tarık dursun k   

adana çık aradan

  1. önemli türk yazarlarından.

    (1931- ) roman ve hikayeci. izmir'de doğdu. ortaokulu bitirdikten sonra hayata atıldı. bir süre sonra gazeteciliğe başladı. ankara'da son havadis, pazar postası, yenigün, ulus, istanbul'da son posta, vatan gazetelerinde çalıştı. senaryo yazarlığının ardından cumhuriyet ansiklopedisi'nde görev aldı. daha sonra milliyet yayınları'nı, koza yayınları'nı yönetti. kitabevi kurdu ve kitaplar adlı bir kitap tanıtım dergisi çıkardı. önceleri şiirle adını duyuran tarık dursun k., daha sonra hikaye ve romana yöneldi. ürünlerini kaynak, seçilmiş hikayeler dergisi, mavi, yenilik, dost, yelken, ataç, varlık, türk dili dergilerinde yayımlattı. 1950 kuşağının hareketli kalemlerinden olan tarık dursun k, kitap ve kitapçılığın tanıtımına büyük emek verdi. eserlerinde genellikle ege bölgesinin emeğiyle geçinen insanlarını, onların sorunlarını işledi. özellikle tiplerin çizilmesinde, diyalogların gelişmesinde, ruhsal çözümlemelerde başarılı bir çizgi izledi. çocuk edebiyatı alanında da ürünler veren tarık dursun k., günümüzün ilgiyle izlenen yazarları arasındadır. güzel avrat otu adlı kitabıyla türk dil kurumu 1961, yabanın adamları ile sait faik 1967, ona sevdiğimi söyle ile 1985 sait faik hikaye, kurşun ata ata biter romanı ile 1984 orhan kemal armağanını, ömrüm ömrüm ile iş bankası 1987 edebiyat büyük ödülünü, ağaçlar gibi ayakta ile 1991 yunus nadi armağanını kazandı. bazı eserleri: roman -hikaye: insan kurdu (1958), güzel avrat otu-sevmek diye birşey (1960-1965), yabanın adamları (1966), denizin kanı (1968), kayabaşı uygarlığı...(1980), alçaktan uçan güvercin (1980), imbatla dol kalbim (1982), ona sevdiğimi söyle (1983), kurşun ata ata biter (1983), iyi geceler dünya (1986), ömrüm ömrüm (1987), bağışla onları (1989), ağaçlar gibi ayakta (1990), aşk allahaısmarladık (1993), yaz öpüşleri (1996), göl hafif çalkantılı olacak (1997), geçti akşam suları (1998). denemeler: edebiyat üstüne narin (1993), ben unutmadan (1994), kokulu kentler (2001). çocuk edebiyatı: otobüsüm kalkıyor, lafonten masalları, bir küçücük aslancık varmış, yaramaz kuzu, deve tellal pire berber iken, iyilikçi tilki, hoşçakal küçük, ezop masalları, horoz ile inci tanesi, kerem'i kimse istemiyor, kırmızı kedi.
    (cagrilanyakup, 16.05.2005 17:18)


  2. sayın tarık dursun k.,
    bütün bunları neden yazdınız? acılar vardı. koskocaman, ne yana dönseniz acıtacak cinsten; akşam acıları, mor yalnızlıklar, geçmez saatler. sizi okuduktan sonra inceldiler. hüzüm oldular. ülkü tamer o dizeyi şiir için söylemişti, ondan kalan boşluğu hüzün doldurur demişti hani. satırlarınızın hüznü doldurdu, yitip gidenlerin bıraktığı boşluğu. ömrüm ömrüm’den, ağaçlar ayakta ölür’e; aşk allaha ısmarladık’tan rıza bey ailevi’ne; alçaktan uçan güvercin’den, bahriyeli çocuk’a...
    insan bir hikayeyi neden sever? aslında önce ona inandığı için, sonra da onun güzelliğine vurulur. ondaki seslere, ondan esene, onun ismine: sahi perihan var mıydı?, anneciğini hatırladıkça bak, ninemin iki kumrusu, mokasen giyen kızlar balladı, imbatla dol kalbim, ona sevdiğimi söyle.
    seni hatırlatan yıldızları yazıyordum. kitabın birinci bölümü bitmişti. bir romana kalkışmıştım işte. yaz usul usul bitiyordu. güneşli güzel günleri, yazıdan başımı kaldırdığımda, giderken görüyordum. geçiyorlardı... o kadar sayfa yazmıştım ama sanki kayda değer hiçbir şey yok gibi geliyordu.
    hep sabahları. eski evimden, beni yapayalnız bir hayata yol eden uykulu gözleri öpmeden çıkıp servise biniyordum. kurtuluş, pangaltı; hep o sokaklar satırlarımda. ama bir yerde durmuştu işte roman. devam edemiyordum. tükenmiştim sanki.
    sonra bir gün ansızın bir sahafta, sizin bir kitabınız. adam yayınları, eylül 1982’de yayınlamış ama çok daha eski... kapağında bir demire takılı olduğu sezilen, kasaplarda etlerin dizildiği kancalar... kancalardan birinin ucuna takılı bir kalp; tam ortasından sipsivri bir iğnenin deldiği. canımın yandığını hissetmiştim. bir erkal yavi çalışması tabii ki.
    akşamına yarılamıştım hasangiller’i. geç vakit. evin karşısındaki çocuk parkından yine de yazın sesleri; çocuklar çılgınlar gibi hâlâ, kadınlar çekirdek çitliyor, erkekler kahvelerde, çöp kamyonu pazardan arta kalan çöpleri toparlıyor, sulanan cadde... o sözler dökülüyor içime.
    kasap hasan, nam-ı diğer sinço (kalbi şu çengelde asılı kalan genç adam), yedi yıl sonra hapisten çıkıp (roman kahramanım erdal gibi... şaşırtıcıydı) kasabaya geri döner. annesi bir gün önce ölmüştür. yüksel’i (sevdiği kızı) çok özlemiştir. en yakın arkadaşı amerikalı, kızın evlendiğini söyler. çoluk çocuk sahibi bir kadındır artık mazideki genç kız. yaşadığım yaz gecesine çok benzer bir gecede şunları konuşurlar:
    “çok iyi kadındı annen.”
    “evet öyleydi.”
    “ölümün önünde durulmuyor ki...” dedi
    “aşkın da,” dedim içimden. “hiçbir şeyin önünde durulmuyor zaten. insan kolaycacık yeniliveriyor. bu bok dünyada bir türlü yendiği yok...”
    “gidiyorum...” dedi.
    “güle güle. geldiğine iyi ettin...”
    kitabı okşarcasına bir köşeye bırakıp romanıma geri döndüğümü anımsıyorum.
    bundan bir kaç yıl sonra kopuk takımı diye başka bir roman. yine sizin. cem yayınları 1969’da basmış; fono matbaasında. sinço ile amerikalı’nın gençliğinin izini sürüyor kitap. hasangiller’in devamı evet. okudukça şaşırıyordum. istanbul’a gelirler. tavsamış bir ilişki düzeninde, her şeyin kirlendiği bir hayatta bulurlar kendilerini. gençlik bitmektedir.
    ayfer sonsuza dek hasan’ın yanından ayrılırken... bakın nasıl bir veda yazmışsınız. neden yazdınız bunları? sabahtı. servisteydim yine. başını cama dayayıp, uyuyan o kıza bakarken okudum bu satırları. hayatın ne kadar da bağışlanmaya ihtiyacı vardı: “iki eliyle topladı saçlarını...yürüdü. asfaltı geçti, köşeyi döndü, yokuşu ince ince inmeye başladı. ardından öyle baktım. kıpırdamadım hiç. canım korkunç cigara içmek istiyordu. içsem içerdim. benim için çocuk oyuncağı bir şeydi. ama içmedim. hiç içmedim.”
    böyle işte. sizin yazdıklarınızı çok sevdim hep. belirsiz bir maziyi sizinle birlikte aradım. bu yazıyı yazmak için bendeki kitaplarınıza tek tek göz atarken ağaçlar ayakta ölür’ün gönül’ü, nasıl da yıllar sonra benim gibi kötü bir hikayecinin hüzün iyidir adlı yeni hikayesinin gönül’ü olmuş; bunu gördüm. iyi ki varsınız.
    gönlümüzdesiniz...
    (cagrilanyakup, 05.05.2006 17:04)
  3. k.'sı yani soyadı "kakınç" olan yazar...
    (van den budenmayer, 26.04.2007 13:16)