insanın yaşamdan aldığı keyfe önemli ölçüde darbe vuran, kişinin elinde olmadan yaşam kalitesini düşüren, masa başı iş yapsa bile kişinin kendisini her gün taş taşımışçasına yorgun hissetmesine sebep olan, sayısının artması ile doğru orantılı olarak kişinin hareket alanını kısıtlayan çoğu zaman psikolojik bir sorun olduğu kabul edilmeyen ama aslında buz gibi psikolojik bir problem olan ruh halidir, ruh halsizliğidir.
takıntılı olmak deyince aklıma hemen
as good as it gets filmindeki
jack nicholson'un canlandırdığı tip gelir. o zamanlarda takıntılı olmayı hep kaldırım taşlarına basmamak, banyodaki fayansları saymak, elini günde 45 kere yıkamak, kapıyı kilitledim mi diye 15 kere kontrol etmek gibi uç eylemler gelirdi. ulan olm insanlar nasıl böyle oluyor falan der hayıflanırdım. deli lan bunlar demek ise son derece keyifliydi. ama şimdi şimdi görüyorum ki hayatımızın çoğunu esir almış takıntılar. biz sadece takıntı diye abuk sabuk şeyleri nitelediğimiz için mesela çamaşır asarken mandalı çamaşırın rengine göre seçmeyi es geçmişiz, ya da ne bileyim çocuk iyi mi diye günde 18 defa evi aramak rutin bir iş gibimize gelmiş.
kendi adıma konuşuyorum tabii ki, benim dışımda evli olup da çamaşır asan başka biri var mıdır bilmiyorum. ama her çamaşır asma eylemi bir takıntı şöleni benim için, yeni yeni fark ediyorum. aynı tip çamaşırlar yan yana asılır, çamaşır beyazsa mavi mandal kullanılmaz, çamaşırı asmadan önce ip birkaç kere silinir, en öne büyük çamaşırlar asılır arkaya doğru çamaşırların boyutu küçülür, iç çamaşırları yanlarına başka çamaşırlar asılarak kamufle edilir. bir eylemde en az 5 takıntı. yoruyor artık bunlar beni. düşünün ki bu sadece çamaşır asmak, bunu bulaşığı, yemeği, ütüsü var daha. ulan olm sen ne acayip bir kılıbıkmışsın demeyin, hepsini ben yapmıyorum ama bazen iş başa düşünce görüyorum ki takıntılarım almış yürümüş. ütü yaparken misal ütüyü çamaşıra değdirmeden önce her defasında elimi tükürükleyip ısısını kontrol ediyorum. ütü faslı sonrasında işaret parmağımım üç gün kullanamıyorum.
çocuk olduktan sonra iyice arttı takıntılarım. çamaşırları için ayrı deterjan alıyorum, yumuşatıcısı farklı, tüketimin esiri oldum. çamaşırı asılacakken mandalının yeni olmasına dikkat ediyorum. günde en az 10 kere evi arayıp yattı mı, uyudu mu, yemek yedi mi diye soruyorum. sıçtı mı? nasıl bari iyi miydi diye bile sormuşluğum var o derece boka sardım yani. dışarı mı çıkacaksınız, hava serin şunu şunu giydir, şuraya gidin, şuraya gitmeyin demekten eşimin içi kıyıldı artık. kadın resmen bana tahammül ediyor şu aralar, beni de idare ediyor garibim.
lafın özü zor zanaat takıntılı olmak, biz takıntılarımızı bizi komik hallere sokmadıkça kaile alan bir millet değiliz. deli doktoruna (!) gitmek işimize gelmiyor pek. oysa bakıyorum hayatıma liste yapsam takıntı diyebileceğim en az 100 davranış yazabilirim, ama sanırım çocuk sağlıklı mı diye bokunu yemedikçe doktora falan gideceğim yok. şimdi baktım sözlükle ilgili de 12 takıntı tespit ettim. hayatıma yeni ne girse takıntım artıyor. sanırım deliyim ben ama kabul etmek istemiyorum.
not: bu yazıda tamı tamına 2870 karakter var. "siktir lan word’de saydırdın ben saydım bak takıntılıyım demeye getiriyorsun" diyebilirsiniz. evet word’de saydırdım inkar edecek değilim ama sırf bu notu yazabilmek için bu çabayı göstermiş olmam bile bir takıntı değil mi? hanginiz yapar bunu gecenin 00.37’sinde? manyak mısınız olm siz?
notiki: beynim acıyor lan!