spor haberlerinde kollar yanda,baş öne eğilmiş salına salına hızlı yürüyen futbolcular bana yaramazlık yapmış ve karşılığında ceza görmüş çocukları hatırlatır.eğer aktiviteyi yapan sporcu yalnızsa yüzünden düşen bin parça,2 ve fazla kişiden oluşuyorsa yalnız olmamanın verdiği huzurla şen şakrak ve keyiflidir.espriler yapılır,yüksek sesli kahkahalar atılır.
sergen yalçin isimli hayran olunası kardeşimizin sürekli yapdığı,yapmakdan sıkılmadığı,tahminlerimize göre kalan 2 senesinde de sıkılmayacağı antremandır.bi nevi karizma takılma şeklidir.
tanıl bora'nın yazdığı değil, derlediği kitaptır. kitapta tanıl abimizin dostları (bkz: ahmet çiğdem) olduğunu bildiğimiz/düşündüğümüz insanların futbol üzerine yazdıkları güzel yazılar mevcuttur.
stephen appiah gibi topçular için cehennem azabıyken sergen yalçın gibileri için dünyanın sekizinci hatta belki birinci harikasıdır. birisi soyunma odasından sahaya çıkan arkadaşlarının arkasından ağlayarak bakarken, diğeri "bana koşmuyo diyolar. e koşunca yoruluyorum abi" der. ve ikisini de tam bu nedenlerden dolayı severiz. çelişki mi? bence hayır. taraftarız biz, böyleyiz işte.