belki ilginizi çeker
  1. · itü sözlük ün kitabı çıksın kampanyası
  2. · bu adamları buraya getiren ne
  3. · küresel sermayenin türkiyedeki yerel yönetim oyunu
  4. · darbe
  5. · türkiye de demokrasi
  6. · mokrasi
  7. · cumhurbaşkanı seçiminde 367 oyu şart koşmak
  8. · karakola para yok golf sahasına var
  9. · demokratik laik sosyal bir hukuk devleti
  10. · türkiye de kayıt dışı ekonominin boyutu
gündem
  1. · itü yazarlarının evlenmek istedikleri ünlüler
  2. · sözlük yazarlarının dinlemekten bıkmadığı şarkılar
  3. · 250 milyarlık cip kullanan türbanlı
  4. · dtp genel başkanının izmirlileri tehdit etmesi
  5. · the twilight saga new moon
  6. · öğretmenler günü
  7. · kedi keserek internette yayınlayan kız
  8. · izulaş
  9. · unisex tuvaletler

türkiye nin yeniden yapılandırılması  

 sayfa  / 2
  1. türkiye cumhuriyeti kuruluşuyla birlikte birçok yeni yapılanmayı çok hızlı bir şekilde hayata geçirmiştir. aslında osmanlı imparatorluğunda da birçok yeni yapılanma yapılmış ama hiçbirisi cumhuriyetin ilk dönemlerindeki kadar köklü değişiklikler içermemiş ve hızla uygulamaya konulmamıştır.

    atatürk'ün ölümünün ardından bu yeniden yapılandırma çabaları bıçak gibi kesilmiş, dış gelişmelerin de etkisi ile (2. dünya savaşı) ülke içe kapanmış, yeni yapılandırma çalışmaları rafa kaldırılmıştır. (bu yazının amacı bu dönemin tartışmasını yapmak veya bir suçlu bulmak değildir. bunu ayrıca başka bir yazıda değerlendirmek daha doğru olacaktır.)

    bugün artık türkiyenin acilen cumhuriyetin ilk yıllarında olduğu gibi yeniden bir yapılandırma hareketine ihtiyacı vardır. bu yeniden yapılandırma, başka ülke ve toplulukların dayatması ile çıkarılan ve 'reform' adı verilen dayatmalardan çok farklı ve ülkenin acil bekleyen gerçek sorunlarını çözmek adına yapılmalıdır.

    bu sorunlar nelerdir? kişisel düşüncem önceliğin adalet sisteminin yeniden yapılandırılmasında olduğudur. türkiyede adalet sistemi tamamen tıkanmış ve hantallaşmıştır. (hantallaştırılmıştır) türkiye cumhuriyeti bir hukuk devletidir diyebilmemiz için bu topraklarda yaşayan her insanın bunu içtenlikle söylebilmesi gerekmektedir.

    adalet sistemimizin yeniden yapılandırılması için öncelikle yetişmiş eleman eksiği giderilmesi için yeni hukuk fakültelerinin acil olarak açılması gerekmektedir. yargıç ve savcı sayısının arttırılması için yeni alımlar yapılmalı ve bu kişilerin yaşam standartlarının iyileştirilmesi gerekmektedir.

    adli tatiladı verilen uygulamaya derhal son verilmeli, raflarda bekleyen dosyalar bir an evvel sonuçlandırılmalıdır. suçluların ceza indirimleri kaldırılmalı, devletin sadece kendine karşı işlenen suçlara karşı af çıkarabilmesi sağlanmalıdır. bu aflar için bile bir zaman sınırlaması getirilmeli iki af arasında belli süreler dolmadan diğeri çıkartılamamalıdır.

    adalet sisteminin tıkanmasındaki nedenlerden biri teknik altyapı yetersizliğidir. büyük şehirlerimizde dahi mahkemelerimiz - duruşma salonlarımız yetersiz, ödeneksiz ve çağın gerisinde kalmış durumdadır. yeni duruşma salonları planlanmalı ve hayata geçirilmelidir. bürokratik engeller kaldırılmalı, duruşma sürelerinin azaltılması için aranan şartlar ve yazışmalar minumum düzeye çekilmeli, yargıyı kilitlemeye çalışarak adaletin gecikmesi için yapılan oyunlara taviz verilmemelidir. kurumlar arası yazışmalar güvenliği sağlanmış özel (kapalı bir ağ sistemi) elektronik sistemde yapılabilmeli bunun altyapısı için çalışmaların başlatılması gerekmektedir.bilirkişi sistemi tamamen yeniden yapılandırılmalı, bu konuda üniversite meslek odaları ile bir çalışma yapılmalıdır.

    1982 anayasası değiştirilmeli ve bunun için bir anayasa komisyonu kurularak yeni bir anayasa hazırlanmalıdır. anayasa adını yansıtacak şekilde kısa ve herkesin anlayabileceği şekilde oluşturulmalı, çağın gereklerini yerine getirebilmeli ve yıllar geçse dahi uygulanabilir olmalıdır. alt komisyonlarda ise tüm yasalar yeniden değerlendirilmelidir.

    başka ülke ve toplulukların baskıları ile çıkarılan ve sosyal hayatımızı sıkıntıya sokan sokakta bile rahat yürümemizi zorlaştıran, güvenlik kuvvetlerinin adaleti sağlamasını imkansız hale getiren ve suçlunun yanında olan yasalar öncelikli olarak komisyonlarda görüşülerek değiştirilmelidir.

    geciken adalet, adalet değildir. adaleti sağlayamayan bir devlet de devlet olamaz.
    (şehzade mustafa, 26.02.2007 10:41 ~ 10:58)
  2. türkiyenin yeniden yapılandırılabilmesi için ülkenin bağımsız olarak hareket edebilmesi gerekmektedir. tam bağımsızlık hiçbir ön koşul olmadan, hiçbir baskı unsuru altında kalmadan hareket edebilmek ile mümkün olabilir. ekonomi alanındaki bağımlılık; iç işlerinde, dış işlerinde, yasamada, yürütmede, askeriyede ve sosyal hayatta da bağımlılığı beraberinde getirir.

    ekonomik bağımsızlığı sağlayabilmek için bu özgürlüğe pranga olan unsurların başında gelen borç batağından kurtulmak gerekmektedir. türkiyenin ödediği faiz miktarı(dış-iç borç faizi) 2007 bütçesinin %25'ine denk gelmektedir. tüm vergi gelirlerinin yaklaşık %33'ü bu borç faizinin ödenmesine ayrılmaktadır. dünyanın büyük ekonomileri de dış borçlar alarak ekonomilerini büyütme arayışındadırlar.

    burada karşı olduğum nokta dış veya iç borçlanma değil, bu borçlara karşılık ülke çıkarlarına ters düşecek tavizlerin verilmesidir. bu tavizler bugün öyle boyutlara varmıştır ki artık ekonomimizi kendimiz değil başka ülkeler ve topluluklar yönetir hale gelmiştir. ekonomiyi yöneten bu güçler, türkiyede her alana hakim olmaya başlamıştır. siyasette, iç-dış politikalarımızda, askeri alanda, tarım politikamızda hatta eğitim ve sağlık alanlarında, yapılacak olan yatırımların belirlenmesinde, bütçe oluşturulmasında ve günlük hayatımızda her dakika bu bağımlılığı yaşamaktayız.

    ekonomik bir dar boğazın içine girmemizin nedeni (cumhuriyetin ilk yıllarındaki yokluk içinde dahi osmanlı devletinin borçları ödenmiştir) ismet inönünün ilk dış borca 'evet' i ile başlayan ve ardından demokrat parti iktidarıyla başka ülkelerden özellikle abd den alınmaya başlanan borçlardır. bu borçlar katlanarak büyümüş, ülkede içinde çıkılmaz bir durum oluşturmuştur.

    türkiye ekonomisinin yapay olarak iyi gösterilmesi için yurtdışından gelerek ülkemizde yüksek faiz kazancı sağlayan sıcak para akışı kontrolsüz bırakılmış, borsanın yapay olarak çıkışı engellenememiş, şimdi de bu sıcak paranın ülke dışına çıkarak kriz yaşatmaması için ülke çıkarları gözetilmemekte ve sıcak para baronlarına diyet ödenmektedir. bu büyük miktardaki parayı yöneten kişi ve kurumlar kendi çıkarları dışında bir karar alındığı anda suni krizler çıkarabilmekte ve ülkeyi sıkıntıya sokabilmektedirler. bunu da sıcak para sayesinde yapmaktadırlar.

    sıcak para akışının bu kadar yoğun olduğu bir yerde sağlıklı ekonomik göstergelerin olduğu asla söylenemez. borsanın %65'inden fazlası şu anda 'yabancı yatırımcının' elinde bulunmaktadır. tahvillerde ve borsada bulunan sıcak para miktarının 75 milyar dolara ulaştığı tahmin edilmektedir. (ocak 2007) temmuz 2006 da ülkemizden çıkan 4 milyar dolara yakın paranın abd dolarını bir anda 1.750 seviyelerine getirdiği düşünülürse, bu kadar büyük bir para çıkışının ülke ekonomisini durma noktasına getirebileceği açıktır. 2001 yılında meydana gelen krizin sebebinin 8 milyar dolara yakın bir sıcak para çıkışı olduğu bilinmektedir. bu paraların ülke ekonomisine bu kadar rahat girip çıkmasını engelleyecek mekanizmalar ivedilikle hayata geçirilmelidir.
    (şehzade mustafa, 28.02.2007 00:10 ~ 02.03.2007 17:44)
  3. sıcak paranın ülkeye giriş ve çıkışını düzenlemenin yolu basittir ve dünyada büyük ekonomiler tarafından spekülatörlere karşı uygulanmaktadır. ülkemizde yabancı yatırımlara (mevduat) stopaj uygulaması geçtiğimiz yıl kaldırılmıştır. tam tersi bir uygulama ile stopaj miktarı arttırılmalıdır. bu stopaj uygulaması türkiye gibi yüksek faiz ve borsa getirisi olan ülkelerde bir sübap görevi görecektir. sıcak paranın sistem dışına çıkışında belirli bir süre önceden bildirim zorunluluğu ve sisteme giren nakitin belli oranda sigortalanması zorunluluğu getirilmelidir.
    (şehzade mustafa, 02.03.2007 17:44 ~ 17:47)
  4. son dönemde ekonomideki en önemli enstrümanlardan olan bankalara ait yabancı ilgisi ve bankaların yabancılara satışı ayrıca önem taşımaktadır. yabancıların bankacılık sektöründeki yüzdesi her geçen gün artmakta ve kalan kamu bankalarına yapılacak olan özelleştirmeler ile de daha da artacağı öngörülmektedir. oyakbank ve ziraat bankası’nın tamamının, halkbank ve vakıfbank’ın yüzde 51’inin, akbank’ın ise yüzde 20 hissesinin satılacağı açıklandığından dolayı bu satış sonunda yabancıların sektördeki yüzdesi %66 olacaktır. sadece 2005 yılında (hisselerinin tamamı veya bir kısmı satılmıştır) demirbank hsbc’ye, sitebank yunan novabank’a, teb fransız bnp paribas’a, yapı kredi bankası unicredito-koç ortaklığına, dışbank fortis’e, garanti bankası ge finance’a, c bank israil bank hapoalim’e, finansbank yunan nbg’ye, tekfenbank yunan efg’ye, denizbank dexia bank’a, şekerbank bank turan’a satılmıştır. bankacılık sektörü ekonominin en önemli temel taşlarından birisidir. tüm kredi işlemlerine, mevduat akışları ve şirketlerin kredibilitelerine ve gizli bilgilerine bu kaynak ile doğrudan ulaşabilinmektedir.

    büyük para hareketlerini yöneten kişi ve kuruluşlar için bankacılık sektörü olmazsa olmaz bir unsurdur. böyle bir enstrümanın ülke çıkarları dışında kullanılması durumunda ülke tam bir felakete sürüklenebilir.

    dünyadaki tüm büyük ekonomilerde bankacılık sektöründeki yabancı payı belli oranlarda tutulmuştur. yabancı sermaye payı ab ülkelerinden almanya’da yüzde 5, italya’da yüzde 8, ispanya’da yüzde 10, hollanda’da yüzde 11, danimarka’da yüzde 17, avusturya ve fransa’da yüzde 19, yunanistan’da ise yüzde 20 olarak gözükmektedir. öte yandan yabancı sermaye oranının ımf’nin kontrolündeki ülkelerden estonya’da yüzde 100, çek cumhuriyeti’nde yüzde 95, slovakya’da yüzde 93, meksika’da yüzde 82, macaristan ve polonya’da yüzde 65, arjantin’de yüzde 48, peru’da yüzde 47, şili’de yüzde 42 olduğunu hatırlatmak gerekir.
    (şehzade mustafa, 02.03.2007 17:44)
  5. imf gibi, dünya bankası gibi kurumlar ile, avrupa birliği gibi kuruluşların ekonomik yardım adı altında verdikleri kredi ve/veya borçların ödenmesi ve bunların temininde, ülke çıkarlarına ters düşecek istekler olmuştur ve olacaktır. imf ile 2008 yılında sona erecek olan 20. stand by anlaşması tüm borcumuz olan 8,5 milyar dolar en kısa zamanda ödenerek tamamlanmalıdır. yeni bir anlaşma kesinlikle yapılmamalıdır. imf şu anda dünyada sadece 7 ülke ile böyle bir anlaşma yürütmektedir ve bu ülkeler içinde türkiye (bkz: imf'nin borç verdiği ülkeler) %85 ile 1. sırada yer almaktadır. (imf diğer 6 ülkeye toplam 1,5 milyar dolar kredi (borç) vermiştir.)

    bu boyunduruktan biran evvel kurtulmak bir zorunluluk halini almıştır. imf'nin verdiği borcun faizinin düşük ve ödemesinin kolay olduğu tezini savunanların bu borç yüzünden artık ülke olarak bağımsız bir şekilde kendi bütçemizi dahi yapamadığımızı, yatırımlarımıza kaynak aktaramadığımızı, tamamen bir sömürge anlayışı içinde, ekonomide alınan tüm kararlarda bu kuruma bağlı olmanın getirdiği sorunlar yüzünden elimizin kolumuzun bağlandığını görmeleri gerekmektedir.
    (şehzade mustafa, 02.03.2007 18:03 ~ 03.03.2007 16:04)
  6. imf, dünya bankası vs. gibi kurum ve kuruluşlar dünya düzeninin hakimi olmaya çalışan kişi ve kuruluşların görünen piyonlarıdır. bu kuruluşlarla isteklerini ve yaptırımlarını ülkelere dikte eder ve amaçlarına ulaşmaya çalışırlar. bu ve benzeri kurum ve kuruluşlarla olan ülke anlaşmaları sonlandırılmalı ve bu kamburdan ülke kurtulmalıdır.
    (şehzade mustafa, 03.03.2007 13:23)
  7. avrupa birliği ile yapılan gümrük birliği anlaşması en kısa zamanda feshedilmelidir. avrupa birliği bu anlaşma ile hizmetlerin, işgücünün, malların tamamının serbest dolaşımını engellemekte, izin vermemekte, tarım ürünlerini bir tarafa ayırmakta ve uzakdoğu rekabetine dayanamayacak -otomobil gibi- bazı malların serbest dolaşımına karşı, kendi üstünlüğü olan malların serbest dolaşımı için bizi zorlamaktadır.

    önce gümrük birliği’ne girip arkasından tam üyelik bekleyen, türkiye'den başka hiçbir ülke yoktur. bütün ülkeler, önce tam üye olmuşlar, 10 yıl gibi bir süre istemişler ve bu 10 yıl süre içerisinde avrupa birliği fonlarından bu ülkelere kaynak aktarılmış, ekonomilerini düzeltmişler ve ondan sonra gümrük birliği’ne geçmişlerdir.

    karar mekanizmalarında olmadığımız ama alınan tüm kararlara uymak zorunda olduğumuz bir birlik ülkemize doğal olarak zarar getirmiştir ve getirmeye devam etmektedir. son zamanlarda her yıl kendi rekorunu da kırmaya başlayan dış ticaret açığının da sebeplerinden birisi gümrük birliği anlaşmasıdır.

    bu nedenlerden dolayı avrupa birliği ile gümrük birliği anlaşması feshedilmeli ve yerine serbest ticaret anlaşması yapılması gerekmektedir. ayrıca bu anlaşma ile oluşan kayıplar için buna imza atanlar hakkında yüce divanda yargılanmaları için meclis kararı çıkarılmalıdır.
    (şehzade mustafa, 03.03.2007 13:49)
  8. turkiye 1980 yılından beri hızlı büyüme hamlesi içine girmiştir. türkiye'de bulunan sermaye, mevcut büyüme hızını yakalamaya yetmeyeceğinden yabancı sermayenin yurda girişi çeşitli şekilde teşvik edilmiştir. yüksek faiz düşük kur politikası ile devlet yüksek faizden borçlanmak zorunda kalmış, buna karşılık gerekli ihracat hamlesini yapamamıştır. kurların istenilen seviyede tutulabilmesi için sıcak para girişine müsamaha gösterilmiştir. türkiye'nin mecbur olduğu, bu yolda hatalar da yaptığı ama neticede bugünlere gelmemizi de sağlayan bir iktisat politikasıydı. sıcak para ekonomi için bir felaket anlamına gelmemektedir. mevcut serbest kur politikasında, kurdan kaynaklanan bir krizin uzak bir ihtimal olduğunu düşünüyorum. sıcak paranın dışa bağımlı hale getirdiğine katılmıyorum.

    türkiye'nin kalkınması için öncelikle eğitim reformu gerekir. geleceğimiz garanti almak için, üniversiteli işsizler yerine, kalifiye ve verimli fertler yaratabilmeliyiz. bu konudaki fikirlerimi daha sonra açıklayacağım. daha sonra ilkeli ve karakterli bir dış politika izlenmesi gerekir. avrupa birliği hülyası ile bir uydu devlet olma yolundan geri dönülmelidir. özelleştirmelere sınırlamalar getirilmelidir. tarım, hayvancılık ve kobi ler desteklenmelidir. bundan sonra, adalet ve siyaset alanlarında reforma gidilmesi gerekir.

    heşeye rağmen türkiye'nin geleceği karanlık değildir. umutsuzluğa düşecek bir durum yoktur. inanırsak herşeyi başarabiliriz.
    (mithat paşa, 04.03.2007 12:29)
  9. sıcak para terimi yerli ve yabancı yatırımcıların döviz enstürmanlarını bozdurup, türk lirası enstrümanlarına yatırması ve risksiz saydıkları bir vade sonunda yeniden dövize dönerek, döviz bazında çok yüksek karlar elde etmeleri olgusunu anlatmak için kullanılmaktadır. sıcak para kavramı reel faizlerin yüksek seyrettiği ve döviz kurlarının düşmeye başladığı dönemlerde hem miktar hem de etkileri bakımından daha da önemli hale gelmektedir.

    yıllardır bütçe açığı ve cari işlemler açığı veren ekonomimiz için yabancı sarmayenin doğrudan sermaye yatırımları veya uzun vadeli mali yatırımlar şeklinde girişi şüphesiz ki büyük önem taşımaktadır. buna karşılık kısa vadeli sermaye giriş- çıkışları (sıcak para) zaman zaman yıkıcı hale gelen ekonomik etkileri nedeniyle çok tartışılan bir konudur. sıcak paranın yıkıcı ekonomik etkilerini azaltmanın yollarından birisi sıcak para giriş ve/veya çıkışının vergilendirilmesidir.

    (bkz: tobin vergisi)
    (şehzade mustafa, 06.03.2007 17:52 ~ 17:52)
  10. türkiyenin yeniden yapılandırılabilmesi için döviz kurlarının düşük tutulmasında araç olarak kullanılan sıcak paranın kontrol altına alınması gerekmektedir. bu mümkün olduğu takdirde, kurlar gerçek değerlerine gelecek ve bu da geçici bir süre için bir ekonomik krize ve darboğaza sebebiyet verecektir. bu durum kaçınılmazdır. ancak kagren olan kol kesilmezse tüm vücut göz göre göre, yavaş yavaş kaybedilecektir.

    daha evvel belirttiğim önerilere ek olarak, bu operasyonlara başlanılmadan evvel imkb geçici bir süre için kapatılmalı ve küçük yatırımcının zararı devlet tarafından karşılanmalıdır. bunun için gerekli düzenlemeler bir gizlilik çerçevesi içinde yapılabilir. dalgalanmalar sona erdiğinde borsa yeni düzenlemeler ile tekrar açılmalıdır.
    ayrıca bu operasyonların yönetiminde merkez bankasına önemli görevler düşmektedir.
    (bkz: merkez bankası)
    (şehzade mustafa, 07.03.2007 18:19 ~ 27.04.2007 13:07)
  11. daha oluşumunu tamamlamamış, hala belli başlı sorunları olan bir ülke için nereye yeniden yapılanıyoruz arkadaşlar denilesi bir olaydır.
    (dream endless, 07.03.2007 18:37)
  12. 1935 yılına gelindiğinde bu ülkenin yönetimi için gerekli her türlü kurum ve kuruluş yapılandırılmıştır. ancak bu kurumlar zamanla, gelen iktidarlar tarafından yıpratılmış ve içleri boşaltılmış, osmanlı devletinin yıkılmasına neden olan süreç yeniden yaşanmaya başlamış ve bugüne kadar ancak geçici önlemler alınarak gelinmiştir.

    şu anda ülkenin her türlü alanda yenilenmeye ve yapılandırılmaya ihtiyacı vardır. burada yazılanlar sadece eksikleri tespit etmek değil ayrıca çözüm önerilerini de sunmaktır. farklı düşüncede olmanız ve türkiyenin yeniden yapılandırılmaya ihtiyacının olmadığı düşüncesini savunmanız da gayet doğaldır ancak bu durum mevcut adalet, ekonomi, sağlık, eğitim, sosyal güvence, tarım, hayvancılık, dış politika, iç politika vs. alanlarında türkiye'nin hiçbir yapılanmaya ihtiyacı olmadığı görüşünde olduğunuzu veya bu alanlara ait ülkede hiçbir sıkıntı yaşanmadığı görüşünü savunduğunuzu gösterir.

    bu görüşte olmadığım için burada bu başlık altında kendi doğrularımı yazmaktayım. zaten benim de amacım, belli başlı sorunlar için çözüm önerileri sunabilmektir . peki şu an için bu erk (çözümü sağlayabilme gücü) mevcut mu? hayır. ama çözüm formülünüz yoksa gücünüz de olsa farketmeyecektir.

    o nedenle sizlere ait doğruları da burada görmek daha fazla kazanım olacaktır, tüm sözlük yazar ve okurları için.
    (şehzade mustafa, 07.03.2007 19:02 ~ 19:45)
  13. ülkenin temel taşı kuruluşlar değil insanlarıdır. bundan ötürü ki zaten 80 yaşında olan bir ülkenin 100+ yaşlarda kurumları varken bina olarak değil de insan olarak fikir olarak oluşumunu tamamlaması lazım. hala laiklik gibi basit bir temel ilkeyi kavrayamamışken ülkenin yüzde 99 müslüman gibi söylemlere sahipken hala ülkenin eğitim ve işsizlik gibi temel sorunları varken yeniden yapılanılamaz zira daha öncelikle yapılması gerekenler var
    (dream endless, 07.03.2007 19:53)
  14. bu ülkenin yeiden yapılanması için önce eğitim reformu şarttır. bu ülkenin tarihini, milli bütünlüğünü ne kadar zorlukla kazandığı, üzerinde oynanan oyunlar öğretilmelidir. bireylerin çıkarlarının milli mefaatlerden önce gelemeyeceği kesinlikle aşılanmalıdır. herkesin birbirine saygı duyduğu, türkiye nin çıkarlarını öncelikle düşünen bireylerin oluşturduğu toplumda diğer sorunlar kolaylıkla halledilir. bundan sonra kurumlar, devletin tanımı, görevler yeniden belirlenmeli. türkiye nin ekonomideki temel yapısal sorunu kayıt dışı ekonomi ve gelir dağılımındaki adaletsizliktir. döviz kurları, cari açık ya da sıcak para tali sorunlardır. kayıtdışı ekonominin toplam hacme oranı % 65 e ulaşmıştır. bunların da vergilendirilebildiği varsayılırsa, türkiye'nin gsmh'sı usd 500 milyar'ı aşar. bu gelir, daha önceki yorumlarda bahsedilen bütün ekonomik sorunları çözmeye yeter.

    ekonomik sorunlarını çözmeyi başarmış, düzenini oturtmuş toplumlarda müslüman-laik, kürt-türk diye kavram kargaşaları olmaz. herkesin hedefi bir, takip edeceği yol aynı olur. gündeminde kalkınma, büyüme, bilim ve teknoloji olur. o günleri görebilmek dileğiyle....
    (Mithat Paşa, 08.03.2007 13:47)
  15. kamu bankalarının ve fona devredilen bankaların özelleştirilmesinden sonra devletin elinde kalan bankalardan ziraat bankası ve halkbankasının özelleştirme çabalarına acilen dur denmeli ve stratejik öneme sahip bu iki banka devletin elinde tutulmalıdır.

    banka mevduatlarındaki devlet güvence payı %10 seviyesine çekilmelidir. tüm bankacılık sektörüne sigorta anlayışı getirilmeli ve devlet güvencesi dışında kalan mevduatlar için bu sigorta sistemi devreye sokulmalıdır.

    yapılacak ihale ile sigorta şirketlerinin mevduat güvencesi vermeleri zorunlu tutulmalıdır. aynı ihaleye girecek olan sigorta şirketlerinin yerli ortak olmadan girilmesi engellenmelidir. ayrıca bu ihaleye katılacak olan ortaklıkların mevduatları sigortalayabilmeleri için kriterler konmalı ve sigortalanacak mevduat toplamının en az yarısı kadar bir teminat göstermeleri istenmelidir.
    (şehzade mustafa, 13.03.2007 11:36)
  16. yabancı yatırımcı teriminin açılımının sağlıklı yapılması ve bu isimle çeşitli spekülatörlerin bu topraklarda haksız ve faiş kazanç kazanmasının önlenmesi gerekmektedir. bu durum gerçekten yatırım amaçlı gelen yabancılar içinde önem taşımaktadır.

    yabancı yatırımcı diye tanımlayabileceğimiz kişi ve kuruluşlar bu ülke topraklarında gerçekten bir yatırım faaliyetlerine giren insanlardır. bu yatırımcı faaliyetleri ile türk insanına istihdam ve imkan sunarlar.

    bunun için gözle görünür yatırımlar yapmaları ve faaliyetlerde bulunmaları gerekir. özelleştirme ile satışı yapılan kamu mallarını alan yabancılar ile sıcak para - faiz kazancı için bu ülkeye gelen yabancılar yatırımcı değillerdir.

    gerçek yabancı yatırımcı; var olan işletmeleri geliştiren, yeni kaynaklar aktararak yeni yatırımlarda bulunan, iş olanağı sağlayarak ülke ekonomisine katkı yapan ve vergi veren kişi veya kuruluşlardır.

    yabancı yatırımcı ile yerli yatırımcı arasında bir ayrıcalık olmalı ama bu yerli yatırımcı lehine olmalıdır. mevcut düzende bunun tam tersi yaşanmaktadır. vergi indirimleri veya özel prosedürler ile yabancı yatırımcılar desteklenmekte ve bedelsiz arazi tahsisi, stopaj indirimleri (hatta kaldırılması) gibi yerli yatırımcıya sunulmayan haklar verilmektedir. bu duruma bir an evvel son verilmeli ve yerli yatırımcının, bu rekabette devlet tarafından desteklenmesi gerekmektedir.
    (şehzade mustafa, 13.03.2007 11:50)
  17. ekonominin yıllardır çözülemeyen sorunu işsizliktir. bu sorunu bir çok yan alanda da düzenlemeler getirerek çözmek mümkündür. ilk olarak ülkedeki var olan kayıtdışı ekonominin ve istihdamın kayıt içine alınması gerekmektedir.

    bunun için sosyal güvenlik yasasının tekrar ele alınarak sadeleştirilmesi ve ssk primlerinin düşürülmesi gerekmektedir. kayıtdışını kayıt altına alabilmek için çeşitli özendirici kampanyalar yapılmalıdır. devlet 10 yıllık bir süre için her şirketteki iki yeni istihdamdan birinin sigorta primini kendisi ödeyebilir, mevcut işyerlerinde çalıştırılan işçilerin sigorta primleri kademeli olarak azaltılabilir.
    (şehzade mustafa, 13.03.2007 12:04 ~ 14.03.2007 18:04)
  18. (camel, 14.03.2007 11:11)
  19. mevcut şartlar gözönüne alındığında yapılması gereken en ilk hamlenin çocuklarımızı bilinçlendirmek ve eğitim alanında hakiki bir yenilik yapmakla başlanacak olgu. veya yine birilerinin çıkıp bizi kurtarması (bkz: mustafa kemal atatürk)
    (çöldeki penguen, 14.03.2007 11:21)
  20. türkiyenin yeniden yapılandırılması için devletin gelir kaynaklarının en iyi şekilde değerlendirilmesi gerekmektedir. doğal yeraltı ve yerüstü kaynakları dışında bir devletin tek gelir kaynağı vergilerdir. bu gelir sahipsiz bırakılamaz.

    devlet vergisini veren ile vergi kaçıran arasındaki farkı en ağır şekilde ortaya koymazsa, bu yegane gelir kaynağını da kurutmuş olur. vergi kaçıran kesime en ağır darbe, en ufak taviz olmaksızın, istinasız ve en katı şekilde, devlet tarafından vurulmalıdır. vergi kaçırma önlenemez ise devlet otoritesini o noktada kaybetmeye başlar ve devlet otoritesinin yitirilmesi, devletin sonunu oluşturan süreci başlatır.

    yıllardır vergi reformu adı altında defalarca değiştirilerek, yeni maddeler eklenerek ve çıkarılarak oluşturulan (oluşturtulan) vergi kanunu, halkın her kesiminde kolaylık anlaşılabileceği bir formata getirilmelidir. tüm vergi kanunu yeniden yapılandırma sürecinde ele alınarak sadeleştirilmeli, açık noktalar ve insanları vergi kaçırmaya teşvik eden bürokratik engeller kaldırılmalıdır.

    türkiye bütçesinde dolaylı vergilerden gelen gelir çok büyük bir pay içermektedir. bu tarz vergi türleri arasında akaryakıt vergisi, özel iletişim vergisi, taşıt vergisi, emlak vergisi gibi devletin tahsilatı için ek bir çaba sarfetmediği ve vatandaşlarının almak-yatırmak zorunda olduğu vergiler bulunmaktadır.

    dolaylı vergi gelirlerinin fazla olması ile devlet erki arasında bir ters orantı bulunmaktadır. devlet erki ne kadar fazla ise dolaylı vergiler azalır ve gelir vergisi gibi, kurumlar vergisi gibi beyana ve ispata dayalı vergi gelirleri artar. çünkü devlet gücünü kullanarak beyana ve ispata dayalı vergilerde yanlış beyan ve ispatlara karşı yaptırımlarını hızlı ve acımasız kullanır, bu da vatandaşlarının doğru beyan ve vergi vermesini zorunlu kılar. öte yandan dolaylı vergileri düşürerek, doğru beyan veren vatandaşının üzerindeki kamburu azaltır ve bu açığı dengeler. bu hem ekonominin canlanmasını, hem de devletin gücünün ülkenin her alanında hissedilmesini sağlar.

    kdv oranı bir an evvel %18'den %10'a düşürülmelidir. dolaylı vergiler, özellikle akaryakıttan alınan dolaylı vergiler, azaltılmalı ve yasal dayanağı olmayan ötv gibi vergiler kaldırılmalıdır. buna karşılık vergi kaçırma ve/veya yanlış beyan etme suçlarına çok büyük para ve hapis cezaları getirilmelidir. vergi affı uygulaması kesinlikle yapılmamalıdır.

    kurumlar ve gelir vergileri kalemlerinde de indirime gidilmelidir. devlet mevcut durumda doğru beyan ettiğini varsaydığı bu vergi kalemlerinin dahi tahsilatını tam olarak yapamamaktadır. yıllık vergi ödemesi yerine 6 aylık periyotlar ile vergi tahsilatı yapılmalı ve devlet kadrolarında vergi denetimi için gerekli istihdam ve ödenek ayrılmalıdır.

    özellikle büyük şirketlerin vergi denetimleri sıkılaştırılmalı, daha evvel çıkartılmasına rağmen belli güç odaklarınca engellenerek önce ertelenen, daha sonra da yok edilen nereden buldun adıyla bilinen yasa vakit kaybetmeden hayata geçirilmelidir.

    vergi kalemlerinin oranlarında yapılacak indirim ve bazı vergi kalemlerinin kaldırılması, doğal olarak vergi kaybını da beraberinde getirecektir. bu durum ancak daha az vergi oranı ve kalemi ancak daha fazla vergi tahsilatı ile olumlu yönde değiştirilebilir.

    vergi kaçırma suçu ülkedeki en ağır suçlardan biri haline getirilmeli ve vergi numarasız hiçbir işlem yapılmasına izin verilmemelidir. vergi numarası - kimlik numarası - ssk, bağkur numarası gibi numaralar tek bir numara ile değiştirilmeli ve bu numara okul numarası olarak, daha küçük yaşta insanlara benimsetilmelidir. bu numara olmadan hiçbir hukuki ve idari işlem yapılmamalıdır.

    vergi dairelerinin hantal yapısı hızla değiştirilmeli ve vergi tahsilatı için en kolay ve en hızlı yollar devreye sokulmalıdır. vatandaş sıralarda bekletilmemeli, bankalar ile yapılacak anlaşmalar ile bu sorun hemen giderilmelidir.

    unutulmamalıdır ki devletin tek gelir kaynağı vergilerdir ve bu gelir sahipsiz bırakılamaz.
    (şehzade mustafa, 14.03.2007 18:43 ~ 15.03.2007 00:39)
  21. mevcut durumda toplanan vergilerin % 60'ı dolaylı vergilerdir. yani devlet sadece cep telefonundan, at yarışından, sayısal lotodan ve çalışanların maaşlarından vergi geliri sağlayabilmektedir. tüzel kişiliklerden yani kurumlardan vergi toplayamamaktadır. çünkü küçük muhasebe oyunlarıyla şirket zararda gösterilip vergiden kaçınılabilmektedir. devlet kontrol ve denetim mekanizmasını güçlendirmelidir. dış politikada ilkeli ve amaçlı bir çizgi izlemelidir. devletin üzerinde dış mihrakların etkisi azaltılmalıdır. iç politikada da öncelikli olan eğitim reformudur. hiç bir kanun ya da düzenleme insanın eğitimsizlik nedeniyle dejenere oluşunu telafi etmez. ekonomik istikrar ancak siyasi ve milli birliğin oluşumu ile mümkündür.
    (mithat paşa, 15.03.2007 10:06 ~ 10:07)
  22. yeniden yapılandırılmada en önemli konulardan birisi de kayıt dışı ekonominin kayıt altına alınmasıdır. kayıt dışı ekonominin türkiyedeki boyutuyla ilgili olarak, hesaplama yöntemine göre araştırmacılar gsmh'nin yüzde 2'siyle yüzde 137'si arasında değişen oranlarda ve birbirinden çok farklı sonuçlar ortaya çıkarmaktadırlar.

    resmi gazetede yayımlanan kayıt dışı istihdamla mücadele (kadim) projesi’yle ilgili genelgede türkiye’de kayıt dışı ekonominin gsmh’nin yüzde 50’sinden fazla olduğu tahminine yer verilmiştir. maliye bakanlığı hesap uzmanları kurulu ise türkiye’deki kayıt dışı ekonominin gsmh’ye oranını yüzde 30 olarak hesaplamıştır.

    bazı uluslararası araştırmalarda ise türkiye’deki kayıt dışı ekonominin gsmh’ye oranı yüzde 32-34 oranları arasında hesaplanmaktadır. bu konudaki şahsi görüşüm ise bu oranın %50'den az olmadığı şeklindedir.

    oranı ne olursa olsun (%30'un altında olmadığı bir gerçektir) kayıt dışının ekonomi üzerinde doğrudan ve dolaylı olarak bir çok olumsuz etkisi bulunmaktadır. en doğrudan etkilerin başında devletin tahsil edemediği vergi ve sigorta primleri gelmektedir.

    devlet bu yıl 158 milyar ytl vergi toplamayı amaçlamaktadır. (bkz: 2007 bütçesi). yüzde 30'luk (kabul edilen en az oran) kayıt dışı ekonomi nedeniyle toplanamayacak vergi ise 32 milyar ytl olarak tahmin edilmektedir. bu yıl devletin kayıt dışı çalışmadan kaynaklanacak, 18.5 milyar ytl’lik prim (ssk, bağ-kur ve işsizlik sigortası fonu) eklendiğinde toplam yıllık vergi ve prim kaybı 50.5 milyar ytl’ye ulaşmaktadır.

    büyük ekonomilerde dahi kayıtdışı ekonomi belli boyutlarda yer almaktadır. ancak değişkenlik gösterse de bu oran gelişmiş ülkelerde %10 seviyelerinde bulunmaktadır. türkiye gibi hızlı büyüyen ekonomilerde böyle bir oranın yakalanması çok kolay değildir ve kısa vadede beklenmemelidir. ancak %50 seviyelerinde olduğunu tahmin ettiğim bu oran zamanla kademe kademe düşürülmeli ve %20 seviyelerine ulaşılmaya çalışılmalıdır.

    türkiye ekonomisi her yıl yüzde 5 oranında büyür ve buna paralel olarak da kayıt dışı ekonominin gsmh’ye oranı 2 puan düşürülebilirse türkiye 10 yıllık dönemde fazladan toplam 181.8 milyar ytl’lik vergi geliri tahsil edilebilecektir.
    (şehzade mustafa, 15.03.2007 10:31)
  23. 1991 yılında sovyetler birliği nin dağılmasından önce komünizmle mücadele uğruna, türkiye'de islami örgütler desteklenmiş, insanlar tarikatların gölgesi altında yaşamak zorunda bırakılmıştır. türkiye bu nedenle çağı yakalayamamış, darbelerle, kargaşayla zaman kaybetmiştir. doğu bloku çöktükten sonra artık türkiye'ye ihtiyaç da azalmıştır. artık büyük ortadoğu projesinden bahsedilmeye başlanmıştır. türkiye, ırak'ın bölünmesi, israil uydusu bir kürt devleti kurulması, kıbrıs meselesi, 301. madde, sözde ermeni soykırımı gibi meselelerle cenderye alınmış, en milliyetçi geçinenler türkiye'nin toprak bütünlüğünü tartışmaya açma cüretini gösterebilmiş, federasyondan bahsetmişlerdir. türkiye'nin kendini savunma mekanizmaları, ab uyum yasaları gereğince pasifize edilmektedir. türkiye bir karar vermelidir. milli bütünlüğünün tehlikede olduğunu düşünüyorsa, ab ülkelerinin tepkilerine aldırmadan gerekli tedbirleri almalıdr. gerekirse üyelik başvurusundan vazgeçmelidir. türkiye yeniden bölgesinde söz sahibi, büyük devletlerin dahi bu coğrafyada izinsiz kalem oynatamayacağı bir ülke haline getirilmelidir.
    (mithat paşa, 16.03.2007 11:40)
  24. mayıs 2007 de onbirincisi yapılacak olan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin önemi aslında cumhuriyet tarihi boyunca hissedilmiştir. mustafa kemal atatürk'ten sonra yapılan tüm seçimlerde; bu güçlü olan ve yıllar geçtikçe de görev ve sorumluluklarındaki artışa istinaden daha da güçlenen makam için kıyasıya rekabet yaşanmıştır.

    cumhurbaşkanlığı makamı türkiyede bir 'sembol' makam değildir. tam aksine bu makam ülkedeki tüm makamlardan daha yetkili ve geniş alanda faaliyet gösterebilecek konuma sahiptir. tartışmaların odağında bu güce sahip olma ve bu erk ile yasamaya, yürütmeye, yargıya ve orduya başkanlık etme çabası vardır.

    cumhurbaşkanı yasamaya yani yasa koyucuya, yani meclise aldığı kararları onaylamayarak tekrar meclise göndererek - istediği kararlar hakkında anayasa mahkemesine dava açabilerek direk müdahildir. bu durum daha önceki cunhurbaşkanlarının uygulamalarında bizzat görülmüştür. cumhurbaşkanı meclis seçimlerinin yenilenmesine karar verebilir ve bunun için bir gerekçe göstermek durumunda değildir.

    ayrıca gerekli gördüğü zaman hükümet toplantılarına da başkanlık edebilmektedir. yani yalnız devleti değil, hükümeti de yönetebilmektedir. bu yetki bugüne kadar kullanılmamış olabilir ancak bu kullanılmayacağı anlamına gelmez.

    cumhurbaşkanının görevleri arasında; devlet denetleme kurulu'nun üyelerini ve başkanını atamak, yükseköğretim kurulu üyelerini seçmek, üniversite rektörlerini seçmek, anayasa mahkemesi üyelerini seçmek, danıştay üyelerinin dörtte birini seçmek, yargıtay cumhuriyet başsavcısı ve yargıtay cumhuriyet başsavcı vekili'ni seçmek, hakimler ve savcılar yüksek kurulu üyelerini seçmek, askeri yüksek idare mahkemesi üyelerini seçmek gibi devlet için çok önemli organların başkanlarını ve üyelerini atamak ve seçmek de vardır.

    cumhurbaşkanın aynı zamanda başkomutan olması ve genelkurmay başkanına dahi emir verebilmesi, türk silahlı kuvvetleri'nin kullanılmasına karar vermesi, genelkurmay başkanı'nı ataması, milli güvenlik kurulu'na başkanlık etmesi ve sıkıyönetimi onaylaması ya da reddetebilmesi, bir ülkeye savaş açma yetkisinin olması da bu makamın ordu üzerindeki 'olağanüstü' gücünü göstermektedir.

    ayrıca, istediği hükümlünün cezasını hafifletebilmekte ya da toptan affedebilmekte, yani fiilen yargı kararlarını iptal edebilmektedir. zaten tüm önemli yargı üyelerini ve başkanlarını da aynı makam atamaktadır. burada cumhurbaşkanlığının yargı üzerindeki 'olağanüstü' yetkileri apaçık gözükmektedir.

    bu kadar sorumluluk ve yetkiye sahip bir makamın hesap vermesi ve yargılanması ise bir o kadar zordur. cumhurbaşkanı sadece vatana ihanetle yargılanabilir, onun için de somut bir kanıt ve meclisin dörtte üçünün onayı gerekmektedir. cumhurbaşkanı'nın resen imzaladığı kararlar ve emirler aleyhine anayasa mahkemesi dahil, yargı mercilerine başvurulamaz.


    burada yazdığım tüm 'olağanüstü' yetkiler ile aslında bir demokratik parlamenter sistem ile yönetilmediğimiz, devletin esas erklerinin tüm iplerinin cumhurbaşkanlığı makamında toplandığı ve aslında engin ardıç'ın yazdığı gibi ülkede gizli bir yarı-başkanlık sisteminin olduğu ve ortadaki tüm kavganın da bu erki elde tutma kavgası olduğu açıktır.

    aslında tartışılması gereken konunun demokratik parlamenter sistemlerde cumhurbaşkanlığı makamının görev ve sorumluluklarının sınırı ve bu makamın birçok yetkisinin halkın iradesi olan meclise devredilmesi gerekliliği, bu sayede gerçek demokratik temsilin ve kuvvetler ayrılığının sağlanması olduğudur. bu yapılmadığı takdirde cumhurbaşkanlığı seçimleri her dönem ülke için sıkıntılı ve sancılı olmaya devam edecektir.

    'cumhurbaşkanının yetki ve görevleri - sorumluluk ve sorumsuzluk hali (madde 105) cumhurbaşkanının, anayasa ve diğer kanunlarda başbakan ve ilgili bakanın imzalarına gerek olmaksızın tek başına yapabileceği belirtilen işlemleri dışındaki bütün kararları, başbakan ve ilgili bakanlarca imzalanır; bu kararlardan başbakan ve ilgili bakan sorumludur. cumhurbaşkanının resen imzaladığı kararlar ve emirler aleyhine anayasa mahkemesi dahil, yargı mercilerine başvurulamaz. cumhurbaşkanı, vatana ihanetten dolayı, türkiye büyük millet meclisi üye tamsayısının en az üçte birinin teklifi üzerine, üye tamsayısının en az dörtte üçünün vereceği kararla suçlandırılır. '

    bu maddeden de anlaşıldığı üzere, cumhurbaşkanının yaptığı hiçbir icraattan, attığı hiçbir imzadan dolayı bir sorumluluğu bulunmamaktadır. türkiye cumhuriyetinde hesap vermeyen tek kişi cumhurbaşkanıdır. ayrıca, vatana ihanet suçundan meclis kararı ile önce komisyon kurulması kararı 2/3 çoğunluk, sonra komisyon yüce divana sevk edilmesine gerek görürse meclis kararında üye tamsayısının en az üçte birinin teklifi üzerine, üye tamsayısının en az dörtte üçünün vereceği kararla suçlandırılır.

    ayrıca tüm bu aşamalar aşılsa bile, yüce divan davalarına anayaca mahkemesi bakmaktadır ve cumhurbaşkanı anayasa mahkemesi üyelerini de seçmektedir. bu tezat olduğu sürece cumhurbaşkanı ülkenin dokunulmaz, yargılanmaz tek insanı olarak kalacaktır.

    düzeltme: sinkaf'ın katkılarıyla düzeltme yapılmıştır, cumhurbaşkanının meclisi yeniden seçime götürmesi için gerekli olan koşullar anayasanın 116. maddesinde açıkça belirtilmiştir.
    (şehzade mustafa, 27.03.2007 12:17 ~ 09.04.2007 22:30)
  25. özden kopmama, konjonktürle uyum içinde olma ve birlik, beraberlik düsturuyla hareket etmemiz halinde gerçekleşebilecek yenilenmedir/yapılanmadır.

    şu anda dünya egemenliğine aday ve hatta rakibi olmayan yegane bir güç var; bunun adı küresel sermaye. giremediği iki ülke var; iran ve suriye.
    bu güç amerika nın bretton woods operasyonu ile kendini iyiden iyiye hissettirmeye başlamıştır. (70 lerin başı) amerika menşeilidir fakat aidiyeti yoktur, yani paranın olduğu heryerdedir veya öyle olmak istiyordur diyebiliriz. 100 yıldır başında olan kişiler, aileler aynıdır, çekirdeği saltanat gibidir, harici de değişkendir, değişir. yöneticisi george soros tur.

    1- bankaları ele geçirirler.
    2- önemli şirket ve işletmeleri kontrol altına alırlar.
    3- medyayı yönetirler.

    bu üç unsur da gerçekleşince siyasi irade, ve kitle yönetimi artık dış kaynaklıdır diyebiliriz.

    evet, şimdi tüm bunların ışığında gelelim ülkemize. üzülerek görülmekte ki bu sayılan üç madde de ülkemizde vukuu bulmuştur, bu bir süreçtir bunu şu anki hükümete veya direkt öncekine atmak doğru olmaz. ama çarpıcı gerçeklerin varlığı da muhakkaktır.

    şunu bir kere kabul edelim, teşhisi doğru koyalım ki gerisini rasyonel çerçevede ele alabilelim. öncelikle coğrafyamızın bir kıtalararası geçiş özelliğinin olması ve daha birçok niteliklerinden dolayı jeopolitiği çok önemlidir. dünyada yeşeren bir sistemin yankıları akabinde bizi vurur, kaçınılmazdır, biz etkilenmeyiz diyemeyiz. hal böyleyken geçmişi bir kenara bırakalım, şu anki dünya iktidarı ve onun politikasının yansımalarını, suretini bizde de görmek şaşırtıcı olamaz.

    küresel sermaye dünyaya diyor ki; "ulus devlet; çatışmaları körükleyen, dolayısıyla askeriyeye ihtiyacı artıran bir yapıdır. bundan dolayı insanlara harcanması gereken para silaha gitmekte ve insanlığın refah düzeyi düşmektedir. biz tek bir hükümet ve tek bir ordu diyoruz, ekonomik tek muktedir olan bir yapı. böylece insanlığın refah seviyesi artacak, ulus devlet yapısı kalkmış olacak (sınırların kalkması) ve böylece de dünyada bir daha savaş olmayacak."

    ilk bakışta doğru gibi olan bu iddia bize insanların mevcut üretimden nasıl pay alabileceğinin cevabını vermiyor. yani artan teknoloji ile insana ihtiyacın azalması, mevcut bir üretimden payın sadece kısıtlı insanların alması gibi bir sonuç veriyor, bu da düz mantıkla zenginin daha çok zenginleşmesi ve fakirin daha da fakirleşmesine neden oluyor. bu evrim gibi, ortama uyum sağlayamayanlar yok oluyor, yani niteliksiz işçi aç kalmaya mahkum oluyor.

    şu anda teknolojinin gelişmesinden tutun da bireysel özgürlüğün gündemde olması ve diğerlerini umursamama tandansı hep küresel sermayenin amacına hizmet etmektedir. ve bu durum, teknolojinin bu denli artması, insanlığın yararına mı yoksa zararına mı, daha net bir ifadeyle insanlık geliştikçe kendini yok mu ediyor, kaosa mı sürükleniyor? sorularının cevabını aramaya zorlar bizi...

    mevcut durumu anlamaya çalıştık şimdi ülkemize dönelim tekrar. daha önce de dediğim gibi, küresel sermaye ülkemize girecektir, kaçınılmazdır. şimdi bu rasyonel çerçevede de "girecek n'apalım" mı demeliyiz? yoksa oyunu kuralına göre mi oynamalıyız? ya da mevcut oyunun kurallarını lehimize mi çevirmeliyiz? tüm doğru fikirler üçüncüye çıkacaktır, yani mevcut sistemi kullanmak ve eşik kısmını bununla aşabilmek...

    küresel sermayeyle aşık atan bir ülke, çin. nasıl? üretim var, büyük bir üretim gücü var. insanları çalışıyor. yani ihracatı bu denli yapması -komünist rejime rağmen bunun olmasını geçtim "ideolojiler halk içindir"- küresel sermaye ile bir flört yaşamakta çin. eli kolu bağlı değil bir gücü var ve yarın birgün ele geçirebilir dünya piyasalarını kim bilir? rusya için de yakın şeyler söylemek mümkündür.

    ya biz? ak parti hükümetini eğri oturup doğru konuşalım önce kimse bunlar hain demesin, haksızlıktır. içlerinde heryerde olduğu gibi istenmeyen adamlar olduğu doğrudur, fakat bu hepsi böyledir anlamına gelmez, çoğu ülke için çalışıyor. ama... büyük bir ama var; çünkü cahil bir politika söz konusu... küresel sermayeden kaçış yoksa kullanacaksınız, ama topyekün teslim olmayacaksınız, yani bir iradeniz olacak, üretim gücünüz olacak çin gibi... o zaman diyebiliriz ki biz sistemi ele geçirmek için bu sistemi kullanıyoruz... ama yok ülke şu an küresel sermayeye maaleseef teslim, bağımsızlığı bir hayat olarak görüyorsak -ki öyle görüyoruz hepimiz- mevcut durum bir intihardır. çünkü iradesiz bir teslimiyetçi politika, flört yok sömürülen hep biziz. karşılıklı birşey yok... bundan dolayı piyasalar iyi ama işsizlik fazla, ülke kalkınıyor ama insanlar mutsuz. ülke gerçekten kalkınıyor ekonomik anlamda ama biz insanımızı mutlu edemez isek kendi derdimize bu denli düşersek ve böyle cahil bir politika izlersek -bu dünya literatüründe bir şekilde büyüme olabilir ama- buna ben büyümek diyemem, sağ duyulu hiç bir vatandaşın diyemeyeceği gibi...

    son olarak;
    bence bu seçimde iktidara yine gelecek akp ülke için bir istikrar sağlayacaktır, askerle de arası iyi olursa iç meselede muhalefetin çığırtkanlığından başka büyük bir sorunla karşılaşılacağını sanmıyorum. yök sorununu da meslek liselerine uygulanan yaptırımla beraber kaldıracaktır. (umarım, bu ülke için yararlı olur) 14 yaşından itibaren yetişen mühendisler uzun vadede ülke için bir üretim potansiyeli oluşturur bu ayan beyan ortadadır.

    ayrıca 28 şubat medyasız gerçekleşemezdi. medya kimin kontrolünde küresel sermayenin... siz ak parti ile refah partisi arasında islamcı kimlik açısından bir fark görüyor musunuz? ben göremiyorum, e o zaman atatürkçü, laikçi kesilen medya şimdi nerede? o da islamcı bu da! fark birisi küresel sermayeye buyur dedi, birisi milli görüş çizgisinde iflah olmaz bir kapalılık izlemeye çalıştı. fark budur. medya ne atatürkçü, ne şeriatçı, medya küresel sermayeci medyanın ideolojisi olmaz, devletlerin ve güçlülerin olmadığı gibi.

    bence kilit sorun yök ü aşmak, eğitim sisteminde ciddi, köklü bir reform hareketi, 8 yıllık eğitim kalsın ama meslek liselerinin katiyen önü açılsın, gerekirse -bence yanlış ama- imam hatiplerin önü yine açılmasın. teknik liseler de tabi şimdiki yoksulluğunda kalmayacak oraya da reformlar uygulanacak muhakkak.

    basit bir çözüm gibi gelebilir; ama hayati 28 şubatın asıl icraatı belki bilmeden ülke üretiminin yok olmasını sağlamak oldu. eskiden de yoktu üretim denilebilir, dediğim gibi bu liseler için sağlam bir altyapı oluşturursak ve ülke olarak da gerizekalı, yeteneksiz değilsek neden olmasın!!!

    burada yargıdan bahsedemedim, zaten köklü bir reform, devrim her alanda olur bu da sığmaz herhalde buralara... genel, ayrıntısız yazılmıştır.
    (defacto, 28.03.2007 14:48 ~ 05.05.2007 16:29)
 sayfa  / 2

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil