evet evet kesinlikle bu düzeni ve yapıyı tanımlamak için gereken şey ziraat bankalarındaki düzensizliğe, sorumsuzluğa ve boşluğa bakmaktır. türkiye' de hep bahsedilen siyasi boşluk orada da mevcut. bir kere veznedarları bulmak zor, bunun içinde; (bkz: 4 levent ziraat bankası) çoğu veznedar arka tarafta müdürle çayını yudumlarken ben işlemlerimi güvenlik görevlileri ile halletmek zorunda kaldım. sağolsunlar ama o güvenlik görevlileri olmasa çok defa ben faizler yemiştim...
işin en garip tarafı, koca marx' ın bile devlet yapısı hakkındaki görüşlerini çürütüyorlar. artık bende "s.kerim lan marx' ı! ne devlet yapısı, ne halkı, al sana mis gibi düzen." diyorum. ben bu yapıyı öğrenmek için çok uğraşmıştım. anlayamamıştım. devlet-birey arasındaki ilişkinin yanıtını bulmak için yazılar, makaleler okuyup yorumlar yapıyordum ama ahhh! ahh ben ne salakmışım ya. o soruların cevapları zaten hep karşımda duruyormuş. zaten ben her sabah o cevaplara baka baka geçiyormuşum ama haberim bile yokmuş. artık öğrendim ve çok mutluyum.
teşekkürler bütün ziraat bankası çalışanları(!)na.
+wondrous merhaba, rahatsız etmeyeceksem bir şey sorc..
-ne var ne istiyorsun?
+ee şey ben "türkiye' deki devlet yapısı" adlı başlığa boş bkz vermek istiyordum.
-olmaz formata aykırı. sözlükte olduğunu unutma! tanım yapmalısın.
+ama onlar için yapılacak en iyi tanım bu.
-ya tanım yaparsınız ya da yazmazsınız yazıyı sayın yazar!
+ama bakın diyorum ki onlar için en iyi tan..
-düşünceleriniz değişene kadar 3 günlüğüne çaylak yapıldınız. sözlük formatını öğreniniz bu süre içinde.
+...
ittihat ve terraki partisi nin oluşturmak için kendisini yırtmasına rağmen 60 larda ancak gelişen burjuvazi sınıfın ekseninde döndüğü ve atatürk ün karma ekonomik sisteminden (fazla) kaydığı için sonunu hayırlı görmediğim oluşum.
halkı amerikan kölesinden daha pis sömüren devlet yapısıdır...
millet çalışır didinir. 500 milyar borç vardır türkiyemizin...
-fransa başbakanı renault ile yolculuk yaparken (ki fransa dünyanın en büyük nükleer gücü ve para sıçmakta.)
-kanada başbakanı işe kendi arabasıyla giderken (ki kanadaiskandinavya ve avustralyadan bile daha zengindir. dünyanın en refah ülkesidir)
-iskandinav ülkelerinin başbakanları işe bisikletle gidip gelirken(ki bu adamlar ab ye siz fakirsiniz düzeyiniz düşük biz sizden yükseğiz hadi sie derken)
bizim ülkemizin başbakanı ve 500 milletveili 1.2 milyon euro luk son model mercedes benz ler ile yolculuk yapar...bide 20-30 küsür audi a8 geldi ki bu beni türkiye hakkında oldukça düşündürdü.
devlete soyulacak kaz muamelesi yapan birey; büyük yükler altında ezilen devletin daha da hantallaşması ile kişi başına düşen hizmet oranının dibe vurması sonucunda, alması gerekenin de altında paye ile yetinmek zorunda kalmıştır.
1. devlet vatandaşa iş imkanı vermek zorunda değildir:
devlet kendini idame ettirecek personel alımı ile yükümlüdür. kendini geliştirmekten uzak birey; kpss'ye bel bağlayıp, devletin sırtına binmeyi adeta ödev bilmektedir kendine. yabancı dil - bilgisayar vb donanımla, hem bireyin; hem de hizmetin kalitesini artırmak için, kalifiye eleman alan özel sektör tercih edilmemektedir. 'devlet dairesine kapağı at, hayatın garanti' zihniyeti hüküm sürmektedir.
2. devlet işsizlik tanımının dışında kalan vatandaşa sosyal yardım yapmak zorunda değildir:
işsizlik: çalışma isteğine, yeterliliğine (burada yeterlilikten kasıt; herhangi bir fiziksel ya da zihinsel engelin olmayışıdır) ve ehliyetine (ehliyetten kasıt; uygun yaş haddini doldurmuş olmak ve hukuken yasaklı olmamaktır) sahip, olunmasına rağmen iş imkanı bulamamayan kesimin oluşturduğu iktisadi yoksunluktur.
siz üniversiteyi tercih etmiyorsanız, üniversite mezunu olup da; kendinizi geliştirmeyi reddediyorsanız; sonra da 'ben açım, işim yok' diye devletten sosyal güvence istiyorsanız; o devletin ömrünü kısaltıyorsunuzdur.
3. devlet kendisine başvurmayan müteşebbise, dışarıdan aldığı krediyi batırdıktan sonra; kaynak ödemesinde madur sıfatını yükleyip; maddi destek vermek zorunda değildir.
örnekleri daha da çoğaltılabilir...
burada anlatılan hükümetle alakadar bir durum değildir. devlet her şeyi çok iyi yapıyor sonucu da çıkartılmamalıdır. devleti bu kadar eleştiren zihniyet, kendi vatandaşlık görevlerinin bilincinde midir? üzerine bu denli abanılan bir devletin, olanaklarını tam randımanlı kullanılması nasıl beklenilebilir?
türkiye cumhuriyeti devleti'nin varlığı, anti emperyalist bir ulusal kurtuluş savaşına ve saltanatın tasfiye edildiği, cumhuriyetin kurulduğu sosyal bir devrime dayanır. bu tarihsel anlamda devletin niteliği ilericidir.
ancak sosyal devrimlerin ortak özelliği olan, halkın aşağıdan yukarı verdiği destek, cumhuriyet devriminde eksik kalmıştır. türk devleti, siyasal literatürde jakobenizm olarak adlandırılan yöntemle, ordu ve bürokratlar tarafından yukardan aşağı şekillenmiştir. altı ok olarak bilinen ilkeler devletin kuruluş ilkelerini oluşturdu. özellikle tek parti iktidarı döneminde ilericiliğin temel koşulu olan demokrasi ihmal edildi, bir avuç bürokratın elinde kalan devlet halk ile bütünleşemedi, içine kapalı bir yapı olarak kaldı.
her ne kadar, 'halkın cahil olması', 'bir islam ülkesinde demokrasi yerleştirmenin zorluğu' gibi gerekçeler ile bu yapı başlangıçta haklı görülse de, bürokratik yozlaşma derinleşerek sürdü. tek parti dönemi sonrasında üst üste gelen askeri darbeler de, demokratikleşme sürecini baltaladı, yakın bir geçmişe kadar türkiye, demokrasinin uygulanmadığı, insan haklarının yerlerde süründüğü bir devlet görünümünden kurtulamadı.
öyle ki, asıl amacı ükenin kalkınması ve çağdaş medeniyeti yakalaması olan cumhuriyet ilkelerinin, elitçi bürokratlar tarafından değişmez dogma olarak uygulanması sonucu ülke kalkınmasının ve demokrasinin önünde engel haline geldiğine tanık olduk. ekonomi de devletin bu yapısından olumsuz etkilendi, 1980 sonlarına kadar, sadece kapalı sosyalist ekonomilerde görülen emir kumanda sistemi olarak varlık sürdü. bu dönemde döviz bulundurmak yasaktı, üretimde özel sektör yerine devletcilik adına kamu sektörü desteklendi. kalın gümrük duvarları ile yerli otomotiv sanayi beslendi; kalitesiz arabalar yüksek fiatlarla iç pazara sürüldü. bu durumda dünya piyasalarıyla rekabet endişesi olmadığı için sanayide çağdaş teknolojiyi yakalamak asla mümkün değildi.
1983 seçimleri ile iş başına gelen turgut özal iktidarı döneminde yapılan reformlar ekonomiyi olumsuz etkileyen yapıyı çözdü, türkiye'nin kalkınma ivmesini artırdı.
fakat ekonominin demokratikleşmesi diyebileceğimiz bu reformlara, devletin demokratikleşmesi eşlik etmedi. darbeci-bürokrat zihniyet devlet yönetimindeki etkisinden vazgeçmedi. demokrasinin temel kuralı olan 'seçimle gelenlerin ancak seçimle gitmesi' hiçbir zaman uygulanmadı.
son yıllarda, ab'ye girmenin ön koşulu olan uyum yasaları sayesinde, demokratikleşme sürecinde ciddi adımlar atılmaktadır. ama ne yazık ki, bu adımları desteklemesi gereken, kendilerine 'kemalist', 'ulusalcı' diyen çevreler, anlaşılmaz bir mantıkla darbeci çetelerin avukatlığına soyundular. sırf kendilerine laik deyince otomatik olarak iktidar olma dönemlerinin geride kaldığını gören bu ulusalcılar, geçmişte savundukları ab üyelğine bile düşmanca bir tavır içine girdiler. oysa böyle bir yaklaşımın ulusal çıkarlarımızla uyumlu hiçbir yanı yoktur. demokrasinin olmadığı, seçimle gelenin darbe ile gittiği bir türkiye'de halk yoksulluk ve fakirlik çıkmazından kurtulamaz. halktan korkmayan, onları 'göbeğini kaşıyan adam' olarak aşağılayan anlayışın bu millete hiçbir faydası olmadı. bundan 20 sene önce 'bir avuç pirinçle besleniyorlar' diye acıdığımız ülkeler demokratikleştikçe kalkındılar, bize fersah fersah fark attılar.
yalnızca halka hizmet yarışını kazanarak iktidar ile ödüllenmenin mümkün olduğu ülkelerin hiçbirisi demokrasiyi ve insan haklarını uyguladıkları için yıkılmamıştır. ama tarih, iktidar olma imtiyazının şu ya da bu nedenle sadece kendilerinde olduğunu sanan baskı rejimlerinin çöplüğünden ibarettir.
devlet yapısının hantallığından söz etmek sanırım düpedüz sıradanlık olurdu.kadrolaşmanın alıp yürüdüğü günümüzde imam hatip mezunlarının,cemaatçilerin karıncaların küpşekeri sarmışcasına kadroları sarmalamasıdır işin özü.misal trt müfettişliği için cemaatten gelmeniz,abilerden olur almanız gerekir.namazında niyazında mı sorularına aşina olursunuz bir dönem sonra.dinden bile soğutan bir yapıdır bu.ki insan dininizi imanınızı diye sövüverir ansızın bu puştlara...
aklınızı başınıza alın kuzucuklar.hafiften yanaşın cici abilerinize.onlardan zarar gelmez.girin çıkın cemaat evlerine ki şanınız yürüsün bu alemde.yoksa kpss den aldığınız 90 lar 95 ler götünüzde patlar.çok koyar adama.