belki ilginizi çeker
  1. · arapların üstsüz güneşlenme alışkanlığı
  2. · amerikanların düşünme alışkanlığı
gündem
  1. · aşk ı memnu
  2. · the twilight saga new moon
  3. · gece yarısını geçtiği halde sözlükte dolaşan kız
  4. · hayatında hiç star wars izlememiş insan modeli
  5. · kurban kesmeye karşı olan dallama
  6. · sözlük yazarlarının itirafları
  7. · 22 kasım 2009 galatasaray manisaspor maçı
  8. · haydarpaşa numune hastanesi
  9. · ender konca

türklerin kitap okuma alışkanlığı  

 sayfa  / 2
  1. bahsi geçen ülkelerle karşılaştırılmaması gereken alışkanlıktır.nitekim bahsedilen ülkeler (japonya, isveç, fransa) kalkınmış ve gelişmesini tamamlamıştır, türkiye ise halen bir üçüncü dünya ülkesidir ve insanlarının kitap okumaktan çok karnını doyurmaya ihtiyacı vardır.karnı aç olan bir millet nasıl kitap okuma alışkanlığı edinebilir ki?? aldığı üç - beş parayla evine ekmek mi götürsün yoksa the da vinci code'mu?
    (msofty, 11.07.2006 23:14)
  2. kısaca, yoktur.
    (manticore, 11.07.2006 23:30)
  3. internetin de yaygınlaşmasıyla bu alışkanlığın daha da azaldığını ve azalacağını söylemek yanlış olmaz.
    (shadegrown, 11.07.2006 23:32)
  4. aslında kayıt altında olmadığı için yok gibi göründüğünü düşünüyorum ya da öyle düşünmek istiyorum.kim bilir. neticede kitap fiyatları daha doğrusu almayı istediğiniz ve okumayı tercih ettiğiniz kitapların orjinal fiyatları pahalı olduğundan insanlar korsan kitap alma yoluna kanalize ederler kendilerini. bu yüzden kitap tirajları belli bir seviyede kalır. ben ülkem insanın hatırı sayılır bir oranda kitap okuduğu gözlemindeyim. neticede her otobüs yolculuğunda herkesin elinde bir kitap bulunur.
    (troke, 11.07.2006 23:34)
  5. (haşmet asilkan, 11.07.2006 23:51 ~ 12.07.2006 16:41)
  6. zayıf bir alışkanlığımız vardır kitap okuma hususunda; hele de gelişmiş ülkelerle kıyaslanınca. lâkin kanımca esas mesele kitap okuma alışkanlığının olup olmaması değil, bu kadar zayıf alışkanlıklarda neyin okunduğudur.

    gelişmiş ülkelerde "best-seller" denilen kitaplara baktığımız zaman elin oğlunun seçicilikte aslında ne kadar da zayıf davrandığını görürüz.kitap okumak gibi güzel bir alışkanlığın eldeki eserlerle "vakit öldürme" halini aldığını görebilirsiniz. aşk romanları ve yırtınma sonucu yazarın götünden çıkmış fantastik denemelerin en çok satanlar listesinde başı çektiği avrupa ülkelerinin bizim toplumdan seçicilik hususunda pek de ileri olduğu söylenemez. yine de içinde bir fayda barındırır bu; iyi veya kötü kitap okumaya devam etmek, okuma alışkanlığının devamlılığını getirir, kişi önü sonu kayda değer bir kitap okuyacaktır diye ümit ediyorum.

    gerçi bizim memlekette de seçicilik zaman zaman yerlerde sürünür. en çok satanlar listemizde öyle kitaplar var ki, içerikleri sabah sabah seda sayan programından bile daha zayıf. okusan ne olacak...
    (eksiksizuyum, 12.07.2006 01:05 ~ 01:17)
  7. gerçekten yok sayılabilecek bir alışkanlıktır. bu konuda gelir düzeyi düşük kesimin daha fazla okuyor olması da (gördüğüm kadarıyla) düşündürücü elbette.
    (twinkle, 24.07.2006 01:43)
  8. (w, 01.08.2006 01:34)
  9. kalıcı diilim abi, resimlerine bakıp çıkıcam.. şeklinde zuhur bulan alışkanlıktır..
    (gudu bet, 01.08.2006 02:46 ~ 03.08.2006 13:36)
  10. annemden genele vurucak olursak,annem kitabı eline alır, asla ilk sayfayı okumaz,göbeğe yakın bir yerden dalar "hıh püf noktasını buldum" der "türkler için püf noktası nedir?...evet bildiniz" o kısımları ne sihirdir ne keramet el çabukluğu marifet bir şekilde bulup okur ve o kitabı bitti sayar alışkanlık olarak bunu her kitaba yapar işin özü türklerin işi pınarladır,kaynakladır suyun akışındaki ahenk,geçtiği yollar,ne zaman çoştu ne zaman duruldu işi olmaz bunlarla alışkanlık daha çok türklerin kitap okuma akışkanlığına dönüşür böylece
    (abece, 01.08.2006 03:43)
  11. - boş zamanlarında ne yapmayı seversin?
    - kitap okuyorum.
    - öyle mi ne güzel, ne tür kitaplar okuyorsun sevgili ....?
    - ders kitapları okuyorum.

    şeklinde özetlenebilecek alışkanlık.
    (bkz: hugo)
    (bkz: tolga abi)
    (julien, 03.08.2006 10:43)
  12. (yoköylebirseykandırmıslarseni, 03.08.2006 13:15)
  13. genelleme yaparsak ben kitap okuyorum diyenlerin yarısı gece yatmadan önce uykuyu kolaylaştırmak için açıyorlardır o engin denizlerin sayfalarını.
    kalan kısım ise cafelerde, otobüslerde okumak için değil vakit öldürmek için icra ediyorlardır bu işi. onların da yarısı şekil itibariyle bu işi yapmaktadır zaten. zira okuyormuş izlenimi önemlidir bu kişiler açısından.
    şu halde 60 milyonluk türkiye de * grafik üzerinde incecik bir çizgi olarak görmekteyiz kitap okuyan yurdum insanı sayısını.
    (kuzudis, 03.08.2006 17:29)
  14. türk milleti, herşeyi doğuştan bildiğine, her konuda mutlaka fikir sahibi olduğuna inanmaktan vazgeçtiğinde, kitap okumaya başlayacak. çünkü kitap okuyan nüfusun çoğu, yeni şeyler öğrenmek, kendini geliştirmek için okuyor. demek ki, kitap okumayan kısmın kendini geliştirmeye ihtiyacı yok. (maddiyatsızlıktan okuyamayanları saymıyorum)
    (huzbe, 03.08.2006 18:03)
  15. kafamda "türkler" kelimesinin netlik kazanmadığı bir ifadedir. ben "türk"üm. öncelikle bu soruyu herkesin kendisine sorması gerekiyor. daha sonra da topluma değil, yakınındakilere... bizlerde bir " türkler hiç kitap okumaz" yanılgısı var ki sormayın... çoğu kişide aynı şikayet. ülkelerarası karşılaştırmalar, maddi imkanların yetersizliği, karın açlığı, işsizlik... evet bunlar çok önemli sorunlar. kitap okumayı zorlaştırabilir ama bunu imkansız kılmaz hiçbir zaman. düşünsenize bu sözlükte yazan kim bilir kaç kişi vardır. kim bilir hangi şehirlerden gelmişlerdir... sadece bu sözlükteki arkadaşların yardımıyla dahi bu kitap sorununa bir cevap geleceğine inanıyorum ya da inanmak istiyorum. toplumda bir etkileşim var. bu bir gerçektir. okuduğumuz her kitapla ulaşabileceğimiz kişi bir kişi dahi olsa ben varım bu işe. okumuyoruz diyerek ne geçiyor elimize??? sadece kitap okumayanları pozitif bir dönütle uğurluyoruz yollarında. aman kimse okumuyor zaten... üniversite öğrencilerini düşünüyorum da,

    hangi üniversitede kütüphane yok? para diyoruz ya!!!

    kaç kişi okuduğu kitabı ödünç vermez???

    biz okurken hiç etkilenen olmaz mı???

    en önemlisi bizdeki etkileşim insan ilişkilerimize yansımaz mı???

    dürüstçe, insanca bir bakış sunmak istiyorum: okullarda öğrenciler arasında nasıl maddi zorluklar yaşayanlar varsa çok rahat eden arkadaşlarımız da mevcut. ülkemiz yoksul olabilir ama neredeyse hiçbir yer kitap okuyamayacak durumda değil. düşünüyorum da varolan üniversitede varolan nüfusla dahi kitap okuyarak bir noktaya gelinebilir. yeter ki okuyalım. bunları hayal olarak söylüyorum ama imkansız değil hiçbir şey. ben de küçük gezilere gittim doğudaki birçok ile, köye. inanın onlardaki istek başka, bambaşka. çoğumuzun kütüphanesinde olan onunsa nereden bulduğunu bilmediğim kitapla sabah 05:... gibi karşılaştım. okumam gerekiyor diyordu. '99 depreminde birçok çocuk çadırda ders aldı. eğitimine devam etmek için. bu gerçekleri de yadsıyamayız. bizlerde ise kütüphane var, kimimizde büyük destekçilerimiz ailelerimiz var, kimimizde ise kimse yok ama en önemli öğe kendimiz varız. her şey bizimle başlıyor... nereye gidersek gidelim, kaç yaşına gelirsek gelelim her şey bizimle başlıyor... ben hergün konu ne olursa olsun bir şeyler okumaya çalışıyorum. durakta beklerken dahi sayfalar okunabileceğinin farkındayım. insanların da göz ucuyla baktıklarının belki kütüphaneden alabileceklerini ummak çok güzel bir duygu. her gün sınıf arkadaşlarıma sorarım: .... kitabı çok beğendim. sizde neler var? diye. inanın bu dahi o kadar çok şey kazandırıyor ki!

    edit: kitap okuma haftası yapsak, o gün sadece kitaplardan bahsetsek çok mu bencilce bir davranış olur?
    (sunflower, 15.08.2006 01:51 ~ 01:55)
  16. iyi kötü gelişmeye başlamıştır. bunda ferrarisini satan bilge, sofi'nin dünyası, metal fırtına gibi kitapların etkisi büyüktür şüphesiz. ve halkımıza iyi kötü kitap okuma alışkanlığı kazandırmaya başladıkları için bu kitapların yazarlarına teşekkür etmek gerekir. her ne kadar mevzu edilen kitapların bir edebiyat değeri olmasa da. gönül ister ki orada burada best seller kitapları okuyan insanlar yerine, ellerinde dünya klasikleri olan yurdum insanı görmek**.
    (kipti, 09.05.2007 15:19 ~ 15:20)
  17. gündemde yer alan ve fazlaca reklamı yapılan kitaplarla sınırlı kalmıştır. kitabın içeriğinden çok çoğunluk tarafından fazla tercih edilmiş olması, bunu bir moda akımı gibi görmemize ve hemen o kitaba büyük bir iştahla sahip olmamıza neden olur.

    (bkz: safiye sultan)
    (biraver, 09.05.2007 15:27)
  18. (julian apostate, 09.05.2007 16:05)
  19. her ders öğrencilere hatırlattığım ve onların da hocam öss de çıkmıyo ki!! deyişiyle içimin sızladığı sonunculuktaki birinciliği kimselere kaptırmadığımız konu..boş zamanda yapılan bir iş olarak görüldüğü sürece ve hiç boş vaktimizin olmadığı düşünülürse, bu konu istatistiki bilgilerin acılığı ve ayıbımız olarak kalacak gibidir..
    (zeushera, 09.05.2007 16:06)
  20. genelde metroda, otobüste, yolda elinde bir kitapla dolaşan tursitlere özenip "yaw bu gavur milleti amma okuyo, vardır bir bildikleri" deyip, birkaç kitap satın almaktan ve onları evde gururla sergilemekten ibarettir. alınan kitaplar da genellikle "balık tutma teknikleri" "şifalı bitkiler" tarzında faydacılık ekolünün izlerini taşır. yoksa "ulysses" i kim n'apsındır.
    (so so, 09.05.2007 16:12 ~ 16:14)
  21. gün geçtikçe artan bir alışkanlıktır.

    tüm yazılanlara baktım da ''acaba ben mi yanlış görüyorum çevremdeki türkleri, yoksa hepsi yabancı uyruklu da türkçe konuşmayı ve okumayı mı öğrenmişler ?'' diye düşünmeme yol açtı. her konuda kendimizi aşağılamayı seviyormuyuz ne ? okunuyor abilerim ablalarım, türkler kitap okuyor. hergün metro ve otobüslerde birçok kişi (3 kişiden biri) görüyorum eli kitaplı. hatta bazılarının okuduğundan ben de şüpheleniyorum, sayfalarını uzaktan takip ediyorum. bakıyorum cidden okuyor.*

    hangi tür kitaplar okunuyor derseniz. popüler kitaplar kadar siyasi kitaplarda okunuyor gördüğüm kadarıyla. metro insanlarımıza kısmen de olsa okuma alışkanlığı kazandırdı gözlemlediğim kadarıyla.
    (jassmine, 09.05.2007 16:22)
  22. adı duyulmuş bir roman; ötede bende lafı açılacak, üstünde konuşulacak, sizin düşünceniz sorulacak... e, hazırlıklı olmak gerekir, bir şey söylemek gerekir, değil mi ya? ama biz bir kitabın tümünü okumadan, onun üstüne konuşabiliriz, konuşabiliyoruz! konusunu öğrenmek yetiyor bize.

    kitap satın almak bizde bir tür moda gereği oldu. "bir kitap çıkmış çok satılıyormuş, aman biz de alalım birader!" ama ister okuruz, ister okumayız. evimizde bulunsun yeter. gerekirse, daha okuyamadım, iyi bir günümü bekliyorum der, soranları başımızdan savarız. o gün geldiğinde de (nasıl bir günse o), şöyle bir karıştırınız, biraz sıkılır, biraz dişimizi sıkar, sonra sessizce bir yana bırakırız. hiç kitap okumayanlardan söz etmiyorum, burası anlaşılmıştır sanırım, okur yazarlarımızın okuma alışkınlıklarını konu edinmek istiyorum.
    okumak iyidir diye değil, okumamak ayıp olur diye okuyoruz. gerçekten de ayıptır bir aydın için okumamak... ama, bu gerekçe ile de olsa, bari okusak, atlamadan okumayı öğrensek! bakarsınız bu yoldan okumaya alışırız belki, okumaktan hoşlanmaya. okuma, ancak vazgeçilmez olduğunda gerçek yerini almış demektir; öyle ki, okumaktan yararlandığımızı bile unuturuz o zaman. okumanın yararı konusu ise, çok söz götürür, belki de hiç yararı yoktur. ne yapacaksınız, okumak gibi, müzik dinlemek gibi, internete girmek, pencereden bakmak, ıslık çalmak, kuşlarla, çiçeklerle konuşmak gibi yararsız işlerle doludur yaşamımız. vakit geçirmeye geldik bu dünyaya.

    atlanarak okunan kitaplar yok mudur? vardır elbet, hem çok önemli yazarların da başına gelir bu. alain, bir yazısında şöyle diyor: "hugo, stendhal'i sevmezdi, biçemi olmadığını söylerdi. ben ikisini de severim, ama şunu da söyleyeyim ki hugo, hemen her zaman bana çok uzun gelmiştir. koşarak okurum onu, birçok yerlerini atlarım. gittiği yeri fazlası ile görürüm; hemen her zaman adalet, doğruluk, cesaret, arkadaşlık gibi harcıalem olan düşünleri açıklar, ama heyecanla açıklar. açıklamadan açıklar, hiçbir şey katmaz, sadece bizi sarsar." alain, bu sözler yazmak zorunluluğunu kim bilir hugo'yu kaçıncı kez okuyuşundan sonra buldu! bir yazar, büyük bir yazar, sadece neyi yazdığını öğrenmek için okunmaz, nasıl yazdığını öğrenmek için okunur bir çok kez ve ancak ondan sonra uzatmış mı, uzatmamış mı ölçütü bulunur, kullanılır. bana sorarsanız, uzun ya da kısa yazı yoktur benim için, uzatılmış ya da kısa tutulmuş yazı vardır ve gereksiz uzatılmış yazı gibi, gereksizce kısa tutulmuş yazı da beni sıkar. çünkü okumak için her zaman vakit bulmuşumdur, okurken vaktimin boşa gittiğini hiç düşünmemişimdir. bayağısından iyisine, her kitap için mi söylüyorum bunu? hayır, bayağı bir kitabı daha ilk satırından anlayacak kadar deneyimliyimdir, kolay kolay aldanmam. ama bu yeteneği kazanmak, diyeceğim ki, gene de okumakla, çok okumakla elde edilir. demek biz okur olarak, zaman içinde, birçok iyi kitap yanında, birçok işe yaramaz, gereksiz, sıkıcı kitap okumak zorundayızdır. evet zorundayızdır. sonunda iyi bir seçici olacaksak, değer bunca sıkıntıya katlanmaya.

    biz ulusça daha alışmadık okumaya. bunu açıkça bilelim. okumamak bizim geleneğimizdir. bizde basımevinin batıdan üç yüz yıl sonra kurulmuş olmasını buna gerekçe diye göstermek istemiyorum; bizim kültürümüz hep sözlü olmuştur da ondan. kuran kıraat edilir, okunmaz. sayın muhammed'e "oku!" (ikra) diyen melek onun okuması olmadığını biliyordu. tanrının adını yüksek sesle söylemesini istedi ondan, o kadar. işin gerçeği budur; biz okuma bilmeden dua eder, tapınır, cenneti kazanır ve tanrı’ya varırız. kutsal kitabını bile okuyamayan, ancak kıraat dinleyen insanların okuma alışkanlığı edinemeyeceği besbellidir. üstelik o kutsal kitap, kendinden başka bilim olmadığını buyuruyorsa, artık okumanın hiç gereği kalmıyor demektir. otobüse elimde kitapla binmekten çekiniyorum, herkes bakıyor.

    ancak ben bunları söylemekle, kendimi temize çıkarmak istiyor değilim. bunun altını önemle çizerim. nedeni ister kutsal kitap olsun, ister alışkanlık, okumamanın mazereti yoktur, olamaz. kitapları toplasalar, yaksalar, hamura çevirseler, kitap okuyanları izleseler, tutuklasalar, yargılasalar, cezalandırsalar da okuyacağız, okumalıyız. okumamanın, okuma bilmemekten başka mazereti yoktur.
    (nino quincampoix, 24.08.2009 18:46)
  23. 60 ila 80 arasında vardı. 1900 lerden bahsediyorum.
    (syme, 24.08.2009 18:49)
  24. kitap okumayı boş zamanlarda yapılan bir aktivite olarak gördükleri için oldukça azdır.
    (alkım, 24.08.2009 18:51)
  25. bu konuda yurdum insanını hor gören ve aşağılamaya çalışan zihniyetin, tiyatro oyunlarının sonunda, anlasa da anlamasa da, sevse de sevmese de ayağa kalkıp, coşkulu bir yalakalıkla ''sanat sanat !'' diye çılgınca alkış tutan insanlar güruhunu da oluşturduğunu düşünmüşümdür hep.
    (bourka, 24.08.2009 19:09 ~ 30.08.2009 04:49)
 sayfa  / 2

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil