tam gün çalışmaya evet   

adana çık aradan

  1. oluşumu ardı gelişimi, getirisi , götürüsü adına tam gün çalışma konusuna, hekimler için, basit bir evetliğin ötesinde bir evetle yaklaşım.
    nasıl değerlendirmiş bir hekim* bu olayı, bir bakalım, olmadı ikinciyi de esirgemeyelim.
    ***
    bugünlerde hekimlerin çoğunun dikkati sağlık bakanlığı’nda. çünkü sağlık bakanlığı kimselere duyurmadan sürdürdüğü bir kanun çalışması ile hekimlerin çalışma modelini değiştirmeyi amaçlamaktadır. bilindiği üzere bugün sağlık çalışanları arasında sadece hekimler “yarı zamanlı” (hem kamuda hem özelde çalışabilme olanağı) çalışma hakkına sahiptirler. sağlık bakanlığı ise hazırladığı tasarı ile bu modeli “tam zamanlı” (sadece kamuda ya da özelde çalışma zorunluluğu) modele dönüştürmeyi amaçlıyor. bakanlık bu değişikliği hayata geçirmeyi planlarken, emek ve meslek örgütleri de yakın zaman içerisinde gündeme gelecek konu hakkında hangi tavrı alacaklarını tartışmaktalar. bu yazı sürdürülen tartışmaya katkı amacı ile hazırlanmıştır.




    hiç kuşku yok ki tüm hizmet alanlarında görev yapan çalışanların istihdam/çalışma modeli o hizmet alanının genelinden bağımsız düşünülemez. o nedenle “tam gün” tartışmasını hizmet alanının tümünden ayrı konuşmamız olanaklı değildir. ben sağlık hizmet alanının neoliberal paradigmanın emirlerinin aksine kazanç kapısı olarak tanımlanamayacağı için kamu eliyle yürütülmesinin uygun olacağını düşünüyorum. öte yandan tasarlanacak kamusal modelin, devlet yararının aksine kamu yararını ilke olarak temel alması nedeniyle ağırlıkla devletin değil, kamunun (halkın ve çalışanların) katılımına olanak tanımasını doğru buluyorum.




    hal böyle ise kamusal sağlık modelini ilke olarak savunan herkes, hekimler de dahil olmak üzere sağlık çalışanlarının tümünün “tam zamanlı” çalışmasını uygun göreceği açıktır. gerçekten de nasıl ki bugün bir hakimin aynı anda hem mahkemede bir davada karar verici bir pozisyonda olduğu, hem de o dava dosyasını mahkemenin karşısındaki özel ofisinde takip edebileceği bir hayatı kabullenemiyorsak -ki tahsin yücel böylesi bir hayatı gökdelen isimli romanda tahayyül etmiştir- hekimin de aynı pozisyonu reddetmek zorunda değil miyiz? o nedenledir ki hekimlerin “yarı zamanlı” çalışma modeli (kamu+özel çalışma modeli) tarafımızca “kazanım” olarak tanımlanamaz. aksine bu model hekimleri diğer sağlık çalışanlarından ayıran bir “özel istisna”, daha açık ifadeyle “ayrımcılık” olarak tanımlanmalıdır. o nedenledir ki kamusal sağlık modelini savunan insanlar çalışanın/emekçinin hakkını savunurken, çalışanlar arasında aslında olmaması gereken ayrımcılıkları/özel istisnaları talep etmemelidirler.




    konu hakkında netleştirilmesi gereken önemli bir nirengi noktası sağlık bakanlığı’nın neden “tam zamanlı” çalışma modelini savunduğudur. son dört yıldır dünya bankası finansı ile sürdürülen sağlıkta dönüşüm programı bugün neden “tam gün” çalışmaya gereksinim duymaktadır? yakın geçmişte gündeme gelen “kamu personel yasa tasarısı taslağı” ile denizli ve gaziantep tabip odalarının hukuki girişimiyle iptal ettirilen “hizmet satın alma modeli” incelendiğinde “tam gün” çalışmanın sistem açısından sebebi hikmeti anlaşılabilir. öte yandan “kamu hastane birlikleri kanun tasarısı”nın hükümleri dikkate alınırsa devlet ve üniversite hastanelerinin de işletme haline getirileceği -daha doğru bir ifade ile performans gibi uygulamalar ile fiilen geldiği-, hekim ve sağlık çalışanlarının temsil edilmediği hastane yönetim kurulunda ticaret-sanayi odası temsilcisinin bulunduğu görülebilir. tüm bu uygulamalar ile amaçlanan tek dönüşüm sağlık birimlerinin işletmeler haline getirilerek, “işletme”nin kar/para/rant üçgenine sıkıştırılmasıdır. elbette sistem açısından bu noktada hekimler tıpkı diğer sağlık çalışanları gibi “işletme”nin en önemli gelir ve gider “harcama kalemi”dirler. sağlıkta dönüşüm programı, hekimler de dahil olmak üzere tüm sağlık çalışanlarının değerini, o işletmeye ne kadar para kazandırdığı ile saptamaktadır/saptayacaktır. sayın sağlık bakanı recep akdağ, son dönemdeki açıklamalarında hekim emeğinin özel sağlık kurumları tarafından çok yüksek değerlerde fiyatlandırıldığını ifade etmiştir. yani sayın bakan, “hekime daha az para verin” cümlesini oldukça diplomatik biçimde ifade etmektedir. bu nedenle “tam gün” kamu yararı amacıyla değil, aksine sağlıkta dönüşüm programı ile uyumlu biçimde, sermaye karşısında emeğin tek başına pazarlık şansını düşüren bir uygulama olarak gündeme getirilmektedir.




    ancak bu saptamaya rağmen “tam gün” çalışmanın tereddütsüz olarak savunulmasının gerekli olduğunu düşünüyorum. kanaatim odur ki bir bütün olarak sağlık çalışanlarının bu tartışmada belirleyecekleri “kırmızı çizgi”ler işgüvencesi, alınan eğitime ve yüklenilen sorumluluğa yakışır ücret ile diğer özlük haklar ve grevli-toplu sözleşmeli sendika hakkı olmalıdır. çünkü hekimler de diğer sağlık çalışanları gibi işgüçlerini satarak geçinen insanlardır. ve eğer hekimler bu dünyada mesleklerine yakışır bir sosyal ortamı var etmek istiyorlarsa, bunun yolunun yanı başlarında çalışan ve taşeron işletmede çoktandır üç pul paraya hayatını tüketmek zorunda bırakılan çalışma arkadaşı ile yeniden buluşma noktasından geçtiğini artık görmek zorundadırlar. aksi takdirde, yani bu buluşma gerçekleşmez ise ulusüstü sermayenin zincir hastanelerinin ve şirket üniversitelerinin çok kısa zamanda tüm ülkeyi donatacağı liberalize bu sağlık ortamında tüm sağlık çalışanları birbirlerinin kurdu olacaklardır.




    yaşadığı topluma ve dünyaya sorumlu aydın bir kesim olan hekimlerin ve onların var ettiği/katkı sunduğu örgütlerin “sosyal darvinizm” olarak nitelenen bu hayatı reddetmek dışında bir tercihi olmadığına inanıyorum. bilelim ki bu reddediş birey olarak kendimiz ya da kısıtlı bir meslek grubumuz için “yarı zamanlı” çalışma gibi ayrıcalıklar talep etmek biçiminde sürdürülemez. aksine hekimler uzmanlık derneğiyle, meslek örgütüyle, sendikasıyla,.. para hırsı karşısında insani hiçbir değeri tanımayan bu zihniyette karşı tereddütsüz bir “hayır”ı örmek zorundadırlar. hedefimiz sağlık birimlerine çeşitli yakınmalarla gelen insanların “müşteri” değil “hasta”, bireylere koruyucu ve esenlendirici sağlık hizmetleri sunan birimlerin ise “işletme” değil “sağlık birimi” olarak tanımlandığı; tüm sağlık birimlerinde “önce para kazan” yerine “önce zarar vermeme” ilkesinin geçerli olduğu; sağlık çalışanlarının tümünün hak ettikleri özlük haklarına onlarca farklı sağlık kurumunda koşuşturarak ulaşmak zorunda kalmadıkları bir hayata ulaşmak ise hep birlikte ve dünden daha fazla oranda daha sahici bir mücadeleye girişmek dışında bir tercihimiz var mıdır?

    osman elbek
    gaziantep üniversitesi öğretim üyesi
    (biyolojiksaat, 30.12.2007 14:33 ~ 06.08.2008 12:24)
  2. "... ama eşit ve yeterli ücretle." diye devam etmesi gereken görüştür.
    (faaip de oiad, 30.12.2007 14:39)
  3. inatla ve ısrarla bkz: tembellik hakkı!
    (yesilcuppelipenguen, 30.12.2007 14:41)