taraftarlık  

adana çık aradan

  1. bazen tüm kavramların birbirine girdiği konular olabilir. taraftarlık bu karmaşanın yaşandığı kavramlardan biri gibidir. son dönemlerde avrupa futbolunun revaçta olduğu gözlemlenmektedir. bununla birlikte güzel futbol oynayan kaliteli takımların hayran kitlesi müthiş bir ivmeyle artmaktadır. ve insanlar bu kaliteli takımlara imrenerekten taraftarlık etmek istemeye başlarlar. zamanla o yabancı takımın taraftarı olduklarını düşünür ve bunu dile getirimeye başlamışlardır artık. ama bu taraftarı olduklarını zannettikleri şey; aslında sempatizanlıktan başka birşey değildir, sadece sempati beslerler bu takım ya da takımlara. taraftarlık olgusuna erişebilmek için, o takımın dahil olduğu ülkenin dilini, kültürünü, geçmişini ve ortak hafızasını yaşamış olmaları gerekmektedir. o takımın geçmişindeki maçları hatırlamalı ve o takımın yenildiği maçlarda derinden üzüntü ve hatta gözyaşı dökebilmeleri gerekmektedir.

    son dönemlerde sıkça karşımıza çıkan bir vak'a olarak; "abi ben liverpoolluyum, en duygusal takımdır bu takım, taraftarları tüm dünyaya örnek olmuştur. hele o you will never walk alone şarkısı yok mudur abi" gibisinden zırvalıklarını görebiliriz. oysa içinde bulundukları durum sempatizanlıktır ki bu değişkenlikler gösterebilir. takım sevgisi genellikle barındırdıkları oyunculardan kaynaklanırken insanların takımdan daha çok oyuncuyu sevdikleri görülmektedir. bu genellemelerin dışında olan insanlar da vardır elbet. yabancı bir ülkede belli bir süre yaşayıp, artık bir şeyleri sahiplenme duyguları belirir ve ortak kültürü paylaşmak isterler. bunun sonucunda bir takımın taraftarlığı kaçınılmaz olabilir.

    sonuç olarak sempatizanlık, taraftarlık olarak adlandırılıyor ve taraftarlığın içi boşaltılıyordur bu durumda. taraftarlık zor bir tutkudur.
    (eskiunited, 01.04.2008 13:20)
  2. medeniyetin gelişmesindeki en büyük engel.

    çünkü taraftar olan kişi, bir noktadan sonra taraf olduğu düşünce sisteminin körlüğü içinde, futbol fanatiği edasında fikir savunmaya başlar.

    gerek dindarlar olsun, gerek dindar karşıtları olsun, aralarındaki bütün tartışma, tartışmadan çok, ötekinin fikrini çürütmek üzerine kuruludur.

    halbuki, hakikat tam ortada durmaktadır. taraftar olan kişi, ortada duran hakikati görmek gibi bir kaygı gütmez, zaten hakikate vardığı düşüncesi içinde, en optimum çözümü bulduğu sanrısıyla büyüklenir. bu da bildiğini sandığı şeyi sorgulamasına engel olur. sorgulama bitince, cehalet ortaya çıkar. bu da mutlak körlüktür.
    (skuba, 29.09.2009 01:39)