinse alınacak nickler
  2. · dersim katliamı
  3. · insanın hayatına sıçan şeyler
  4. · başkaları sevinsin diye yapılan atraksiyonlar
  5. · kurban bayramı vahşeti
  6. · domuz gribi
  7. · annelerin yakışıklı anlayışı
  8. · bsd
  9. · laleler

tehlikeli oyunlar  

 sayfa  / 3
  1. oğuz atay ın 1973 yılında yayımlanan ikinci romanı.
    (simsiyah, 25.03.2004 20:26)
  2. söze gerek bırakmayan oğuz atay romanı.
    "bu senin hayatındı oğlum hikmet böyle bir oyun seni üzmedi mi?"
    (selim ışık, 26.03.2004 12:10 ~ 17:24)
  3. (bkz. hikmet benol)
    (selim ışık, 09.08.2004 21:47)
  4. karakterlerin isim seçimindeki kelime oyunları ile insanı yakalayıp, daha sonra iç sıkıntılarını anlatış tarzıyla sizi kitabın etkisinden kurtulmanızı imkansızlaştıran, depresif anlarınızda uzak durmanız gereken roman. özellikle hikmet'in sevgi'ye yazmış olduğu minik mektup son noktayı koyar. kimsenin kendine yakıştırmak istemediği, belki de farkında olmadığımız için birbirimizi hırpalayıp durduğumuz ikili ilişkiler yaşamamıza neden olan eleştiri... (ne olduğunu söylemeyelim ki kitap alınıp okunsun.)
    (jellicle, 07.03.2005 01:18)
  5. oğuz atay'ın karakter isimlerini seçerken ne kadar ince fikirli olduğunun kanıtı., tutunamayanlar'da "selim'in ışığında turgut'a özbenliğini bulduran", tehlikeli oyunlarda elbette hikmet, sevgi, bilge triosunu kuracaktı..,

    o'nun hayatından bir kesiti anlatmıştır roman., arkadaşının karısıyla aşk yaşayan oğuzcuğum atay..,
    (kuzudis, 15.04.2006 09:48)
  6. "akıl ve ruh proleteryasının en büyük akılsızlığı, akıl ve ruh burjuvazisinin nimetlerine kavuşacağını umarak ona hizmet etmesi ve bu sırada kaçınılmaz istismar kanunları yüzünden zayıf aklını ve ruhunu da parça parça onlara kaptırmasıdır.. "
    (hayatberbat, 29.09.2006 17:48)
  7. (bkz: the game)
    (zeus, 14.01.2007 17:30)
  8. "ben ne koyuyorum ortaya albayım?" diye çekinerek sordu hikmet.

    "kendini koyuyorsun evladım; daha ne koyacaksın..."
    (hayatberbat, 06.04.2007 02:36)
  9. bu adamlar bize niye hep gülüyor albayım
    hem sanki insan olmak tek bizim suçumuz mu
    böyle gördük kitaplardan böyle yaşamaktayız
    ya da daha doğrusu – ne dersiniz albayım
    karşıdan gelen kadın bilge’nin saçları mı
    muhteşem yalnızlığım herkesi korkutuyor

    sefa kaplan heybe
    (hayatberbat, 16.06.2007 01:27)
  10. (bkz: freddy seni yakalayacak)
    (siradisi, 12.07.2007 16:14)
  11. "kafam cam kırıklarıyla dolu doktor.bu nedenle beynimin her hareketinde düşüncelerim acıyor anlıyor musun? bütün hayatımca bu cam kırıklarını beyin zarımın üzerinde taşımak ve onları oynatmadan son derece hesaplı düşünmek zorundayım."

    "bizi bir de bu acımak mahvediyor albayım.başkalarına acımakla başlayan bu tehlikeli duygu,her zaman kendimize acımakla son buluyor."

    "beni anlamalısın.çünkü ben kitap değilim,çünkü ben öldükten sonra kimse beni okuyamaz,yaşarken anlaşılmaya mecburum."

    "her geçen gün yeni suçlar öğreniyor insan.okudukça,düşündükçe,yeni insanlar tanıdıkça sadece günahlarının arttığını hissediyor." hikmet benol

    gibi oğuz atay ın mükemmel zekasının ürünleri olan muhteşem cümleleri içeren türk edebiyatının seçkin eserlerindendir.
    ayrıca çok ilginç,akıllıca ve güzel bir şekilde sonuçlanır kitap...
    (killer queen, 12.07.2007 16:20)
  12. yoruldum albayım yoruldum yoruldum yoruldum
    (provezza, 02.08.2007 20:32)
  13. (bkz: rus ruleti)
    (psikopat yazar, 27.09.2007 09:54)
  14. (bkz: jumanji)" onmousedown="return bkc('1963058','+%60jumanji%60')">jumanji)
    (the noose, 27.09.2007 15:34)
  15. ''sevgi vesaire'' bölümünde şöyle bir yolumuzdan geçen kısa ''süleyman turgut bey'' hikayesi ile ne oluyoruz yahu dedirten, tutunamayanlar sonrası oğuz atay romanı. acabalarla okumayı sürdürürken süleyman turgut'un arkadaşı selim bey'de çıkmasın mı. sevgi'de sevgi'yi, bilge'de bilge'yi arayıp; sevgi'de yalnızlığı, 'bilmezge' bilge'sinde de bilgisizliği kavrayan, sorgulayan hikmet'in hikayesi.

    hikmet'in sevgi'yi terketmeden önce yazdığı not iki karakteri tanımak için önemli bir parçadır:
    '' ikimiz de bu dünyanın insanı değildik. iyi kötü bir şeyler yapmaya çalıştık. ben suçluyum: sevgi'den farklı olduğumu gizledim. gene de bizi yargılayanlara karşıyım. ne yazık sonunda haklı çıktılar. onlara göstermeliydim. fakat anlatması çok zor: benim becerebileceğim bir iş değil. neler söyleyeceklerini duyar gibi oluyorum; duymak istemiyorum. bir fırsat daha kaçırdık. sevgi, kendisini ve olanları hiç anlayamayacak. ben bir şeyler yapabilseydim. başım ağrıyor, yorgunum. boşu boşuna denecek, boşu boşuna. işte buna dayanamıyorum.''
    (velvetrevolution, 06.10.2007 22:35 ~ 07.10.2007 10:22)
  16. (bkz: tehlikeli masallar)
    (jenesaispas, 06.10.2007 23:55)
  17. hikmet benol karakterinin ,herşeyin yazılacağı dev bir ansiklopediden bahsederken adeta sanal sözlükleri tarif ettiği kitaptır.örnek olarak bakkala gitmek maddesinden bahsediyor ,şöyle ki; yazdıkça genişleyecek ve hayattaki herşeyi içerecek bu eserin yazımının hiç bitmeyeceğini söylüyor.
    (yagmuradam, 21.01.2008 00:08)
  18. -en büyük hazinemiz aklımızdır-

    sevgili bilge,
    bana bir mektup yazmış olsaydın, ben de sana cevap vermiş olsaydım. ya da son buluşmamızda büyük bir fırtına kopmuş olsaydı aramızda ve birçok söz yarım kalmış olsaydı, birçok mesele çözüme bağlanmadan büyük bir öfke ve şiddet içinde ayrılmış olsaydık da yazmak, anlatmak, birbirini seven iki insan olarak konuşmak kaçınılmaz olsaydı. sana durup dururken yazmak zorunda kalmasaydım. bütün meselelerden kaçtığım gibi uzaklaşmasaydım senden de. insanları eski karıma yapmış olduğum gibi, büyük bir boşluk içinde bırakmasaydım. kendimden de kaçıyorum gibi beylik bir ifadenin içine düşmeseydim. bu mektubu çok karışık hisler içinde yazıyorum gibi basmakalıp sözlere başvurmak zorunda kalmasaydım. ne olurdu, bazı sözleri hiç söylememiş olsaydım; ya da bazı sözleri hiç söylememek için kesin kararlar almış olsaydım. sana diyebilseydim ki, durum çok ciddi bilge, aklını başına topla. ben iyi değilim bilge, seni son gördüğüm günden beri gözüme uyku girmiyor diyebilseydim. gerçekten de o günden beri gözüme uyku girmeseydi. hiç olmazsa, arkamda kalan bütün köprüleri yıktım ve şimdi geri dönmek istiyorum, ya da dönüyorum cinsinden bir yenilgiye sığınabilseydim. kendime, söyleyecek söz bırakmadım. kuvvetimi büyütmüşüm gözümde. aslına bakılırsa, bu sözleri kullanmayı ya da böyle bir mektup yazmayı bile, ne sen ne aşk ne de hiçbir şey olmadığı günlerde kendime yasaklamıştım. sen, aşk ve her şeyin olduğu günlerde böyle karar alınamazdı. yaşamamış birinin ölü yargılarıydı bu kararlar. şimdi her satırı, bu satırı da neden yazdım diyerek öfkeyle bir öncekine ekliyorum. aziz varlığımı son dakikasına kadar aynı görünüşte ayakta tutmak gibi bir görevim olduğunu hissediyorum. çünkü başka türlü bir davranışım, benimle küçük de olsa bir ilişki kurmuş, benimle az da olsa ilgilenmiş insanlarca yadırganacaktır. oysa, sevgili bilge, aziz varlığımı ara sıra kaybettiğim oluyor. fakat yaralı aklım, henüz gidecek bir ülke bulamadığı için bana dönüyor şimdilik. biliyorum ki, bu akıl beni bütünüyle terk edinceye kadar gidipgelenazizvarlık masalına kimse inanmayacaktır. bazı insanlar bazı şeyleri hayatlarıyla değil, ölümleriyle ortaya koymak durumundadır. bu bir çeşit alın yazısıdır. bu alın yazısı da başkaları tarafından okunamazsa hem ölünür ve hem de dünya bu ölümün anlamını bilmez; bu da bir alın yazısıdır. ve en acıklı olanıdır. bir alın yazısı da, ölümün anlamını bilerek, ona bu anlamı vermesini beceremeden ölmektir ki, bazı müelliflere göre bu durum daha acıklıdır.
    ben ölmek istemiyorum. yaşamak ve herkesin burnundan getirmek istiyorum. bu nedenle, sevgili bilge, mutlak bir yalnızlığa mahkum edildim. (insanların kendilerini korumak için sonsuz düzenleri var. durup dururken insanlara saldırdım ve onların korunma içgüdülerini geliştirdim.) hiç kimseyi görmüyorum. albay da artık benden çekiniyor. ona bağırıyorum. (bütün bunları yazarken hissediyorum ki, bu satırları okuyunca bana biraz acıyacaksın. fakat bunlar yazı, sevgili bilge; kötülüğüm, kelimelerin arasında kayboluyor.)
    geçen sabah erkenden albayıma gittim. bugün sabahtan akşama kadar radyo dinleyeceğiz, dedim. bir süre sonra sıkıldı. (insandır elbette sıkılacak. benim gibi bir canavar değil ki.) bunun üzerine onu zayıf bulduğumu, benimle birlikte bulunmaya hakkı olmadığını yüzüne bağırdım. (ben yalnız kalmalıyım, başka çarem yok.) bazen nurhayat hanıma gidiyorum; karşılıklı susarak oturuyoruz. konuşmamak ne iyi, bir bilsen. insan elbette konuşmak istiyor, dert yanmak, haklı çıkmak istiyor. fakat kelimeler insana ihanet ediyor. kendinden nefret ediyor. dul kadın iyi: bana kahve pişiriyor, sigaramı yakıyor. onun yanında biraz huzura kavuşuyorum. pilleri, kutusundan büyük bir radyosu var; onu dinliyoruz. nurhayat hanım sıkılmıyor. bazen dul kadının evinde, bir iki söz ettiğim oluyor: kendi kendime konuşur gibi. nurhayat hanım hiç söze karışmaz; aman işte biri konuşmağa başladı varlığını ortaya koydu, dur ben de bir şeyler söyleyeyim kişiliğimi göstereyim gibi küçük çabalamalar içinde değildir dul kadın. onunla oyunlar dinliyoruz radyodan. yıllardır sesleri değişmeyen, fakat adları farklı olan oyuncuların piyesleri; aynı heyecanlı titreşimler, aynı yükselip alçalmalar. sanki yıllardır sürüp giden uzun bir oyunu parça parça oynuyorlar. kahkahalar atıyorlar-çocukluğumdan beri dinlediğim kahkahalar. aynı kapıları yıllardır açıp kapıyorlar. aynı güç durumlarda kalıyorlar. yavaş konuş bizi duyacak diyorlar, siz burada ne arıyorsunuz bakalım diyorlar. ben yalnız sesleri dinliyorum, anlamlarla ilgili değilim. kuş sesi dinleyerek huzur duyanlar varmış; onlar gibiyim. haberleri de belli konular üzerine konuşmaları da, tartışmaları, açık oturumları, reklamları da, özel programları da aynı şekilde dinliyorum. her kuşun kendine özgü bir sesi var. sözleri dinlemeden hangi program olduğunu biliyorum bu yüzden.
    dul kadının inanılmaz bir hoşgörüsü var: her çeşit müziği dinliyoruz üst üste. bizim dilimizden şarkılar da var galiba: çünkü sözlerini anlar gibi oluyorum. dul kadınla ben, senin anlayacağın, soyut bir durumdayız, daha doğrusu, her şeyin özüyle ilgileniyoruz: meyvaların yalnız suyunu içiyoruz. birer sigara yakalım mı nurhayat hanım diyorum. yakalım hikmet bey diyor. son günlerde bana bey diyen bir dul kadın kaldı. görüyorsun ben de kaçamak yapıyorum. yalnızlığı dul kadınla aldatıyorum. ne yapayım? beni olduğum gibi kabul ediyor. sen, yalnız iyi programlarımı dinlemek istedin. alaturka çaldığım zaman düğmemi kapatmak istedin. belki gerçek canavar ben değilim.
    (…)
    canavar ben değilim. belki de canavarım. son günlerini bu odada geçirmek zorunda olan emekli bir canavar. can sıkıcı anılarını hatırlayarak acıklı canavar sesleri çıkaran bir kara ejderi. vuuu vuuu! canavarın en kötü günleri hangisi? canavar takvimine göre perşembeleri. o günleri hiç hatırlamak istemem. hangi ‘ogünleri’? sevmem işte. özellikle perşembe günleri pencereden bakıyorum: gaz tenekeleri var, içlerine toprak doldurulmuş. kim doldurmuş? ben doldurdum. karışık bir takım tohumlar ve çiçekler satan adama dedim ki: bana bir çiçek ver. arsız çiçeklerden verdi. bilirsin işte: begonya mı derler? kırmızıdır, mat yapraklıdır, kötüboyanmış mahalle kadınları gibi bir çiçektir. elimden bu kadarı geldi. belki ayrıca, kuru akvaryum içinde solucan da beslemeliyim. mide adalelerim kuvvetlenince onu da yaparım. sen tabii, perşembe günleri ne olduğunu merak ediyorsun. bu sözlerin sonunda esaslı bir itiraf bekliyorsun. yok canım, beden eğitimi derslerinden nefret ederdim ve altı yıl her perşembe bu münasebetsiz ders vardı. ismini bile yazmak istemem bir daha bu sıkıcı dersin. öyle sözler ediyorum ki, ne ağlanır ne gülünür bunlara değil mi? bir zamanlar insanları güldürürdüm. ne yapalım? komedi aktörleri bile sonunda duygulu filmlerde oynamaya özenmiyorlar mı? ben de kalabalık yerde ağlayan sarhoşlara döndüm. insan böylelerini görünce meyhanenin kapısını vurduğu gibi çıkar gider. sevgi’nin bir akrabası vardı: ergun gibi bir şeydi adı. bak o gülmezdi sözlerime. çünkü selim bey miydi neydi bir akraba vardı orada. onun mirasına göz koyduğumuzu sanırdı bu ergun. insanların adlarını da unutuyorum artık. bir kız vardı, onun da adını unuttum; oysa aylarca dolaşmıştım bu kızla. üstelik bir kere de ağlatmıştım onu. fazla ağlamasına fırsat bırakmadan kaçtım, kız benimle evlenmek istiyordu çünkü.
    (…)
    kendimi iyi hissetmiyorum bilge. beni bir daha görmek isteyeceğini sanmıyorum. kendimi suçlu hissediyorum. doğduğum günden başlayan bir suç dizisi içindeyim. seni görmek istemiyorum, seni görmek istemiyorum. aynı olayları bir daha yaşayacak gücüm kalmadı. beni unut-belki de unuttun-beni unut. başıma gelecekleri düşünme. ne yaptığımı, nasıl yaşadığımı merak etme. sana anlatması zor. sevmesini bilmeyenler, kaderlerine razı olmalıdırlar. oluyorum. eyvallah. iyi değilim, fakat üzüntülü de değilim bak gülüyorum: ha-ha.
    artık senin için bir yabancı olan
    h.h.h. (ha-ha hikmet)
    (korkunç kertenkele, 27.01.2008 14:00)
  19. bir tanesi de kendini, sana ait olmayan kelimelerle tanıtmaktır.
    (yazar gibi, 27.01.2008 15:01)
  20. eğer bugüne kadar tüm düşündüklerini "acaba bunları başkası da düşünüyor mu ki?" diye sorguluyorsan, "ne gereksiz düşünüyorum lan?" diye kendini suçluyorsan oğuz atay'a sığın ve bu kitabını öperek, koklayarak oku. misal;

    "...ben de kötü ihtimalleri düşünmekten hassaslaştım. fakat sağlığımı da bu duyarlılığıma borçluyum. çünkü insanın düşünceleri gerçekleşmez. korktuğun her olaydan, başına gelmesinden ürktüğün her rastlantıdan kaçınmak için onu ayrıntılarıyla düşünürsün hemen. ayrıntılarıyla düşünmek şart. yoksa bir noktayı bile düşünmeyi unutsan o nokta başına gelir. yalnız yaşayanlar, her şeyi hesaba katmak zorundadır. başka türlü korunamazlar. başka türlü yaşayamazlar. allahım neler düşünüyorum? düşün oğlum hikmet. düşün ki bunlar başına gelmesin ha-ha..." (sf. 393)
    (karakutu, 05.02.2008 19:30)
  21. tutunamayanlar'ın devamı gibi algılanmaya çok müsait, olric'in yerini hüsamettin tanbay'ın aldığı ve sık sık "saçmalama hikmet" dediği, okunası, okundukça depresif olunası romanı
    (ebilona, 24.03.2008 19:57)
  22. ilk okuduğumda ağzım açık kalakaldım..ikinci okuyuşumda hafifçe ağladım.. üçüncü okuyuşumda çekip gitmek istedim.. dördüncüde hiç okumamış hiç bilmemiş olmayı diledim.. beşinci de albayıma mektuplar yazmaya başladım.. altıncı okuyuşumda ne kadar okursam okuyayım bu romana yabancılaşamayacağımı kavradım..hala okurum hala mektuplar yazıp ağlarım..
    (hayatberbat, 29.05.2008 13:18)
  23. "her şeyin özüyle ilgileniyoruz: meyvaların yalnız suyunu içiyoruz."
    (kadın giyinmiş zaman, 18.06.2008 23:49)
  24. (bkz: hayat ansiklopedisi)
    (kadın giyinmiş zaman, 18.06.2008 23:50)
  25. “bazı insanlar bazı şeyleri hayatlarıyla değil,

    ölümleriyle ortaya koymak durumundadır.

    bu bir çeşit alın yazısıdır.

    bu alın yazısı da başkaları tarafından okunmazsa

    hem ölünür ve hem de dünya bu ölümün anlamını bilmez.

    bu da bir alın yazısıdır ve en acıklı olanıdır.”


    “ benim oyunlar da ancak ölüm sonunda biraz ilgi uyandırabiliyor seyircilerde albayım.”
    (mabel, 22.08.2008 02:02)
 sayfa  / 3

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil