belki ilginizi çeker
  1. · sezai karakoç
gündem
  1. · zongul ducks
  2. · kesilen kediye acıyıp koyuna hiç acımamak
  3. · 25 kasım 2009 emekçi grevi
  4. · sözlük yazarlarının dinlemekten bıkmadığı şarkılar
  5. · sevgilinin söylediği unutulmayan sözler
  6. · okan bayülgen
  7. · 27 yaşında olduğu halde bir hayat kuramayan insan
  8. · hepsiburada com
  9. · cesur olmak

taha nın kitabı  

  1. taha'nın kitabı / sezai karakoç

    -kav 2- 34

    günaydın bana geri gelen şiir
    bana geri gelen anıt
    bana geri gelen kalbim
    bana geri gelen kalbimin ayışığı
    gözleriyle iyileştiren yaralarımı
    kalbim güneşim efendim
    günaydın yüreğimin kuşluğu
    sürekli kuşluğu
    günaydın alacakaranlık
    ama nasıl alacakaranlık
    bizi yataklardan koparan
    dağlara yaklaştıran
    dağlara doğru fırlatan
    grevlerden grevlere koşturan
    yanardağ
    alacasıyla anne karanlığıyla baba
    loşluğuyla kardeş aydınlıyla abla
    kırmızı kırmızı bir karasevda
    siyah siyah bir kuş lamba
    hız kazanmış kristal camlarla
    gelen ve giden
    içimizde ve dışımızda
    son durak istanbul
    ilk durak ankara

    (...)

    -taha kapının önünde- 37

    (...)

    ne bahardan bir gül ne yazdan bir yemiş
    ne kıştan bir imdat ne sonbahardan sada
    bir ara dinlendiriyor yüreğini beethoven
    dört duvardan yavaş yavaş gelen
    gözlerden bir çılgınlık akıyor geriye geriye doğru
    van goghun elleriyle kırılan bir başak mı bu
    cermen baltalarıyla frenk sopalarıyla iskandinav buzullarıyla geçti wagner

    bir ses ki asur kabartmalarından beter
    beklenen muştunun heykeli mi kırıldı battı
    sona mı erdi eleğimsağmaların saltanatı
    akşam akşam dar sokaklar ağzında kayboldu bir bir
    hayallerimizin icadı putlar düşten yoğrulmuş tanrılar
    ergenin şeytan aldatmacaları
    insanın ilk karşılaştığı denizlerin
    önünde yaktığı kireç alevlerinde hisar
    her hastalık bir putun kırılması mı demek
    putların toptan kırılması mı demek ölmek

    (...)

    -yanardağ kıyısında yaşama- 51

    yukarda bir yanardağ
    kızgın küllerini savuruyor
    bu ölü şehrin üstüne
    işte bu şehre alıştı taha
    kırağı çalmış evlerine
    kahvelerinde dayanılmaz bir çağrıyla
    çağıran gecelerine alıştı taha
    geceye bir alkol gibi alıştı
    kışlarında terlediği üşüdüğü yazlarında
    bu şehre alıştı taha
    gül açmayan baharlara
    yaprak düşmez sonbahara
    kurbansız bayramlara
    öğle öten horozlara
    ancak geceleri rastlanılan köpeklere
    tütün kokan kedilere
    kesin kesin alıştı
    yalnız sahaflarında grev yok
    işçiler lağımları akar bırakmış
    kurumuş kitabelerdir artık çeşmeler
    bir semtine yerleşti
    özler durur öbür semtini
    o nerdeyse cehennem orası sanki


    -çile- 55

    (...)

    kaleye hücum ettiği an zülküfül
    kılıcı uzatan tahaydı
    bir kere daha kayalık leylaklarında
    zülküfülden bir tad aradı taha
    halkın söylediğine göre onun kanıydı bir çiçek
    ki açmazdı gerçekten o dağdan başka hiçbir dağda
    ağzı yakan bir çiçek özel bir çiçek
    gerçekten bu çiçekten süt umar
    sütü kesilen kadın
    su umar
    suyu kesilen bahçe
    soy umar soyu kesilen erkek
    yahyanın başı da bu çiçekte
    kalbe bir mızrak gibi inen bu çiçekti

    secdeden secdeye sıçrayarak taha
    selam sana zülküfül
    selam sana yahya
    selam sana isa
    selam sana ibrahim
    selam sana musa
    selam sana süleyman
    selam sana davut
    selam sana yuşa
    selam sana ahmed
    selam sana muhammed
    selam sana mustafa
    mustafa selam sana
    ey seçilmiş seçilmiş
    mustafa selam sana
    ey öğülmüş öğülmüş
    muhammed selam sana

    ateşi gördü kurbanı yarılan denizi
    yahyanın kesilmiş başını altın tepsiyi
    ikiye biçilen zeytini
    karadan korkup da çekilen denizi
    bedirde bir toz toprak içinde
    zaferi tattı dişleri aydınlandı sevinçle
    güneş batarken çölde
    taha da peygamberle birlikte
    zafer sevinci içinde
    baş geriye gitmiş taşı eritmiş gitmiş
    vücut incir gövdelerinin arasında terk edilmiş


    -taha'nın ölümü- 59

    ölen şehirlerdir taha değil
    kuruyan nehirlerdir
    lambadır sönen kış dökülmüş içine
    sonbahar yaprağı ırmağı emmiş
    asfalttır çekilen sıva bereket toprağının
    bu tahanın ölümü değiş yürüyüşü mezarların
    kabirlerin şamarıdır çağın yüzüne
    geceye batışıdır taş bakışlarının
    tarihle öpüşme bitmiş demektir
    güneşten aya
    aydan geceye inmiş demektir masal
    fal
    kadın ellerine ısmarlanmış olan
    fincanlardan fincanlara armağan
    sabahların bakırı zehir özleminde
    ekmek rafların en gerisinde
    ev eskimiş yıpranmış depreme gebe
    taşlar birer birer mineralerden düşmede
    kubbenin kurşununu kesmiş bir elmas
    cam kesmeye mahsus olan
    her gece kalbimize musallat olan
    cami kubbelerini eriten şimşek
    kalbimizin özünü kemiren akşam
    ağaç yutmuş kabrin taşını yazısını
    ölüler kalmamış haykırdı taha ne de babalardan bir anı
    sur yıkıntıları ölüme açılmış
    ölü kalmamış ama ölüm tutuyor güneşi toprağı
    ölü kalmamış ama ölüm hayat halini almış
    içine girdiğimiz yılan turşulu ölümle
    değişe değişe bozulmuş ölüm bile
    nerde ölümün o ak o yeşil
    o siyah kırmızı keskin rengi
    artık ölüm ne gri ne kahverengi
    ne gök rengi ne yer rengi
    ölüm bir grev gibi kaplamış ülkemizi
    ta can evimize kast eden bir grev gibi
    batı bu karanlık grevin gözcüleri
    doğu sonsuz bir grevin
    çocuk düşüren bir anne gibi
    güneşi düşürmüş son seheri
    taşlar birer birer minarelerden düşmede
    geceler bir inme gibi inmede
    bir felç geldi gökten ve topraktan
    doğudan ve batıdan
    kollara bir zincir gibi yapışan
    ayakları ateşin gıcırtısıyla yakan
    kalb yakup ve yusuf öyküsünden boş
    kafa bütün karıncalarla sarhoş
    dudağı kessen bir şarap gibi
    felç inmiş ağzımıza yakan bir kireç gibi
    ağız mermerle örülmüş
    kapatılmış yedi uyuyanlar maparası
    develer çöle dağılmış
    ateş sönmüş kervan batmış
    kervana yol gösteren yıldız yanmış
    saksılarda kömürü soluya soluya can vermiş çiçek
    sevgiliye uzatılmış ama sevgili ölmüş
    baba demiş hasta çocuk ama baba gitmiş
    kapı çalınmış ama kimse yok önünde
    belki bir yabancılık belki bir rüzgar çalmış
    dağ çingenelerine ısmarlanan fallardan
    bir daha bir haber alınamamış
    bu yıl baharda menekşeler biile açmamış
    anneler kirazları beklerken
    bir bardak suda ölüm kaynamış
    ölen şehirlerdir taha değil
    taşlarını fırlatan minareler
    veriyor son felç hıncından bir haber
    felç öfkesinden bir sayfadır önümüze açılan
    oku okuyabildiğin kadar ölüm dersinden
    taha birkaç kelime kaldı söylenmedik
    felçten önce birkaç kelime söyle
    son birkaç kelimeyi de söyle
    öleceksen bari öyle öl öyle
    uğursuzluk akşamı çökmeden
    kısa süren
    kutsal bir öğle gibi
    son birkaç kelimeyi söyle

    arkadaş aynalar kırılmış
    gerdeklerin şiddetinden değil
    savaştan dönen yiğitin
    sevinç mızrağından değil
    aynalar farelerin tıkırtısından bezmiş
    kırılmış kırılmış aynalar bezmiş
    kırılmış kırılmış aynalar kırılmış
    kırılmış yarasaların soluğundan
    baharı kalmamış ondan kırılmış
    ortasından çatlayan bir zamandan kırılmış
    aynalar kırılmış tahanın yatağına bir adım ırakta
    taha ırakta aynalar ırakta
    yatak bir karantina kazanı gibi kaynamakta
    felç bir kar şehri gibi şehri gömmekte beyaza
    dağların beyazına değil ölümlerin beyazına
    köpük ölünün sarasının tükrüğü
    duvar yanmış bir kur'an sağlam kalmış duvarda
    fırlayacak kuvvet yok kol yastığa dayandığında
    ayakları şimşek yakmış
    ezmiş bir gök gürültüsü kaburgaları
    yatak yapışmış vücuda nasıl koşacaksın taha
    nasıl koşacaksın taş araya girmiş kur'ana




    -taha'nın dirilişi- 63

    dört melek ve kur'anla
    dirildi taha
    onulmaz bir ölümle
    kavuran bir felçle
    öldüğü halde
    dört melek ve kur'anla
    dirildi taha
    cebraille mikâille
    üç sûr ve israfille
    azraille bile
    dirildi taha
    yatağında bozulmuş bir bağ gibi
    kavrulmuş yapraklar gibi

    dağılmış ve kendi kıyametini
    ve kendi onulmaz mahşerini yaşamışken
    nemrudun ateşinde yanmışken
    firavun suyunda boğulmuşken
    dört melek ve kur'anla
    peygamber soluğuyla
    dirildi taha
    açtı sofrasını mikâil
    nimetler sofrasını
    bal zeytin ve nardan
    su getirdi dağlardan pınarlardan
    ilkin dudağını ıslattı bengisuyla tahanın
    geçti bir eleğimsağma omuzlardan
    taşıyan o gülümsemesini hızırın
    hızır güldü
    kur'anı cebrail açtı
    sofrayı mikâil açtı
    ölümü öldürdü azrail
    sûrunu üfledi israfil
    dirildi taha
    işte böyle dirildi taha

    durun anlatayım size melekler
    tahayı nasıl dirilttiler
    anarak isanın doğumunu
    anarak muhammed mustafanın doğumunu
    melekler
    tahayı dirilttiler
    (makaveli, 06.08.2005 14:32)
  2. içinde şu mısralar geçen kitaptır:

    sen samanyolunu öğdüm sanıyorsun aslında samanı öğüyorsun
    ay burçlarında gezeyim derken gecenin sarnıcına düşüyorsun
    kadehleri içip şarabı kırıyorsun
    doğuştan askersin savaşı kınıyorsun
    bir karınca kadar sabrın yok velilik taslıyorsun
    duvar mısın sur musun
    köprü müsün han mısın yıkılıyorsun
    rolün sembolleri biziz ama aktörlüğünü sen yapıyorsun
    biz eser verdik sen tuluat yapıyorsun
    (z3yn3p, 15.10.2008 11:59)

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil