pasifik ötesinde yapılan bir açıklama; "
11 eylül'den bu yana abd dünya çapında ılımlı islamik demokrasiler istiyor, bunun da iki örneği var türkiye, malezya" richard holbrooke. ardından şerif mardin ile yapılan bir röportajda türkiye malezya olur mu sorusuna alınan yanıt; olur neden olmasın. ve gündemi belirleyen soru bulunmuştur artık malum ülkeye gazeteciler yollayıp iyice bir kurcuklanır, yakın siyasi geçmişi önümüze dökülür, sokakata ki kadınlardan, esnaflardan görüşleri alınır. kadınlardan biri ; "islam dininde dört eş almak hak. ben kocamın dördüncü eşiyim. hepsine eşit ve hak geçmeden bakabilecekse erkek dört eş alabilir" diyor. dün
ahmet hakan'ın
tarafsız bölgesi
cnnturkde,
can dündar'ın
nedeni
ntvde bu soruyu konuklarıyla iyice bir tartıştılar. ben can dündar'ın programını izleme fırsatı buldum, bir nevi oyumu ondan yana kullandım, reklam aralarında diğer programda neler oluyor diye bakamk istediğimde o tarafında reklama girdiğini görüp sizi hınzırlar diye serzenişte bulundum. her neyse bu programlardan her hangi birini izlememiş ya da cnnturkdeki programı izlemiş ama ntvdekini izlememiş olanlar için neden programının metinlerini vereyim. izleyemediyseniz bile okuyabilmeniz için;
http://www.ntvmsnbc.com/ntv/metinler/neden/20070925.asp
şimdi kendi naçizane düşüncelerimi sizlerle paylaşabilirim. konuyu iyi idrak etmek lazım, ona göre bir şeyler söyleyip münazara etmek, doğrularımızı kabullenip yanlış olanları kabullenmemiz lazım. konumuz ne? türkiye'nin malezya olup olamıyacağı mı? bence verim alabilmek için oldukça geniş, konunun dağılıp oraya buraya kaymasını sağlıyacak derecede sağlıksız bir soru. en dibe sorunumuzun ne olduğuna bakalım: rejim tehlikesi. değil mi? peki malezyada yakın geçmişte bizimki gibi bir rejim korkulan rakip bir rejime mi geçiş yapılmış? somut olarak baktığımızda sorumuzun cevabı hayır. peki malezya'da nolmuş da "türkiye'de öyle olur mu"yu tartışıyoruz? neden programından kısa bir alıntı:
"13 farklı eyaletten oluşan
malezya 1957 yılından bu yana
umno yani
birleşik ulusal malay partisi tarafından yönetiliyor. ilk kurulduğunda kendisini laik olarak tanımlayan umno'nun 50 yıllık pratiği bugünkü malezya'yı yarattı. umno, 1960 yılında tüzüğüne "malezya'da islamı ilerletmeyi, yükseltmeyi ve korumayı" koyarak laik kimliğinden ilk tavizi verdi. bunu gösterişli cami yapma, ulusal çapta kuran okuma yarışmaları düzenlenmesi, televizyonda islami programların arttırılması izledi ancak malezya için asıl kırılma noktası,
mahathir muhammed'in 1981 yılında başbakan olması oldu. mahathir muhammed ilk iş olarak dünyanın önde gelen islam alimlerini malezya'ya getirterek yönetimin nasıl islamileşeceği konusunda çalışma başlattı. bu sürecin sonunda şu adımlar atıldı; 1982 yılında islam bankası kuruldu, 1983 yılında uluslarası islam üniversitesi açıldı. aynı yıl bakanlıklarda çalışanlara cuma namazı izni verildi. 1983'te islam tıp merkezi açılarak müslüman annelere kadın doktorların doğum yaptırması sağlandı. 1984 yılında islam aile hukuku yürürlüğe kondu. 1985'de islam sigorta şirketi kuruldu. 1987 yılında televizyondaki haberlerin "esselamünaleyküm" denilerek başlanmasına karar verildi. 1988'de federal anayasada şeri mahkemeler bağımsızlaştırıldı. 1988 yılında "islam köyleri" projesi başlatıldı. 1991’de devlet memuru olmak isteyenlerin dini bilgiye sahip olmaları ve kur-an'dan ezber okumaları istenmeye başladı."
gördüğümüz gibi kendini başlarda laik olarak tanımlayan, daha sonra tüzüğüne "islam'ı ilerletmeyi, yükseltmeyi, korumayı" koyan bir iktidar partisinin icraatlerinin yavaş yavaş da olsa malezya'yı bir değişime sürüklediğini, bunun sonucunda da malezya'nın giderek islami bir devlet hüviyetine büründüğünü görebiliyoruz. haliyle laiklik konusunda hassas, ve yüzyıllarca dini hükümlere göre yönetilmiş bir toplumun kurtuluş savaşı ve ertesinden yapılan devrimlerle elde edilen yeni rejim ve savunucuları ellerinde bulundurdukları yönetme erkini dini kullanan rakip bir rejime kaptırmaktan korkuyor, endişe duyuyorken bu soruyu tartışmanın hiç bir zerresi anlamsız, boş iş, ve yahut da sığ değildir. bu soru etrafında endişeyle türkiye malezya olmamalıyı savunan kitleyi sığ, kültürsüz hatta ve hatta bu tartışmaları gündeme getirip asla va asla ülkesinin refahını, ekonomik ya da politik alanda gelişip ilerlemesini istemeyen insanlar gibi görmek göstermek mesnetsiz, gerçek konuyu dağıtmak, ondan uzaklaştırmak için yapılabilecek en sığ eylemdir diyebilirim. hele hele bu konuyu bu soru çerçevesinde tartışmanın saçma olduğuna deyinen aklı evveller var ki
elune bizi onların şerrinden korusun.
bu soru bazılarının dediği gibi gerçek gündemden uzaklaşmamızı sağlayan bir soru da değildir. gerçek gündem başbakanın talimatıyla bir kaç hukukçumuz
* tarafından taslağı hazırlanmış, ertesinde partinin hukukçu tayfasıyla bilim kurulu denilen hukuçularımızın münazarası ile şekillendirilmiş anayasa taslağıdır, evet. ama bu soru da geçmişlerinden koptuklarını bir türlü kamuoyuna ispatlayamayan politikacıların hazırlanmasını istediği anaysa ve bunu yaparken tek başlarına yürüttükleri sürecin bizi malezyada ki gibi bir sona götürüp götürmeyeceği tartışmalarının eseridir. korkulan ne? bu anayasa ile beraber laik rejimden taviz verilip giderek adına ılımlı islami demokrasi denilen bir sürece sokulması. peki bu korkulan malezya'da birebir olmasa da bir şekilde yapılmış uygulanmış mı? cevap ne yazık ki evet. kendilerini özgürlük ve demokrasi paladinin gibi gösteren siyasilerin tek başarına, kimseye danışmadan hazırladıkları bir anayasa taslağının içinde sadece türban'ın kamu alanlarında giyimi ile ilgili bir maddesi yüzünden özgürlükçü olacaksa hiç olmasın. keşke sayın başbakan bir bilim kurulunun toplanıp anayasa taslağı hazırlamasını istememiş olsa da, yeni sivil bir anayasa için toplumun tüm fertlerini bir araya getirmek için öncü olsa idi, sadece türban değil daha bir çok kısıtlanan şeyin özgür bırakılabileceği bir yasa hazırlanabilseydi. buyrun bu taslak bunun üzerinden tartışalım demek yerine daha taslak yazımı esnasında tartışmalara görüş alış verişine gidilebilseydi.
(bkz:
türkiye çöl olmasın)