elinizde mantıklı, somut sebepler yoksa, bir şeyin yok olduğunu söylemek için kainatın heryerine bakmak gerekir, mesela kalem yoktur dersem dünyayı bırakın, mars jüpiter, samanyolu falan bunların hepsini incelemek gerek.eee kainat da sonsuz gibi(genişliyormuş) birşey olduğu için allahın yok olduğunu söylemek için sonsuz zaman ve mekana ihtiyaç var ki...* ayrıca hiçbir veri olmadan bile şu bakınız ile basit faydacı mantık yürütülebilir. -en azından- (bkz: @228339)
idealizm kökenli her düşüncenin saçma olduğuna inanmak, gerçeküstü seylere inanmamak ve onların var olmadığına dair değil var olduğuna dair bir kanıtın olması gerektiğini düşünmek tanrıya inanmama sebeplerindendir.
kaderimiz çiziliyse kararlarımızdan niye sorumlu tutuluyoruz?
yok eğer hür irademiz varsa, niye bazı şeyleri seçtiğimizde cehenneme atılıyoruz?
biz seçimlerimizde özgürüz, kader sadece tanrı'nın bizim seçimlerimizi önceden bilip takdir etmesidir diyerek bu işin içinden çıkmaya kalkmayın. insan verdiği kararları çevresindeki koşullara ve faktörlere göre verir. bu koşullar ve faktörler ise tanrı'nın kontrolü altında, hatta onun sebep olduğu şeyler olduğundan, tanrı eğer denilen vasıflara sahipse, insan gerçekten özgür olamaz. durum bu olmasa ve tanrı insanı gerçekten özgür kılabilecek (ve kılmış) olsa, yani insanın kararları konusunda tanrı'nın hiçbir kontrolü olmasa, o zaman da bu durum tanrı'nın özgürlüğünü kısıtlar. insanın özgürlüğü ve iradesi tanrı'nın mutlak iradesiyle çelişir. insan gerçekten seçimlerinde özgürse ve tanrı'nın bunda hiçbir rolü yoksa, fonksiyonu sadece bunları baştan bilmekten ibaretse, bu tanrı'nın gücüne sınır koyar. tanrı her şeye kadir olduğuna göre, bizim seçimlerimiz de onun onayı ve bilgisi dahilindedir. hatta çevremizdeki her şeyi o yarattığından, seçimlerimiz de dolaylı olarak onun sebep olduğu şeylerdir. dolayısıyla, hem tanrı hem de insan bir arada özgür olamaz. cüz-i irade ve külli irade ayrımı da bu işi çözmeye yetmez. bu çelişki dinlerin doğasında vardır ve din adamları bunun içinden ağızlarıyla kuş tutsalar çıkamazlar.
seçme yeteneğimiz var, fakat bazı şeyleri seçmememiz isteniyorsa bu yeteneğin ne kadar anlamı var?
tanrının gerçekten varolduğunu farz edelim. benim niye ona tapınma zorunluluğum var? eğer benim herhangi birine, bu biri benden çok daha güçlü bile olsa, tapınmayı reddetme yeteneğim varsa (eğer bunu seçebiliyorsam, böyle bir yeteneğim var demektir), o zaman bu yeteneği kullanmaktan dolayı neden ceza görmem gerekiyor? eğer itaat istiyorsa, neden itaat etmeme yeteneğini de veriyor insana? yok eğer başka türlüsünden zevk alamıyorsa, o zaman "peki bu tanrı sadist midir?" sorusu gündeme gelir.
tanrı her şeyi biliyorsa (geçmiş, gelecek, vs), o zaman geçmiş de, gelecek de daha yaratılış anında belli demektir. belli olan bir şeyi değiştirmek için, kitap, peygamber, vs göndermenin mantığı ne o zaman?
insan bugünkü şekliyle yaratıldıysa, bilim adamları kazı bölgelerinde neden iskelet yapısı günümüz insanına uymayan (daha bir maymuna benzeyen) fakat yanı başında taştan delici ve kesici aletler bulunan iskelet örnekleri bulmaktadır? (bunların yüzlerce örneği var).
insanlar ademle havva'dan türediyse, ve evrim, dolayısıyla da bununla bağlantılı olarak "çevre koşullarına bağlı modifikasyon" diye bir şey yoksa, neden dünyanın dört bir yanındaki insanların vücut özellikleri, deri renkleri vs. farklıdır?
kişinin, psikolojisinin ve bedeninin, içerisinde yaşadığı hayat karşısında ne kadar güçsüz, zayıf ve hatalı olduğunu anlaması. kaldıramayacağı derecede acılar çekmesi. bedeninin parçalandığını hissetmesi. yaşadığı hayata anlam verememesi. dünyada bu kadar fazla şiddetin, acımasızlığın, eşitsizliğin ve haksızlığın oluşu. "kim yarattığı eserin bu kadar boktan bir hale gelmesine izin verir ki?" düşüncesi. bu dünyada kimseye kötülük etmediğim halde, kurallara uymadığım için ileride yanacağım tipinde varsayımların öne sürülmesi. afrika'da akbabalara yem olan, açlıktan ölmeyi bekleyen çocukların varolması. doğal felaketler sonrasında sokakta kalan küçük çocukların tecavüze uğraması. tüm bu olanlara anlam verememek.
dünyada 6 milyar insan varsa, ve bunların 5.8 milyarı şöyle ya da böyle bir tanrıya inanıyorsa ve dünya bombok durumda ise, bu din felsefesini incelememiş bir insan için başlı başına bir tanrıya inanmama sebebidir. veya kendisini bu 5.8 milyar insandan daha zeki olduğuna inanan bir insan için sadece sahip olduğu bu üstün zeka, tanrıya inanmamak için bir başka sebeptir. ki istatiksel olarak yine bu 6 milyar insan içinden 200-300 milyon insanın tanrıya inanmamak için sebepler bulması gayet normal karşılanması gereken bir durumdur.
kuran'ı okuyup "ticari anlaşmalarda şahit olarak yanınızda bir erkek bulundurunuz. eğer erkek yoksa en az iki kadın bulundurunuz" öğütünü görmek... akabinde kuran'ın geri kalanını okumak.. ve yazılanları saçma bulmak.
edit: bu biraz islama inanmama sebebi olmuş sanırım.
bakara suresinin 6.-7. ayetlerinde anlatıldığı üzere, inanmayan kişinin kendi inadını kırmadıkça aksini kabul etmeyeceği sebeplerdir. arıların burada dile getirdikleri sebeplerin her birine ben cevap verebiliyorsam, yeterince açık görüşlü düşünebilen her arı da aynı cevaplara ulaşabilir.
allah kaldıramayacağı büyüklükte bi kaya yapsın. yapamıyosa gücünün yetmediği bi şey vardır, yok eğer yapabiliyosa o zaman yine gücünün yetmediği bi şey vardır. eee??
küçükken aklıma gelen bi şeydi, o zamandan belliymiş ne olacağım ama düşünceler zamanla çoook daha derinlere iniyo tabi..düşünmek lazım..