toplumsal olaylara müdahale ederken sinirlerine hakim olamayıp gözü dönen acemi kör cahillerin de, -maalesef- bu güzide kurumun üyesi sıfatı taşımaları her ne kadar üzüntü verici, can sıkıcı olsa da her başımız sıkıştığında yine imdadımıza koşan bu insanlar hakkında önyargılı davranıp genelleme yapmak yanlıştır. büyük çoğunluğu şehirlerde yaşayan bizler askerden ziyade polisle içiçeyiz. memur olarak binbir güçlük çeken, geçim sıkıntısı, düzensiz hayat, her an kelle koltukta yaşayan insanların psikolojileri de dengesiz olabilmektedir. bunun yanında polis akademilerinden yetişen çok değerli insanların varlığı da unutulmamalıdır. polislerin eğitimi konusunda ciddi araştırma ve çalışmalar yapıldığı da bilinmektedir.
(bkz: çevik kuvvet)
(bkz: özel harekat)
(bkz: yunuslar)
maalesef gördüğüm kadarı ile çoğunlukla görev bilinci nedir bilmeyen, sinir sistemleri zayıf, saldırgan ve elbette de polisin asıl görevi nedir bilmeyen insanların oluşturduğu topluluk...
yolu açmak!! adına kadınlara cop indirmekten çekinmeyen (bkz: 8 mart 2005 dünya kadınlar günü),çoğunluğu rüşvet almayı işinin gereği gören zavallılardan oluşan,iradesi ve karar alma mekanizması çökmüş,cop kullanmayı erkeklik sayıp bütün bunları az maaş aldığına yoran bu nedenle de içinde yaşadığı ülkenin koşullarından da bihaber topluluk..
11 mart 2005 tarihli milliyet gazetesinin haberine göre bitlisteki bi imamı öldürmesi için hizbullahçı teröristi hapisten çıkarıp eline de silahını verecek düzeyde yardımsever olan insanlar kumkuması...
türkiye de asayişi ve güvenliği sağlamakla yükümlü devlet güvenlik birimi. asla bir asker ya da jandarma değil. onlar kadar sevilip onlar kadar korku vermiyor gereken kişi ve topluluklara.üzerine düşen görevi hakkıyla yerine getirmesi için gerekli haklara sahip olmayan, sahip olduğu haklar ile kendisinden en iyi verim beklenen ve sürekli haksızlığa uğramış devlet mensupları.
haberleri izliyorum bundan birkaç sene önce. tinerciler tarafından (bu haber programının tanımıydı) hastanelik olacak kadar dövülmüş bir polis memurunun ağzından dökülen şu cümlelerdi beni derin derin düşündüren.
-peki neden silah kullanmadınız.?
-silah kullanıp senelerce hapiste yatmaktansa, hastanede birkaç hafta yatıp çıkarım, demişti.
içtiği ilaçların etkisi ile mi bu kadar dobra konuşmuştu yoksa sitem mi ediyordu bir şeylere anlamadım. ama polis eşi, polis babası, polis arkadaşı olmayanlarca durumları pek anlaşılamayan, sürekli hor görülen, bu ülkenin vatandaşlarınca pek sevilmeyen bir devlet kurumu olsa da, gece eve yürürken sokağın karşısından görünen bir polis arabası kadar içimi güven dolduran birşey yoktur hali hazırda.
hiçbir hakları olmamasına rağmen, gösterilerde insanları keyfi olarak coplama, dövme, tartaklama, aşağılama, laf atma, küfür etme eylemlerini özgürce, korkmadan çekinmeden kameralar önünde yerine getiren topluluktur benim gözümde. ve maalesef öyle bir ülkede görev yapmaktadırlar ki bu işledikleri suçlar görüntüleriyle sabit olmasına rağmen medyada, adam öldürmedikçe bu suçlar sorgulanmaz, sorgulamak akıllara bile gelmez. ve maalesef karanlık bir yolda yürürken karşıdan gelen polis arabası içime güven vermekten çok uzaktır çünkü size keyfi olarak her şeyi yapmayı hakkı olarak görür ve görev başındaki memura hakaret saçmalığı yüzünden cevap bile vermeye korkarsınız. ben hiç de korkmam hakkımı sonuna kadar mahkemelerde de olsa savunurum derseniz (bkz: uğur kaymaz)
devlet memurudur. amiri ne derse onu koşulsuz yapmakla mükelleftir. bayılmaz hiç biri binlerce kişiyle kavga etmeye zira bir çoğu aile babasıdır. evde oturup sıcak bir ortamda vakit geçirmek varken ne diye ülkesinin insanıyla gırtlak gırtlağa gelsin ki?
ilginçtir amirine de emir veren o ülkenin insanının seçtiği yöneticidir. ama yurdum insanı sevmez polisi. polis demek karşıt güçtür. istediğimiz gibi at koşturtmaz bize başkaları da bizim kadar mutlu olabilsinler diye. içlerinde hepsi pırlanta değildir, hepsi birer örnek polis değildir. kendi yaşadığım onlarca olay vardır sinirden deliye döndüğüm polisin tutumu yüzünden. ama olmazsa olmazdır.
yerine jandarma geldiğinde neler yapabileceğini jandarma kontrolünde olan bölgelerde yaşamış olanlar bilirler. üç beş dengesiz nedeniyle karalanmaması gereken halkın huzurunun bekçisidir türk polisi.
herhangi bir yerde oturmuş yemek yiyen bir erkeğe eşinin ya da kız arkadaşının yanında tokat atabilecek kadar vicdan ve maneviyattan arınmış toplum güvenliği ! sorumlusu.
acıdır, yürek burkan gerçektir.
dokuz ay sonra eksilenerek en kötüler arasına girdikten sonraki edit; şimdi siz karısının yanında kocaya tokat atan zihniyeti mi, yoksa olayı buraya nakleden kişiyi mi eksilediniz anlamadım.
herbiri ayrı bir külhanbeyidir.
yere düşmüş insanı, 6-7 tanesi aynı anda coplayarak tehlikesiz hale getirirler. gerçekten de azıcık vicdan ve merhamet sahibi bir insanın yapamayacağı bir iş olması nedeniyle kendilerinin üstün! yetenekleri olduğunu düşünüyordum. 1 mayıs 2007 tarihinde taksimde yapılanları gördükten sonra söyleyecek sözüm tükenmiştir.
asla asla asla güvenemeyeceğim devlet memuru olan insanlar..birçok konuda rüşvet alan,haklı-haksız,suçlı-suçsuz gözlerine takmış oldukları at gözlükleri ile kendi düşünceleri ile uyuşmayan insanlara olabildiğince insan dışı davranan bir birim.
hepsi iyi değildir, hapsi kötü de değildir. ama bu topluluğun en belirgin özelliği hepsinin iyi olmaması gibi hepsinin kötü de olmamasıdır. ha derseniz ki hepsi kötüdür bunu hepsi kötü değildir hepsi iyi olmadığı gibi diyerek cevaplayabilirim. bir gerçek varsa genelleme yaparak ancak kendimizi kandırmış oluruz. tıpkı polislerin hepsinin kötü olmadığı ama hepsinin de iyi olmadığı gerçeği gibi. ama inanın bana hepsi iyi değil polislerin tıpkı hepsinin iyi olmaması gibi.
hakkında 5,5 yıldır istanbul'da yaşayan ve çocukluğunu pek de güvenli olmayan bir mahallede geçirmiş biri olarak bazı tespitlerim var. bu tek başına 1 mayıs 2007'de karşılaştığım faşizan tutum ve insanlıktan çıkmış bir halde ellerindeki gücü en şiddetli nasıl kullanabileceklerini deneyen polis kitlesi ile ilgili bir şey değil.
lise yıllarından beri siyasetle ilgilenen ve düzen tarafında durmayan birisi olarak zaten polise çok da güvenim yoktu, önyargılı bir şekilde yaklaşırdım hep. bu önyargı biraz da tamamen apolitik insanlar olan annem ve babamdan bulaştı bana. şöyle ki, edirne'de ben 6,5 yaşındayken taşındığımız ev, edirne'nin tek merkezi alanına yürüyerek beş dakika mesafedeydi. bilen bilir, her şehirde bulunan mecburiyet caddesinin edirne sürümünün adı saraçlar caddesidir. buranın girişinde bir tarafta atatürk heykeli, diğer tarafta edirnenin merkezi alandaki iki çay bahçesinden biri, bir tarafında merkez bankası ve merkez bankası'nın biraz aşağısında da polisevi bulunur. bizim evimiz de bu polisevinin 300 metre aşağısında.
fakat gelin görün ki, burası edirne'nin en pislik yeridir. akşam hava karardıktan sonra bu sokaktan geçmek oldukça zor bir hal alır. hava karardığında deyince, geceyarısı gibi bir vakit anlaşılmasın. kasım - aralık aylarında akşam 19:00'dan sonra, yaz aylarında ise 22:00'dan sonra. orada oturan yaklaşık 50 kadar 11 - 12 yaşında çocuk, bellerinde bıçaklarla yoldan gelenden geçenden haraç ister, arabaları taşlar, gasp yaparlar. evet, bunlar 11 - 12 yaşında çocuklardır ve polisevinin 300 metre aşağısında rutin olarak gasp yaparlar.
mahalle olarak bundan herkes bıkkındır, hemen her gece polis çağrılır, polis gelir orada bir - iki tur atar, çoluk çocuk dağılınca çeker gider ve yine sokağı eski sahiplerine terk eder. sonrası da eski hamam eski tas. ailem 17 yıldır orada oturuyor ve mahallelinin bireysel olarak ve muhtar aracılığıyla valilikle, emniyetle yaptığı görüşmelerin sayısı bini aşmıştır. ama hala o köşede her akşam bekleyen bir devriye arabası koyulmadı gitti.
sebep sonuç ilişkisi kurmadan belirteyim, bu mahalle tam anlamıyla bir emekçi mahallesidir. herkes memurdur, emeklidir, işçidir, tezgahtardır, kasiyerdir, sekreterdir... ayda 1.000 ytl'nin üzerinde para giren ev sayısı beşi geçmez.
ama edirne'nin bir de öteki yüzü vardır, orası da yeni yapılan siteler bölgesi, şehrin yerleşik halkının kurulan ilk site adı olması nedeniyle genel olarak andığı şekilde belirtilirse, binevler'dir. burada daha elit kafe ve barlar bulunur. işte orada polis bekler. birçok sitenin koruması hala yaygınlaşan özel güvenlik şirketlerinde değildir, beş bloğu aşan bütün sitelerin girişinde polis noktaları bulunur.
bu nedenle annem ve babam polise hiç güvenmemiştir bugüne kadar. ben de işte böyle önyargılı bir ortamda polise bir türlü ısınamadım.
istanbul.
kapkaç, gasp, hırsızlık, uyuşturucu, fuhuş, kumar, sömürü cenneti istanbul. buranın en in cin top oynayan yerleri allah'a emanettir. sözlük yazar ve okurlarının büyük bir bölümü istanbul, ankara gibi metropollerde yaşadığından bunları ayrıntılarıyla anlatmama sanırım gerek yoktur. yalnızca önceden yazmış olduğum bir giriyi, polisin suça ve suçluya yaklaşımı ile ilgili olduğundan göstereyim yeter. (bkz: gazi mahallesi/!chaghdash)
kadıköy'de 15 dakikalık bir basın açıklaması yapıldığında iki otobüs çevik kuvvet kenarda hazır bekler. ama şu güçlü ve büyük devlet, bugüne kadar defalarca cinayetle sonuçlanan gasp olayının gerçekleştiği haydarpaşa - gebze banliyö treninin her vagonuna ikişer tane polis koyamamıştır.
öğrenci hakkını aramaya kalkıştığında polis hazırdır. öğrenci harcını ödeyemediği için sınavlara alınmıyorsa, polis zoruyla sınav salonundan uzaklaştırılır.
gecekondu yıkımlarında polisler vardır. her seçim döneminde eline tapu verilmiş yüzlerce aileyi sokakta bırakırken aralarından itiraz eden olursa büyük bir zevkle döverler, hastanelik ederler.
işçinin karşısında her zaman hazırdırlar. eğer patron "haftaya veririz", "alacaklarımızı alamadık, bir dahaki aya artık" gibi gerekçelerle üç ay maaş ödemeyip ardından da işçilerini işten çıkarırsa, bu işçilerin haklarını istememelerini polis sağlar.
haklarında bir ilginç gözlemim daha var, ama bu tek başına türk polisiyle değil, popstarıyla, dizileriyle, yalandan bıkmayan köşe yazarlarıyla, kariyer günleriyle, performans toplantılarıyla insanlar üzerinde oluşturulmaya çalışılan aptallaştırıcı etkiyle ilgili.
muhalif rock gruplarının polisin şiddetini anlatan fuck the police temalı klipleri barlarda yayınlanırken haykırarak tepki gösteren bu şarkılara eşlik eden az denemeyecek kadar insan var. ama nedense aynısı burnunun dibinde yapılırken verdikleri tepki "gidin başka yerde yapın şu işi, zehir ettiniz günümüzü" oluyor. türk polisi ne kadar korkunçsa, bu da o kadar üzücü.
ek: son anda fark ettim de, her ne kadar giriye "1 mayıs ile alakalı bir tepki değildir" diye başlayıp sınıfsal konumlanışına değinme niyetinde olsam da, buna planladığım kadar eğilememişim. sevdiğim bir abim olan tiyatro oyuncusu nevzat süs, malesef dün türk polisinin copların insan eti üzerinde en fazla ne kadar etkili olabileceğine dair deneyleri sırasında beyin kanaması geçirdi ve ameliyata alındı. neyse ki hayati tehlikeyi atlattı. aklım biraz da orada. bunun hesabının nasıl sorulacağında.
bugünkü gazetelerde biber gazı stokları tükendiği yazılan emniyet genel müdürlüğü mensupları. bir sonraki gösteride göstericilerin üzerine panzerlerden acılı ezme sıkılacakmış.
kendilerine verilmiş olan görevleri , yetersiz kanunlar , çok yetersiz bir maaş ve yoğun çalışma temposunda yerine getirmeye çalışan meslek mensupları .
içlerinde kafede yemek yiyen 60 yaşındaki bir insana tokat vuracak kadar şuursuzca hareket edip tüm kurumun itibarının içine edenlerde vardır.
çağırıldığı zaman 5 dakikalık yürüme yolu uzaklığındaki yerden 45 dakikada gelen, geldiğinde suçu sanki sen işlemişsin gibi azarlayan, söylediklerine inanmayıp etrafta kanıtlar arayan en nihayetinde suç aletini bulup parmak izi almadan çıplak elle tutup cebine atan kişileri içinde barındıran kurum.
akp hükümetinin giderayak, demokrasi diye öterken, el çabukluğu ile polis vazife ve salahiyet kanunu'nda yaptığı değişiklik ile artık hiçbir izne va karara tabi olmadan, istediği aracı durdurabilecek, istediği insanın üzerini arayabilecek, istediği insanda kimlik kontrolü yapıp gerekli gördüğü takdirde gözaltına alabilecek, keyfi isterse parmak izimizi ve fotoğrafımızı karakola götürerek alacaktır. zaten hukuğun gereksiz sularında dolaşmayı pek sevmeyen polisimiz artık tamamen hukuk denetiminden uzaktır. şu ana kadar yaptıkları yapacaklarının teminatı sayılabilir.
tüm bunlar olurken chp ne yapıyor peki? onların böyle önemsiz demokrasi işleriyle kaybedecek vakitleri yok, zira rejim tehlikede.