‘yıl otuz sekiz on kasım perşembe
hatırdan çıkmayacak bir sonbahar.’
şairin öngördüğü gibi, aklımızdan gerçekten de çıkmadı. fakat söz konusu tarihin, atatürk’ü kaybettiğimiz gün olmasından değil de başka bir özelliğinden bahsediyorum: 10 kasım 1938 türk tarihi’nin bittiği gündür aynı zamanda.
‘türk’üm, doğruyum, çalışkanım, ilkem…’ diye haykırdığımız
andımızla ilk adımımızı atarız
millî eğitim’e. henüz var olmanın kelime anlamını dahi idrak edememişken, varlığımızı türk varlığına armağan etmemiz gerektiğini ezberletiliriz. bununla eş zamanlı başlar tarih eğitimimiz ve çok belirgin ifadeler bırakır zihnimizde.
hunlar,
göktürkler,
selçuklular,
1071 malazgirt zaferi; orta asya’dan gelip viyana kapılarına dayanan atalarımız,
haçlı seferleri,
kahpe bizans,
osmanlı imparatorluğu,
istanbul’un fethi,
çaldıran savaşı,
lale devri;
ittihat ve terakki,
gazi mustafa kemal,
kongreler, geçilmez
çanakkale, yunanlıların denize dökülüşü,
büyük taarruz,
şapka devrimi derken takvimler 10 kasım 1938’i gösterir.
bizim için tarih burada biter. dünya tarihiyle ilgili engin dağarcığımızdaki kelimelerin başlıcaları da
reform,
rönesans ve kolomb’un amerika’yı keşfinden ibarettir.
birinci dünya savaşı’nın tarihsel dizgisini çok iyi biliriz ama katılmadığımız için
ikinci dünya savaşı’nı öğrenmemize gerek(!) yoktur, bu eksik sonradan kapatılabilir. örneğin, ne mutlu bize ki; bu savaş hakkındaki temel eğitimizi, suyu çıkarılmış bir kahramanlık filminden edinebilme ve ‘şu japonlar da neler yapmış pearl harbor’da… amerika’yla uğraşılır mı? adamlar haklı atom bombası atmakta.’ sonucunu çıkarabilme şansına sahip olabiliriz. tarihî gerçeklerde bizim için önemli ve aslolan şunlardır: ‘
eskimolar türk’tür,
kızılderililer türk’tür.
her türk asker doğar,
türk’ün türk’ten başka dostu yoktur.
atalarımız bu toprakları kanlarıyla sulamışlardır.’ zihnimize kazınmış kalıplardan bahsetmek istememdir bu sözlerimin amacı.
eğitimden payınıza düşeni fazlasıyla aldığınızı göz ardı edebilirsiniz uzun süre. öyle ki; yıllar sonra belki de yabancı bir memlekette, eleştirildiğinde ülkeniz veya insanınız- ki burada önemli değil hangi konuda olduğu- eleştirilmek bile ağırınıza gider. türk milletinin ne kadar üstün nitelikli olduğunu anlatmaya çalışırken bulursunuz kendinizi. osmanlı sınırlarında ki genişliği malum, yaşamış pek çok bilim adamı ve sanatçıyı türk sayar, böbürlenirsiniz yaptıklarıyla. cesur, kahraman, çalışkan atalarınızdan bahsedersiniz, bu tavrınıza anlam veremeyen bakışlara. ne öğrendiyseniz okulda, bakarsınız ki dilinizde. kabul edemezsiniz türklerin kötü şeyler yapmış olabileceğini. bizim tarihimiz zaferlerle doludur çünkü. gittiğimiz yerlerde din ve vicdan özgürlüğü götürmüşüzdür. kilise ve sinagoglara dokunulmamıştır, lakin istanbul’daki en ünlü camilerin başında
ayasofya’yı sayarız. nice kahramanlık öyküleri vardır aklımızda, tam o anda ardı ardına sıralayabileceğimiz. nasıl geliştiğini anlamadığım savunma mekanizmamız devreye girmiştir çoktan. yorum getirilen konu ne kadar güncel olursa olsun, o sırada siz, gemileri karadan yüzdürdüğünüzü geçiriyorsunuzdur aklınızdan. başkalarını inandırmaya çalışırsınız, çünkü yıllardır tarih eğitimimizde öğrendiklerimiz inandırıldıklarımızdan ibarettir. olayın sıcaklığı geçince ‘neden?’ diye sorarsınız kendinize. ‘neden böyle davrandım ki? ne gereği vardı? ben mi söyledim bunları?’ kitaplarda okuduğunuz veya öğretmenlerden dinlediğiniz cümle ve ifadelerin nasıl olup da ‘duygu’ ya dönüştüğünün farkına varırsınız şaşkınlıkla. hayat; hararetli tartışmalarınızda, kuramsal olarak karşısında durduğunuz birçok olayın kahramanı yapıverir pratikte sizi… eğitim sistemimizin ne kadar güçlü(!) olduğunun kanıtına bakmaktasınızdır aynadaki yansımanızda. halinize üzülürsünüz.
türkiye’deki tarih eğitiminde müfredatın neredeyse tamamı ‘
ulusal tarih’ üzerine kuruludur ve bu müfredat 1938'e kadar ancak uzanır. ulusal tarihin öğrenilmesindeki gerekliliği tartışmak yerine ‘1938’den sonrasını ulusallıktan çıkaran ne?’ sorusunu sormak istiyorum ben. ‘yirminci yüzyılın ikinci yarısında yaşananlar yeterince ulusal bulunmuyor demek ki, müfredata alma gereği hissedilmiyor’ fikri düşüyor aklıma. ilk ve orta öğretimdeki,
orta asya’dan osmanlı’ya uzanan ve
kurtuluş savaşı’yla son bulan döngüsel tarih derslerini biliyoruz; bilgilerimizi iyice pekiştirelim diye sürekli kendisini yineleyen ve birinci dünya savaşı ile kurtuluş savaşı'nın aynı şey olmadığını fark ettirmeyecek kadar engin bilgilerle dolu tarih dersleri... eğitim sistemince yüksek öğrenimde de mecbur kılınan tarih dersi; belki de tarihi sorgulamak için en ideal dönemlerinde olan, kendini bulmaya ve bilinç kazanmaya başlamış üniversite öğrencileri için ne denli faydalı oluyor tartışılır. örneğin;
odtü’deki bölümlerde
t.c. vatandaşı olan her öğrenci için (bu durum apayrı bir muamma, hiç girmiyorum bu konuya.) ‘
kemal atatürk devrimleri’ dersini alıp bu dersten geçer not almak mezuniyet için zorunludur. bu ülkenin en üst düzeydeki öğrenim kurumunda verilen tarih dersinde bile, içeriğine bile bakmaya gerek duymadan söyleyebilirim ki, en yakın tarih olarak karşımıza yine yirminci yüzyılın başları çıkmaktadır.
çok detaylı görünmesine rağmen isim ve tarih ezberleriyle dolu, olay değerlendirmelerinden uzak eğitimimizden yadigâr, garip boşluklar vardır bizim tarihsel hafızamızda. ulusal tarihten başlayalım: orta asya’dan geldiğimiz ballandıra ballandıra anlatılır ama
şamanizm’in ş’sinden bile bahsedilmez kitaplarımızda. (oysa bugün yaşamımızın vazgeçilmez âdetlerin çoğu -hatta islamî kökeni olduğu sanılanlar bile- şamanizm’den izler taşır.)
menderes’in asıldığını bilmeyenlere şaşırılmaz örneğin.
kıbrıs sorunu hakkındaki bilgi kaynağımız
kaşık-çatalların üzerindeki kıbrıs haritasıdır hepi topu. çok partili rejim dönemiyle ilgili bildiklerimiz
chp’yi atatürk’ün kurduğundan;
erdal inönü’nün,
ismet inönü’nün oğlu olduğundan ibarettir. kısacası, yakın tarih bilgimiz izlediğimiz
can dündar belgesellerinden hatırladıklarımız kadardır.
dünya tarihiyle ilgili halimiz iyice içler acısı. benim çocukluğumdan hatırladığım, haber bültenlerindeki uluslararası haberlerden aklımda kalan, şu şarkıdır: “
pakistan, pakistan, kardeş pakistan…” iran, ırak, suriye arasındaki kültürel ve politik farklardan haberi olmayan kişi sayısı oldukça fazladır.
sscb’nin açılımını bilmez günümüzde yirmi yaş altı olanlar. '80 kuşağından gelenlerin
kuveyt savaşı’nı hatırlaması -o dönemde yaşadıkları için- tamamen rastlantısaldır, zira '90’lılara bakarsanız çoğunun haberi yoktur böyle bir savaştan. olmayacak da muhtemelen, çünkü tarihi öğrendikleri(!) kitaplarda, 10 kasım 1938’den birkaç sayfa sonra ‘
kaynakça’ başlar.
darbeyi hatırlayan ama sanki o günleri yaşamamış gibi davranan pek çok anne, baba, ağabey, arkadaş gibi yapıp; biz de kendimize saklarız belki
orta doğu’da yaşanan savaşları.
yakın tarihi bilmek ile
siyasi suç(!) potansiyelini ilişkilendiren zihinler, bahsettiğim
eğitim politikalarının ürünüdür.
her fırsatta haksızlığa uğramış bir ses tonuyla ‘insanlar neden türklere karşı önyargılı?’ sorusunu sorarken, ‘
araplar bizi sırtımızdan vurdu’ gibi yüzlerce kalıbı beyinlerimize gizliden kazıyan; tarihi, sıkıcı dersler sıralamasında ilk sıraya koyan, tarih bilincini
sağ-sol davasına bağlayan ve kendini övüp göklere çıkarmak üstüne kurulu bir sistemden bahsediyoruz. hatta bu sistem, olayları tartışamayacak ama tarihsel dökümünü yapabilecek kadar geniş bakış açısına(!) sahip, ‘
türkiye’nin jeopolitik önemi’ni cümle içinde kullanacak kadar anlamına hâkim, tarihsel ve kültürel değerlere sahip çıkmak adına değişime ve yeniliğe kapalı hale gelen, değerlendirme ve sorgulama yetisi köreltilmiş insanlar yetiştirmekten gurur duymaktadır.
ardında yepyeni ve dinamik bir türkiye cumhuriyeti bırakan atatürk, emanetine sahip çıkmamızı isterken, bugünkü hale getirilmesini kast etmemişti sanırım. cumhuriyet dönemindeki köklü yenilenmeyle birlikte başlayan, hem bireysel hem toplumsal ‘
yabancılaşma’ ile ‘
değerlerine sahip çıkma’ arasında yaşanan ikilemlere konan yanlış teşhisler ve bulunan uyduruk çözümler kalıcı hasarlara yol açmıştır.
son olarak, aklımdaki birkaç önemsiz(!) soru...
benim tarih bilgim zayıf galiba, eminim -iyi bir öğrenci olamayıp- bir tek ben öğrenememişimdir cevapları:
'68 kuşağı diyoruz da 1968’de ne oldu?
asker olmayan kaç cumhurbaşkanımız var?
14 tur seçilemeyince
muhtıra çıkarılan bir cumhurbaşkanı her d
emokratik ülkede rastlanabilen bir durum mudur?
köy enstitülerini kim kapattı?
ayşe neden tatile çıktı?
pkk'nın tam açılımı nedir?
1980 sonrası üniversitelerde ne değişti?
301'den önce ne vardı?
avrupa birliği'ne üye olmadan
gümrük birliği'ne girmiş kaç ülke vardır?
kore savaşı'nda bizim ne işimiz vardı?
bugünün tarihi ne?