gündem
  1. · kurban bayramı vahşeti
  2. · gece yarısını geçtiği halde sözlükte dolaşan kız
  3. · yatmadan önce dinlenen son şarkı
  4. · allahın belası piç şerefsiz altıncı nesil yazarlar
  5. · domuz gribi
  6. · dersim katliamı
  7. · author
  8. · bir kenan vardı canı sıkılan
  9. · uzaylı sikmek

tanrıya inanmayan insan hiç aşık olmamıştır  

 sayfa  / 2
  1. önermeye göre tanrıya inanmayan bir insan aşık olursa bütün dünyası değişir ve dönüşür. fakat aynı önermeye göre tanrıya inanmayan bir insan aşık da olamaz. ama bunu gerçekten diyebilir miyiz? bu kişiler bugüne dek aşık olmamış olabilir, genel olarak tanrıtanımazlıkla materyalizm eksenindeki düşünce zemini özdeşleştirildiği için, tanrıya inanmayanlar - üstelik de aşk gibi en ilginç - mistik hadiselere inanmayabilirler. bu anlamda "aşk"ın bu kişilerin bıraktıkları incecik çatlaklardan sızması zordur; ama gerçekleşirse aşkın büyüsü ile sarıp sarmalanmış beden ve beyinde bir dalgalanma bir yeniden-üre(t)me süreci başlar. bu da mantığın çöküşü ya da tam tersi biçimde hayata ve evrene duyulan aşkın kendini yeniden üretişine sebep olabilir; ki en büyük aşk öykülerinden birinde aşkın tekil evreden tümele varışı, tekten mutlağa ulaşımı anlatılmaktadır (bkz: leyla ile mecnun)

    önermenin ikinci farklı biçimde okunuşu şöyledir: eğer aşık olmadıysanız tanrıya gerçekten inanıyor sayılmazsınız. tanrının büyüsünü, gücünü, farklılığını kavramanın bir yoludur aşk. zorlu bir süreçtir, eziyetlidir ve bu yüzden sonuca ulaşıldığında tüm anlama nail olunabilir. kişi, aşk duygusuna benliğini yok edecek denli kaptırabilirse kendini, farkında olmadan yeni bir benlik inşa eder ve o vakit anlar hayatın ve evrenin değerini. bu belki bir yoluyla tanrıya inanmanın bir biçimidir, belki de evrenin tüm gizemlerini bir duyguda ve varlıkta toplama girişimi. ne olursa olsun "aşk"tır bu alemin temeli.

    çünkü şairin de dediği gibi "aşk imiş her ne varsa alemde"
    (sinefilolog, 19.12.2007 21:31 ~ 21:42)
  2. konuyu anlaşılır kılan edit: bu başlığı robbiefowler açmış, ilk girisinde de son derece romantik ve bir o kadar cevval bir üslupla "tanrı'ya olan aşkım ve bağlılığım sayesinde ayşeleri götürdüm de ne oldu?" nun ufak bir serzenişinde bulunmuştu. ayşe vardı, güzeldi ama tanrı yoksa o bir hiçti belki de. kim bilir. müthiş bir giriydi; fakat eksikti. ben de şöyle tamamlamışım;

    ilk bakışta mantıklı gibi görünen önerme. cümle palindromik olmasa da okuyunca hoşuma bile gitti inceden. sonra aklıma soykan geldi, ardından erkan, ercan, deniz, erdem, tonozda tost yiyen kumral çocuk falan.

    yalnız şu atlanmış; tanrıya inanmayan insan, bunu çok yüksek ihtimalle aklı yardımı ile yapıyordur. hani fuzuli olmayacaksak şu devirde; yaşamak, üremek, ölmek eylemleri için dünyaya açtığımız gözlerimizin hormonlarımızın da yardımıyla vücuduna ve ruhuna uygun bir eş araması çok da abartılacak bir durum olmasa gerek. hem "tanrıydı madem en mükemmeli, neden ayşe'ye yandın?" diye sorarlar adama. objet petit a, hiç olmadı divan edebiyatı diye bir şey var.
    (vandal mimar, 19.12.2007 21:41 ~ 27.07.2009 11:25)
  3. konu tanrı tanımazların materyalist olması, aşkın da materyalizmin soğukluğuyla bağdaşmayacağı ise, bana göre, örneğin doktorlar da aşık olamaz o zaman.
    öyle ya, bir dişiye basur ameliyatı yapmış ya da kasığındaki kıl dönmesini tedavi etmiş adam başka bir dişiye nasıl aşık olur ki?

    ama yine tebriklerimi sunuyorum, yüz kere aşık oldum, bir keresinde de aklıma hangi hayvandan evrildiği gelmedi.
    artık bundan sonra, kendi kendimi "hormonlarım beni bu halde getiriyo" diye teskin etmeye çalışmıycam. "adam maymundan gelmiş olm nihohahaha" diycem kendi kendime.
    gerçi aşık olduğun insanın nasıl oluştuğunu sorgulamak mı daha az materyalist bir yaklaşımdır yoksa tanrıya inanmamak mı bilemedim ama ossun artık..
    (kum, 19.12.2007 21:55)
  4. gözlerimden bana her şeyin ardındaki gücü hatırlatan yaşlar yanaklarıma doğru süzülürken okuduğum cümledir. bir sonraki aşkı bulacağım zamanın daha çok uzaklarda olacağını sanan yorgun kalbim pıt pıt atarken gönlüm bir anda aydınlandı, varlıkla kırılgan ruhum arasında duran o kesif ve bungun sis perdesi aralandı.

    kayser sozer gibi ömrümü adadığım giriler yazmadan ve sarhoş ejderha gibi sözlük ekolü oluşturacak bir tarza sahip olmadan içimden dökülenlere kulak kabarttığımda dudaklarımdan şu cümle döküldü: tanrıya inanmayan insan hiç nefes almamıştır (ve gizli eşcinseldir).

    aldığım her nefes, sebebini ve anlamını açıklayamadığım bir evrende bir kaç saniye daha geçirmem demekti. ben aşk ateşiyle kavrulurken evrenin uzak köşelerinde galaksiler birbirleriye çarpışıyor, evrenin sonunu getirecek termodinamik kıyamete ağıt yakan süpernovalar kara deliklerin şiirsel hawking ışımaları ile avunuyordu. bütün bu sonsuzluk gibi gelen boşluk içinde yıldız tozlarını ve benim gözlerimden dökülen yaşları aldığım o nefes birbirine bağlıyordu.

    ve ciğerlerim... ben ilahî bir aydınlanma anında aldığım her nefesle varlık alemiyle ruhum arasında sisleri aralarken karşıma geçip de o nefesi aldığım ciğerlerin aslında balık solungaçlarından evrildiğini söyleyecek adamın solungaçtan bozma ciğerlerini eline verebilirdim.

    aldığım her nefes her şeyin ardındaki gücün bana gönderdiği bir işaret oldu benim için. yıldızları ve benim yorgun ama mağrur pıt pıt atan kalbimi birbirine bağlayan nefesler birer tesadüf olamaz. aralık dudaklarımdan süzülen hava taneciklerinin hangi şiirsel brown patikalarını izlediğinin bir teorisi olamaz. işte o yüzden diyorum ki, aldığı her nefeste o gücü hissetmeyen insanın tanrıya inanıyor olması mümkün değildir. tanrıya inanmayan insan hiç nefes almamıştır.

    bu arada, başkasının aşkı hakkında ahkam kesen de dötümü yesin benim.

    edit: başlığı açan yazar uçtuğu için benim de kendimce parodisini yaptığım girisi silindi, boynum bükük kaldım böyle.

    (bkz: yazarlar uçmasın, giriler silinmesin!)
    (recai pengül, 20.12.2007 21:34 ~ 19.12.2008 17:53)
  5. (bkz: tanrı sensin tanrı aşkı da götüne girsin)
    (dream of the endless, 20.12.2007 21:39)
  6. belki de dünyadaki tanımlanması en zor iki şey üzerine** kurulmuş olduğundan üzerine sayfalarca yazılabilecek, yazmakla bitirilemeyecek bir tespit.

    bakış açılarını genişletmek isteyenlerin national geographic'in "aşk delilik mi?" kapaklı sayısına bi bakmalarını öneririm.

    ha bir de şöyle birşey belki alakalıdır:
    "tanrılık öyle bir şeydir ki; ilahlar vardır ama ilah yoktur"
    nietzsche
    (power of the right, 20.12.2007 22:13)
  7. aşık olup da tanrıya inanmayan insanla karşılaşmamış bir insanın söyleyeceği söz.
    (anarchistrockstar, 20.12.2007 22:53)
  8. (bkz: sana bakmak)
    (blungel, 20.12.2007 23:18)
  9. başka insanların aşkı hakkında ahkam kesebilecek kadar hıncallaşıp, insanî duygulara ilahî bir ambargo koyup sonra da neşeli ördek tarikatı diyince "kutsalıma saygı gösterin!" diye bağıran zihniyetin devamını getiremediği düşünce.

    aşk veya insanı coşkuya sürükleyen diğer duygular gayet kişiseldir. isteyen mistik kaynaklara bağlar isteyen hormonlara isteyen başka şeylere. ama ne olursa olsun başkalarının deneyimlerinin hele de açıkça belirtildiği üzere "inanmayanların" aşk deneyimlerinin eksikliği üzerinde ahkam kesme cesareti gösterenler neden sonu vahdete varacak astral bir metaforu anlamaktan kaçınıyor ben de onu anlamıyorum.

    aşkı mistik bir kaynağa veya ilahî bir kudrete bağlama çabası bu evrende var olabilecek her kavramı tanrıya bağlamaktan farklı bir çaba değildir. aşkı bağladığımız gibi ben de salt varoluşu bağlayabilirim. yani kurulmaya çalışılan metafor benim açımdan yeni değildir (en az kendi kurduğum kadar orjinallikten yoksundur!).

    ama mesele bu da değil. tanrıyı görmek isteyenin illa aşık olması gerekmez, her aşık olanın da tanrıya veya başka bir ilahî güce inanmaya başlaması gerekmez. onu arayan her yerde bulur sadece aşkta değil, bu da yüz yıllardır bilinen bir şey, yeni değil. gelip de başka insanların kutsalı olabilecek aşk hakkında ahkam kesme cesareti gösterip kendi bildiği aşkın gerçek, inanmayanlarınkinin eksik ve sanal olduğunu iddia etmek başka insanların inancıyla dalga geçmekten farklı değil benim gözümde, daha ikiyüzlü bir davranış o kadar.
    (recai pengül, 21.12.2007 11:59 ~ 24.12.2007 18:41)
  10. (bkz: uyudum uyandım hala bunu gördüm)
    (basima trajik bir olay gelsin istiyorum, 21.12.2007 12:25)
  11. insan profilini değişmez olarak alan bir bakış açısı. çok küçük yaşlardan beri inanmayan, hiç aşık olmamış olabilir, ancak ilerde ortaya çıkacak bir inançsızlık geçmişte başka bir bünyeye yalıtım ve ölüm korkusunu gidermek üzere bağlanılmadığını göstermez. zaten yargılayıcılık da bu zayıflıkların ortaya çıkmasının önünde net bir engel değildir. herkesin yıllar içinde (hatta birkaç saat içinde bile) her şey olabileceğini de düşünürsek, neredeyse bir düz mantık temsilcisi gibi görünüyor bu iddia.

    "hiç aşık olmayan insan tanrıya inanmıyordur" dense belki daha güçlü bir tutarlılığa sahip olabilirdi ama.
    (sonador, 21.12.2007 12:42)
  12. bende "ille bir şeye ulaşmak şart mıdır?" serzenişini uyandıran önerme.

    soru şu : "aşkın mistik bir kaynağa bağlı olduğu varsayımı hangi cümlemden çıkarıldı anlamıyorum." cımbızla laf çekip sayı kaydetme amacıyla değil ama iyi niyetle sorulan bir soruyu iyi niyetle cevaplamak için alıntı yapıyorum. bana bu çıkarımı yaptıran cümle şudur:

    "işin içinde bir 'güç' vardır muhakkak. eğer o gücü hissetmediyseniz, eğer o güce boyun eğmediyseniz kendinizi kandırmayın. siz hiç âşık olmamışsınız."

    ben bir güce inanmıyor olabilirim. aşık olduğumu da hissedebilirim. birisi gelip de bana "sen ne tanrıya ne ilahî bir kudrete ne de her ne ad altında olursa olsun bir güce inanmıyorsun. o hâlde aşk sandığın duyguların aslında aşk değildir, sanaldır, eksiktir." diyip uğrunda istersem canımı bile verebileceğim kişiye duyduğum aşkı küçümser, eksik ve sanal olduğunu iddia ederse ben de ona "dötümü ye." derim. belki kibar olmaz ama en azından tutarlıdır*.

    dötümü ye kısmı işin zevzek ve kişisel kısmı. naçizâne yapmaya çalıştığım felsefe ise insanın coşku içinde, hissederek, isteyerek yaşaması, aşık olması, mutlu olması ve kahrolması için ille de bir şeylere inanıyor olması gerekmediğidir. burada ali kamber'e de bir selam çakmak gerek. (bkz: l'étranger/@2147479).

    eminim bu eleştiriyi daha makul laflarla dile getirebilirdim, biraz laf sokma çabası içinde olduğumu kabul ediyorum ama "aşkın da benim için kutsal olduğunu varsayın. kutsalıma laf edilmesinin gözümü döndürdüğünü düşünün; üzgünüm." deme hakkımı da saklı tuttuğumu belirtmek isterim.
    (recai pengül, 21.12.2007 14:33 ~ 14:53)
  13. tanrıya inanmayan insan çok aşık olmus sevipte kavuşamamıştır! şöle de açıklayabiliriz hangi dua seni bana getirdiki? o yüzden tanrı yok!

    bu sadece varsayım... aynı bu başlık gibi..
    (kupa kızı juliet, 21.12.2007 14:41)
  14. yanlış bir önermedir. zira tanrıyla aşkın bağdaşan yönleri yoktur. tanrıya sonsuz ve karşılıksız sadakat vardır. kulluk vardır. o kadardır.
    (seemann, 21.12.2007 14:46)
  15. (bkz: face of melinda)
    (zinzoline, 21.12.2007 16:13)
  16. (bkz: hehe)
    (eglaia, 21.12.2007 18:32)
  17. -hebecan sen beni sevmiyormuşsun!
    +o nerden çıktı aşkım?
    -aşkım deme bana hebecan!bizim aşkımız yalanmış!
    +hadeee o ne demek şimdi sevgilim!
    -sevgilim de deme bana hebecan!ateistsin sen!
    +e ne alaka?
    -tanrıya inanmayan insan aşık olamıyormuş hebecan!itü sözlüğün kısmi yazarları tarafından böyle bir önerme sunulmuş!
    +hadi ya!e ben şimdi aşık olamayacak mıyım?
    -evet hebecan malesef.
    +e ne yapalım kader kısmet.alnımızda ne yazılıyorsa o.
    -hebecan?
    +efendim aminecim.ayırttım biletleri yarın hacdayız!
    -aay çok tatlısın hebecaaann...

    bu mudur?

    (bkz: sözlük bana sabır ver)
    (onbeşdakikareklammıolurbekardeşim, 21.12.2007 19:11)
  18. doğruluğu aşkın nasıl tanımlandığına bağlı olan önerme.dokunmadan, görmeden sadece kalbinde varlığını hissederek sevmek ya da aşık olmak ancak tanrıya inanan insanların yaşayabileceği bir duygudur.
    (masal, 21.12.2007 19:34)
  19. en az " bir kadın esmer değilse eksiktir." önermesi kadar eksik bir önerme.bazı yönleri hiç kimse görmüyor.sevgili arkadaşımız bir hatuna aşık oluyor ve o'nu yaradanın yüce bir güç olması gerektiği, o'nun maymundan gelme olasılığının olmadığı kanaatine varıyor.ben de soruyorum: "be adam bu yaşa kadar hiç mi aynaya bakmadın sen?" kendi güzelliğini farketmeyecek kadar mı meşgulsün? dışişleri bakanı olmadığını hepimiz biliyoruz..

    sen aşk'ı farklı tanımlarsın, ben farklı tanımlarım, ayşe farklı tanımlar.ama tanrıya inanmayan insanın aşık olmadığını söyleyemezsin.belki bu önerme tanrı'ya ulaşmak için bir bahanedir.yani şöyle tanrıya ulaşmak istiyorsun fakat önünde duran milyonlarca örnekten birini seçmek yerine, aşk'ı kullanıyorsun!

    aşk, senin tanrı'n kadar kutsaldır ahmet'in içinde.bunu bilemezsin.ve sen bu yargıyı dile getirdiğin anda ahmet'e ne kadar saygısızlık yaptığının farkında olmayacak kadar meşgülsün kendini başkalarına kabul ettirmeye çalışarak.bırak dağınık kalsın herkesin tanrı'sı kendine.inanan da aşık olur inanmayan da.

    fazla uğraşma bu konu çok uzar...
    (odium generis humani, 21.12.2007 19:59 ~ 20:00)
  20. tasavvufi boyuttan olaya bakıştır kendileri.
    (şerbet, 21.12.2007 20:32)
  21. (bkz: halk içinde hakk ile olmak)
    (kara hilal, 21.12.2007 20:34)
  22. (bkz: mevlana)
    (bkz: mesnevi)
    (bkz: yaradılanı severim yaradandan ötürü)
    (right lane must exist, 10.01.2008 17:05)
  23. (bkz: genellemem tuttu tümevarasım var)

    not: başlığı açan uçtu gitti. ah ne kahraman, ne cesur, ne güzel çocuklardı onlar.
    (ahmak ı hayal, 19.12.2008 17:47)
  24. (bkz: lan)
    (vanguard, 19.12.2008 18:35)
  25. platonik anlamda doğru cümledir. bu analojiyi ilk çıkaran hergele odur zaten. ona göre herhangi bir şeyin gözümüze güzel görünmesinin sebebi onun tanrısal ideadan aldığıdır. bu platon'un estetik felsefesi. yani bir kız ne zaman güzeldir. bize en tanıdık geldiği zaman. yani biz tanrıyla bir şekilde içsel bağlantılara sahibizdir ve bu yüzden her şeyin idealinin nasıl olduğunu tanrıdan ötürü biliyor hissediyoruzdur. kızın da işte bu bizim bildiğimiz ideayı bize ne derece çağrıştırıyorsa o derece aşık olunasıdır. yani bize o derece tanıdık gelir, o derece bir gizli yakınlık duyarız, o derece bir hoşlanma hissi yaşarız, çünkü her şeyini beğenir birbirine uygun ve olması gerektiği gibi buluruz. çünkü biz zaten onu idealar dünyasından bir yerde tanıyoruzdur.

    bu tıpkı yakın akraba, yeğene falan olan bir çocuğa duyduğunuz özel sevgi gibi bir şeydir. onu seviyorsunuzdur, çünkü sizin ya da kardeşinizin çocuğu olan el kadar bebek bir minyatür gibidir, resmen bildiğiniz ve çok sevdiğiniz bir şeye benziyordur ve bu içinizi hem şaşkınlık hem de sevgiyle doldurur. bir insanın birisine aşık olması da bunun aynısıdır, sizin idealar dünyasından bildiğiniz imgenin tam beklediğiniz gibi bir tezahürüdür karşınızdaki ve bu yüzden ona yakınlık duyarsınız. aşk budur. peki idealar dünyası nedir? idealar dünyası tanrının birer uzantısı olan düşünsel ilk suretlerdir.

    diğer bir deyişle platonik anlamda birisine aşık olmak aslında sizin tanrısal mükemmelliğe olan sevginizden ve o mükemmelliğin çekiciliğinden kaynaklanır.

    bunu biz türkler olarak güzel bir kız görünce birden bire allah'a olan inancımızın depreşmesi ile de yaşıyoruz. kimimiz allah hakkaten var diye içinden geçiriyor. çünkü birinin özene bezene yaratmış olması lazım o kızı, kendi kendine oluşmuş olamaz yani böyle bi şey.

    platonik olmayan anlamda da nispeten bir doğruluğu vardır bu sözün. çünkü hem tanrı inancı hem de aşk, niteliği yaşamayan tarafından bilinemeyen ve dünyadan kendiliğinden türetilemeyen olgulardır. üreme ihtiyacı sonucu birisi ile birlikte olmayı isteyebilirsiniz de aşk nedir yani? aç kalınca herhangi bir yemek yiyebiliyorsunuz, bazılarını biraz sevebiliyorsunuz. ama bir yemeğe eroin çeker gibi bağlanıp hep onu yemeyi istemek gibi bir şey yaşamıyorsunuz. buna karşılık üreme ihtiyacı bazen yemek yer gibi karşılanabiliyorken bazen irrasyonel ve dışarıdaki bir insana tarif edilebilirliği, herkesçe deneylenebilirliği (=bilimsellik) olmayan bir nedenden ötürü bağlanıyorsunuz. benim mesela aşık olduğum bir kız vardı, 3-4 sene divane oldum, gözlerim karardı. kızı başkaları da güzel bulurdu, ama kimse aşık değildi. kimi de saçmaladığımı düşünüyordu. nesnel olarak bakarsan evet, öyle bir şey hissetmem için dünyevi bir sebep yok. ama o kızla aramda bir yakınlık, özel bir bağ olduğuna ve az biraz konuşsak onun da bunu çat diye anlayıp farkedeceğine, bunun karşılıklı olduğuna emindim. nesnel bir kanıtım var mı, yok. bu içsel bir olgu. tıpkı tanrının varlığına olan inanç gibi. nasıl aşık olmak bir yanılsama değilse bu da değil.

    o yüzden zaten tasavvufi metinlerde falan tanrı ile olan ilişkiye hep aşk denir. çünkü bu ikisi aynı olguyla ilgili bir metaforik bağlantıya sahiptir. aynı türden bir "bilgi"dir tanrının varolduğu ve kızın da sizi farketmişliği.
    (earendill, 19.12.2008 18:55 ~ 18:56)
 sayfa  / 2

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil