tarih tekerrürden ibarettir 

adana çık aradan

  1. tarihin en büyük dersinin , insanlarınve siyaset adamlarının çoğu zaman tarihten ders almamalarıdır olarak özetlenebilecek hadise.
    (skuba, 07.11.2004 19:02)


  2. murat bardakçının her hafta pazar günü * gözümüze sokmak için gayret gösterdiği, toplumu bilinçlendirme, tarihini, geçmişini hatırlamaya sevk eden olgu. *
    (bkz: geçmişini unutan milletlerin geleceği de olmaz)
    (srce, 07.11.2004 19:14 ~ 19:17)
  3. (bkz: tarih tekerrür eder)
    (selenge, 03.02.2005 19:28)
  4. (bkz: tarih tekerrüre ibadettir)
    (azureel, 14.06.2005 16:25 ~ 16:25)
  5. tarih daha çok üzerinde anlaşmaya varılmış bir masaldır.. eğer tekerrürden kasıt, sözü geçen anlaşmalarsa evet tarih tekerrürden ibarettir.
    (napoleon, 14.06.2005 17:12 ~ 17:22)
  6. bu söz sadece dünya tarihi ya da devletler için değil, insanın kişisel tarihi için de geçerlidir. eğer hatalarından ders almazsa bir insan, aynı şeyleri tekrar tekrar yapar ve yerine göre göt olur, yerine göre sinir krizleri geçirir, yerine göre çevresindeki insanları kaybeder.
    (assassin, 14.06.2005 22:40)
  7. (bkz: tarih tekerrürdür diyorlar)
    (bkz: hiç ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi)
    *
    (culdesac, 31.01.2006 06:20)
  8. geçmişte ne yaşanmışsa sadece zaman degişerek aynı olaylar bir döngü halinde yaşanır ufak tefek değişikler haricinde hersey aynıdır
    (sorunsal, 24.05.2006 19:01 ~ 22:48)
  9. tarih tekerrürden ibaretse; tarihin tekerrüründen çok, tekerrürün tarihidir gerçek olan.
    (itaki, 24.08.2006 15:06)
  10. bu ibarenin doğruluğunu ispatlamak için:

    m. ö. 2000..... al bu otu ye.

    m. s. 1000...... o ot kötü, gel bu duayı oku.

    m. s. 1250...... o dua batıl inanç, al bu iksiri iç.

    m. s. 1500...... o iksirin ne faydası var, al bu
    hapı yut.

    m. s. 1750...... o hap etkisiz, al bu antibiyotiği
    iç.

    m. s. 2000...... o antibiyotik kimyasal, al bu otu
    ye!
    edit:işbu giri seri eksi oy veren ibnenin insafına kalmıştır
    (pandalari koruyalim, 07.04.2007 19:33 ~ 13.04.2007 19:27)
  11. yanlış bir önermedir. herakleitos un söylediği gibi "aynı nehirde asla iki kez yıkanamazsın."
    nehir, zaman ve kişi asla o anki gibi olamaz. "değişmeyen tek şey değişimdir."
    he belki şu doğru olabilir :" tarihte benzerlikler yaşanabilir." lakin asla aynılıklar yoktur.
    (evangeline, 03.05.2007 12:21)
  12. tarihten ders almasını bilmeyen her insan için, halk için kesinlikle doğru bir önermedir. geçmişe bakıldığında çıkarılan sonuçlar doğru şekilde değerdirilemezse tarih kendini yinelemeye devam edecek, bir adım daha ilerleme kaydetmek imkansız olacaktır.
    (ya moor, 23.07.2007 13:10)
  13. yanlış önermedir; tarih kendini hiçbir zaman tekrar etmez. kişiler, boyut, durum her zaman değişir. değişen bu duruma göre davranıldığında zaten tekrar sayılmaz. ancak değişmeyen kavramlar ve yargılardır. doğruluk, iyilik, netlik, amaç, karar verme yetisi değişmez; geriye kalanda tekrar etmez..
    (madhate, 23.07.2007 13:13)
  14. kişiden kişiye değişebilen önermelerdendir.(bkz: görece)

    (bkz: tarih teşekkürden ibarettir)
    (bkz: tarih tefekkürden ibarettir)
    (bkz: tarih teveccühten ibarettir)
    (bkz: tarih tevekülden ibarettir)
    (bkz: tarih temerrütten ibarettir)
    (adrian, 23.07.2007 13:21)
  15. türk cumhuriyeti tarihinde tek başına iktidar olan partilere halk bir sonraki seçimde yine tek başına iktidar olma şansı vermiştir ve sonunda kötü olaylar gerçekleşmiştir. bu durum menderes, özal ve en son rte için geçerlidir. bu bir nevi tarih tekerrürden ibarettire örnektir.
    (dbk21, 23.07.2007 13:54)
  16. bu kadar mı tekerrür eder diyeblieceğimiz tarihler olmuştur. mesela bir yazısında soner yalçın 1954 ve 2007 seçimini karşılaştırıyor. arada geçen yıllarda bu ülkede hiç mi bir şey değişmemiş be birader denecek hadiseler. gerçekten çok ilginç bir yazı..

    soner yalçın/hürriyet

    bu kadar benzerliğe çok şaşıracaksınız

    hükümette olan bir partinin seçimlerde oyunu artırarak iktidarını sürdürmesi açısından, 2007 ile 1954 seçimlerinin benzer olduğu ifade edildi.

    doğru. ancak, benzerlik sadece bu kadar değil. benzerlikleri okudukça, "tarih bu kadar da tekerrür etmez ki canım" diyeceksiniz. ve 2007 seçimlerini bir kez daha gözden geçireceksiniz.

    tarih 11 şubat 1954. demokrat parti meclis grubu, seçimlerin 2 mayıs’ta yapılması kararı aldı. seçimlerin üç güçlü partisi vardı:

    dp, chp ve zamanla mhp adını alacak olan cumhuriyetçi millet partisi (cmp). ama iktidar için iki parti kıyasıya yarışacaktı: dp ve chp.

    chp seçim öncesinde, cmp ile ittifak yapmak istedi. süren görüşmeler anlaşmazlıkla sonuçlandı. ancak bu yakınlaşma, her iki partinin miting meydanlarında birbirleri aleyhine hiç konuşmamalarına sebep oldu.

    dp, seçime vitrinini yenileyerek girdi: chp’nin önde gelen isimleri cavit oral, lütfi kırdar ve genelkurmay başkanı orgeneral nuri yamut, kore’ye giden türk birlikleri komutanı tahsin yazıcı, orgeneral ismail hakkı tunaboylu gibi üst düzey subaylar aday yapıldı.

    inşacı ve imarcı dp

    dp’nin seçim kozu, vitrininden çok, "altın yıllar" dediği dört yıllık icraatıydı. dp, seçim stratejisini ekonomik başarısı üzerine kurdu. ülkeyi şantiye haline getirmekle övünüyordu. limanlar inşa etmiş, çimento ve şeker fabrikalarının temellerini atmış, otomatik telefon santralları kurmuş, karayolları yapmıştı.

    kuşkusuz bu iyileştirmelerde, 1950-1953 yılları arasındaki dünya ekonomisinin canlanmasının büyük payı vardı; "konjonktür himmetiydi" bu ivme.

    ikinci dünya savaşı’nı yaşayan ülkelerin hammadde ve tarımsal ürünlere ihtiyacı, türkiye’nin ihracatına olumlu etki yapmıştı. özellikle tarım sektörü patlamıştı. traktör ve yeni sulama kanallarıyla tarımsal üretim üç kat artmış; tarımın gayri safi milli hasıla içindeki payı yükselmişti.

    köylünün yüzü gülüyordu; bu nedenle buğday, tütün ve özellikle pamuk fiyatları patlama yapmıştı. kişi başına düşen milli gelir artmıştı.

    dp’nin seçimlerdeki en büyük kozu, ekonomik canlanmaydı.

    chp: laiklik tehlikede

    chp’nin seçim propagandasının iki ayağı vardı: ekonomi ve laiklik.

    chp’ye göre, dp halkı kandırıyordu; ekonomi reel olarak büyümüyor şişiyordu; geçici iyileştirmelerin nedeni alınan borçlardı ve bu hesapsız büyüme zamanla iktisadi krize yol açacaktı.

    "liberalizm bize göre değildir" diyordu chp’nin önde gelen ismi şemsettin günaltay.

    bu arada:

    dp’nin "türkiye müslüman bir ülkedir ve müslüman kalacaktır" gibi sözlerini chp’liler, "laiklikten ödün" olarak değerlendiriyordu.

    chp’ye göre dp, rejim açısından güven vermiyordu; kara çarşafı bile serbest bırakabilirdi. bu nedenle halkı uyanık olmaya çağırıyordu chp: "1950 seçimlerinde kandın, bu kez kanma!"

    dp’lilere göre, laiklikten ödün verildiğini söyleyenler köy enstitüsü mezunu "inkılap softaları"ydı.

    "dp vatanı satıyor"

    dp ve chp arasında miting meydanlarında en büyük kapışma yabancı sermaye konusunda oldu. o seçim günlerinde türkiye’ye başta amerikalılar olmak üzere yabancılar sık geliyordu:

    abd’nin ünlü dışişleri bakanı, soğuk savaşın mimarlarından foster dulles, türkiye’de kurulacak üsler için onay almıştı.

    abd temsilciler meclisi dış ekonomik ilişkiler komisyonu başkanı clarence randall, türkiye’den çıkmıyordu sanki. sürekli demeç veriyordu: "sermaye ürkektir, bu nedenle önündeki tüm engellerin, kısıtlamaların kaldırılması gerekir."

    dp hükümeti, 18 ocak’ta "yabancı sermaye yasası" çıkardı.

    bir diğer amerikalı max ball de görüşmeler için başkentteydi. bu ziyaretin ardından hükümet bu kez 7 mart’ta "petrol yasası" çıkardı.

    2007 seçimleri öncesi nasıl migros’un yabancılara satışı gündemdeyse, 1954 seçimlerinin gündeminde de migros vardı.

    türkiye halkına "ucuzluk kralı" olarak tanıtılan migros’un sahibi m. gottiep duttweiller de türkiye’ye gelen yabancılar arasındaydı. 1 nisan’da migros kuruldu. migros, yabancı sermayenin türkiye’ye gelişinin de bir sembolü oluvermişti. dp, yabancıların ilgisinden memnundu.

    chp’ye göre ise "dp’liler memleketi satıyordu".

    yabancı sermaye ve petrol yasası, türkiye’yi yarı sömürge bir ülke haline getirmek için çıkarılmıştı. ülke zenginlikleri yabancılara peşkeş çekiliyordu.

    chp lideri ismet inönü, seçim meydanlarında, "amasya’nın elma bahçelerini sattırmayacağız" diyor ve şöyle devam ediyordu:

    "tarihte yabancılar kapitülasyon korumacılığıyla türkiye’yi istismar ettiler. yabancı sermaye özel kanunlarla korunacaksa biz elimizdeki milli sermayeyi yabancı olmaya zorlarız. yüzyıllarca denenmiş sakıncalı usullerin, bugün marifet gibi yeniden getirilmesini kabul edemeyiz."

    küçük amerika

    chp seçim stratejisini "vatanı sattırmayacağız" teması üzerine kurmuştu.

    dp’liler ise daha basit propaganda yapıyorlardı; vatandaşlara soruyorlardı:

    "dün mü mutluydunuz bugün mü; ona göre oy verin."

    acaba sandıkta, dp’nin "müreffeh türkiye", "türk mucizesi" sözleri mi; yoksa chp’nin "vatanı sattırmayacağız" söylemi mi prim toplayacaktı?

    o dönemde türkiye halkının büyük çoğunluğu amerika’ya sempatiyle bakıyordu. dp bu nedenle sürekli "abd bizi destekliyor" propagandası yapıyordu.

    örneğin: seçimden sonra iktidar değişikliği olmazsa abd’nin türkiye’ye 1 milyar dolar yardımda bulunacağını iddia ediyorlardı.

    chp ise alınacak parayı eleştiriyordu: "bu yardım değil, çocuğumuzun kursağından kesilecek borçtur."

    dp hemen cevap veriyordu: "chp büyük rakamlardan hep korkar."

    abd hangi partiyi destekliyordu?

    dp’yi destekliyordu. dp’nin yanında olduğunu kamuoyuna göstermek için dp’nin önemli ismi cumhurbaşkanı celal bayar’ı amerika’ya davet etti. bayar, amerika’da büyük törenlerle karşılandı; amerikan kongresi’nde konuştu.

    dp’liler bu geziyi seçim malzemesi olarak kullandılar. celal bayar yurda dönüşünde açıkladı: "türkiye’yi küçük amerika yapacağız."

    chp’nin, yabancı sermaye ve petrol yasasını eleştirmesi, abd ile arasına soğukluk getirdi. new york times türkiye muhabiri w. hangen, "chp seçimleri kazanabilmek için abd aleyhtarlığı yapıyor" diye haber yaptı. chp bunu şiddetle yalanladı ama benzer haberler hep sürdü gitti.

    devlet olanakları

    chp, başbakan menderes’in seçimlerde, devletin c-47 tipinde çift motorlu uçağını ve makam aracı cadillac otomobilini kullanmasını sürekli eleştirdi.

    menderes de, "siz de devletin beyaz trenini kullandınız yıllarca" diye yanıtladı bu eleştirileri.

    bu tartışma, anadolu ajansı ve radyonun dp’liler tarafından tek taraflı kullanıldığı eleştirileriyle sürdü.

    gazeteler açısından da iktidar partisi şanslıydı. üstelik:

    dp seçimlerden hemen önce çıkardığı bir yasayla chp’nin, -tek parti döneminde haksız şekilde mal edindiğini iddia ederek- başta partinin güçlü yayın organı ulus gazetesi olmak üzere mallarına el koymuştu.

    sadece abd ve basın değil, işadamları da dp’ye destek veriyordu. o yıllarda henüz tüsiad yoktu; istanbul’un önde gelen 20 işadamı -içlerinde chp’liler de vardı- düzenledikleri basın toplantısında, ekonomik istikrarın bozulmasını istemediklerini açıkladılar.

    işadamlarının bu açıklaması, "istanbul zengin çevreleri bu seçimde dp’ye oy verecek" söylentisine neden oldu.

    chp çevreleri, adana’dan, kayseri’den yani anadolu’dan çıkan yeni zenginlerin "gazino kültürünü" küçümsüyorlardı. cumhurbaşkanı bayar’ın köşk’e alaturka söyleyen müzeyyen senar gibi sanatçıları çağırmasıyla alay ediyorlardı. türk burjuvazisinin beğeni düzeyinin düştüğünü fısıldıyorlardı birbirlerine.

    dp ise chp’lilere bir başka açıdan "vuruyor"; chp genel sekreteri kasım gülek’in robert koleji mezuniyet fotoğrafını el altından anadolu’ya dağıtıyor; "chp genel sekreteri daha önce papaz idi" propagandasını yapıyordu.

    dp, seçmeni daha yakından tanıyordu! "papaz" zamanla "dindar cumhurbaşkanı" söylemine dönüşecekti!

    düne övgü bizde neredeyse gelenektir. oysa 1954 seçim kampanyasında da liderlerin ağızlarından düşmemişti hakaret sözcükleri: "cahil, bunak, jurnalci, sağır, psikopat, memleketi satanlar, hırsızlar vs..."

    bu havayla gidilen seçimlerin sonucunu kimse kestiremiyordu.

    2 mayıs akşamı sandıklar açıldı.

    seçime katılım yüzde 83.6 oldu.

    dp yüzde 58.4 ile 305 milletvekili; chp yüzde 35.1 ile 31 milletvekili; cmp yüzde 4.9 ile 5 milletvekili ve yüzde 1.6 ile bağımsızlar 2 milletvekili çıkarmıştı. dp oylarını artırmıştı.

    seçimin mağlubu kuşkusuz chp idi ve gözler genel başkan ismet inönü’deydi; istifa edecek miydi?

    ismet paşa da istifa etmedi!

    1954 seçimlerinden sonra ismet inönü evine kapandı. istifa edeceği konuşulmaya başlandı. bazı chp’lilere göre, "millet chp’ye değil, genel başkan ismet inönü’ye karşıydı". kimi partili ise chp’nin kendini feshedip yeni bir isimle kurulmasını istiyordu! gözler, kulaklar ismet paşa’nın açıklamasına çevrildi.

    chp 1954 seçimlerine iktidar olacağı umuduyla girmişti.

    oysa oyları bir önceki seçimde 39.9’du. şimdi 35.1’e düşmüştü.

    seçim sonuçlarından sonra chp lideri ismet inönü evine, pembe köşk’e kapandı. paşa’nın bu ikinci seçim yenilgisiydi. istifa edecek mi tartışmaları başladı.

    partide herkes şaşkındı. herkes kendi dışındakileri suçlu buluyordu.

    chp’nin yenişehir’deki yeni genel merkezi önünde bazı gençler olay çıkardı.

    bu arada chp tunceli milletvekilleri aslan bora ve fethi ülkü dp’ye geçti; chp’nin sandalye sayısı 29’a düştü. chp darmadağın olmuştu. gözler ve kulaklar ismet inönü’deydi.

    çünkü ismet paşa’nın genel başkanlığı bırakması, fahri genel başkan olarak partide bulunması konuşuluyordu.

    chp’nin önemli ismi şemsettin günaltay’a göre, "millet chp’ye değil, ismet paşa’ya karşıydı. millet onu tekrar ülkenin başında görmekten korkuyordu!"

    bazı chp’liler, partinin kendini feshedip yeni bir isimle tekrar kurulmasını bile dile getiriyordu. bu teklifi ortaya atan cemil barlas’a göre (gazeteci mehmet barlas’ın babası), chp üzerindeki ipotekten kurtulmalıydı. ipotek, tek parti döneminin jandarma tahsildar baskısı, savaş yıllarındaki yokluk dönemi vs. idi. chp bunlarla özdeşti ve chp adıyla artık iktidar olması zordu!

    bazı chp’liler halka kızıyordu: dp milleti kandırmış, iğfal etmişti; halk içinde yaşadığı koşullardan habersiz oy kullanmıştı.

    ismet paşa seçimlerden üç gün sonra basının karşısına çıktı:

    chp ve genel başkanlıktan ayrılmayacaktı. istifa haberleri kasıtlı olarak çıkarılmıştı. halka inanıyordu. gerçeklerin görülmesi için zamana ihtiyaç vardı. ve inanıyordu ki, halk zamanla her şeyi görecekti.

    ismet paşa’nın chp’lilere de mesajı vardı. eğer chp, atatürk devrimlerinin bekçisi olarak kalır ve dp’nin seçim sonrası yaptığı (dp’ye oy vermeyen bazı illerin ilçeye, ilçelerin bucaklara çevrilmesi gibi) totaliterliği karşısında cesurca tavır alırsa, dp’nin sonu yakındı.

    paşa’ya göre, dp bir dalgaydı ve dalgalar kalıcı olamazdı!

    ismet paşa ne kadar soğukkanlı olsa da, partide "her şey bitti" havası vardı.

    partide erime sürüyordu; chp milletvekili, üstelik grup başkanvekili server somuncuoğlu da dp’ye geçmişti.

    ismet paşa haziran ayında chp parti meclisini topladı. herkes her şeyi söyledi. ancak bir karar alınamadı. seçim yenilgisini araştırmak için "ıslahat komisyonu" kurulmasına karar verildi. komisyon, seçim yenilgisinin nedenlerini araştıracak ve partiye yeni tüzük ve program hazırlayacaktı.

    chp kurultayı temmuz ayında yeni sinema’da toplandı.

    ismet paşa açılış konuşmasında, "taviz sahasında dp ile yarış edebilir miyiz? o halde? biz devletçilikten ve bilhassa laiklikten en ufak taviz verirsek bunların ucunu bir daha yakalayamayız. türkiye’de chp, atatürk devrimlerinin bekçisi olduğu için itibardadır ve gerçek bir kuvvete sahiptir" diyerek chp’lilere moral verdi.

    paşa’nın son sözü, "chp, atatürk devrimlerinin yılmaz bekçisidir" oldu.

    bu sözden sonra sinemada öyle bir tezahürat oldu ki, salon yıkılıyor gibiydi.

    chp yine duygusallık girdabına girmişti.

    ismet paşa bu konuşmadan sonra genel başkanlığa oybirliğiyle yeniden seçildi.

    ve chp bundan sonraki seçimlerde de oylarını artırmadı, hep aynı oyu aldı.

    ta ki bülent ecevit’in genel başkan seçilmesine kadar.
    (karahisari, 29.07.2007 19:29)
  17. "hatalardan ders alınmazsa" şeklinde devam eden sözdür.fakat bu söz bizde fazla bilinmez ve kullanılmaz.zaten ülke olarak içinde bulunduğumuz konumda bunu ispatlar nitelikte.
    (sear me, 29.07.2007 20:02)
  18. değişik çağlara ait sadece bir kaç kitap karıştırınca bile doğru olduğunu gösteren önerme. öncelikle bu önermede ki mecazi vurguyu gözardı etmeden ele almak gerekir. tekerrür eden zaman ve mutlak aynı olan olaylar değil ancak farklı dönemlerde yaşanmış ancak sonuçları aynı olan olayların her dönemde tekrar etmesidir.

    mesela ortaçağı kasıp kavuran vebanın yerini günümüzde, aids, kanser gibi hastalıklar aldı. şimdi nasıl biz onlar için, ne kadar cahillermiş, nasılda bulamamışlar çaresini, vebayı bulaştırdıklarını düşündükleri kedileri katlederken fareler daha da çoğalmış veba daha da yayılmış derken, bundan belki de yüzyıl sonraki tarih kitaplarında da kanser ya da aids ile ilgili benzer şeyler yazılacak.

    savaşlara bakınca da değişen hiç bir şey yok. sadece teknoloji farklı. şu anda da dünyanın bir çok yerinde savaş ya da adı savaş olmasa da benzer katliamlar devam ediyor. tarihte barbarlık diye geçen olaylar, günümüzde kullanılan kimyasal silahlarla çok daha kalıcı sonuçlar bırakarak devam etmekte.

    küçükken tarih derslerinde savaşlar, olaylar anlatılırken, tüm bu savaşlar dünya'nın şimdiki sınırları çizilsin diye yapılmış diye çocukça düşünürken, o sınırlar aradan çok ta fazla olmayan yıllar geçmesine rağmen gözümün önünde defalarca değişmiştir.

    fiziki sömürgeciliğin yerini ekonomik sömürüler almıştır ancak sonuçları ezilen toplumlar olması bakımından yine benzerdir.

    tarihe adını kazımış, asla yıkılmaz denen büyük imparatorluklar hep yok olmuş, yerini yenilerine bırakmış, ama döngü, imparatorlukların ismi ve yönetim şekilleri değişerek ama dünyaya etkileri benzer olarak devam etmiştir.

    ahlaki değerlere değinmemek ise en iyisi gibi. daha iyiye değil ancak daha kötüye gittiği bir gerçek.

    aklıma şu an gelmeyen ancak oldukça fazla çoğaltılabilecek bu döngüler ise hint inanışındaki maha yuga kavramını sanki haklı çıkarıyor ve şu an bizim içinde bulunduğumuz evre kali yuga gibi.
    (angesen, 10.09.2007 23:53)
  19. hangi tarih öğretmeni söylemişse o öğretmene, "senin hocan kim?" diye sorulması lazım gelen saçma söz öbeği. bir konu anlatıp da diğer konular da bunun aynısıdır deyip öğretmenler odasına çekilme projesinin bir parçası ise ayrı mesele tabi. tembellik hakkı kutsaldır efendiler.
    (salieri ve çiğnenen onuru, 25.10.2007 03:17)
  20. potasiyel bir rte bahanesi.
    yıl 2012. dış borçlar iki,üç gırtlak boyunu aşmış, düyun-u umumiyenin tekrar kurulmasına karar verilmiş.
    rte: biz ne yapalım kardeşim. tarih tekerrürden ibarettir. herşey olacağına varır. aslında çekilecek dert değil ha. şimdi bekle ki dünya savaşı çıksın. sonra vatan kurtulsun falan. bir monotonluk var ama herneyse.
    (gaddar kerim, 11.03.2008 23:07 ~ 27.04.2008 02:24)
  21. 26 nisan 2008 galatasaray fenerbahçe maçı ile birlikte, tekrar manşetlere taşınacak olan atasözü.
    (tutkulu düş, 22.04.2008 00:33)