önermeye göre tanrıya inanmayan bir insan aşık olursa bütün dünyası değişir ve dönüşür. fakat aynı önermeye göre tanrıya inanmayan bir insan aşık da olamaz. ama bunu gerçekten diyebilir miyiz? bu kişiler bugüne dek aşık olmamış olabilir, genel olarak tanrıtanımazlıkla materyalizm eksenindeki düşünce zemini özdeşleştirildiği için, tanrıya inanmayanlar - üstelik de aşk gibi en ilginç - mistik hadiselere inanmayabilirler. bu anlamda "aşk"ın bu kişilerin bıraktıkları incecik çatlaklardan sızması zordur; ama gerçekleşirse aşkın büyüsü ile sarıp sarmalanmış beden ve beyinde bir dalgalanma bir yeniden-üre(t)me süreci başlar. bu da mantığın çöküşü ya da tam tersi biçimde hayata ve evrene duyulan aşkın kendini yeniden üretişine sebep olabilir; ki en büyük aşk öykülerinden birinde aşkın tekil evreden tümele varışı, tekten mutlağa ulaşımı anlatılmaktadır (bkz: leyla ile mecnun)
önermenin ikinci farklı biçimde okunuşu şöyledir: eğer aşık olmadıysanız tanrıya gerçekten inanıyor sayılmazsınız. tanrının büyüsünü, gücünü, farklılığını kavramanın bir yoludur aşk. zorlu bir süreçtir, eziyetlidir ve bu yüzden sonuca ulaşıldığında tüm anlama nail olunabilir. kişi, aşk duygusuna benliğini yok edecek denli kaptırabilirse kendini, farkında olmadan yeni bir benlik inşa eder ve o vakit anlar hayatın ve evrenin değerini. bu belki bir yoluyla tanrıya inanmanın bir biçimidir, belki de evrenin tüm gizemlerini bir duyguda ve varlıkta toplama girişimi. ne olursa olsun "aşk"tır bu alemin temeli.
çünkü şairin de dediği gibi "aşk imiş her ne varsa alemde"
konuyu anlaşılır kılan edit: bu başlığı robbiefowler açmış, ilk girisinde de son derece romantik ve bir o kadar cevval bir üslupla "tanrı'ya olan aşkım ve bağlılığım sayesinde ayşeleri götürdüm de ne oldu?" nun ufak bir serzenişinde bulunmuştu. çok müthiş bir giriydi; fakat eksikti. ben de şöyle tamamlamışım;
ilk bakışta mantıklı gibi görünen önerme. cümle palindromik olmasa da okuyunca hoşuma bile gitti inceden. sonra aklıma soykan geldi, ardından erkan, ercan, deniz, erdem, tonozda tost yiyen kumral çocuk falan.
yalnız şu atlanmış; tanrıya inanmayan insan, bunu çok yüksek ihtimalle aklı yardımı ile yapıyordur. hani fuzuli olmayacaksak şu devirde; yaşamak, üremek, ölmek eylemleri için dünyaya açtığımız gözlerimizin hormonlarımızın da yardımıyla vücuduna ve ruhuna uygun bir eş araması çok da abartılacak bir durum olmasa gerek. hem "tanrıydı madem en mükemmeli, neden ayşe'ye yandın?" diye sorarlar adama.
konu tanrı tanımazların materyalist olması, aşkın da materyalizmin soğukluğuyla bağdaşmayacağı ise, bana göre, örneğin doktorlar da aşık olamaz o zaman.
öyle ya, bir dişiye basur ameliyatı yapmış ya da kasığındaki kıl dönmesini tedavi etmiş adam başka bir dişiye nasıl aşık olur ki?
ama yine tebriklerimi sunuyorum, yüz kere aşık oldum, bir keresinde de aklıma hangi hayvandan evrildiği gelmedi.
artık bundan sonra, kendi kendimi "hormonlarım beni bu halde getiriyo" diye teskin etmeye çalışmıycam. "adam maymundan gelmiş olm nihohahaha" diycem kendi kendime.
gerçi aşık olduğun insanın nasıl oluştuğunu sorgulamak mı daha az materyalist bir yaklaşımdır yoksa tanrıya inanmamak mı bilemedim ama ossun artık..
bazen aynaya baktığımda biat ettiğim bir olgu. aynaya bakıyorum ve sen hiç aşık olmadın mı diyorum kendi kendime.
en güzel hatuna olan aşkım soldu, o'na olan baki hala. umarım o da beni seviyordur...
edit: bu girimde tanrı inancını kastettim. eksileyin lan şimdi.
gözlerimden bana her şeyin ardındaki gücü hatırlatan yaşlar yanaklarıma doğru süzülürken okuduğum cümledir. bir sonraki aşkı bulacağım zamanın daha çok uzaklarda olacağını sanan yorgun kalbim pıt pıt atarken gönlüm bir anda aydınlandı, varlıkla kırılgan ruhum arasında duran o kesif ve bungun sis perdesi aralandı.
kayser sozer gibi ömrümü adadığım giriler yazmadan ve sarhoş ejderha gibi sözlük ekolü oluşturacak bir tarza sahip olmadan içimden dökülenlere kulak kabarttığımda dudaklarımdan şu cümle döküldü: tanrıya inanmayan insan hiç nefes almamıştır (ve gizli eşcinseldir).
aldığım her nefes sebebini ve anlamını açıklayamadığım bir evrende bir kaç saniye daha geçirmem demekti. ben aşk ateşiyle kavrulurken evrenin uzak köşelerinde galaksiler birbirleriye çarpışıyor, evrenin sonunu getirecek termodinamik kıyamete ağıt yakan süpernovalar kara deliklerin şiirsel hawking ışımaları ile avunuyordu. bütün bu sonsuzluk gibi gelen boşluk içinde yıldız tozlarını ve benim gözlerimden dökülen yaşları aldığım o nefes birbirine bağlıyordu.
ve ciğerlerim... ben ilahî bir aydınlanma anında aldığım her nefesle varlık alemiyle ruhum arasında sisleri aralarken karşıma geçip de o nefesi aldığım ciğerlerin aslında balık solungaçlarından evrildiğini söyleyecek adamın solungaçtan bozma ciğerlerini eline verebilirdim.
aldığım her nefes her şeyin ardındaki gücün bana gönderdiği bir işaret oldu benim için. yıldızları ve benim yorgun ama mağrur pıt pıt atan kalbimi birbirine bağlayan nefesler birer tesadüf olamaz. aralık dudaklarımdan süzülen hava taneciklerinin hangi şiirsel brown patikalarını izlediğinin bir teorisi olamaz. işte o yüzden diyorum ki, aldığı her nefeste o gücü hissetmeyen insanın tanrıya inanıyor olması mümkün değildir. tanrıya inanmayan insan hiç nefes almamıştır.
bu arada, başkasının aşkı hakkında ahkam kesen de dötümü yesin benim.
edit: başlığı açan yazar uçtuğu için benim de kendimce parodisini yaptığım girisi silindi, boynum bükük kaldım böyle.
şu saatte beni duygu insanı(!) çizgimden çıkaran ve alenen çemkirmeme sebebiyet verecek olan zırva nirvanasıdır..
hakikaten ne alakası vardır? ne?.. zekalar yine rötarlı, alaka budur!..
eğer tanrı inancını varoluşunun temeli ve olmazsa olmazı olarak görüyorsan, sen inanıyorsun ya, içine ışıklar şimşekler falan doluyor diye her sırra erdiğini sanıyorsan, ve bir çift kara gözün hormonlarınla giriştiği bilek güreşini tanrının hakemliğine havale edip rahatlıyorsan, bu ancak, senin hayalgücün ve izanın hakkında ifşaatını okuyanlara bir fikir vermeye yarar..
el netice: tanrı sana parmağını sallıyor göklerden.. bi ileri, iki geri...
başka insanların aşkı hakkında ahkam kesebilecek kadar hıncallaşıp, insanî duygulara ilahî bir ambargo koyup sonra da neşeli ördek tarikatı diyince "kutsalıma saygı gösterin!" diye bağıran zihniyetin devamını getiremediği düşünce.
aşk veya insanı coşkuya sürükleyen diğer duygular gayet kişiseldir. isteyen mistik kaynaklara bağlar isteyen hormonlara isteyen başka şeylere. ama ne olursa olsun başkalarının deneyimlerinin hele de açıkça belirtildiği üzere "inanmayanların" aşk deneyimlerinin eksikliği üzerinde ahkam kesme cesareti gösterenler neden sonu vahdete varacak astral bir metaforu anlamaktan kaçınıyor ben de onu anlamıyorum.
aşkı mistik bir kaynağa veya ilahî bir kudrete bağlama çabası bu evrende var olabilecek her kavramı tanrıya bağlamaktan farklı bir çaba değildir. aşkı bağladığımız gibi ben de salt varoluşu bağlayabilirim. yani kurulmaya çalışılan metafor benim açımdan yeni değildir (en az kendi kurduğum kadar orjinallikten yoksundur!).
ama mesele bu da değil. tanrıyı görmek isteyenin illa aşık olması gerekmez, her aşık olanın da tanrıya veya başka bir ilahî güce inanmaya başlaması gerekmez. onu arayan her yerde bulur sadece aşkta değil, bu da yüz yıllardır bilinen bir şey, yeni değil. gelip de başka insanların kutsalı olabilecek aşk hakkında ahkam kesme cesareti gösterip kendi bildiği aşkın gerçek, inanmayanlarınkinin eksik ve sanal olduğunu iddia etmek başka insanların inancıyla dalga geçmekten farklı değil benim gözümde, daha ikiyüzlü bir davranış o kadar.
insan profilini değişmez olarak alan bir bakış açısı. çok küçük yaşlardan beri inanmayan, hiç aşık olmamış olabilir, ancak ilerde ortaya çıkacak bir inançsızlık geçmişte başka bir bünyeye yalıtım ve ölüm korkusunu gidermek üzere bağlanılmadığını göstermez. zaten yargılayıcılık da bu zayıflıkların ortaya çıkmasının önünde net bir engel değildir. herkesin yıllar içinde (hatta birkaç saat içinde bile) her şey olabileceğini de düşünürsek, neredeyse bir düz mantık temsilcisi gibi görünüyor bu iddia.
"hiç aşık olmayan insan tanrıya inanmıyordur" dense belki daha güçlü bir tutarlılığa sahip olabilirdi ama.
bende "ille bir şeye ulaşmak şart mıdır?" serzenişini uyandıran önerme.
soru şu : "aşkın mistik bir kaynağa bağlı olduğu varsayımı hangi cümlemden çıkarıldı anlamıyorum." cımbızla laf çekip sayı kaydetme amacıyla değil ama iyi niyetle sorulan bir soruyu iyi niyetle cevaplamak için alıntı yapıyorum. bana bu çıkarımı yaptıran cümle şudur:
"işin içinde bir 'güç' vardır muhakkak. eğer o gücü hissetmediyseniz, eğer o güce boyun eğmediyseniz kendinizi kandırmayın. siz hiç âşık olmamışsınız."
ben bir güce inanmıyor olabilirim. aşık olduğumu da hissedebilirim. birisi gelip de bana "sen ne tanrıya ne ilahî bir kudrete ne de her ne ad altında olursa olsun bir güce inanmıyorsun. o hâlde aşk sandığın duyguların aslında aşk değildir, sanaldır, eksiktir." diyip uğrunda istersem canımı bile verebileceğim kişiye duyduğum aşkı küçümser, eksik ve sanal olduğunu iddia ederse ben de ona "dötümü ye." derim. belki kibar olmaz ama en azından tutarlıdır*.
dötümü ye kısmı işin zevzek ve kişisel kısmı. naçizâne yapmaya çalıştığım felsefe ise insanın coşku içinde, hissederek, isteyerek yaşaması, aşık olması, mutlu olması ve kahrolması için ille de bir şeylere inanıyor olması gerekmediğidir. burada ali kamber'e de bir selam çakmak gerek. (bkz: l'étranger/@2147479).
eminim bu eleştiriyi daha makul laflarla dile getirebilirdim, biraz laf sokma çabası içinde olduğumu kabul ediyorum ama "aşkın da benim için kutsal olduğunu varsayın. kutsalıma laf edilmesinin gözümü döndürdüğünü düşünün; üzgünüm." deme hakkımı da saklı tuttuğumu belirtmek isterim.
-hebecan sen beni sevmiyormuşsun!
+o nerden çıktı aşkım?
-aşkım deme bana hebecan!bizim aşkımız yalanmış!
+hadeee o ne demek şimdi sevgilim!
-sevgilim de deme bana hebecan!ateistsin sen!
+e ne alaka?
-tanrıya inanmayan insan aşık olamıyormuş hebecan!itü sözlüğün kısmi yazarları tarafından böyle bir önerme sunulmuş!
+hadi ya!e ben şimdi aşık olamayacak mıyım?
-evet hebecan malesef.
+e ne yapalım kader kısmet.alnımızda ne yazılıyorsa o.
-hebecan?
+efendim aminecim.ayırttım biletleri yarın hacdayız!
-aay çok tatlısın hebecaaann...
doğruluğu aşkın nasıl tanımlandığına bağlı olan önerme.dokunmadan, görmeden sadece kalbinde varlığını hissederek sevmek ya da aşık olmak ancak tanrıya inanan insanların yaşayabileceği bir duygudur.
en az " bir kadın esmer değilse eksiktir." önermesi kadar eksik bir önerme.bazı yönleri hiç kimse görmüyor.sevgili arkadaşımız bir hatuna aşık oluyor ve o'nu yaradanın yüce bir güç olması gerektiği, o'nun maymundan gelme olasılığının olmadığı kanaatine varıyor.ben de soruyorum: "be adam bu yaşa kadar hiç mi aynaya bakmadın sen?" kendi güzelliğini farketmeyecek kadar mı meşgulsün? dışişleri bakanı olmadığını hepimiz biliyoruz..
sen aşk'ı farklı tanımlarsın, ben farklı tanımlarım, ayşe farklı tanımlar.ama tanrıya inanmayan insanın aşık olmadığını söyleyemezsin.belki bu önerme tanrı'ya ulaşmak için bir bahanedir.yani şöyle tanrıya ulaşmak istiyorsun fakat önünde duran milyonlarca örnekten birini seçmek yerine, aşk'ı kullanıyorsun!
aşk, senin tanrı'n kadar kutsaldır ahmet'in içinde.bunu bilemezsin.ve sen bu yargıyı dile getirdiğin anda ahmet'e ne kadar saygısızlık yaptığının farkında olmayacak kadar meşgülsün kendini başkalarına kabul ettirmeye çalışarak.bırak dağınık kalsın herkesin tanrı'sı kendine.inanan da aşık olur inanmayan da.