|
|
- ayırma, ayrı bir tarafta tutma. soyutlama. yalıtım, izolasyon.
- (bkz: tvtkmssdiç)
- amerikan ve beynelmilel sömürge kuvvetlerine karşı direnen müslümanlara, guantanamo'da uygun görülen yaşam biçimi.
güneşe kelepçe vurmuşlar,
kelepçe demir,
güneş eritir!
- http://www.imdb.com/...
- yaşamadan, bilmeden nasıl ahkam keserim diye düşündüm, her ne kadar aşırı derecede rahatsız olsam da bu konudan. ve onların kaleminden aktarmak istedim tecriti, buyrun:
belki az çok tanıyorsunuz, belki de hiçbir fikriniz yok. belki de yaşamınızın bir döneminde bizlerle kesişti yollarınız, belki bir arkadaşınızdan biliyorsunuz ya da bir akrabanızdan dolayı
tanıyorsunuz bizleri.
bu mektupta asıl yazacaklarımıza geçmeden önce bir de biz kısaca
tanıtalım kendimizi. kimimiz onsekizindeyiz, kimimiz elli yaşını
geçtik. kimimiz işsizdik, kimimiz mühendis; kimimiz işçi, memur; kimimiz öğrenci, işportacı, esnafız.
neden burada yattığımızı da, neden hapishanede olduğumuzu, "suç"umuzu da bilmek hakkınız. kmimiz sendikalarda, derneklerde, meslek odalarında örgütlendik; kimimiz gecekondu yıkımlarına direndik; kimimiz polisin terörüne, baskısına, hukuksuzluğuna karşı boyun eğmedik, karşı koyduk. ancak hepimiz, imf'nin, dünya bankası'nın sömürü politikalarına, ab'nin ve abd'nin kuklası haline gelen, ulusal onurumuzu ayaklar altına alan iktidarlara karşı çıktık. haklarımız ve özgürlüklerimiz için mücadele ettik. sonuçta buradayız.
asıl konumuza gelelim. f tiplerini ne kadar biliyorsunuz? tecrit işkencesi nedir, hiç duydunuz mu?bilmiyoruz... ama almanya'daki nazi kamplarını duymuşsunuzdur. ya da bugünün dünyasında abd'nin guantanamo'daki hapishanesini veya ırak'taki ebu gureyb hapishanesi'ni mutlaka duymuş olmalısınız. işte ülkemizdeki f tiplerinin de o nazi kamplarından, guantanamo ve ebu gureyb'lerden farkı yoktur.
türkiye'deki f tipleri 19 aralık 2000'de 28 tutuklunun yakılarak, kurşunlanarak öldürüldüğü, yüzlercesinin yaralandığı "hayata dönüş" operasyonunun ardından açıldı. beşinci yılına giren ftiplerindeki uygulamalar şöyle:
- f tiplerine gelen herkes daha önce elle ve elektronik cihazlarla defalarca aramadan geçirilmesine rağmen girişte atlet ve külotunuz da üzerinizde kalmayacak şekilde çırıl çıplak soyulur. dayatılan bu onursuz ve ahlaksız aramaya direnirseniz, dayak yersiniz.
- hastane ya da mahkemeye gidip gelirken daha hapishaneden çıkmadan gidişte beş, dönüşte beş kez olmak üzere tam on kez aramadan geçirilirsiniz.
- kaldığınız hücreler tek ya da üç kişiliktir. tek kalıyorsanız hiç kimseyle, üç kişi kalıyorsanız yanınızdaki iki kişi dışında -gardiyanlar hariç- kimseyle konuşamaz, kimsenin yüzünü bile göremezsiniz. hastane ve mahkemelere götürülürken bile hücrelere bölünmüş araçlarla götürülürsünüz.
- mahkemeye sunacağınız el yazısı savunmanız önce hukuki bir bilgi ve yetkiye sahip olmayan gardiyanlar tarafından denetlenir. gardiyanlar tarafından "sakıncalı" bulunmaz ve "olur" denilirse dilekçenizi mahkemeye ulaştırabilirsiniz. yoksa el konulur.
- avukatınızla görüşmeye giderken yanınıza kağıt kalem almanız yasaktır. hücrenizden en fazla elli adım uzaklıktaki avukat görüşüne giderken, gidiş ve dönüşte tam üç kez aranırsınız.
- bir haksızlığa uğradığınızda verdiğiniz dilekçenin akıbetini bilemezsiniz. işleme konulup konulmadığını öğrenmek için bile dilekçe üstüne dilekçe yazmak zorundasınız. (ek bilgi; dört yıldır f tiplerinden verilen onbinlerce suç duyurusu dilekçelerine rağmen ne uygulamalar değişmiştir, ne de keyfi dayatmalarda bulunan tek bir görevli cezalandırılmıştır. keza gelen ve giden mektuplarımızın da akıbeti belli olmaz, tıpkı dilekçelerimiz gibi...
- acil ve hayati rahatsızlıkları nedeniyle revire çıkmak isteyip de "doktor çarşıda", "doktor uzmanlık sınavlarını kazanıp gitti" cevaplarıyla doktor yüzü görmeden ölenler veya bizzat "doktor" tarafından hastaların kovulması f tiplerinin "sıradan" olaylarıdır.
f tiplerindeki tecrit uygulamalarını daha da uzatabiliriz. hem de sayfalarca. ama gerek yok. sanırız aktardığımız bu birkaç madde bile yeterince anlatıyor tecriti.
imza:tekirdağ f tipi tecrit hücrelerindeki tutuklular.(ya moor, 24.08.2006 16:14 ~ 16:29)
- (bkz: psikolojik işkence)
- izole etmek
- alman devletinin raf (kızıl ordu fraksiyonu) militanlarına 70'lerde uyguladığı insanlık dışı durum.
daracık hücrelerde günlerce, aylarca insan yüzü görmeden, sesi duymadan, yönetimin keyfi baskı ve işkenceleriyle insanlığından çıkarılmaya çalışılır mahkumlar. duyma, konuşma, anlama yetilerini körleştirici etkisi vardır. almanya, türkiye, guantanamo... suçu ne olursa olsun kimsenin maruz kalmaması gereken en derin "işkence".
ulrike meinhof'un avukatına gönderdiği mektuptan: "başının patladığı hissi, kafatasının parçalanacağı, patlayacağı hissi... beyninin tıpkı bir erik kurusu gibi buruştuğu hissi... hücrenin kıpırdadığı hissi –uyanıyorsun, gözlerini açıyorsun- hücre kıpırdıyor... dilsiz kalma hissi... artık sözcüklerin anlamını ayırt edemiyorsun –ancak keşfedebiliyorsun– ıslık sesi veren harfleri kullanmak; s, ş, ç kesinlikle dayanılmaz... sözdizimi, gramer denetlenemiyor... iki satır yazdığında, ikinci satırın sonunda birincinin başını hatırlayamıyorsun..."
- tecritten gelen eski bir mektup olarak 1 ekim 2007 tarihinde yıldırım türkerin radikal gazetesindeki köşesinde yayınlandı aşağıdaki mektup. 22 ocak 2007 de yayınlanan genelge ile tecrit durumu hafifletilmeye çalışılsa dahi yaklaşık 9 aydır bazı f tipi cezaevleri genelgeyi görmezlikten gelip hiç yayınlanmamış olduğunu kabul etmek istediler. bu yüzden bu mektuptaki ruh hali hala devam etmekte demokratik, laik, sosyal, hukuk (!) devleti olan ülkemde....
" 'kahvaltı, reçel, çay' bağırtılarıyla uyanıyorum. daha sabahın 7'si bile olmamış. hava oldukça soğuk. kalkılacak gibi değil. gerçi kalkmamı gerektirecek bir şey de yok. ölüm orucundayım ve orucun 150. günü.
uykum düzenli olmadığı için gece geç yatabiliyorum. sabahlarıysa uykumu alamamış kalkıyorum. kaloriferler iyi yanmadığı için içerisi buz gibi. saat, 7.30. yüzümü yıkamaya çalışıyorum. su buz gibi. tekirdağ'da yaz boyu günde üç kez 15'er dakika su veriliyor, bütün ihtiyaç bu kadar suyla karşılansın isteniyordu. sıcak suysa 10 dakika. vaktin yarısı ısınmasını bekle, sonra üç kişi yıkan. koridorun sonundakilerse tamamıyla susuz yaşıyordu.
saat 8'de infaz memurları avaz avaz 'sayım, sayım' diye bağırıyor. sayıma en az 7-8 kişi geliyor. bir kısmı kapının ağzında bekliyor. boş bir plastik su şişesini alıyorlar. "neden?" diye soruyorum. cevap, değişmiyor: "emir böyle." oysa soğuktan korunmanın bir yolu kantinden satın aldığımız ısıtıcıyla su ısıtıp şişelere doldurup yatağımıza almak. sabah sayımları, işkence. üçümüzü de aşağı katta, musluğun önüne diziyorlar. iki gardiyan üst kata çıkıyor, dolapları didik didik edip her şeyi darmadağın bırakıyorlar. aşağıda defterler açılıyor, fotoğrafların yanındaki isimler okunuyor, 'buradayım' diye bağıracaksın. direnen ağır dayak yiyor.
gazeteler için yazılıp parasını önceden vermek gerek. gelecekleri saat hiç belli olmaz. okuma komisyonu tarafından tek tek sansür edilmeden bize ulaşmaları imkânsız. okuduğumuzu diğer hücrelerin avlusuna fırlatıyoruz. değiş tokuş için. çatıda kalmazsa.
sayımdan sonra bir bardak su ve çayımı içiyorum.
hücreniz koridora bakıyorsa ziyarete ya da mahkemeye çıkanlara el sallar, içinizi ferahlatırsınız. hücrenizin havalandırması başka bir hücreninkiyle karşı karşıyaysa, arada sadece yüksek bir duvar varsa, üç kişinin sesi daha katılır hayatınıza. en son sıradaysanız, önünüzdeki duvarın ardında asker vardır.
ziyaret günüyse, konuşacaklarını önceden düşünür, hazırlarsın.
vakti iyi değerlendirebilmek için. ziyaretlerin anısı uzun süre seninle
birlikte kalır.
mahkemen varsa, ringde gidiş gelişler sırasında dar zamanda kucaklaşmalar, sözü birbirinin ağzından kaparcasına, tek saniyeyi boşa harcamama kaygısıyla konuşmalar...ve tabii itiş kakış, dayak hakaret. yine de bunlar birbirini görmenin, kucaklaşıp sarılmanın mutluluğunu gölgeleyemez. ziyarete ya da revire gittiğinde de arada bir arkadaşınla karşılaşırsın. 'müdahale timi' ona bakmanı dahi engeller. ama bazen ellerinden kurtulup arkadaşınla kucaklaşıverirsin. her şeyi göze alarak.
sabah sayımından sonra mahkeme, hastane, ziyaret yoksa hücre kapısı artık açılmaz. akşam sayımına kadar.
saat 9'da merkezi müzik yayını başlar. radyonun istasyon ayarı onların elindedir. diyelim memleket türküleri başlamış, sen de özlemle eşlik ediyorsun, fark ettikleri anda değiştirirler. rahatsız ettiklerini hissederlerse gümbür gümbür arabesk şarkılar çalıp kendi sabırları tükenene kadar dinletirler.
yandaki arkadaşımızın kazak, hırka gibi giysilere ihtiyacı var. idareye dilekçe yazıp istiyoruz. 'yasak' diyorlar.
saat 14'de bir arama daha. ortalığı dağıtıyorlar yine. dolaplara yapıştırmış olduğumuz, ölüm orucunda kaybettiğimiz arkadaşlarımızın resimlerini yırtıp alıyorlar. gazetelerden kesmiştik.
onlar çıkınca eşyaları toplayıp hücreye bir çekidüzen veriyoruz.
saat 16. gardiyanlar havalandırma kapısını kapatmaya geliyor. sanki hava ceplerinden çıkıyor. daha hava kararmadan hücre üstümüze kapanıyor.
dünya üstümüze kapanıyor. gece sayımını yapıyorlar. hava soğuk. yataklardan çıkamıyoruz.
hücre yaşamını ben biraz anadolu'da yolu, ulaşımı olmayan, kar altında
kalıp şehirle bağları kopan, aylarca kendi içine kapanan köylere benzetirim. aynı blokta, hemen çaprazımıza düşen tek kişilik hücrede kalan 22 yıllık arkadaşımın yüzünü görmeyeli bir buçuk yıl oldu. havalandırmaya çıktığımda bazen onun da duvarın öte yanında olduğunu düşünürüm. payımıza düşen on metrekarelik gökyüzü. hücren güneye bakıyorsa arada bir güneşi
görmen mümkün. kuzeye bakanlar hiç görmez. anlatılacak daha çok şey
var, ama hepsinden önemlisi şu. hücre insanlık dışıdır. insan hücreye sığamaz. insan kalabilmektir bütün direnişin, mücadelenin özü."
|