haber 7'de
hafta sonu eki'ni sunan aynı zamanda yine haber 7'de
ismail kılıçarslanve
selahattin yusuf 'la
meksika sınırı adlı izlemesi keyifli bir program yapan yazar ve radyocu.(imiş-dinlemişliğim yok)
"mahallede aşağılanıp, horlanan çelimsiz çocuklar gibiyim.oyunlara ancak adam eksik olduğunda kabul edilen beceriksiz çocuklar gibi.
hayata katılmakta güçlük çekiyorum.
benim mevsimim sonbahar.
sokakların tenhalaşmaya başladığı vakitler.
tek kişilik oyunlar ustasıyım ben.
tek kişilik özlemler, tek kişilik acılar ustasıyım.
ben yağmuru arıyorum.
ben yağmuru arıyorum.
ben yağmuru arıyorum.
ben seni arıyorum."
(bkz:
hayal meyal)
kitaplarından çok aşağıdaki metni yazmış biri olarak tanınır. mesela:
+ tarık tufan'ı tanıyor musun?
- hayır
+ hani şu bir gün yolunuz üniversiteye düşerseyi yazan adam
- ha, evet. tanıdım
metin:
eğer bir gün yolunuz bir üniversiteye düşerse...
beceriksiz adımlarla yürüyen bir kıza rastlarsanız. sanki düşecekmiş gibi, sanki ayakları birbirine dolaşacakmış, bir yere takılacakmış gibi. merdiven kollarını sıkı sıkıya tutuyorsa. aceleyle yürüyorsa mesela. kalkacak son vapura, son trene yetişecekmiş gibi hızlı atıyorsa adımlarını. yere toprağı incitecekmiş gibi basıyorsa, yer çatlayacakmış gibi ürkek atıyorsa adımlarını. şaşkınsa bir masaldan şehre düşmüş gibi.
eğer bir gün yolunuz bir üniversiteye düşerse...
utangaç bir kız yüzüyle karşılaşırsanız, başını yerden kaldırmıyorsa. gözlerine hüzün düşmüşse. karanlık değmişse bakışlarına. gece gökyüzünü seyretmekten ayışığının izi kalmışsa yüzünde. gözlerinden yıldızlar dökülüyorsa mesela. nereye baktığı anlaşılmıyorsa. her şey gözlerinde kayboluyorsa. kirpiklerine yakamozlar takılmışsa. gözleri denize bakan bir balıkçının gözleri gibiyse.
eğer bir gün yolunuz bir üniversiteye düşerse...
genç gürültülerin arasında sessiz bir kıza rastlarsanız, kalabalığın ortasında bir sükut gibi yürüyorsa. tam konuşacakken dudakları titriyorsa, saklaması gereken bir sırrı taşıyormuş gibi. bir ortaçağ bilgesinin susuşu gibiyse sessizliği. henüz evrenin yaratılmadığı zamanlardan kalma bir sükutsa mesela. bir hint hikayesinin tanrısal suskunluğunu taşıyorsa.
eğer bir gün yolunuz bir üniversiteye düşerse...
saçlarını taramayı becerememiş bir kızla karşılaşırsanız. konuşurken saçlarını savurmuyorsa. sıkı sıkıya tokalarla yapıştırmamışsa saçlarını. uyumsuz kıyafetler varsa üzerinde. yakıştıramamışsa giydiklerini. güzelliğinden utanıyorsa mesela. yaz sıcağında boğazlı bir kazak giymişse. bir pardesü giyip yün bir başlık takmışsa kafasına. ya da modası geçmiş bir şapka takıyorsa. ellerini sürekli başına götürüyorsa, saçlarını tıkıştırıyorsa şapkasından içeri. ürkekse, bir başınaysa...
bilin ki o kız başörtülü bir kızdır.
bilin ki, bir kez daha daha kaybetmişizdir..."
(z3yn3p, 30.09.2008 21:49 ~ 21:50)
müslüman edebiyat ve düşünce dünyasının âsi, bir o kadar da kırılgan ve yara izlerini bir nişan gibi taşıyan çocuğudur kendisi. yaşadığımız hayatın pudralı yüzünün ardından sızan tüm can kesiklerini, hayat çizgilerini taşır satırlarına tarık tufan. bazen kekeme çocuklar korosunun orkestra şefidir ve yüreği titreyip gözleri kanayarak yönetir o koronun her şarkısında dinleyenin ruhunu acıtan konserini. bazen hayal meyal hatırlanan, sanki hiç ölmemiş bir düşün hiç gitmemiş bir sevgilisiyle istanbul'un kimsesiz bir kafesinde buluşan dünyayla bağı neşterlenmiş bir adamın öyküsünü anlatır. kimi zaman gidenin ardından kanatlanılan bir yolculuğun dikenli tellerde asılı kalmış sevdalarını not düşen bir kesik dramı getirir gözlerimizin önüne. kimi zaman da kraliçenin pirelerinin ayakları altında ezilen erdem ve aşktan geride kalanları yazıp bizi de yanına alarak yitirilenin ayak izlerini sürer.
tarık tufan yaşadığımız hayatın arka sokaklarında piç edilen hayatlarıyla bir başına kalan kekeme çocuklarla kolkola adımlıyor dünyayı ve kah meksika sınırında algılarımızın bulanıklığını silerken kah kitaplarında asla iyileşmeyecek bir hüzünle acımıza dokunup bizi kanamaların sıcaklığıyla kucaklarken çıkıyor karşımıza çocukça bir sığınak yaralı bir adamca boynu bükük bir dağ olarak...
ismail kılıçarslan ve selahattin yusuf ile ülke tv de meksika sınırı programını başarılı şekilde yapan yazar.
krank mili yutmuş gibi konuşan adam, yeni nesil muhafazakar
meksika sınırı'nın sevimli romantiği. üçlünün içinde en neşelisi. zeki demirkubuz ve sırrı süreyya ile yakınlığı umut vericidir. en azından selahaddin yusuf gibi kibirli ve anti komünist değildir. türban savunusunu, özgürlük sorunsalının dışına fazla taşırıyor bazen.
"batının metafiziği, doğudan apartabildiği ve kiliseden tahammül edebildiği kadardır. biz bu simülasyona nasıl kapılabiliriz?"
mr. vicdan...
vicdan demeden cümle kurmaz... kurdumu çarpar adamı alimallah
bir kere uzak filminin senaristi değil senaristlerinden biridir. o senaryo hikayesinin nasıl olduğu da ayrıca değerlendirildiğinde senaristlerden biri ifadesi bile fazla gelir.
radyocudur eskiden ve bütün radyocular gibi güdük duygular insanıdır. meksika sınırının en zayıf halkasıydı, ama popüler dünyanın farzları gereği zayıf olanlar cilalanır, cilalı muhafazakar çöreğidir kendileri.
sözlerinde ve ifadelerindeki abartma tozu genzinizi yakar ve sürekli yüzüne doğru hapşurmak istersiniz.
vicdan peygamberi rolüne bürünür, ama arabesk bir şarkıcıdan öteye gidemez.
abi kafa dengi programınız güzel güzel olmasına da şu konukların ve konuşanların laflarını bir kesmesen iyi olacak. he bir de dönüp dolaşıp allahtan, kitaptan, vicdandan falan dem vurmasan programın derinliği açısından iyi olur.