symrna hakkında, yani izmir'in eski ismi hakkında, yunan mitolojisinde şöyle bir hikaye vardır..
amazonlar, yunan mitolojisine göre anadolu'nun ortasında, truva berisinde yaşayan savaşçı ve sadece kadınlardan oluşmuş bir topluluktu..sayıları fazla idi ve gerçekten çok haşin savaşırlardı..hatta daha rahat yay gerebilmeleri için tek memelerini keserlerdi..nitekim tanrılar tarafından kutsanmış bir ırktı..evlenmeden, soylarını devam ettirebilmek için özel seçtikleri erkekler ile beraber olurlardı..eğer kız çocuk dünyaya getirirlerse, kendileri gibi eğitip bir savaşcı yaparlardı..erkek doğarsa şayet babalarına geri verip postalarlardı..
neyse efendim konumuza dönelim, açılmışız..bu amazon ırkı ilk başlarda fetihlerini kuzeye doğru ilerlettiler..kraliçe olaraktan başlarında 3 tane savaşcı kadın vardı ve hiyerarşik bir yönetim bulunuyordu..onların dediği geçerliydi ve fetihler sırasında onlar da orduya katılırlardı..kuzey fetihlerinden sonra amazon savaşçıları truva'nın güneyine yöneldiler..en batıya gitmek ümidi ile ege kıyılarına geldiler..şuan ki izmir'in dolaylarında ve muğla taraflarında, buldukları bereketli topraklara şehirler kurdular..ilk başta sayıları 20'yi bulan şehirler sonraları tek tek ayakta kalmak yerine, birleşip şehir devletleri haline gelmeyi kabul ettiler (bkz: site)..bu bahsettiğim 3 adet kralice'nin birisinin adı da "symrna" idi ve izmir dolaylarında kurulan şehrin manzarasını ve havasını sevdiği için burada kalmıştı..hatta sonraları şehirler birleşince hepsinin hakimiyetini burdan halletmeyi planlıyordu..nitekim istediği de olmuştur mitolojide anlatılan hikayeye göre..izmir başta olmak üzere amazon kadınları tarafından kurulan 20 küsür şehir kendi içlerinde birleşerek 4-5 tane büyük şehire dönüştü..bu şehirleri arasında bodrum (eski amazonların kurdukları adı ile halikarnas) de vardı..
sonuçta bu bir mitolojik hikaye..ne kadar doğru olup olmadığı tartışılır..ama denilir ki; amazonlar savaşçı oldukları kadar da güzeldirler..bence biraz haklı bir hikaye olabilir, nitekim ege'nin özellikle de izmir'in kızları güzeldir..
il olmamasına rağmen batı karadenizdeki tatil beldesi amasranın hikayesi ise şöyle:
amasranın adı çeşm-i cihan imiş eskiden
belki giden vardır aranızda, tam bir doğa harikasıdır bu yer. denizin mavisi dağların yeşiliyle bütünleşmiştir resmen.*
fatih sultan bu bölgeye geldiklerinde, güzelliğinden büyülenmiş ve lalasına dönüp,"ey lala, söyle bana, dünyanın çeşmesi bu mu olsa gerek" demiş türkçesiyle.
bu yüzdenmiş çeşm-i cihan adı.
bir gün yolunuz düşerse balık keyfi manzaraya karşı kaçırılmaması gereken olanağıdır amasranın.
kudüs seferine çıkan delikanlı ingiliz kralı aslan yürekli richard, yol üzerinde dinlenmek için o zamanki izmir'in yakınında ordugahını kurar. sonra yola devam ederken burayı çok sevdiğini söyler ve kalbim burada kaldı der. burası karşıyakadır. o günden sonra o zamanki izmir'in yanıbaşındaki (şimdiki izmirin karşısındaki) bu çayır çimen couer de lio yani aslanın kalbi olarak anılır. zamanla cordelio ve daha sonra kordelya halini almış bu isim aynı zamanda bir kız ismi olup, avrupa ve amerikada onlarca şehre ismini vermiştir.
türklerin devreye girmesi ile izmirin karşısında kalan bu yakaya bilindiği üzere karşıyaka denmiştir. hatta ulu önder annesini emanet ettiği karşıyaka halkına "izmirin karşıyakalıları" şeklinde hitabı gurur ve de onur vericidir.
süryaniler tarafından kuruluşu sümerlere dayandırılan mardin’e ilişkin erken tarihli bilgiler, şimdilik sadece efsanelerdir. hammer tarihinde geçen bu efsanelerden birinde, pers hükümdarı ardeşir’in (226-241) marde adlı bir kavmi yöreye yerleştirdiği, böylece şehrin adını bu kavimden aldığı belirtilir. yine perslere bağlanan bir başka efsanede, pers hükümdarlarından birinin hasta oğlunu iyileştirmek üzere buraya getirdiği ve şehzadenin mardin olan adının yöreye ad olduğu anlatılır. vâkidi’den aktarılan efsanede, şehrin kuruluşunun bugünkü mardin kalesi’nin bulunduğu alana yerleşerek gününü ibadetle geçiren ve ünü bütün doğuya yayılan dîn adlı iranlı zahidin öyküsüne bağlanır. heraklius’un gönderdiği bir komutan dîn ile önce dost olup sonra onu öldürür ve buraya bir kale yaptırır. zamanla dîn öldü anlamına gelen “mâte din”in mardin’e dönüştüğü öne sürülür. tarih boyunca, bu efsanelere referans verircesine şehri, süryaniler süryanice kale ya da kaleler anlamına gelen merdin, merdi, merdo, mirdo, merde, marda, mardin; bizanslılar maride, mardia; ermeniler merdin; araplar maridin; osmanlılar ise mardin olarak adlandırmıştır.
çorbada tuzumuz olsun;
eski adı sezariye'ın yunancasının okunuşudur. yani caesaria. sezar hayattayken onun adına dünyanın çeşitli yörelerinde 12 farklı sezariye yani 12 farklı kayseri kurulmuştur. zamanla bilinen caesaria bu şekilde dönüşerek son şeklini almıştır.
çorum
a)çorum (önceleri bazen çorumlu) türklerin bölgeye gelmesiyle bu adı almıştır. çorum veya çorumlu adının oğuz boylarından alayunt’lu boyunun bir oymağına ait olduğu belirtilmektedir.
b) evliya çelebi seyahatnamesinin ıı.cildi 407.sahifesinde bölgenin havasının astım hastalarına iyi gelmesi nedeniyle, selçuklu sultanı kılıç arslan hasta oğlu yakup mirza’ yı ve yüzlerce çorluyu (bakımsız, zayıf, hastaları) buraya göndermiş ve bunlar sağlıklarına kavuşmuşlardır. bundan dolayı şehre çorum denilmiştir.
c)çorum’un çevresinin dağlarla çevrili oldukça geniş bir ova olmasından dolayı (çevrim) denildiği, halk ağzında çorum’a dönüştüğü söylenmektedir.
d)danişmendname’ ye göre
melik ahmet danişmend çetin savaşlardan sonra bizans’ın elinden çorum bölgesini alır.halk müslüman olup bağlılık gösterir. ancak bu tutumları, melik ahmed’ i ve ileri gelen komutanları bir ziyafette zehirlemek istemelerinden dolayı bir tuzaktır. bu kötü niyetlerini ve şehrin bir depremle tamamen yıkılacağını melik ahmet bir gece rüyasında görür. melik ahmet bu rüyanın verdiği endişe ile uyanırken şehir sallanmaya başlar. askerlerini ve arkadaşlarını derhal kaleden çıkarır.
kaledeki bizanslılar müslümanların çekilişinden memnun kalarak kaleyi tekrar kapatarak savaş hazırlığına başlarlar ve yeniden dinlerine dönerler. fakat deprem yeniden şiddetlenerek kale ve şehir tamamen harabeye döner. bizanslılara bu saldırılarından dolayı, suçlu anlamına gelen “cürümlü” adı verilir, zamanla bu “çorumlu” olur.
e)anadolu’nun türkleşmeye başladığı 1071 malazgirt meydan savaşından çok önce türk boyları yavaş yavaş anadolu’ya sızmaya ve yerleşmeye başlamışlardır. bu tarihte bizans’a bağlı olan çorum, nikonya (yankoniye) adını taşımaktaydı
efendim malazgirt meydan muharebesiyle anadolu'ya giren aslan selçuklular bugünkü kastamonunun bulunduğu yerdeki kaleyi kuşatırlar. fakat uzun süre ele geçiremezler. şehrin ve kalenin valisinin moni adlı güzel kızı, kaleyi kuşatan esmer türkmen komutana aşık olunca iş değişir. kız kalenin anahtarlarını babasının mercedesinin anahtarlarıyla birlikte aşağı atar. anahtarları ele geçiren türkler 'çıngılıbık' diye kapıyı açarlar. vali yatağından kaldırılıp sünnet edilmek üzere camiye çevrilen kiliseye doğru giderken yürek parçalayıcı bir şekilde feryad eder. kastın neydi moni?
şehre ne ad vereceğini düşünen türk askerleri hah derler bulduk. şehrin adı kastamonu olsun.
ve lakin ne hikmetse bu halk dilinde gastımonu şekline bürünür. eh halkın ağzı torba değil ki büzesin.
çorum;
efenim, etimolojik ve morfolojik göstergelere göre şehrin ismi çoğu rum ibaresinden gelmektedir.
giresun;
taa istanbuldan yola çıkan atlılar uzun süren bir yolculuktan sonra karadenize varırlar. taşlık ağaçlık bir araziden geçerken yolcu kılavuza sorar ' şehre ne zaman gireceğiz?' bölge halkından biri olan kılavuz da ona dönüp; ' giresun ya daa' der.
tokat;
küçük tokat kalesini kuşatan kahraman ecdadımızın yine silahı bitmiştir. tabii ki durumu dert etmez ve sille tokat gavur askerlerine dalarlar. en son şehrin kralına da bir tokat oturtup dünyanın kaç bucak olduğunu ona gösterirler. eh şehre ne ad verileceği de buradan çıkar. tokat derler.
bizans döneminde pylopythia adıyla anılmış önceleri güzel memleketim, daha sonraki kaynaklarda xenodochıon adının da anıldığı rivayet edilir. gavur egemenliğinden çıktıktan sonra, 15. ve 16.yy. tarihçileri bu yöre için yalakova adını kullanmışlar, arada yalakabad da demişler. 16.yy. tarihçilerinden bazıları, yalakova adının izmit ve yalova'ya egemen olan ve istanbul tekfuru ile ilişkisi bulunan yalakonya adında bir kadının adıyla bağlantılı olduğu görüşündedirler. evliya çelebi kara yalvaçoğlu tarafından fethedilen havalinin kara yalovaç olarak adlandırıldığını yazmıştır. daha sonraları dilde söylene söylene yalıova halini almış tabii bu ad. hatta eskiler hâlâ yalıova derler bazı bazı, zamanla " ı " harfininde düşmesiyle yalova olarak dimağlara kazınmıştır. atatürk'ün bir evrakı da bu savı kuvvetlendirmektedir ki atatürk, türk tarihi ile ilgili olarak yalova da yaptığı bir çalışmanın altını imzalarken, 16 / 17 .8.1931 tarihini yazmış ve altına : ( yali ova / yalova ) diye not düşmüştür.
eskiden ada olan bu bölgeye insanlar pazar kurarlarmış ve insanlar adaya pazara giderlermiş.bir süre sonra "adaya pazara gidiyorum" demek yerine adapazarına gidiyorum demek daha kolay gelmeye başlamış ve dillerine bu şekilde yerleşmiş.ardından yerleşim yerine dönen bu bölgeni adı da bu şekilde kalmış.
ismini anavatanı olduğu kirazdan almıştır. eski zamanlarda "kerasus" olarak anılan kirazın bu söylemi zaman içerisinde değişerek giresun halini almıştır. zor bir değişim süreci olduğunun farkındayım ama isminin kabul edilen kökeni budur.
bergama kralı 2.attalos,bölgenin yarısına sahip olduğu halde side'yi almamış,bir liman şehrine olan ihtiyacı nedeniyle kendi adıyla anılan ''attelia''yı kurmuştur.kentin bugünkü adının buradan geldiği bilinmektedir.helenistik dönemde arap kaynaklarında kentin adı ''antalie'' olarak geçmektedir.bizans egemenliği sırasında şehrin adı ise ''pamfilya'' olarak geçmektedir.
kent,türk tarihinde ise ''adalya'' olarak bilinir.türkler daha sonra kente antalya adını verirler.
domuzlu felan demeyin döverim. deniz varmış eskiden. kıtlık felan gelmiş. içmişler ne kadar su varsa. hayvanlar. o gün bu gün yoktur deniz.
edit: gelen tepkilerin ardından gerçeği açıklıyorum. biz denizlililer biraz safızdır efendim, batıl inançlarımız vardır. bir şeyi kırk kere söylersen gerçek olurmuş düsturundan yola çıkarak adını denizli koyduk ki deniz olsun burda. olmadı. cık cık. belediye şimdi pamukkale'ye büyük bir mavi boncuk koyma ihalesiyle ilgileniyor.
çok çok eskiden balıkesir in olduğu bölgede deniz varmış, bu denizde çok da güzel balıklar yaşarmış. sonra birgün denizin suyu aniden geri gelmemek üzere çekilivermiş. zavallı balıklarda karaya vurmuş haliyle. balıklar adeta karada esir kaldıkları için bu bölgeye daha sonraları balık esir denmiş ve burada yıllar sonra kurulan şehre de balıkesir ismi verilmiş.
bu konuda okunması iyi olabilecek bir eser vardır ki, o da halikarnas balıkçısının anadolu efsaneleri kitabıdır. zevkle ve bir solukta okunuyor. küçük bir not defterine kısa kısa notlar düşerek okunulduğunda daha kalıcı ve ilginç geliyor bazı şeyler... istanbul'a değin efsaneler özellikle boğaz ile ilgili olanları ayrı bir ilgi çekici. izmir'in isim hikayesi de, detaylı bir şekilde yer almakta. çanakkale hakkında yazılanlar da pek bir güzel.
adının nereden geldiği hakkında çeşitli görüşler ileri sürülmüştür.
birinci görüş, burdur adının “polydorion” kelimesinin daha sonra, “polydor” şekline dönüştüğü, oradan da burdur şekline dönüştüğüdür.
ikinci görüş ise burdur yöresinin eski adı limobrama “göl kenti” anlamına gelen limobria kelimesinden türemiştir. sonradan da değişerek burdur olmuştur. fakat antik çağlarda burdur’un yerinde herhangi bir şehir bulunup bulunmadığı bilinmemektedir. bunun için bu iki adın kesin olarak ne zaman kullanıldığı bilinmemektedir.
üçüncü görüş ve en akla yatkın olanı da; burdur şehrinikuran türkmen boylarından kınalı oymağı mensupları, konaklama yeri ararken, burayı buluyorlar ve bölgenin güzelliği karşısında “cennet buradadır” demişler ve “burada dur” sözü zamanla hece düşmesine uğramış ve burdur’a dönüşmüştür.
şehir isimlerinin çoğu türkçe kökenli olmadığı için hikayeleri de haliyle anadolunun eski medeniyetlerine****dayanır. vatanperver bünyeler için kabulü zor bir hadise olsa da durum budur.
(bkz: konstantinopolis kelimesine duyulan tahammülsüzlük/@1646556)
lidyalılar zamanında, bölge bölge dolaşarak yerleşim birimlerine isim vermekle meşgul olan bir gurup lidyalı bu bölgeye geldiklerinde içlerinden birisi "burası bayaa eski bir şehir, taa dayımların dayısından bu yana var" der demez, isim bulmaktan yorulmuş olan ekibin başı hattuşa "hocam eskişehir yazıyorum, kabul edenler, etmeyenler, kabul edilmiştir" demiş, diğer bir lidyalı "eheheh ben elimi kaldırmadım ki" demiş, sonra bizim hattuşa "bak allah'ın adını andım, iliğim kurudu yürümekten bu sıcakta daha kayseri'ye gidicez" demiş, bunu duyan diğer lidyalı "vay adi kaçdır soruyodum söylemiyodun demek kayseri koydun, olum insan bir sorar bize" deyince "hocam sezar'ın emri olduğundan böyle oldu" demiş, sonra diğer lidyalı "sezar kim lan, biz lidyalıyız olum, bize ne sezardan" demiş "abi tartışmıycam senle gidelim bak" demiş, sonra diğer lidyalı "abi eskişehir'de çok basit oldu be, amaan neyse ben maaşıma bakarım hocu, ahauhauhauh" demiş.
bizansın nadide şehirlerinden biri olan bu şehir; osmanlılar tarafından kuşatılmıştır. bir müddet sonra kuşatmaya yenik düşen halk savaşı kaybederek; osmanlının egemenliği altına girmiş. aradan epey bir zaman geçtikten sonra; bizanslı bir papazın oğlu, papaza sormuş. "baba eslkiden bu şehir nasıldı?" diyerekten. papazda söylemeye başlamış; "işte oğlum burası bağlıktı, bahçelikti. işte geldi bunlar buraya ağzına sıçtılar gözünü yediğimin memleketin." işte gel zaman, git zaman ; yok efendim burası öyleymiş, burası böyleymiş dedikçe; burası olmuş bursa.
1. sinope ırmak tanrısı osopos’un güzeller güzeli kızıymış. rivayete göre mutlu bir hayatı varmış. birgün tanrılar tanrısı zeus kendisini görmüş ve o anda aşık oluvermiş. zeus bu, gönlünü kaptırdığını elde etmek için yapmadığı üçkağıtçılık yokmuş . ama sinope, zeus’un bile başını döndürecek bir güzellikteymiş. eli ayağı, dili dudağı dolaşmış tanrılar tanrısının, sinope’ye aşkına karşılık her istediğini yapacağını söylemiş. korku içindeki genç kız, kendisine dokunmamasını, kız oğlan kız almak istediğini söylemiş heybetli zeus’a. tanrılar tanrısı, sözüne sadık kalmış ve sinope’yi alıp en sevdiği yerlerden olan karadeniz’in cennete benzeyen yemyeşil kıyılarına bırakmış. (yani bugün sinop ilimizin bulunduğu yere)
2. sinop’un ilk kez hititçe sinova adı ile anıldığını hitit kaynaklarından öğreniyoruz.
3. prof. yusuf kemal tengirşenk’in eşi nazlı tengirşenk, sinop halkevi yayınlarından dıranaz dergisinde “american journal of phylology” adli, david m. robinson’ın yapıtından çevirilerinde, sinop adinin asurların ay ilâhı olan “sin”den geldiğini bildirmektedir.
4. bazı kaynaklar sinop adının ilk söylenişini sinavur olarak ileri sürmektedir.
5. m.ö. 200 yıllarında yaşayan skymnos, şiirlerinde sinop adının sinope adlı bir amazon kraliçesinin adından geldiğini dile getirir.
6. suyun göğsü anlamında farsça (sine-i âb) dan sınap şekline çevrilmiş ve böyle konuşulmuş deniliyor.