|
|
- radyo istiklal marşını çalıyor durmadan, mamak'ta kanlar içinde yatıyor yerde bir genç kız, anne olamamış daha, okulu bile bitmemiş…
düşümü haki renkte bulutlar sarıyor, televizyonun yayını kesiliyor aniden, düşlerimin yönetimine el koyuyor paşalar.
ülkesini sevdikçe babam, aramıza denizler giriyor, pasaportlar, gümrük memurları… annemin üstüne bir demir kapıyı sürgülüyorlar.
iki yanında kavruk tenli iki inzibat, çocukluğumu götürüyorlar bir tren kompartımanında. uçan balonlarıma kamuflaj giydirmişler mahkeme kapısında ağlatıyorlar.
uygun adım yürüyen insanlar ağlıyor düşlerimde… dar ağacında bir ergen gülümseme kalmış, yüzyıllardır ağlayan kadınlar o gülümsemeyle ısınıyorlar.
adamın biri(!) çıplak bir kadın çiziyor tuvale, kadının gözünden akan yaşı durduramıyorlar… postal boyunda cüceler geziniyor düşlerimde, durmadan marş söylüyorlar, cüceler marş söylüyor… marş söylüyor cüceler, düşlerimden nefret ediyorum ben!
kayıp koymuşlar bir adamın adını, düşlerime sokuyorlar. cüceler saldırıyor kayıp adama… omuzları apoletlerle dolu cüceler saldırıyor… düşlerimden utanıyorum ben!
çocukluğum gülmeden yanıyor alev alev, cezaevlerinin önünde kalp krizi geçiriyor yaşlı adamlar. düşlerim de çocukluğumu kapalı yerlere mahkum ediyor generaller, babam sahte pasaport arıyor fellik fellik bir yerlerden, annem işgence de solan bedenini saklıyor beni emzirirken…
darmaduman kalkıyorum, gözyaşlarıyla ıslanmış her yataktan… kan olup akıyor çocukluğum, düşlerime sığamıyorum.
sıkı yönetim mahkemeleri çocukluğumu çalmış meğer, ağlıyorum ne yapsam kendimi tutamıyorum…
tanklar geçiyor bir yerlerden annem çığlıklarla uyanıyor uykusundan, babam vücudunu yokluyor, yaralarını saklıyor bizden…
bakın lan! bakın buraya:
tanklar geçiyor düşlerimin üstünden!
tutamıyorum kendimi, yol oluyorum… tutamıyorum çocukluğumu faili meçhul kokuyorum, 12 kere insanlığa yanıyorum, eylül düşüyorum... sokağa çıkma yasağı var düşümde, 1980'e kadar sayıp içimden odama kapanıyorum...
bakın lan artık!
27 kere yılda,tanklar geçiyor düşlerimin üstünden!(atxaga, 12.09.2007 00:54 ~ 01:28)
- bir yerlerde düşler ölüyor.
bir zaman müebbet "düş"üşler can yakıyor.
bazı düşlerin cenazesini kaldıran bile bulunmuyor.
yüreğini mezar bellemiş eylüller kanıyor bu diyarda.
düşlerin ana rahminde coplar cenin pozisyonunda.
toprak yorgun taşımaktan genç ölülerini.
mamak'ın yüzü asık voltajı yüksek çapraz sorgularda.
anne, askerin yeşili olur mu ? daldaki yaprak bu yüzden mi utancından sararıp soldu ?
eylül dediğin ne ki anne ? tanklar geçer düşlerimin üstünden, koyu bir utanç yeşiline boyanır pembeliğim. "bizim çocuklar" çocuk olamazlar anne! nasıl utanıyor şimdi insanlığım bu emir-komuta zincirinde . ölüm ve zulüm "bizim çocuklar"ımız değil, biliyorsun sen de !
"sol"duk biz anne ! silkelediler omuzlarımızdan.
solduk ! tutunamadık, düştük dalımızdan ...
- 1980 gençlerine, orta yaşlılarına ortak olarak 2003 ten beri ıraktaki çocukların dudaklarından dökülen kelimeler.
- düş kurmak ne demek yeni öğrenirken,
yeni öğrenirken düşünebilmeyi,
henüz çözülmüşken dili,
sustu.
susturuldu bugünün çocukları,
sustu ba-ba…
yarınlar susarken o vakitlerde bir çığlık yükseldi eski bir ahşap evden
“nereye götürüyorsunuz onu?” ağlamaklı
ana kuzusu, bir daha göremeyeceğinin farkında olamayacak kadar küçükken babasını ebeyken daha ev içi oyunlarda, dizi kanadığı için ağlarken sadece; o da acısından değil, adet yerini bulsun diye.
ağlayamazken farkında olamadığı saniyelere
bilemezken biriktirdiği gözyaşlarının yarınlar için olduğunu,
el sallamıştır sebepsiz…
bugün ağlamayı da öğrenmiştir ziyadesiyle sebebini bilerek;
susmayı, boyun eğmeyi, düşlememeyi de layıkıyla gerçekleştirirken.
korkarken geleceğinden, sevemezken geçmişini,
hecelemeden söylemeyi bile becerememişken “baba” kelimesini,
birkaç sözcük hatıra bırakarak gerisinde, o da hatırlansın diye değil, tamamen kendi hüneri tutabilmek hafızasında bunca yıl; çocukluğu silinmiştir hafızasından sahne sahne.
tanklar geçiyor düşlerimin üstünden derken bir yazı, tek hatırladığı o’nun,
paşa, darbe, nereye?, ba-ba!
hayır düşlemiyor, düşleyemiyor, ne geçmişi ne geleceği istemiyor; hayalleri yok onun. tank mı? hani saklambaç oynarken üzerine düşüp dizini kanatan ufak, yeşil, plastik şey mi? düş? bilmiyor…
- yüzü bana benzeyen genç bir adam, tanklar üzerinden geçmeden önce düşlerinin, pinini çektiği ses bombası elinde patlamış. arkadaşları hapishanede çürümeden yıllar önce, “ses” kalmış ondan geriye.
beni görmeye geldiler, çalınan hayalleri bin dayak yemiş, yine de geldiler..
kimin içindi bedenlerinin sürünüşü caddelerde? neden ölümden çekinmeden hamle yaptı bu 24’ündeki çocuk, neden mezarına paramparça gömdüler cesaretini?
beni görmeye geldiler sizin yüzünüze benzeyen adamlar, düşüncelerinin ırzına geçilmiş halde, yine de geldiler.. bir sesi teslim edip özenle sakladıkları, çiğnenmiş düşlerine geri döndüler.
“son bakış”ı romantik bir şarkı sanıyordum ben daha..
içimde iki kişilik çığlık var şimdi.(thomas, 12.09.2007 04:12 ~ 05:42)
- gerçeği şekillendirmekmiş amaçları.
yaşlı bir kadın iki çocuk, darmadığınık bir ev, ahşap iskeletli koltuklar vardır hatırlar mısınız bilmem, çekmece gibi açılırlar, minderleri inceciktir içine bir şey koymak imkansız ama yırtılmış, parçalanmış düşleriniz gibi. itilip kakılmışsınız, kazanlı banyoları çok sevmenizin nedeni gece yarısı baskınlarıdır belki, neler yakıldı hayatlarımızla birlikte, beyaz sabun kokusunu hatırlamıyorum hala. daha çok küller uçuşuyor gözlerimin önünde.
hayal meyal mi şimdi?
-neden yaktınız banyoyu
-çocuklar yıkandı
-kuru ama bunların saçları
burdur eylülde soğuk, günlerce bekliyoruz babamızı, burdur hep soğuk. 1 sene boyunca her gün, her an soğuk.1 sene sonra dağılıyoruz küçük kırmızı bir çantam var, hiç konuşmayan babam, annem hastanede, ben izmir'e gönderiliyorum, abim burdur'da kalıyor. trenle yolculuk yapıyoruz evet karartmadan önce varmalıyız sabah saat 7, arıza çıkmasada yolda kalmasalar diye dua ediyor ananem, karartmada yolda kalmak tehlikeli öğreniyoruz. tanklar hayatlarımızı parçaladı, düşlerimizle beraber. büyüyoruz uzun soluklu bir ayrıılık bizimkisi. bir daha kardeşim olmadı benim, oysa annem hep kalabalık sofralı aileleri çok sevdiğini söyler. 12 eylül 1980 birileri doğdu, birileri öldü, birileri parçalandı, birilerinin düşleri zaten hiç olmamıştı, başkalarının da olmasını hazmedemediler.
ağlıyor muyum şimdi? hayır gözüme postal sesleri kaçtı.
- ey eylül!
en gizli durağısın sen korkumun, unutulduğuna inanılan her şeyin çığlık çığlığa yaşayan gölgesi. geçmişi un ufak eden bir zaman ayracısın sen, hep aynı anı gösteren bir düş kırıklığı; bir bıçaksın bir neslin tam kalbine saplanan, bir is bütün kanlı kelimelerde saklanan. (bellek kaybısın sen annemin, babamın kulağında halen çınlayan silah sesi...)
hangi düşlerimin üzerinden geçtiğini dahi unuttum artık tankların, ne kadar yoğun bir siste görünmez olduğunu insan bedeninin ve ne kadar korkuttuğunu kendi yaşamını üstünü bile örtmeden bırakıp kaçmanın.
üçe böldüm düşlerimi; 'yaşanmayanlar', 'yaşanamayanlar', 'yaşatılmayanlar'… binlerce parçaya böldüm bedenimi; kime düşse hangi parçası, askılardan topladılar izlerimi... kimin göğsüne ağlasam, asit oldu gözlerimde, köz oldu göğüslerinde…
'şimdi kimi öpsem
biraz kan kokuyor dudaklarım,
kime dokunsam
parmaklarımda işkence izi.'
şimdi ben gittim, biz gittik,
hoşçakal...
hoşçakal devrimim...
- babam iki yaş küçük benden..
sap çekmekten gelmiş henüz tırpanladığı tarladan.. üstünde bir türlü dinmeyen patoz yorgunluğu.. buğday kokuyor saçları ve daha bir benziyor başaklara günler geçtikçe..
çavdarsız, buğdaysız kara ekmeğe benziyor ninem köye haberler gittikçe..
babam kadıköy otobüsünün en kuytu köşesinde.. ve otobüs kırmızı ışığın esaretinde..
bekliyorlar..
yeşil yanmamakta ısrar ediyor..
ve birden her köşede silahlı adamlar beliriyor..
otobüs ve babam taranıyor..
babam ve arakadaşları taranıyor..
şah damarından vuruluyor arkadaşım dediği bir çocuk.. evet, henüz daha çocuk, kollarına seriliyor babamın..
son söz olmanın hakkını veriyor: arkadaşım..
babamsa iki yaş küçük benden.. ve tanklar geçiyor düşlerinin üstünden..
sonra günler geçiyor düşlerinin üstünden..
günler geçiyor.. babam vatan, millet, devlet diyerek hizmet aşkına kılıflar arıyor..
bir şeyler müdürü yapıyorlar onu vatanım dediği yerin en ücra köşesine..
annemse yaşmaklı işte ta aklı erdiği günden bugüne..
babamımsa alnında ve dizlerinde hep secde izleri..
"olmaz" diyor bir gün vatanım dediği yerin o kocaman yöneticileri..
olmaz diyor, karısı yaşmaklı, alnı secdeli müdür olmaz diyor..
siktir olup git diyor, bak işte iran diyor ya da olmadı arabistan diyor..
şeyhler geliyor sonra televizyonlara, fadimeler geliyor, kalkancılar geliyor, aczmendiler geliyor..
bense tam onbir yaş küçüğüm kendimden..
ve tanklar geçmeye başlıyor düşlerimin üstünden..
- dizilmiş tankların altından geçiyorum.
her akşam saat beşten önce balkondan bağıran annemin sesiyle eve hızlı bir dalış yapıyorum. cama dikiliyorum. elinde kese kağıdına sarılmış otuzbeşlik rakı ile babam gelecek. belki biraz kuruyemiş de getirecek. biliyorum. getirecek. çünkü kuruyemiş değilse bile bir çikolata mutlaka getirecek. o gelecek, ben boynuna sarılacağım. o öpüp sarı saçlarımı, dönüp kendi etrafında _başım babamın göğsünde ayaklarım havada_ yere bırakacak. bu böyle beş on yaşlarıma kadar devam edecek.
ardından abim gelecek fakülteden. ayazdan yanmış yüzü ellerinde kitaplarıyla. babam elinde gazetesi acılı bir gülüşle "merhaba" genç diyecek. annem hüzünlü bakacak. yavrum diyecek. ama sarılıp ayaklarını yerden kesemeyecek. aslan abim çok uzun boylu. bu da beş on yaşlarıma kadar devam edecek.
zaman geçecek, düşlerimizden tanklar, annemin gözyaşlarından haberler, babamın başında halesi gibi dönem sigara dumanının içinden muhtıralar geçecek.
bir zamanlar eve gazeteye sarılı şişeler, artık gelmez olacak. şişelerle abim birlikte gittiler. kuruyemiş ve çikolata ziyafetlerim sonlandı. eve eli dolu gelen babam, boş gelip, nedense dolu gitmeye başlıyor. bir pazar çantası içinde paket paket sigaralar, don_göynek ve bir kaç parça kitap rutin olarak gidiyor.
abimi soruyorum. almanya'ya staja gitti. diyorlar. biliyorum yalan söylüyorlar. "sigaralar nereye?" diyorum "iki sokak ötede fakir bir amca var" diyorlar ona. buna da inanmıyorum. "madem fakir yemek götürün diyorum" kimsede cevap yok. kimse bizim çocuk maşallah çok akıllı da demiyor. annem mutfaktan çıkmıyor. babam gazate puntolarıyla cebelleşip duruyor. ev karanlık sürekli. elektrikler sıkça kesiliyor. kesilmeyince de karanlık.
bir sabah vakti; sigara, don, gömlek ve ben götürülüyoruz. babam tarafından. uzunca bir kalabalığın arkasında bekleşiyoruz. ne babam söylüyor ne ben soruyorum. sadece bekleşiyoruz.
ne oluyor bilmiyorum kısa bir konuşmadan sonra babam beni kapıda bırakıyor. babamı beklerken dizili tankların altından geçiyorum. ve o gün kararımı veriyorum büyüyünce asker olacağım diye.
saatler sonra babam geliyor. eve gidiyoruz. bu böyle bir müddet daha devam ediyor.
bir gece ansızın kapı çalınıyor. annem feryad ediyor. babamın sarı saçları altındaki yüzükaraya bürünüyor. ben apar topar komşuya gönderiliyorum. yarın sabah da ilk otobüsle mersin'e. teyzemlere. okula bir sene orada devam ediyorum.
bir sene sonra tekrar evimizdeyim.
babam gene her akşam elinde poşetlerle geliyor. ne kuruyemiş ne çikolata. dolu dolu içki ve sigara.
annem hala mutfakta, ben üniversitedeyim. abim almanya'da. stajda...
- (bkz: tank man)
|