doğru ve gerçek olana bir açlık duyuyor, onu arzulayıp sürekli olmasa da arada düşüncelere gark oluyorsanız ulaşacağınız sonuç ne olursa olsun kendinize sormaktan korkmamanız gereken masum bir soru.
"her soru masumdur ve kötü de olsa bir cevabı vardır. cevabı bulmaya hevesli bir bulmacaseversen başlaman gereken mihenk taşıdır diyebilirm bu soru için. ardında bulunan gerçekten her ne kadar korkutsa da adım atmaktan vazgeçme, her şey sadece bir adım atman ile çözülecek çorap söküğü gibi. ve gerçeği öğrenmenin hazzını yaşayacaksın." kedime nasihatler, kral arthur
arthur amca ne güzel demiş değil mi a martıseverler. bir şeylere saçmalık bu demeden önce üzerinde birazcık bile olsa yansız düşünme yetisinden yoksun kişiler "sana ne kardeşim işine bak. takıl kendi halinde. inanmazsan inanma bu sana demogoji yapma hakkı vermez" şeklinde sonuçlandırırlar mevzuyu. çünkü onlar kendilerinden önce gelenlerin kölesi, bağımlısı, muhabbet kuşudur. onlara tek tavsiyem bildikleri her türlü kuraldan biraz olsun ayrılıp düşünebilmeyi, daha az suçlayıcı ve basit, ince zekadan yoksun tümceler yerine mantıklı tümceler kurabilmeyi denemeleridir. öyle bu halilin lafı, bu hikmetin boku diyerek bir işin içinden çıkamazsınız.
tanrı ya atfedilen insansı yönler düşünüldüğünde - görmek, duymak, bilmek, bağışlamak, cezalandırıcı olmak gibi -insanın tanrı yı yarattığı cevabı akla daha yatkın olan sorudur. ama tabi bundan daha önemli olan soru - bence - inanmayanların demagoji yapmamak adına susmaları mı gerektiği. koooskoca felsefe tarihini neremize sokmamız gerektiğiyle ilgili bu sorunun cevabı da. getirin bana ben sokarım alabildiği kadarını. kalanını da tepkili olanlar alır. siz sağ spinoza selamet o saatten sonra. ateist olan o kadar filozofun aklına koyayım zaten ben. salak adamlar, madem inanmıyorsunuz ne konuşuyorsunuz. hayret ya.
"insan hayatı sorgulayarak tanrıyı zaten yaratmıştır, sorulması gereken tanrı da insanı yaratmış mıdır? tanrının insanı yaratmış olduğu düşüncesi insanın tanrıyı yaratmasını engellemiyor, ikilem söz konusu değil." şeklinde cevaplanabilecek olan soru.
cevap vermeye çalışırken gerzek konumuna düşmemeyi gerektiren sorudur.
hangi felsefeci doğruya yaklaşmıştır, hangisi yakalamıştır onu bilemeyiz tabi; ama ateist filozoflara "inanmıyorsan sus be kardeşim sanane" demek ne kadar akıllıca ne kadar gerzekçedir siz karar verin artık. çıkartın felsefe tarihinden ateist filozofları elinizde ne kalacak bakalım, ondan sonra tekrar konuşuruz. ama doğru ya, ne gerek var fesefeye değil mi? tanrı birkaç kitap göndermiş nasılsa, oku onları gerçek orada. gerzek felsefeciler sizi.
cevabı bellidir. elbette insan yaratmıştır. böyle obsesif ve sadist bir tanrı imajını(özellikle hak dinlerdeki) başka hiçbir varlık yaratmış olamaz. (bkz: allah/@1492570)
yine de gelin görün ki, yine bir insanın yazdığı kitabı; koskoca bir filozofların yazdığı kitaptan üstün göremeyiz. sonuçta hepsi insan çıkışlıdır ve elbette ki her biri de incelenmelidir.
lakin yine de filozofların yazdığı üstündür. onlar en azından insanları kandırma hevesiyle, güç kazanma amacıyla ya da masal biçiminde yazılmadılar. hepsi soyuttu belki, ancak bazısı emirler yağdırdı, bazısı yazanın düşüncelerini belirtti. hepsi bu.
mükemmel denen tanrı imgesinde, nasıl oluyor da bu kadar gaddarlık var; onu cevaplayın tanrıyı bile yaratan yüce insanoğulları.
görünüşe bakılırsa bazı müslüman arkadaşların sinirlerinin ayarlarını bozan sorudur. yahu alt tarafı bir soru arkadaşım, neden celalleniyorsun bu kadar. inancın sağlamsa geçer gidersin.
ha insanların tanrıyı yarattığı aşikardır kanımca, orası ayrı. lakin büyük bir çoğunluk tersini hayal eder, o şekilde düşünür. katılmamakla beraber saygı duyuyorum.
ateistlerin cevaplamaması gereken sorudur. ateistler sonsuza kadar susmalıdır çünkü. soruyu sadece inananlar cevaplamalıdır ki zaten onların vereceği cevap baştan belli olduğundan sorunun bile sorulmasına gerek yoktur. e kalkıp bu soruyu sorup sonra da inanmayanlar sussun demek nasıl bir bok yemenin arapçasıdır uzun uzun düşünmek lazım. sözlükte soruyu ilk sormuş olan insan, ateistlere "siz susun" diyerek cevap versin soruya, sonra da ateistler çığırtkan olsun. bi de cidden istiyorum tüm felsefe tarihini içime almak. harika olurdu.
inananları çok kızdıran bir sorudur. tanım kısmını atlattıktan sonra cevap veriyorum; ben yarattım hepsini. hadi dağılın şimdi. şaka lan şaka.
kimse, filozoflara körü körüne inanın demedi ama, tekrar söylüyorum, bakın tekrar söyluyorum, soruyu soran kendince cevabı verdikten sonra "ateistler sussun" diyor.
atesitler kimseye susun lan konuşmayın demediği halde ateistler susun diyenler var ve akabinde bizim gibi körü körüne inanmayın diyenler. her hangi bir dine mensup insanlar dışında kimsenin kimseye körü körüne inandığı yok zaten. varsa da felsefeden zerre anlamamıştır kendisi. bana kalırsa herkes konuşsun. istediği gibi, istediği kadar.
akıllılar, ahmaklar, hedeler, edeler, 32 kısım tekmili birden herkes konuşsun. yeterki konuşan insan kimseye "sus" demesin.
düzeltme: düşüncelerine değer verdiğim bir sözlükçünün uyarısı doğrultusunda düzeltilmiştir.
zamanında fm forumda 5-6 yıl tartışılıp da kimseye bir fayda getirmediği bir türlü anlaşılamamış amma velakin bokunun çıktığı anlaşıldığı için kilitlenmiş bir başlıktır.
söz konusu girinin sahibi ya tekrardan bir kıta keşfettiğini sandı da adım tarihe geçsin deyiverdi ya da o zamanlarda fm forumda pek başarısız olduğunu faretti de yeni donanımlarla tekrar sözlük sahnesine çıkıverdi diye düşünmeme sebep olan bir başlık sunuverdi.
insanın eninde sonunda bazı kabuller yapmak zorunda oluşunu bir türlü anlayamamak ne acıdır ki bu giri sonusuza giden bir limitin sınırlı disk kapasitesi, zaman, band geniştiği ve bilimum kaynakları harcayacak.
"tavuk mu yumurtadan çıkar yumurta mı tavuktan" gibisinden bir sorudur,fakat düşünülecek olursa ikisi de mantıklıdır.ateistler "tanrı da kim kardeşim,bazı insanların uydurması o" diyerek ortamdan ayrılır,allah inançları olanlarsa "haşaaa o ne biçim söz,insan allah'ı nasıl yaratabilir,allah yarattı insanı,hem de çamurdan!" gibisinden sözler söyler.ikisi de kendince doğru olabilir ama "insanın tanrı'yı yaratması" daha bir mantıklı gibi görünüyor.her ihtiyaç duyduğunda birşeye sığınan insanlık eski çağlardan beri ateş,put,allah gibi bir takım şeylere inanmışlardır,günümüzde bu inanış biçimleri farklı olarak anlatılsa ve yaşansa da sonuç olarak insan inandığı ibadet etmek isteyeceği şeyi seçer,yani insan tanrı'yı yaratmıştır.
jeanette winterson dinin aslında insan tarafından oluşturulmuş bi kavram olduğunu belirtmek için boating for beginners adlı kitabında bu konuyu ele alır. kitapta nuh tufanının parodisi anlatılır ve nuh yağmurlu bi gecede yanlışlıkla kızartma makinesinin üzerine dondurma dökerek tanrıyı yaratır.
dolaysız olarak allah ve din konularını içeren bu gibi başlıklardaki son girim olması dolayısıyla biraz uzun olacak. bu yüzden konunun dışına çıkıp ufak bir açıklama yapmamı ve sonra konuya geçmemi hoş görünüz. böylelikle herhangi bir kopma olmadan bir takım tuhaf yorumların kırmızıyı gördüğü anda beynini asgari ölçüde kullanıp saldıran bir boğa refleksiyle vücut bulduğunu daha rahat tartışabileceğimizi umuyorum.
"benim dinim bu. saldıramazsınız, konuşamazsınız, inanmıyorsanız çenenizi kapayacaksınız" demeyi, durup dururken insanların gözüne gözüne inançlı olduğunu sokmayı ve bunun reklamını yapmayı ve tartışılma potansiyeline sahip bir konuyla ilgili ilk fikri beyan ederken saldırgan bir tutum takınmayı doğru bulmuyorum. böylelikle ortada bir şey yokken kişilerin düşüncelerine doğrudan saldırdığıma veya hakarete varan yorumlar haricindeki diğer eleştirilere sert cevap verdiğime dair herhangi bir fragman sunana "buyrun", basit ve akıldan yoksun çıkarımlarla bezenmiş eleştirilere cevap vermediğimde "hadiii, buna da cevap versene" diyenlere "üzgünüm, zamanım değerli" diyor ve konuya geçiyorum.
objektif bir görüyle dillendirilebilecek başka bir aksiyomla değerlendirildiğinde aynı şeyi söylemek mümkün olmayabilir. ancak; tanrı'ya atfedilen insansı yönler düşünüldüğünde -görmek, duymak, bilmek, bağışlamak, cezalandırıcı olmak- insanın tanrı'yı yarattığı cevabı akla daha yatkın değildir. yaratılanın sahip olduğu her şey zaten yaratanın kimi özelliklerini taşıyacaktır. yani bilakis tam da bu yüzden yaratanın kimi özellikleri yaratılanda vücut bulacaktır. zaten insanın yaratanı kısmen algılayabilmesi için de insanın duyuverileriyle hareket etmesi gerektiği için, kutsal metinlerdeki bir çok şey gibi tanrı tasviri de algılanabilir biçimde sunulmuştur. bağlarsak; tanrı'ya atfedilen insansı yönler değil, insanda vücut bulan tanrısal yetenekler demek gerekir.
inanmayanların demogoji yapmamak adına susmaları gerektiğini iddia eden olup olmadığını bilmiyorum. sadece inanan veya inanmayan kişilerin -özellikle- bu tarz konularda demogoji yapmalarının gülünç olduğunu gözlemliyorum. ancak yine de gerçekten bana bir takım yanılgıları açıklamamda yardımcı olacak bir demogoji örneğine rastladığım için memnun olduğumu gizlemek istemem. önce iddiayı görelim, sonra da iddianın aksine dikkat çekmek adına bazı örnekleri değerlendirelim. opsiyonel olarak bu örnekleri okuduktan sonra tekrar iddiaya bakıp bu trajikomik hadiseye vereceğimiz tepkiyi düşünebiliriz. (cımbızla çekmek gibi bir suçlamayla karşılaşmamak adına konuyla ilgisiz yerleri de alıntılıyorum):
"cevap vermeye çalışırken gerzek konumuna düşmemeyi gerektiren sorudur.
hangi felsefeci doğruya yaklaşmıştır, hangisi yakalamıştır onu bilemeyiz tabi; ama ateist filozoflara "inanmıyorsan sus be kardeşim sanane" demek ne kadar akıllıca ne kadar gerzekçedir siz karar verin artık. çıkartın felsefe tarihinden ateist filozofları elinizde ne kalacak bakalım, ondan sonra tekrar konuşuruz. ama doğru ya, ne gerek var fesefeye değil mi? tanrı birkaç kitap göndermiş nasılsa, oku onları gerçek orada. gerzek felsefeciler sizi."
bu alıntının en dikkat çeken yönü; felsefe tarihinden ateist filizofları çıkardığımız takdirde elimizde pek bir şey kalmayacağına dair yapılmış saptama. anlaşıldığı kadarıyla "felsefe tarihi" lafı ağıza alınabiliyor ancak iddia sahibi bu tarihle ilgili vasat derecede bilgiden dahi yoksun. işin üzücü tarafı kendisi gibi bu konuda pek bir bilgisi olmayan ancak bu hususta araştırma yapma konusunda ona göre daha çok umut vaat eden kişilerin aklını karıştırabilecek olması. altını çizmekte yarar var; rahatsızlık işime gelmeyen düşüncelerle değil, bilgisizlikle ilintili. ayrıca herhangi bir yanlış anlamaya mahal vermemek için belirtmek zorundayım ki; iddia sahibinin aksine, asla filozoflar içindeki ateist-inançlı oranının herhangi bir şey ifade ettiğini düşünmüyorum. yani sayacağım isimlerden sonra bırakın iddia sahibi gibi "o kadar ateist filozof var. onları siz, kalanını ben içime alayım" demeyi "bakın bu kadar filozof inanıyor, bunun üzerinde biraz düşünün" bile demiyorum (daha doğrusu mutlaklığı bazı isimlerin düşüncelerine bağlamıyorum). zaten kendisinin de birazdan bu isimlerin kalın geleceğini düşünmesi ve bu cesur eylem vaadini tekrar gözden geçirmesi muhtemel.
her neyse. bahsi geçen iddiayla beraber;
gökyüzü cisimlerini de hareket ettiren bir şey olması gerektiğini düşünen, bu güce "ilk devindirici" ya da "tanrı" diyen, "ilk devindirici"nin kendisinin hareket etmediğini ve o'nun gökyüzündeki cisimlerin ve dolayısıyla doğadaki her şeyin hareketlerinin "ilk nedeni" olduğunu düşünen aristoteles,
evrenin başlangıcı olan tanrı'nın tüm varlıkları belli bir düzene göre yaratan sınırsız bir irade ve zorunlu bir varlık olduğunu, tanrı'nın dünyayı kendisinden türeyen ilk akılla yönettiğini ve bu ilk akıldan da diğer akılların türediğini iddia eden ibn-i rüşd,
akılla anlaşılabilir özgürlük dünyasının fiziki ve doğal dünyayla olan ilişkisinin ne olduğu sorusuyla beraber kendisini her iki dünyayı da uyumlu kılan bir tanrısal düzen postülasında (yani ölümsüzlük postülasında) bulan, bu postülaların da ifadesini tanrı düşüncesinde bulan immanuel kant,
"varoluş, uyanık insanın yaşamını en açık sorumluluğu içinde sürdürdüğü bir bölümüdür, bir parçasıdır. ancak varoluş, üzerinde düşünmeye elverişli değildir, onu düşündüğümüz anda onu ortadan kaldırmış oluruz. "kendisini düşündürmeyen bir şey vardı" diyebiliriz ancak, o da şu: varolmuş olan. kavranamayan, olağanüstü bir şeye ancak inanarak ve onu sezerek yakınlaşabiliriz." diyen ve hayatını bağnazca sürdüren pazar hristiyanlarıyla savaşarak geçiren ve dindarlığı herkesçe bilinen soren kierkegaard, (sakin sakin takıldığım ilk dönemlerimde uzunca bir giri yazmıştım kierkegaard'la ilgili. bazı ayrıntılar için ilgili başlığa yönlenebilirsiniz)
utopia adlı eserinde tanrı'nın varlığını ve duzenini tek otorite kabul eden bir yaşamı öğütleyen, dürüstlüğünden ödün vermediği için ölüm cezasına çarptırılan thomas more,
her insanda tin(ruh) bulunduğunu söyleyen ve bu ruhun üreme organlarıyla aktarılamadığına, onu tanrı'nın yarattığına dikkat çeken, bu evrende "son ve en yüksek sebebin", yani evreni ilk kez harekete geçirmiş olan bir sebebin var olması gerektiğini, çünkü sebepler dizisinin sonsuza kadar uzamadığını, bu dizinin bir yerde sona ermesi gerektiğini ifade eden, tanrı'nın varlığını kanıtlamak için, öteki bir kanıt daha gösteren ve "her var olanın bir "amacı" vardır" diyen st thomas aquinas, (bu yönüyle önemli ölçüde spinoza'nın görüşlerine yaklaşır)
etika isimli eserinde tanrı'nın varlığını kanıtladığını iddia eden baruch spinoza, (bir vesile olmuş ve yine sözlükteki ilk dönemlerimde -ilginç bir şekilde- garajımdaki ejderha başlığına atlayarak spinoza'nın görüşlerinden az-çok bahsetmiştim. ancak etika'yı kesinlikle herkese tavsiye ederim.)
ve farabi, augustinus, gazali, ibni haldun... ve benim gibi genç ve berduş bir adamın henüz tanışamadığı daha nice filozofu görmezden gelmiş oluruz.
"insan tanrı'yı yaratmıştır, çünkü...." veya "tanrı insanı yaratmıştır, çünkü" diye cümleye başlayanlara hayran olduğumu söylemek isterim. nice düşün-bilim adamı bu yolda agnostik olurken, inanan ve inanmayan bazı arkadaşlarımızın bu kadar net konuşabilmesi enteresan geliyor bana. gerçi benim de subjektif bir yorumum var ama pek kimseyi tatmin edeceğini sanmıyorum. sorularda yatıyor belki de her şey; "madem tanrı'nın varlığına inanmak beraberinde ölümsüz ruhu ve öteki dünyayı getiriyor, neden tanrı kendisinin varolduğuna dair bir ihtimali görmezden gelenlere ve sorgulamadan yokluğuna karar verenlere kendisini göstersin? bu biraz kolay bir sınav olmaz mıydı?"
bir süre bekleyip 15.12.2007 günü oluşagelmiş geleneksel "şimdi üçer beşer yazıyoruz. hadi!!!!" isimli apolitik labarbanın, ciddiye alınabilirliği olan az sayıdaki kakosenfonisine" cevaben 16.12 2007 editi:
öncelikle mümkünse konuyla doğrudan ilgisi bulunan ve zaten böyle olacağını öngördüğüm üzere bu giri başında yazmış olduğum bir bölümü alıntılamamı mazur görün: "....basit ve akıldan yoksun çıkarımlarla bezenmiş eleştirilere cevap vermediğimde "hadiii, buna da cevap versene" diyenlere "üzgünüm, zamanım değerli" diyor ve konuya geçiyorum."
üzerine basa basa "....ayrıca herhangi bir yanlış anlamaya mahal vermemek için belirtmek zorundayım ki; iddia sahibinin aksine, asla filozoflar içindeki ateist-inançlı oranının herhangi bir şey ifade ettiğini düşünmüyorum. yani sayacağım isimlerden sonra bırakın iddia sahibi gibi "o kadar ateist filozof var. onları siz, kalanını ben içime alayım" demeyi "bakın bu kadar filozof inanıyor, bunun üzerinde biraz düşünün" bile demiyorum" yazmış olmama rağmen bu giri hakkında " "tanrı insanı yarattı" demek adına bol alıntı yapılmış bir yazı" şeklinde püraciz bir yorumda bulunulmuş ve burada da bitmemiş: " "tanrı insanı yarattı" spinoza'nın ismi doğru yazılınca kanıtlanmış olmaz."
gerçekten anlamayan anlamıyor. bunu artık iyiden iyiye tecrübe etmiş bulunuyorum. o açıklamayı yapmaya gerek duymamın tek sebebi sizin gibi düşünenlerdi ve siz beni yanıltmadınız.
ufak bir komedi unsuru olarak (gülümseyerek) üzerinden geçmem gereken bir bölüm daha var. konumuz spinoza'yı veya etika'yı anlamak. bu hususta cevap olarak şunu söylemek isterim ki; esas bu adamı internet üzerinden bir link vererek anlamaya yeltenmek abesle iştigaldir. etika'yı okuyanlar bilirler ki bu kitapta tanrı'nın varlığına dair onlarca kanıt sunar spinoza. işin komiği de ben bu kanıtlardan hiçbirine inanmam. konuyla ilgili olarak kendisinin ismini zikretmemin tek sebebi (diğer filozoflarda olduğu gibi) bir dönem iddia edilmiş olduğu üzere felsefe tarihinden ateist filozofları çıkardığımızda elimizde bir şey kalmayacağına dair yapılan hüzün verici saptayamamaydı. "alın bakın bunlar inanıyor. girdi mi yağlı" yüzeyselliğinde beni asla bulamazsınız ve böyle bir düşüncem de yok. siz bu şekilde devam edebilirsiniz. bu acı eyleme kalkışmak sizin tasarrufunuzdadır.
"etika'yı anlamak zor" demiş thomas. açıkçası çok kolay değil, hele linklerle. anlatmak daha da zor. evirip çevirmeden az sayıda da olsa alıntı yapabilirim sadece. kitabın "tanrı hakkında" isimli bölümündeki onlarca önerme, aksiyom ve kanıtlamadan bir yeri cımbızlıyorum izninizle. yanlış anlaşılma olmasın diyorum yine ama sonucun değişmeyeceğinin de farkındayım. yarınımdan umutsuzum bu konuda. elimde olsa kitabı buraya aktarırdım ama mümkün değil. son girim demiştim bu konuda, bu da son editim olsun. istediğiniz gibi top koşturabilirsiniz şimdi. unutmayın ama; üçer beşer. biz sizi böyle sevdik...
"tanrı'dan başka cevher yoktur ve bundan dolayı da tanrı başka bir cevherden edilgin olamaz, her şey tanrı'dadır; tekrar ediyorum, her şey ancak onun sonsuz tabiatının kanunlarına göre ve başka yerde göstereceğim gibi, tabiatın zorunlu sonucu olarak meydana gelir. böylece denilemez ki tanrı başka bir varlıktan edilgin olabilsin, ya da madde bölünebilir diye varsayıldığı zaman da tabiatına uygun olmayan bir sıfat olsun; yeter ki tanrı ezeli ve sonsuz olsun. fakat işte bu nokta üzerinde şimdiye kadar yeterince söyledik."
"... bu son kanıtlamada, kanıtlarımın daha kolay kavranması için tanrı'nın a posteriori, yani bizim aracılığımızla varlığını göstermek istedim. yoksa kendi ilkemden yola çıkarak, tanrı'nın varlığının a priori kanıtlanamayacağından değil! zira madem ki var olabilmek bir güçtür, bundan şu sonuç çıkar ki, bir şeyin ne kadar gerçekliği (tabiatı bakımından realitatis'i) varsa, onda var olabilmek kuvveti o kadar çoktur. böylece, mutlak olarak sonsuz varlık, ya da var olabilmek için kendi başına sonsuz gücü olan tanrı, asıl bu sebepten dolayı zorunlu olarak vardır.
---ben bu halimle öngörürüm de spinoza öngörmez mi?---
bazı kimseler, belki de kolaylıkla bu kanıtlamanın apaçıklığını kavramayacaklardır, çünkü onlar ancak dış nedenlerle meydana gelmiş olan şeyleri göz önüne almaya alışmışlardır ve bu şeylerden hemen bir anda meydana gelmiş olanlarının, yani hemen kolaylıkla var olanlarının, yine kolaylıkla yok olduklarını görürler; halbuki sahip oldukları şeyler bakımından en zengin olanların meydana gelmesinin en güç olduğuna hükmederler, yani o kadar kolayca var olacaklarına inanmazlar."
öncelikle mevzuu tartışmayı, hakkında düşünmeyi ve söz söylemeyi; giri sonuna "öbür tarafta götümüze girebilecek giriler" bkzı vermek kadar gerekli ve önemli bulduğumu belirtmem gerekiyor; fakat ayrıca açıklanması gereken şöyle de bir şey var;
"tanrı hakkında söz söyleme sanatı" olarak adlandırdığımız örgün sanatın bir ürünü olan kompozisyonlarda ısrarla görülen bir "kimseye saldırmak istemiyorum. bu ılımlı ve olgun tavırla sağlayacağım 'iyi insan' intibasını az sonra ortaya sunacağım bilimsel ve felsefik altyapılı kanıtlarla perçinleyip apolojik kimliğimi kolaylıkla sıradan kimliğimle bütünleştireceğim" alt metnini gözden kaçırıyoruz. öncelikli olarak yapmamız gerekenin tüm bu safsatalardan kurtularak karıncayla kurulan cinsi münasebetin detaylarına girmemek; düşündüklerimizi abartılı bir saygı süzgecinden geçirmeden ortaya koymak olmalıdır. kaldı ki; tanrı hipotezi üzerinde yapılan bir tartışmadan ortaya çıkacak sonuçların tartışmanın ahlak düzeyi ile de doğrudan alakası olmadığı gibi babalar gibi ortaya konmuş spesifik bir ayrımın (dindarlar ve ateistler gibi) gidişat için daha makul olduğunu düşünürüm. bu sebeple ki; "ben böyle böyle düşünüyorum ama ateistlere/dindarlara çok feci saygı duyuyorum" şeklindeki göstermelik aldanmacaya tamah edip de daha fazla birbirimizi kandırmayalım, biraz don juan olalım.
tanrı mı insanı yarattı insan mı tanrıyı sorusuna gelecek olursak görüş ayrılıklarını belirli kılmak amacıyla konuyu başlıca iki hipoteze indirgeyebiliriz. birincisi;
"bir üstün zeka vardır ve bu bilinçli olarak tasarlanmış bir doğaüstü zekadır ki bu varlık, evreni ve içerisindeki biz dahil her şeyi yaratmıştır."
açıkça görüldüğü ve bilindiği üzere; üzerine laf söylenmesi kendiliğinden engellenmiş, hatta toplum içerisinde "varsayım" olarak adlandırılması dahi birçok kötü sonuca yol açabilecek "tanrı>insan" denklemi yaygın görüş olarak halihazırda kendisine konforlu ve iyi bir konum edinmiş durumda. bu ahval ve şerait dahilinde optimum mantığın septisizm ekseninde bize sunduğu alternatif, zıt denklemin analizi ile ulaşılabilecek bir sonuç oluyor. o halde hemen üzerinde bolca atıp tutma iznimizin olduğu, ilginçtir septiklerden çok dogmatiklerce tartışılan diğer hipoteze geçiyoruz;
"herhangi bir şey tasarlamaya yeter karmaşıklıktaki bir yaratıcı zekâ, gerçekte her ne olursa olsun, yalnızca kademeli evrimin uzun bir sürecinin son ürünü olarak var olabilir. evrim geçirmiş yaratıcı zekâlar ise ise ister istemez evrene en geç katılanlardır ve bu sebepten ötürüdür ki, evrenin tasarımından sorumlu olamazlar."
bu hipotez aslında "insanın tanrıyı yarattığına" dair uygun bir hipotez olarak görülmeyebilir; fakat "tanrı insanı yaratmadı ise onu mutlaka insan yaratmıştır" tipi bir aritmetik mantığın da konumuzla gerçek anlamda bağdaşmadığını göz önünde bulundurmak gerekli. bunun yansıra, insanı tanrıyı yarattığına dair daha uygun bir hipotez şu olabilir; dünya üzerindeki tüm dinlerin tanrıları olduğuna göre ve bunların hepsi aynı tanrı'dan bahsetmediğine göre, en azından bir kere ve bir yerde insan tanrıyı yaratmış olmalı benjamin. bir kere bunun olabileceğini görüldükten sonra başka bir zamanda başka bir yerlerde tekrarlanmış olabileceğini düşünmek zor olmasa gerek. böylelikle insanın tanrı yaratabilme gibi bir yeteneği ("o yeteneği ona kim verdi?" diyen kalbimi kırar) olduğunu biliyoruz. hadi bunu da es geçelim; "beni tanrı yaratmadı" diyen bir insana sorulacak sorunun, "hmm demek o zaman sen tanrıyı yarattın. nasıl yaptın abi?" olmadığı düşünülecek olursa, günümüz şartlarında bu sözünü ettiğim "insan-tanrı" ya da "tanrı-insan" denklemlerinin karşılık bulduğu tek bir indirgenmiş sorudan kaçmamız imkansız hale geliyor. bu da; tanrının varlığının tartışılabilir olup olmadığı meselesi. o yüzden hiç kıvırmayalım, babalar gibi bunu tartışalım ağalar.
bu tanrının varlığının tartışılabilir olup olmadığı meselesi hakkında söyleyenebilecek pek çok füturlu şey mevcut; fakat ben burada konuyu daha fazla dağıtmadan tanrının varlığı üzerinde söylenmiş "şey" lerin tarih boyunca insanoğlu tarafınca ne şekillerde kullanıldığına değinmek istiyorum; fakat bunu yapmadan önce bu tanrı görüsü konusunu steven weinberg'ten bir alıntıyla netleştirmekte fayda var.
"bazı insanların öylesinde geniş, öylesine esnek tanrı görüşleri vardır ki her nereye bakarlarsa baksınlar tanrıyı bulacaklarına hiç şüphe yoktur. onlara sorduğunuzda, "tanrı en büyüktür" "ya da "tanrı bizim en üstün yaradılışlı halimizdir" ya da "tanrı kainattır" diyeceklerdir. elbette, tıpkı diğer kelimelerde olduğu gibi "tanrı" kelimesine de istediğimiz anlamı verebiliriz. eğer "tanrı enerjidir" demek isterseniz, onu bir avuç kömürün içinde bulabilirsiniz."
tarih boyu pek çok bilim insanı, filozof kısacası kayda değer görülen pek çok kimse tanrının adını anmış, hakkında fikir beyanında bulunmuştur. öyle ki stephen hawking'in a brief history of time'ının son cümlesi olan "öyleyse tanrının aklını bilmeliyiz." dahi pek çok doğaüstücü tarafınca cazip bir koz olarak görülmüş, pek çok kereler farklı mecralarda yanlış yorumlanmış, iş hawking'in aslında dindar olduğuna kadar götürülmüştür. bu durumun "nasıl" böyle geliştiğine dair geçerli bir argüman sunmak istersek; işin terminolojisine biraz inmemiz gerekiyor, daha doğrusu terminolojide yer alan bir yanlış anlaşılmaya. kendilerinin, aslında darwinci doğa anlayışının temelini oluşturduğu naturalizm akımının gündelik hayat temsilcileri olarak gören bu doğaüstücüler, bilim adamları ve filozoflar arasında dini bağlamda kurulan bir köprü görevi de görmektedirler. natüralistler yıllardır din adamı olup manastırlara kapanmış olsalar da asli misyonları için birer kanıt deposu olarak gördükleri felsefe camiasının kullandığı terminolojide ilginçtir kendilerine layık gördükleri karşılığı bulamamışlardır, zira felsefeciler doğaüstücülük kavramını supernaturalism olarak adlandırmış ve varlık sorununa getirdikleri bakış açılarında doğaüstücülerle aralarında bilim adamlarına nazaran hasbelkader daha geniş bir boşluk bırakmışlardır. yani demem o ki; bir filozofun tanrıyı anması ya da tanrı hakkında konuşması bir bilim adamına nazaran daha esnek (hatta romantik dahi denilebilir), bir din adamına göre ise daha akılcı bir üslupla gerçekleştirilmiştir. en açığı ile şudur ki; eğer tarihten kafası çalıştığına emin olduğumuz herhangi bir filozofun yazdıklarını, söylediklerini karıştırıp "tanrı" kanıtı aramayı makul buluyorsak, carl sagan'ın da aslında koyu katolik olduğuna dair bir belgenin altına rahatlıkla imza atabilecek bir bilinç düzeyine yardakçılık etmiş oluruz. [tıpkı benim burada din üzerine bu kadar ahkam kesiyor olmamın aslında gizli bir dindar oluşuma veyahut da eski fethullahçılardan olduğuma yorulabileceği gibi.] yeri gelmişken; bu mevzu hakkında verilebilecek bir güzel örnek de goethe'nin müslüman olduğuna dair net üzerinde dolaşan kanıtlardır. burada sormamız gereken asıl soru "goethe'nin müslüman olup olmamasının onun goethe'liğine olan katkısının ne olduğu" olmalı iken pek çok kişi için goethe gibi büyük bir yazarın müslüman olması yeterince onur ve gurur verici bir şey haline gelmiştir bile.
bu saptırmalara verilebilecek bir diğer güzel örnek de albert einstein'ın sarf ettiği "dinsiz bilim topal bilimsiz din kördür" ve "ben içten inanan bir inançsızım" aforizmaları. şimdi birkaç soru soralım kendimize. natüralist eğilimli bir ateist bir fikri dünyaya ne derece yabancılaşabiliyor ki, biz bu veziceden yola çıkarak einstein'ın dindar olabileceğine dair hipotezler üretip "kimsenin dinden kaçamadığı" sonucuna varabilelim? doğaüstücüler için cephane oluşturan bu açıklamaların her birinin ayrı talihsizlik örnekleri olduğunu söyleyebilmemiz için einstein'in ne dediğini bilmeyen dengesiz bir adam olduğuna gerçek anlamda "inanmamız" mı gerekmektedir? [hani ulu orta dil çıkarıyor falan? olur mu olur] bir de şöyle soralım; güneş tutulmasının, gökkuşağının ne tür bilimsel sebeplerle gerçekleştiğini biliyor ve açıklayabiliyor oluşumuz, onların muhteşemliğinden bir şeyler götürüyor mu?
özünde tıpkı bunlar gibi verilebilecek yüzlerce örnek mevcut. işin ilginç tarafı ise ateistlerin dahi körü körüne sahiplenmediği değerlerin ya da kişilerin apolojikler tarafınca bir silah haline getirilip "hani beni de hafife almayın. sizin o taptığınız herifler de aslında bizden" şeklinde gereksiz bir alt metnin ortaya sürülüyor oluşu. halbuki bu iş binlerce yıldır filozofların ucundan dokundurduğu her metafiziksel kavrama "tanrı muamelesi" çekerek değil de; "cehennemde yanacaksınız orospu çocukları" gibi gerçek bir tepkiyle açık edilse her şey daha doğal, daha güzel olurdu.
şindi akılla anlaşılabilir özgürlük dünyasının fiziki ve doğal dünyayla olan ilişkisinin ne olduğu sorusuyla beraber kendisini her iki dünyayı da uyumlu kılan bir tanrısal düzen postülasında (yani ölümsüzlük postülasında) bulan, bu postülaların da ifadesini tanrı düşüncesinde bulan immanuelciğim, özünde "abi eyvallah her şey güzel. bir de tanrı olsaydı tam olurdu" dedi diye, ben bu adama olan saygımı seviyemi azaltmak ya da arttırmak hususunda nöronlarımı yormaktansa "şerefsiz ateist", "entelektüel hain" gibi etiketlerle anılmayı tercih ederim. kant'ı, aristo'yu kafasına göre anlayan, beni de kafasına göre anlayacaktır nasıl olsa. ortamı germeye hiç gerek yok.