osmanlı devleti türkleri iplemediği ve hatta çatır çatır kestiği halde, kıçını dışarı verip kültürü yozlaştırdığı, dili mahfettiği halde
milliyetçilik yapmayıp ümmetçilik yaptığı ve ermenileri, rumları ve de devşirmeleri kayırdığı halde,
vaktiyle üç kıtaya yayılmış osmanlıyı sadece türk milletinin sahiplenip savunması
her fırsatta onları yükselişini artık efsaneleşmiş bir şekilde anlatmamız
mantık sınırlarını aşan ve milliyetçilikle çelişen bir durum gibi geliyor bana
(bkz: @248876)
yazıya bir soru ile başlamak lâzım: “ecdadıyla bizim kadar kavgalı yetiştirilmiş, ‘şanlı tarih’ini bilmeyen ya da yanlış bilen başka bir millet yeryüzünde var mıdır?”
bu sorunun cevabı, hiç de ‘hayırlı’ olmayan bir ‘hayır’dır. 600 yıl dünyaya adalet ve intizam dağıtan osmanlı devletinin, şekil değiştirerek türkiye cumhuriyeti olarak devam etmesinden sonra insafsız bir osmanlı düşmanlığı yapılmaya başlanmıştır. ecdadımızın imza attığı ve övünmemiz gereken binlerce hâdise varken, üç-beş ‘yanlış’a işaret edilerek bütün bir tarih töhmet altında bırakılmıştır. bazı padişahlar ‘deli,’ bazıları da ‘vatanı sattı’ denilerek anılmış, onların üzerinden mukaddeslerimiz de aşağılanmıştır.
tabiî yüzyıllar süren bir yönetimde yanlışlar, hatalar da olabilir ve olmuştur. nihayetinde padişahlar da ‘insan’dır ve hata yapabilirler. ancak bu hataları, şahıslarına inhisar etmek lâzım gelirken, bütün padişahlar kötülenmiş, karalanmış ve genç nesiller cedlerine düşman hale getirilmiştir. öyle ya, ‘vatanını satan’ bir padişaha, bir ‘ced’de kim sahip çıkmak ister?
torunları osmanlı devletine sahip çıkmazken, bütün dünya osmanlı’yı arar hale geldi. bilhassa balkanlar ve ortadoğu’daki mevcut kargaşayı önlemek için osmanlı gibi davranmak gerektiği hatırlatılıyor.
dünyanın osmanlı adaletini arayışının son örneğini, yugoslavya’nın parçalanması sırasında clinton’ın özel temsilciliğini yürüten ve bir dönem abd’nin bm’deki daimî temsilcisi olan richard holbrooke sergiledi. holbrooke, ırak’ın şu anki sınırlarının 1922’de çizilen sun’î sınırlar olduğunu hatırlatarak, osmanlı dönemine övgüler yağdırdı. holbrooke, “osmanlılar, kürtleri, sünnileri, şiileri 400 yıl boyunca üç ayrı vilâyet halinde, yani musul, bağdat ve basra olarak yönetti. bu doğru çözümdü. ancak daha sonra ingilizler yanlış yaptı” diye konuşmuş. (aa, 2 eylül 2003)
osmanlı devletinin uyguladığı adil sistemi öven başka ‘yabancı’lar da var. meselâ israil devlet başkanı ariel şaron bile, “kudüs’te bir osmanlı çavuşunun temin ettiği barışı biz modern ordularla sağlayamıyoruz” demişti.
1919’da osmanlı devletini parçalamak ve paylaşmak için toplanan devletler, bugün osmanlı’nın mirasçısı olan türkiye’nin ırak’a asker göndermesini istiyor. “paris 1919” isimli kitabın yazarı margaret mcmillan ortadoğu’da, kafkasya’da ve balkanlar’daki sonu gelmez problemleri osmanlı’nın dağılmasına bağlarken, amerikalı tarihçi david fromkin, new york times’ta yazdığı yazıda konuyu daha detaylandırarak ladin, saddam ve miloşeviç gibi figürlerin ortaya çıkmasını osmanlı’nın dağılmasına bağlamış.
(aksiyon, 1 eylül 2003, sayı: 456, )
babamı bağrıma basıyorum,hala yaşamasa da dedemi de basmıştım vaktiyle, keşke yaşasaydı veya ben onun döneminde yaşasaydım da dedemin babasını, dedemin babasının babasını ve onların babalarını ve daha böyle geriye doğru ailemin bütün büyüklerini kucaklayabilseydim. iyi olurdu, sevinirdim; herhalde benim bugünlerim için çokca mücadele eden o insanlar da çok memnun olurlardı. keşke....
belki de, "türklerin 3. roma imparatorluğunu bağrına basması" şeklinde değiştirilse milletçe pek bi sevineceğimiz söylem.vallahi böbürleniriz.sürüsünün ardından, orta asyanın çayırlarından gelen; kımız içip sığır otlatan bu ilginç kavimi, ümmet ya da hangi kelimeden hoşlanılırsa o çatı altında, oturacak bir eve, yaşanacak bir ülkeye ve sallanacak bir bayrağa dahası rüyalarında bile göremeyecekleri yerlere taşıyan şey nedir?karakızının memelerinden akan sütün hesabını yapıp, komşu vadinin çadır ahalisiyle dalaşırken; aklına italyayı alma fikrini sokup, onu dere tepe taa viyana sürükleyen, bunu yaparken de yedi düveli ardına takmasını sağlayan yapıştırıcı ne ola ki?bakmak lazım...
fetullahçı sistemin dayandığı temel durumdur. günümüz iktidarı nın delicesi özentiliğini yaptığı, kimi merkezleri istanbula taşıma istekleri ile zaman zaman alevlenen tartışmadır. çok severler osmanlıyı zira sevdikleri türklük değildir. öyle ya osmanlıda saray ve çevresi osmanlı idi basit köylü halk ise türktü. din o kadar dolu o kadar dolu yaşanırdıki fakri resul diye adlandırılan padişahın koca bir haremi vardı, ona göre kadınlar sadece gündelik değiştirilebilecek birer giysi gibiydi. şimdileri birilerinin sadece çocuk yapma makinesi olarak gördüğü gibi.
ırzına ve namusuna çok sahipti osmanlı kadınlar toplumda o kadar geri bastırılmıştıki paşalar arasında bile oğlancılık yaygın bir haldeydi.
çok eşit davranırdı osmanlı, her gayri müslüme inanç özgürlüğü verirdi ama onların giyeceği kıyafet ve oturacağı eve kadar sınırlar, baskı altında tutardı yoksa delimi bu adamlar yüz yıllarca osmanlı himayesinde mutlu yaşayıp bir günde isyan çıkartsınlar. bunun diplerden gelen birşey olduğuu göremiyoruz.
velhasılı osmanlıyı bağrına basma durumu sınırlı sayıdaki türke nail olan bir durumdur ki onlarda kendilerini osmanlı torunuyuz diye çağırırlar.
(bkz: türk)
zihnimizde redd-i mirasa yer yok. bu tarih günahıyla sevabıyla bizim. bu geçmiş bu ecdad bizim. geçmişine taş atanın geleceğine top atarlarmış. geçmişimizi ne kadar sahiplenirsek o kadar mukavemetimizde artar kanımca. kaldıki bu millet sadece osmanlı devletini değil diğer islam devletlerini de hala bağrına basmakta. hemde geçmiş islam devletleri ve günümüzdeki islam devletleride dahil olmak üzere. he bir de reklama girmeyen herşeye olur verir bu millet. yeter ki amacı halisane olsun. (bkz: eyyubiler) (bkz: memlükler) (bkz: emeviler) (bkz: abbasiler) (bkz: endülüs emevileri) (bkz: islam devleti) (bkz: timurlar) (bkz: şahcihan devleti) (bkz: gazneliler) (bkz: akkoyunlular) (bkz: safeviler) gibi gibi gibi gibi uzar gider.... islam namına ve insanlık namına birşey varsa türk ordadır. (bkz: ruhumuz yeter)
yeni türk devletinin akıl ve mantık sahibi insanlarının, ara sıra vuku bulan bir takım dandik hadiseler yüzünden 600 yıllık türk tarihini çöpe atmadığını, atamadığını gösterir. zaten mehter marşı dinleyip coşuyorum, parçalatmayın kendinizi bana.
ilköğretim seviyesi için kompozisyon başlıkları.
neresinden tutsan elinde kalır da yine de cehalet içinde kalmayalım istiyor insan.
osmanlı'nın "türkleri iplememesi, çatır çatır kesmesi" gibi bir politikası, veya böyle bir vak'a yok. zira ırkların ve etnik kökenlerin bir üstünlük derecesi olarak görüldüğü yıllar 1789 sonrasına denk gelir. o da zamanla. malumunuz o tarihe kadar ulus-milliyetçilik gibi kavramlar yoktu piyasada. yahut düşündüğünüz anlamda değildi. millet, aileden büyük kavimden küçük topluluklar için kullanılırdı (elie kedourie). "türklük aşkı, üstün alman ırkı, ermeni dölü" dediğin mücerred ifadeleri maslahatına takan yoktu. millet ayrıca dini bir kategorizasyondu. "hangi millettensin"sorusunun cevabı "museviyim, hristiyanım vs" olabilirdi ancak. devşirmenin gayesi ise ağırlıklı olarak türk ve müslüman nüfusun saray içindeki uzantılarını en az mevcuda çekerek herhangi bir ayaklanmanın saray içinde yönetimde karşılık bulmaması idi. padişah eşlerinin de gayr-ı müslim olmalarındaki sebeplerden biri buydu. zira bu, müslüman bir türk soyundan gelen eşin kan bağının yönetimde etkin olabileceği, ihtilaf halinde kalabalık bir destek bulabileceği anlamına geliyordu. kısacası biz buna hikmet-i hükümetin sonuçlarından biri diyelim. devlet yönetmek güç iş. hem de 600 yıl boyunca. bu arada (bkz: hikmet-i hükümet)
"kıçını dışarı verip kültürü yozlaştırdı" dediğin devlet altı asır balkanlar'dan hindistan'a dek hükümdarlık ederek çoklu-kültürel bir toplumla varlığını sürdürmüş. hangi kültürden bahsediyorsun? tabiî ki özünün de özü türk kültüründen. ama dedik ya, türk,arap,kürt bir değer olarak yok (lutfen etrakı biidrak'a girmeyelim borçlu çıkarsınız), osmanlı var. türk'ün iplenmesinin gerekliliği 20.yüzyılın tarih kitaplarında kafamıza işlenmiş bir malumat. tarih perspektifi ve sosyolojik muhayyile (wright mills) eksikliği zor değil mi? perspektifinin izin verdiği kadarı ile tarihi,toplumu anlamak zorunda kalıyor insan.
"halk içinde mûteber bir nesne yok devlet gibi
olmaya devlet cihân da bir nefes sıhhât gibi
saltanat didükleri ancak cihân gavgâsıdır
olmaya baht u saadet dünya da vahdet gibi "
beyitlerini anlayabiliyorsan , ya sen çok iyi osmanlıca/arapça/farsça biliyorsun demektir ya da muhibbi türkçe konuşuyordur. bu arada (bkz: muhibbi)
ve son olarak. türkiye cumhuriyeti dediğimiz 85 yıllık devletin kurucusunun meslekî kariyerini cumhuriyet'ten önce bir osmanlı paşası olarak devam ettirdiğini unutmayalım. aynı zamanda son padişah vahdettin'e en yakın kumandanlardan biri olduğunu da bir kez daha hatırlayalım. hatta ve hatta mustafa kemal atatürk'ün silah arkadaşlarıın da birer osmanlı paşası olduklarını iyice bir belleyelim.
bunun red yahut kabul meselesi değil, tarihsel ve sosyolojik bir durum,mecburiyet olduğunu akıldan çıkarmayalım. bizlerin-türkler'in- osmanlı'yı benimsemesinin basit bir sebebi de , osmanlı devleti'nin kurucusu olan osman bey'in, akabinde orhan bey'in de apaçık birer türk olması olabilir mi? hani aklıma geldi söyledim yersizce.
osmanlı devleti türklerin bir tarihi olduğuna göre, tabiki de türklerin tarihini yok sayması düşünülemez. bu tip laflar ancak tarihiyle yüzleşmekten korkan insanlar içindir denilebilir.
bağra basmakla, kabul etmek arasındaki nasıl bir fark güdülmüş ki anlamamışız bu başlığı? yok öyle bir ayrım. düz ve içeriği zayıf bir başlık.
vahdettin'in yaptıklarını elbette ki sindirmek olanaksız. fakat "vatanı satmak, rum kırması hükümdarlar,karılar istedi diye çocuk katledenler" ilaveten "osmanlı laik, sosyal bir hukuk devleti değildir" türünde yakıştırmalar tam anlamıyla tarihten ziyade safsata ile derdini anlatmaktır. entelektüel fukaralık bu.
tarih koşulları içinde değerlendirilir. bu zihniyet atatürk'ü kendi dönemi içinde tahlil etmeyen zihniyeti "dönemin şartlarını hesaba katmamakla " eleştirir de tadının kaçmasıyla demokrasinin var olmadığı çağlarda osmanlı'da demokrasi arar. sekülarizmin devlet idaresine yansıtılamayacağı yıllarda laiklikten bahsetmeye cüret eder. e komik tabii ki.
osmanlı'yı benimsemek,benimsememek,bağra basmamak ya da basmamak... duygusal bir yığın laf-ı güzaf ." osmanlı devleti süper olsaydı cumhuriyet kurulmazdı" tabii de süperlik,muhteşemlik neye göre ölçülüyor yahut günümüze hangi impartorluk baki kalmış. ya da -allah gecinden versin- bir asırı bile yaşamamış türkiye cumhuriyeti'nin fertleri olarak asırlarca ayakta kalabilmiş bir devletin yöneticilerini başarısızlıka suçlamak da nedir? bilgisizliktir, en hafif tabiri ile.