ahmet altanın bunalıma girmiş bir yazarla ona aşık bir okuru arasındaki ilişkiyi anlatan kitabı
''deneyimlerimle, içine aşk karışmamış her ilişkinin iyi gittiğini, aşkın ise bütün ilişkiyi karmakarışık hale getirdiğini anlamıştım, buna rağmen kendimi tutamayıp gene aşkın o çetrefil, hırpalayıcı, karışık, acılarla dolu, vahşi, bencil ve düşmanca yollarında gezinmeye dalıyordum, iyinin ve kötünün bu kadar açık bir biçimde önümde durduğu bir seçimde neden kötü olanı, yani aşkı seçtiğimi kavrayamıyordum. tek bildiğim, aşk, bütün bu tehlikeleri göze aldıracak kadar çekiciydi ve o çekiciliğin kenarında dolaşıp biraz eğlenip sonra yoluma devam ederim dersen, farkına bile varmadan sınırı geçip aşkın ormanlarına dalıveriyordun. ''
yeni bir ayrılığın ardından - eğer aşıksanız sizi terkeden kişiye- asla okunmaması gereken kitaptır. telefon başında geçen bekleme dakikalarının anlatıldı bölümler bile yakar insanın canını. tecrübeyle sabittir.
kitaptaki en iyi bölümlerden biri televizyon izleyen kahramanın izlediklerinin anlatıldığı bölümdür.
kitapta şöyle bir masal geçmektedir:
bir zamanlar bir türlü çocuğu olmayan bir padişah varmış. bir gün uzun sakalları olan bir ihtiyar, sarayı ziyaret etmiş.padişahın çocuğunun olmadığını öğrenince de 'ülkenin en ucundaki dağın tepesinde bir pınar var, baharın yaza bağlandığı gece, tam sabah olurken,mehtap batmadan, güneş de çıkarken çırılçıplak o pınara girip yıkandıktan sonra, 'hayırlısı neyse o olsun' deyip birbirinize kavuşacaksınız.' demiş.
padişah ve karısı, ihtiyarın dediklerini bir bir yapmışlar, fakat bir şeyi unutmuşlar:'hayırlısı neyse o olsun' demeyi...
doğum vakti gelmiş çatmış.saraya ülkenin en ünlü ebelerini çağırmışlar.fakat ebeler ne yaparlarsa yapsınlar sultan bir türlü doğuramıyormuş.kentte babasıyla ve üvey annesiyle yaşayan güzel bir kız varmış.kızın üvey annesi, padişahın öfkeden karısını doğurtamayan bütün ebeleri vurdurduğunu öğrenince, saraya gidip 'benim bir üvey kızım var, sultanı doğurtursa o doğurtur' demiş.bunun üzerine, saraydan adam gönderip kızı çağırtmışlar.kız da başına ne geleceğini anlamış, doğruca annesinin mezarına gitmiş, annesine akıl danışmış 'anneciğim ben ne yapacağım, hiç bir ebenin doğurtamadığı sultanı doğurmak için beni çağırdılar, benim de kellemi kesecekler.'
tam o sırada ak sakallı ihtiyar gelmiş mezarın başına 'sultan benim dediklerimi tutmadı, hayırlısını isteyeceğine, ne olursa olsun dedi, bu yüzden de evlat yerine karnında bir yılan taşıyor şimdi, sen saraya gidince , hemen bir kazan süt isteyeceksin, sütü sultanın bacaklarının arasına yerleştireceksin, sütün kokusunu alan yılan da çıkacak'.kız saraya gitmiş, ihtiyarın dediklerini yapmış.gerçekten de sultan kocaman bir kara yılan doğurmuş.ama padişah 'yılan mılan, evlat evlattır' deyip çocuğuna sahip çıkmış.ve yılan prensi sarayın arka odalarında kimseye göstermeden büyütmüşler.
aradan yıllar geçmiş.kara yılan artık evlenmek istiyormuş.padişah ne yapsın, bir tanecik evladı.vezirlerden birinin kızını oğluna istemiş.düğün yapılmış,gelini gerdeğe sokmuşlar, ertesi sabah kapıyı bir açmışlar ki, kızın cesedi bir köşede yatıyor.meğer kara yılan kızı sokup öldürmüş...
kara yılanın koynuna giren bütün kızların akıbeti vezirin kızınınkiyle aynı olmuş.halk,prensin yılan olduğunu bilmiyormuş, ama prensle evlenen bütün kızların öldüğü memlekete yayılmış, herkes kızını memleketten kaçırmaya çalışıyormuş.bir gün yılanı doğurtan ebe kızın üvey annesi, saraya gitmiş.'benim çok güzel bir kızım var, sultanı da zaten o doğurtmuştu, prensin dilinden o anlar, onunla evlendirin prensi' demiş.
öleceğini anlayan kız, annesinin mezarına koşmuş yeniden.annesinin mezarının başında ağlarken, ak sakallı dede çıkıp gelmiş kızın yanına yeniden.'ağlama!yılan kılığındaki prens aslında çok yakışıklı bir delikanlıdır, dediğimi yaparsan insan haline döner, çok mutlu bir hayat sürersiniz.' demiş kıza ve yapacaklarını bir bir anlatmış:
'seni gerdeğe sokacakları zaman, üstüne kırk gömlek giyeceksin.sen bir gömleğini çıkarttıktan sonra 'sen de soyun bakalım yılan bey' diyeceksin.bu sefer o da derilerinden birini çıkaracak.bir sen soyunacaksın, bir o.böylece, yılan prense kırk derisini de çıkarttıracaksın, kırkıncı derisini çıkarttıktan sonra yakışıklı bir delikanlıya dönecek.ama sakın ola ki, o bütün derilerini çıkartmadan sen soyunup kalma.o derilerini çıkartmadan soyunursan, seni çıplak görürse sokup öldürür.'
gerdek gecesi, kız ihtiyarın dediklerinin hepsini yapmış.her şey ihtiyarın dediği gibi olmuş, bir kız çıkarmış gömleğini, bir yılan çıkarmış derisini, birlikte soyunmuşlar.kırkıncı deriden sonra yılan çok yakışıklı bir delikanlı olmuş, ikisi de yıllarca mutlu yaşamışlar.
düzeltme:kısaltılmıştır.
(hürrem, 22.08.2007 12:26 ~ 13.09.2007 11:10)
- bak duygularından emin değilsen, ileride ben seni gerçekten sevmiyormuşum deme ihtimalin varsa, hiç başlamayalım, gerçekten sorun değil. ayrılalım şimdiden öbür türlüsünde çok kırılırım ben.
- ben duygularımdan eminim de senden emin olamıyorum.
---------------------------
- farkındasın değil mi uzun vadede bişeyler düşünüyorsun, hep benimle olacaksın belki de bundan sonra. eminsin değil mi?
- güzelim ben hayatımın sonuna kadar seninle yaşayabilirim ama işte beni korkutan başka şeyler.
-----------------------------
- aramızda her ne yaşanırsa yaşansın tek bir şeyden emin ol. seni herşeye rağmen çok sevdiğimi.