mukaddime söyleyeyim: kendi nick altıma yazmaktan hazzetmediğim için bu giri bir süre sonra kendini yok edebilir.
yaşamın tüm okuduklarından, söylenenlerden farklı, belki daha basit, belki daha karmaşık her şekilde kuralsız bir şey olduğunu yaşayınca sözlere kayıtsızlaşıyor insan. kelam hüzmelerinde kendini bulmakla, onları yaşamak aynı şey değil. hatta dün bunların hiçbiri sen değildi belki, gelecekteki sen meçhul. bugün önem verdiklerinin çoğu yarın belki önemsiz olacak. düşünsene, daha dün hayalini kurmaktan vazgeçemediğin şeyleri bugün hatırlamıyorsun. kuralsızlık içinde akacak, çoğu zaman senden çalıp gidecek zamanın asla gerçekten senin olmayacak yüzü, hayatın.
baştan dedik ya kuralsız diye, bir tereddütle yazıyorum şimdi. zaman da nehir gibi. aktıkça her değişikliği içinde kolayca kabullenir, kâh durulur kâh coşar. bir şeyler çalarken senden, sana kattıklarını fark edersin. "her karanlık gecenin aydınlık bir sabahı vardır" derler ya işte zaman aktıkça bu mümkün. tıpkı aksi gibi.
nicedir zaman bende şişe dibinde beklemiş acı sudan farksız, nicedir cenderedeyim. zaman dışarıda akıyor, her gün yeni doğrular peydah oluyor: modern zamanın acımasız gerçekleri... karmaşada göze batmış olacağım, "saf kalma gayretin neden? alternatifler bul, kalabalıktan ol" diyordu birileri... uzun süre hepsinden köşe bucak kaçtım. saklanacak yer bulamadım, içime saklandım. bugün aptallık dediğim şeyse bu kaçışların mükafatı olarak 10 000 metrede altın madalya alacağımı sanmaktı. halimden anlayan biri gelecekti güya, bana sarılacaktı, zamanımın akmasını sağlayacaktı. hepsinden önemlisi onlardan olmayacaktı. sonunda gelen olduysa da geldiği gibi gitti. yoruldum, yıprandım ve pes ettim. bana anlatılmak istenenlerin hepsini az buçuk anladım da bir tek, sevgiye, sevgiliye alternatif bulmayı anlayamadım. belki yeknesak zamanın bana uygun gördüğü bu, belki de bu yüzden tek bir ana mahkûmiyetim...
velhasılı kelam, bir çözümü yok, uzaktan izliyorum yolculukları şimdi. başkalarının mutluluklarına seviniyor, başkalarının üzüntülerine ağlıyorum. yolculuk dedim de kaptan jean luc picard
* 'ın bir sözü vardı "time is a companion that goes with us on a journey. it reminds us to cherish each moment, because it will never come again." esasında zamanı akanlar için müthiş bir söz. zamanı akmayanlar için bir söz söylenmiş mi bilmiyorum, "geçer" diyor herkes. "hoşçakal" diyor bazısı. sanki bir yere gidecekmişim gibi. kalmaya mahkûmken hoş olmaya çalışmaktan başka çarem varmış gibi... bilmiyorlar, bilmedikleri için kızamıyorum.
ve bilinmeden her gün başka dillerde yeniden tanımlanıyorum. lakin ben buyum işte: en kuru veda, çıkılmayan yolculuk!