öncelikle tanrı diye tek kelimede değindiğimiz kavramın aslında ayrı ayrı incelenmesi gereken birden fazla özelliği olduğunu belirtmek gerek. bu özellikler, her şeyi yaratmış olma (her şeyin sebebi olma), her şeyi bilme ve her şeye gücü olma şeklinde isimlendirilebilir. her şeyi yaratmış olan ama her şeyi bilmeyen, ya da her şeyi bilen ama her şeye gücü yetmeyen farklı üstün kavramlar tanımlanabilir. islâmiyette ise tanrı bu üçünün birleşimidir. (islâmiyet, bunlara ek olarak tek bir tanrının (
allah) var olduğunu da söyler.)
bu üç özelliğe bakılırsa, her birinin, ifadeleri gereği paradokslara kapı açtığı ortadadır: her şeyi yaratan varlığı kim yaratmıştır? her şeyi bilen varlık bize yarın ne yapacağımızı söylerse tersini yapamaz mıyız (her şeyi bilen varlık ile iradenin karşılıklı dışlaması)? her şeye gücü yeten varlık kaldıramayacağı taş yaratabilir mi? inceleyelim.
yaratan: bir varlığın olmadığı bir geçmiş ve olduğu bir gelecek varsa, bu varlığın, bu iki zaman aralığının temas ettiği noktada yaratılmış olduğunu söyleriz. hâlbuki zaman, dolayısıyla geçmiş ve gelecek bu evrenin özellikleridir. dolayısıyla bir yaratma eylemi ancak bu evren içerisinde vuku bulabilir ve evrenin kendisine uygulanamaz. yaratma eylemine sebep olma olarak bakmak da durumu değiştirmez. fizikçi bakış açısıyla konuşmak gerekirse, evrenin sebebi olamaz. yaratan özelliği akılcı
* değildir. (bir şeyin akıl dışı
* olması imkânsız olduğu anlamına gelmez, oturup o şeyi tartışmanın saçma olduğu anlamına gelir.)
bilen: bu özellikle ilgilli en sık tekrar edilen itiraz şudur: kaderimiz yazılıysa yaptıklarımızdan niye sorumluyuz? aynı anda hem geleceği bilen bir varlığın (kısmen bilmesi bile yeterlidir) hem de iradesi olan bir varlığın aynı sistemde bulunması çelişkilere yol açar.
newcomb paradoksunda bu durum çok güzel ortaya konulmuştur. akılcı yaklaşıma göre ya geleceği bilen bir varlık yoktur ya da irade. iradenin olduğu durumda bilen özelliği akılcı değildir. iradenin olmadığı durumda ise sorumluluk yoktur. (buradaki sorumluluk tanrısal anlamdadır, ahlâki anlamda değil.)
gücü yeten: üzerine en çok atılıp tutulan özellik bu olsa da bence en sorunsuz olanıdır. kendi evrenimiz üzerinde tanrının her şekilde etkisi olabileceğini hâyal etmek mümkündür. burada inanan kişi, akıl sınırları içerisinde kalmak istiyorsa kendini tutmalı ve "sadece bu evrende diye sınır koymaya gerek yok" diye çıkışmamalıdır. hâlen pek çok fizikçi fizik yasalarının tanrının iradesi ile eş değer olduğuna inanmaktadır. bu akılcıdır. ama daha fazlası değil.
görüldüğü gibi tanrı diye atıp tuttuğumuz kavram pek çok açıdan akla uygun değildir. dolayısıyla bu konuda ne mantık, ne matematik, ne fizik, ne de biyoloji bize yardımcı olabilir. ha akıl akıl dediğimiz de bir kafatası hacmine sıkışmış küçük bir sinir yumağıdır diyebilirsiniz. haklısınızdır. ama ben de derim ki, elimde o sinir yumağından daha iyi bir araç yoksa ben ne yapayım?