öncelikle o dayanılmaz yalnızlık hissi. paylaşacak onca(herşey) şeyin olmasına rağmen sana yakın biriyle paylaşamıyorsun, olmuyor:
- bak burasını biz yarattık!
- "biz" derken allah'ım.
- "ben" demek istedim, alışkanlık işte...
- anladım.
- nasıl ama! nasıl yaratmışım?
- hımm, güzel olmuş.
- arkadaş olduğumuza göre senin için de bir şeyler yaratabilirim, istemen yeter.
- zahmet olmasın dostum.
- yok canım, arkadaşlar arasında zahmetin lafı mı olur. zaten çok zor bi'şey değil, "ol!" diyince oluveriyor.
- hadi be, yeme beni şimdi!
- valla kanki.
- valla mı?
- valla.
- ?!?!.?...
kendine denk bir tanrı yaratsa bile asla emin olamayacak bu dostluktan:
- acaba bizi kendisini yarattığımız için mi seviyor yoksa bizi biz olduğumuz için mi?
en büyük zorluluğu yarattığı onca insanoğlunun sorunlarına yetişememesidir bence. gerisini bilmem. ha bu kanıya nerden mi vardım? benimle hiç ilgilenmez kendisi.
herkesin hep bir ağızdan konuşması, sürekli her işi kendisine havale etmesi. bir de anlaşılamamak sözkonusu "ben ne diyorum, siz ne anlıyorsunuz " diye içerlemek.
herhalde kulu olarak gördüklerini yargılamaktır. sen onca emek ver, özen, oku, büyüt, yetiştir, sonra öldür, ama neymiş; onun sözü dinlenmemiş diye cehenneme at. üstelik bu duruma bir insan gibi kız, köpür, sinirlen. benim sözümü dinlemezsen seni hede hödö yaparım dediğin halde sözünün dinlenmemesi de bir tanrıyı oldukça sinirlendirir sanırım.
"var mıyım yok muyum? benden başka ilah var mı ? ben yaratıldım mı acaba?" soruları kendi kendine sorarken bunu dışarıya yansıtmamak ve ve hatta bunu kompleks haline getirip insanlara doğmadım yaratılmadım ulan diye emirler yağdırmak şüphe edeni de cehennemde yakmak. sonrada iyi tanrıyı oynamak.
not: bakmayın bana öyle tanrıyı insan yerine koyan ve bir başbakan, bir patron gibi tepkiler vermesi gerektiğine inanan sizsiniz. yok sıkılıyormuş ,yok zorlukları varmış . mutlak gücün zorluğu mu olur lan?*
her şeyden önce, iyi tanımadığım biri hakkında gelişigüzel konuşmanın beni pek mutlu etmediğini belirtmeliyim. ama o her yerde ve her zamanda olduğu için arkasından konuşmuş olmuyorum; bu da içimi rahatlatıyor.
onu tanımadığımı söyledim. bunun ardında öyle gizemli ve ruhani sebepler aramayın sakın; daha basit bir açıklaması var:
bir, sizin de bildiğiniz gibi, birini tanımak demek, onun kişiliği hakkında enikonu bir bilgiye sahip olmak demektir. onun kişiliği hakkında gizli, kıyıda köşede kalmış( belki kendisinin bile fark edemediği ) ne kadar çok bilgiye sahip olursak onu o kadar( belki kendisinden daha ) iyi tanımış oluruz.
iki, birinci şartın gerçekleşmesi için pek tabi ki tanımaya çalıştığınız kişinin bir kişiliği olmalı.
en alelade kişiliğin bile oluşması için atalardan miras kalan genlere, acı tatlı deneyimlere ve (okulda ve hayatta edinilen ) eğitime ihtiyaç vardır. ulaştığım sonucu tahmin etmenize rağmen yazmak istiyorum:
tanrı’nın, onu tanımamız yolunda bize faydalı olabilecek bir kişiliği yok; çünkü o, ne düşünce, davranış ve inançlarını(?)(ne yazık ki tanrı bunlara da sahip değil) şekillendirecek deneyimlere, ne genlere, ne de( mutlak bilginin yegâne sahibi hakkında konuştuğumuza göre ) eğitime sahip.
durum böyle olunca onun hakkında sahip olduğum bilgileri, yazdığı(nı sandığım) birkaç kitaptan ve onu tanı(dığını sa)yan birkaç kişinin ilettiklerinden edinmek zorunda kaldım. iş böyle olunca onu nasıl iyi tanıyabilir, anlayabilirim.
böyle işte. bırakın anlaşılmak, varlığını kanıtlamak bile dert o'nun için.
mükemmeliğin verdiği sıkıcılıkla kös kös oturmaktır. bi çıkmaza girmeden olmazki. o çaresizliklerdir hayatımızın anlamı atraksyonu. tanrı da olsan bi yere kadar içi bayılır adamın.
var olmadığın halde dünyanın bütün pisliklerinin üzerine yapışmasını düşün.
sen yokken, milletin senin adını kullanıp nefretlerini insanların üzerine kustuğu bir dünya düşün.
zorluğu falan yok lan, sen yokken ne yaparlarsa yapsınlar.
tanrı olmak zordur.çok yoğun bir yaşamınız olur.zaman çok değerlidir sizin için.uyumaya bile zaman kalmadığı olur bazı zamanlar.birçok sorumluluk gerektirir ayrıca tanrı olmak.dışardan göründüğü gibi kolay değildir.bazı şeylerden fedakarlık etmek demektir.
insanoğlunun altından kalkamayacağı zorluklar olur kendileri. "evren olsun" diyorsun, evren oluyor, "ışık olsun" diyorsun ışık oluyor, dayanılmaz zorluklar bunlar, bazen dur bakalım n'olacak lan acaba diye düşünüp sadece "ol" diyosun gene bişiiler oluyor hayret ediyorsun, "yahu sıkıldım evde otur otur otur, ben de bi işin ucundan tutayim" desen, "sen tanrı'sın, olmaz, otur oturduğun yerde" diyorlar.. şeytan diye birisi çıkıyor durduk yere emirlerine bozuk atıyor, hepten bunalıma giriyorsun. bu cihanda tanrı olmak gerçekten zor iki ögüzüm, gözüm çıksın emi, gözüm yazacağıma ögüzüm yazdım. böyle hatalar yaptığım için tanrı olamadım galiba, hak veriyorum.