kız kavgası
yer kavgası
sandalye kavgası
sıra kavgası
tip tip bakma kavgası
halısaha kavgası
mahalle kavgası
alacak - verecek davası ( bu genelde kanlı bittiğinden dava oluyor )
tempo dergisinin son sayısında araştırma konusu yaptığı başlıktır. istanbulun belli semtlerindeki isim yapmış eski kabadayılara soruyolar aynı soruyu. bir tanesi ile yapılan röportaj özet olarak şöyle;
tempo: türkler sizce daha mı kavgacı?
adam: olmaz mı? adam kırmızıda duruyor. sarıda lank korna. ulan ne çalıyorsun kamil! zaten gideceğiz.
tempo: pek saygımız da yok birbirimize...
adam: 10 yaşında velet tık iniyor, bitirim. “ne var dayı?” diye dikleniyor; küfür edip karıya da ortak oluyor. belinde de emanet var maazallah. şimdi dört-beş tane velet, gelip mekana yeşilleniyor, sakal kovalıyor. şimdiki mantar devir.
tempo: şimdiki kavgalar neden çıkar?
adam: beraber yer içersin, tatlı bağlarsın, sonunda ekşimik olursun. karşıdakine uyuz olursun, kavga edersin. otururken biri iş olur. “ne bakıyorsun?” der kavga olur. neden çok.
okullarda sigara içilmesi sırasında tuvalet kapısında kim nöbet bekleyecek diye sık sık kavgalar yaşanır.bu ilginç bir kavga sebebidir, ancak bunun gibi onbinlerce ilginç ya da son derece makul sebeplerden dolayı çıkan kavgalar da vardır yurdumuzda, hatta sadece yurdumuzda değil gezegenimizde.
ayrıntılar için (bkz: sudan sebepler)
-ahmet abi geçen bi vivid izliyordum, başroldeki hatuna baktım aynı yenge!
-necdet bir kelime daha etme boğarım seni
-valla lan aynı ama.
-son duanı et.
-eşhedü...
gayet mantıksız nedenlerdir.örnek vermek gerekirse.
-kıza laf atmak
-birinin kız arkadaşına teklif edilmesi
-gecenin yarısında gidip tarlasını sulayan bir adamın suyunu kesmek
- komşulardan birinini köpeğinin, mahalledeki cocuklardan birni ısırması, ki bu kanli bitecektir allah muhafaza....örneği çoktur..
-lokantada;çok sonradan gelen kız masasına sizden once servis yapılması...
enterasandır; biz türkler(!), acayip özelliklere sahip olduğumuzdan dolayıdır ki genelde kavga etme nedenlerimiz de bu acayiplğimizden geri kalmaz. bunun altına pek çok şey yazılıp çizilebilir. ama ben bunu olabilecek en güzel biçimde anlatmış, bizi bize en iyisinden anlatan bir mizah ustasının yani aziz nesin'in "istanbul'un halleri" adlı öykü kitabından, tam da bu meseleye ince bir ayar vermiş bir öyküsünü kısmen alıntılayarak ama daha öncesinde mevzu ile ilgili yurttan bir haberi vererek bu bize özgülüğü biraz olsun açmak istiyorum.
"kayseri'de 27 yaşındaki nafiz sunur, sokak ortasında dayak yediğini gördüğü kadını, elinden kurtardığı maganda tarafından sırtından bıçaklandı."
kaynak: http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/...
malumaliniz bunun gibi sokak ortasında çoğunlukla cereyan eden ve ve bir çoğu ipe sapa gelmez nedenlerden dolayı kanlı sonuçlanmış gazetelerin 3. sayfa haberleri arasında girmiş bir çok vukuat vardır. işte aziz nesin'in bu bizi bize pekala güzel anlatan öyküsünde de neredeyse (az sonra göreceğiniz gibi) sonuç aynıdır:
(hikayedeki tiplerden biri anlatılan bahçıvan hemşeri, diğeri köyden gelen delikanlı, ötekisi ise bu delikanlıya istanbul'u gezdiren diğer "yaşlısı" olarak geçen diğer hemşeri.)
“…
- ooo… hele bak şu bibik yusuf’a . len, nirelerdesin? soyha çıhası…
yaşlıcası,
- gusura galma emice, dedi, hep ahlımdasın ya, işten güçten vahıt mı galıyo?
bahçıvan hemşerim, delikanlıyı sordu:
- kim bu babayiğit?
- tanımadın mı emice, bizim ganbur mustua vardı ya…
- eeee?
- ganbur mustua’nın oğlu.
- deme… bu babayiğit o gavatın oğlu mu?
- hee ya…
bizim hemşeri delikanlıya döndü:
- len goca pezüvenk, insan bi yol emicesine gelmez mi?
delikanlı utangaçlıkla güldü, başını öne eğdi. bizim hemşeri iltifatına devam etti:
- vay ocağı batası vay… baban olacak hergüle ne ediyo?
- eyidir emice.
- yusuf emicen ne ediyo? o goca deyyusten bi habar var mı?
- eyidir emice, selam etti.
bizim hemşeri, köyünden bir delikanlıyı gördüğüne sevinçli boyuna gülüyor.
- vay eşşek zıpası vay… len deve gadar olmuşsun be… kih kih kih… maşallah maşallah… heh heh he… ıraşit dayın ne ediyo? o eşşolu eşek de eyi ya… heh heh he…
- eyidir emice. mahsus selamları var.
- eleykümselam. kih kih kih… vay goca herüf vay. len elinde büyüdün, şuncacıktın be. daha ne var ne yoh be? koye varanda o dürzü bubana söyle, severim o deyyusu, doğru bana gelsin. he mi?
- baş üstüne emice.
- pek memnin oldum. hatrımı sayıp geldiğiz dimek. eferüm len goca gavat. memiş ne ediyo, memiş… goca daldaban. o kerhut da eyi ya…
- eyidir.
- eyi ossun dürzü…
bizim hemşeri köyden gelen delikanlının sırtını okşuyor,
- hele şu alçağa bah…
- bize gayrı müsaade emice, dedi, biz bi de gayfeye gidek. hemüşeriler var, hal hatır sorak.
- oldu mu ya… irahat bi zamanda gene gelin.
diğeri sorar,
- bu oğlana bi iş aradıydık. bildiğin bi iş var mı emice?
-bu ayu gadar herüf şindiyecek boşda mı gezdi yattı?
- hapisten düneyin çıktı emice.
- heleeee… geçmiş ossun. vah vah… dama neden girdiydin?
- cinayet
- namıs işi mi?
- yoh…
- besbelli kötü bişiy.
delikanlıya sordu:
-bi irezillik işten mi yoksa ?
- değil emice.
bizim hemşeriler haysiyetlerine pek düşkündürler, kendilerine ağır bir söz söyletmezler. namus bir, haysiyet işi iki. bizim köylerden hırsızlıktan, eşkıyalıktan suçlanan hiç görülmemiştir. delikanlı cinayeti anlattı:
- gayfede kâhat oynuyorduk. herüfün biri oyunda söğdü.
- söğdü mü?
- hee, söğdü.
- ne diyerek söğdü?
- çok ağır söğdü emice.
- ne didi canım?
- huzurunuzda haya iderim emice.
yaşlısı söze karıştı:
- buna “len” dimiş.
bahçıvan hemşerinin yüzü kızgınlıktan pancar gibi kızardı.
- nee? len, sna nasıl “len” der? yabani, sen de ses itmedin mi?
- etmem olur mu?
- temizledin mi?
- bıçağı vurdum ya, ölmemiş, yaralandı.
- temizleseydin. eferüm len. eyi etmişsin.
- emice bu oğlana bir iş var mı?
- şincik mi? bi soruşturalım. yarıntesi bi uğran hele.
- olur emice.
- dimek sana “len” didi ha…
- bize misaade emice.
- gulegule… pek memnin oldum. eferim len goca eşek, ayu gadar olmuşsun be… kih kih kih… vay goca zıpa vay. ne çabıh geçti zaman heyy… it enüğü gadardı be… buban olıcak dürzüye selam söyle. memiş emicen gavatına da, ıraşit dayın olacak deyyusa selam et.
- baş üstüne emice. hadi allasmarladık.
- gulegule…
onlar gittikten sonra bahçıvan hemşerim bana,
- neye yarar, herüfü gebertmemiş ki … dedi.
siz kelimelerin sözlükteki anlamlarına bakmayın. kelimelerin verdiğimiz anlam, bizim niyetimize göre değişir. sergilerde, resimden çok iyi anlayanların,
“vay eşşoğlu eşek, amma da yapmış!... diye ressamları değerlendirdiklerini çok duymuşsunuzdur.”
(aziz nesin, istanbul'un halleri, 2005, istanbul, s. 13-17 "bizim hemşeri" adlı öykü)
(bkz: kopyala yapıştır değil alın teri)
kıymetli ne de güzel anlatmış ama... bu arada bu uzun metni alıntılamam mazur görülsün; okuduktan sonra bu durumu daha iyi ifade edebilecek pek uygun bir şey düşünemedim.
- sıradan bir bakış (ne bakıyon layyynn)
- park yeri (belediyenin sokağını gereksiz yere sahiplenip benim yerim demek)
- trafik kurallarını çiğnememek (yok yanlış yazmadım öyle yol boşken kırmızı da durana "salak" muamelesi yapmak sonucu)
- banka,postahane, markette kasa kuyruğun da sıra kapmak ( ya ben bişey sordum geldim burdaydım zaten)
- futbol maçı ( cinayete kadar giden kavgalar mevcut)