türkiye de doktor olmak   

 sayfa  / 2
adana çık aradan

  1. türkiyede doktor olmak zor zanaattır. her babayiğidin de harcı değildir. henüz doktorluğa adım atmamış bir öğrenci olarak yaşananları gözleme fırsatı buluyorum ve gördüklerim hiç de hoşuma gitmiyor. her türlü pisliğin her an kapınızı çalması an meselesidir. siz sadece görevinizi yapmaya ve insanlara bi yararım dokunsun diye çabalamaya çalışırken sizin hasta ve yardıma muhtaç olarak gördüğünüz insanlar ortaya attıkları asılsız iddialarla canınızı sıkmaya adeta and içmiş gibiler...

    türkiyede doktorluk yapmaya çalışırken bir sürü yolsuzlukla karşılaşırsınız. hükümetin yolsuzluklara mücadele ettiğini soylemesi ise ortalıkta dönen bir dolu pislikten sadece su yüzünde olan ve herkesin görebildiği olaylara müdahele etmekle sınırlı bir durumdan ibarettir.

    ilaç firmaları adeta doktorlarla pazarlık etmekte, kendi ilacını sattırmak için hekimleri satın almaya uğraşmaktadır. bazıları buna boyun eğip peynir ekmek gibi reçeteye dörder beşer ilaçları döktürürken bunu reddedip insan olmaya gayret eden doktorlarımız her gün değişik olaylarla karşılaşmaktadırlar. yasa dışı bir şekilde başkasının karnesine ilaç yazdırmaya çalışmak da bunlardan biridir.

    şimdi bu şekilde bir olaya karşı yapması gerekeni yapıp karneyi reddeden doktora neler yapılabileceğini anlatmaya çalışacağım. olay tamamen gerçektir ve doktor olmak isteyen benim gibi birisini daha mesleğe adım atmadan meslekten ve insanlardan soğutmuştur. şöyle ki;

    akşam üzeri nöbetçi olan doktorun odasının kapısı çalınır. kapı açıldıktan sonra doktora başkasının karnesine ilaç yazdırma talebinde bulunulur. elbette hekim yalnızca karne sahibinin bu hakka sahip oluduğunu ve bunu yapamayacığını soyleyerek insan yerine koyduğu şahısların bu talebini reddeder. çünkü daha önce bu yüzden haksız bir iddia ile soruşturma geçirmiş ve bundan da alnının akıyla çıkmıştır. buraya kadar herşey olması gerektiği gibidir. bundan sonra duruma çok içerleyen bu şahıslar(!)* gece saat 2 gibi kapıya bu sefer polisle birlikte dayanırlar. iddiada bulundukları olay nöbetçi doktorun ateşli çocuğa müdahele etmediği ve alkollü olduğu yönündedir. hatta doktorun nefesinin alkol koktuğu ve bundan rahatsızlık duyulduğu da belirtilir. söylenenler karşısında şaşkınlığa uğrayan hekime hiçbir yazılı belge olmadan alkol testi yapılır, gerekli tutanaklar tutulur ve görevli doktor sadece yapması gerekeni yaptığı için bu durumlara düşmüştür. bundan sonra sabah savcılıktan gelen özür telefonları elbetteki morali düzeltmeye yetmez ve doktor bütün yaptıklarına lanet ederek nöbetinden evine döner. bu iş sonuçta onun mesleğidir ve bundan sonra bu görevi daha bir keyifsiz ve isteksiz devam ettirmesi yine ondan yardım bekleyenler yüzünden gerçekleşmiştir.

    ben şunu anlıyorum ki; türkiyede doktor olmayı istemek ve bu görevi sürdürmeyi başarmak büyük bir özveri, sabır ve mücadele gücünü gerektiriyor. ancak yıllar boyu bu pisliklerle uğraşmak hiç kimsenin zorunluluğu değildir, ayrıca acımasızlık ve insafsızlıktır.

    bütün yaşananlara, dönen oyunlara, hastane ihalelerinde yapılan yolsuzluklara acaba nasıl dur diyebileceğiz? önümüzdeki birkaç yüzyıl içerisinde bunu başarabilme olasılığımız var mıdır? sürekli bu gibi sorularla uğraşmak zorunda kalacak mıyız?

    başka bir önemli nokta da memlekette bu durumu görüp de yurtdışını tercih edenleri yani beyin göçünü engelleyebilecek miyiz?

    işte türkiyede doktor olmak bütün bunlara göğüs germeyi gerektirmektedir. doktor* da insandır ve insan olduğu unutulmamalıdır...
    (ardaarda, 22.01.2007 00:19)
  2. "doktorlar" dizisindeki gibi olmadığı kesin olan gerçekten zor olan eylem.eğer dizideki olsaydı 15 sene tıp okumayı göze alabileceğim bir eylem olurdu.(bkz: bu kadar güzel doktor olmaz)
    (a perfect tool, 09.02.2007 17:22)
  3. bütün işlerin bir olduğunu söylemeyeceğim elbette ama her bir zorluğun da kendince maddi manevi getirisi olduğu kanaatinde olmakla beraber şunu söyleyebilirim:

    işini hakkıyla yapmaya çalışan için mesleği ne olursa olsun o iş kolay değildir aslında.

    hastanede yüzüne bile bakmayıp muaynehanesinde kardeşine sarılır gibi sarılan doktorlar gördüm. gördüm ama maddi imkanı kısıtlı hastalarını idare eden, hastasına kan veren, her gördüğünde elini sıkıp gülümseyen hal hatır soran doktorlar da gördüm.

    esasında bu memlekette zor olan namusunla, ite kopuğa bulaşmadan yaşamaktır. mesele tümüyle bundan ibarettir.
    (aksamustune dogru kis vakti, 04.03.2007 22:59 ~ 05.08.2007 14:24)
  4. allahım ben naptım demek,televizyonun başında geçirilen her dakikadan pişman olmak tus'a giderken bundan sonraki sınavda yaparım diyerek ankaraya gitmek,komşunun hastalığını ,para sıkıntısını,cinsel sorunlarını dinlemek ve çare bulmak için baskı altında kalmak,bazen yeni doğmuş bir bebeğin sesiyle ya da sağol evladım allah razı olsunlarla hayata dört elle sarılmak
    (füg, 30.03.2007 17:02)
  5. http://www.internethaber.com/...
    (galliani, 31.03.2007 19:29)
  6. (bkz: türkiyede tacizci doktor olmak)
    (profesore, 31.03.2007 19:39)
  7. (bkz: @990587)
    (lepaca kliffoth, 31.03.2007 20:43)
  8. her daim " biz 49 sene okuduk" lafını milletin kulağına kulağına tıkama sebebidir. sanki okuyan bir kendileriymiş gibi. fakülteye girdikten sonra ha 4 sene okudun ha 6 sene. fazladan 2 sene baba parası yemeye tekabül eder aradaki fark. 4 sene lisans, 2 sene yüksek lisans, 4 sene doktora okuyup üstüne okkalı 2 tane de tez yazan adamlar da okuyor ama onların hiçbir işe girememe riskleri var. girse bile yardımcı doçent olarak alacağı ücret en fazla 1500 ytl'dir.
    (galliani, 31.03.2007 20:58)
  9. türkiye de fahişe olmakla benzerlik gösteren durum:

    -her ikisi için de allah muhtaç etmesin ama yokluklarını da göstermesin denir.
    -ikisinin de aldıkları ücrete vizite denir.
    -sosyetik olanları daima el üstünde tutulur televizyonda gazetelerde boy gösterir.
    -çalışma saatleri belli değildir ne zaman çağırılırlarsa gitmek zorundadırlar.
    -müşterilerini seçme hakkına sahip değildirler müşterileri onları seçer.
    -muameleleri iyi olmak zorundadır, aksi halde müşteri kaybederler.
    -mesleklerini sevmeseler de bir defa başlayınca artık geri dönüşleri yoktur.
    -dünyanın en eski mesleklerindendir ikisi de.
    -en büyük hayalleri bir an önce çok para kazanıp, bir gün meslekten kurtulup normal insanlar gibi yaşamaktır.
    -çocuklarını en iyi okullarda okuturlar, bir gün kendileri gibi olmasınlar diye.
    -otobüste veya bir ortamda mesleklerini ifşa etmekten kaçınırlar, çünkü etraftakiler faydalanmak isterler.
    -ne olacaksan ol ama en iyisi ol düsturu bu iki meslek için de geçerlidir.
    (quintino, 03.05.2007 06:44)
  10. çok kolaydır.
    ancak şunları yapmanız gerekmektedir.

    1) kanun manun dinlemeyeceksin kardeşim, başkasının karnesine ilaç da, ... beyin küçük oğluna 20 gün raporu da yazacaksın.

    2) hastanın sağlığı çok önemli değildir. sen günü kurtar yeter. hastanın ağrısını kes ama nasıl kesersen kes. ölecekmiş, ölsün; sakat kalacakmış, kalsın; karaciğeri, böbreği iflas edecekmiş, etsin önemli değil. komşusuna iyi gelen ilaç elbet ona da iyi gelecektir.

    3) erkeksen kadınların, kadınsan erkeklerin mahrem yerlerini ve hatta mümkünse vucudunun hiç bir yerini muayene etme. tahminde bulun. hayal et. ama sakın muayene etme teklifinde bile bulunma. sen sadece bol bol ilaç yaz hastanın ilaçtan başı dönsün. hastanı mutlu et.

    4) devleti sakın koruma. hem sanane. sen mi kaldın vatanı kurtaracak? hep gereksiz pahalı ilaçları yaz reçetene. ayrıca represantlarla anlaş kutu başına yüzde 3 olmadı yüzde beş al. eczanenle anlaş represantla yaptığın anlaşmayı pekiştir. hiç bir işe yaramayacağını bildiğin ilacı eczanede kalmış diye yaz ama eczaneni mutlu et.

    5) insanların sağlığını korumak için sakın uğraşma. bırak belediye çöpünü şehrin merkezine atsın. aşılamaya sakın evlere gitme doktor dediğin halkın yanına mı gidermiş. hem tetanoz aşısı kısır yapıyor. halkın tepkisini çekme.

    6)köylere gidip hasta bakmak senin vazifen değil. giderken nazlan. istemeye istemeye git. geri dönerken bolca para al. insanlara sakın aldığın paradan daha az para tutacak reçete yazma.


    bu devletin emrinde tüm zorluklara rağmen ülkenin heryerinde vefa ile çalışan tüm iyi ve dürüst hekimlerimize ( ki tahmin ediyorum bu hekimler yüz adetten doksanbeş kişiyi oluşturuyorlar) kişisel tavsiyelerimdir.

    emin olun bunları uygularsanız sizden daha iyi hekim, daha iyi insan olamaz.
    daha iyisi varsa da o en asil duyguların insanıdır.
    (diabetik nöropati, 06.11.2007 21:06 ~ 21:09)
  11. kötü ve iç burkan bir durumdur. o kadar sene her türlü kitabı oku, başkasının adını bile söyleyemeyeci derslere gir, derslerdeki her şeyi anla uygula, klinik derslerinde hasta muayene et, tus a girersen uzman olmaya çalış, giremezsen devlette ucuza çalış. babası ve halası doktor olan aynı zamanda da 2 yakın arkadaşı tıp okuyan biri olarak her sabah babamın 6 da evden çıkıp gece 10-11 de gelmesine seneler boyunca alıştım ama aldığı parayı gördükçe bir türlü içime sindiremiyorum. işin bir garip tarafıda bazı kişilerin doktorların çok rahat iş yaptıklarını çok kolay ve çok fazla para kazandıklarını söylemeleri. evet bazıları çok para kazanıyor ama mehmet öz gibi bir kaç tane insan ya da nişantaşı gibi yerlerde bir şekilde isim yapmış plastik cerrahlar. mesala örnek verecek olursak haydarpaşa numune hastanesinde 3 gün aralıksız nöbet tutan acil servis doktoru da bazılarına göre mehmet öz kadar para kazanıyor ama yanılıyor. bu ülkede okunması, yapılması ve kendini ifade edebilmesi en zor meslek doktorluktur.
    (faaip de oiad, 06.11.2007 21:20)
  12. muhakkak ki zor birşeydir. işini alnının akıyla yapmak isteyen herkes için birşeyler zor zaten. ama hastalar sabah beşte kayıt için sıraya girmişken mesaisine saat onda başlamayı zorunlu kılmayan birşey olsa gerek doktor olmak.
    (i see mal people, 06.11.2007 21:24)
  13. türkiye'de doktor olmak yol kenarında acil vaka ile karşılaştığında arkana bile bakmadan kaçmayı gerektirir. çünkü o durumda vatandaş ölse , çevrendekiler "doktor vardı ama yanlış müdahale etti, sen öyle yapmasaydın olmazdı" derler.herkesin aklına gelen soru "vicdanları yok mudur bu doktorların".evet eğer ben vatandaş öldüğünde (bu ülkede) sırf onun yanında bulunduğum için, yardımcı olduğum için, ölümünden sorumlu tutulacağımı biliyorsam, kendimi korumak maksadıyla yaklaşmam olay yerine.kimileri de şöyle düşünür "ahaha bilgisi yetersizdir de o yüzden yaklaşmıyordur" , bıraksın isteyen istediğini düşünsün.

    şöyle ki sokakta doğum yapan bir kadın düşünün tek başına ve siz de yeni bitirmiş bir doktorsunuz.kadıncağıza gideyim yardım edeyim diyorsunuz, bebek yaşıyor , kadın ölüyor.siz de kadın doğum uzmanı olmadığınız için müdahale etmek ve ölüme sebebiyetten 2 yıl hapis cezası ve 1-2 yıl meslekten men edilme cezası alıyorsunuz.

    aradan 6 sene geçiyor.yine sokakta yürürken yine aynı kadının yol kenarında doğurduğunu düşünün."salak mıyım ben gitmem yanına" diyorsunuz o sırada yine kadın ölüyor. ve birisi sizi işaret ediyor." siz doktor değil misiniz?".siz olay yerinde bulunup doktor olarak müdahale etmediğiniz için yine aynı cezayı alıyorsunuz...

    o yüzdendir ki sokakta bir kaza, olay olduğunda "açılın ben doktorum" diyenlerin sesi artık sessizliğe gömülmüştür.
    (sandra dee, 06.11.2007 22:00 ~ 22:00)
  14. türkiyede çarpışık sağlık sistemi sebebiyle ne doktor doktorluğunu yaşayabilir ne de hasta hastalığını. çocukluğumdaki tüm doktor olma hayallerimi bu sebepten yakıp yıktım; üstüne de hasta olmadan, bir gece ansızın ecelimle ölebilmeyi diledim.
    (dide, 06.11.2007 22:34)
  15. eğer uzmanlıkları varsa taşrada yarı tanrı gibi davranma biçimi sergilemektir.bulunduğu yerleşim yerinde tek doktorsa kısa zamanda köşeyi dönmeyi garanti altına almaktır.eğer ettiği yeminin etik içeriğine inanan biriyse bu ülkenin koşullarında sıkıntı çekmektir de aynı zamanda ne yazık ki.
    (kasaba insanı, 06.11.2007 22:45)
  16. (bkz: türkiye'de x olmak)
    (nokia şarzı, 06.11.2007 22:51)
  17. üzülmektir;
    acil polikliniğinde, sarhoş bir sürücü tarafından sağ bacağı koparılan genç kızın haykırışlarına, bir sonraki gelecek hastaya bakabilmek için, duygusal davranmamak gerektiğini bile bile...

    sevinmektir;
    yılların yıprattığı yaşlı bir amcanın son zamanlarında yakalandığı kronik bronşit illetine karşı ufacık bir çözüm verdiğinizde "allah razı olsun" demesiyle...

    gurur duymaktır;
    hiç bir zorunluluğu olmamasına rağmen sağlık ocağının kapısının önünde ,sürücüsüz bekleyen ambulans için, "merak etme hocam gerekirse beni çağır. ben götürürüm hastayı" diyen belediye şöförüyle...

    kırılmaktır;
    size doktor diploması vermiş devletin gereksiz ve acaip nedenlerle bazı ilaçları reçete edememenizi sağlamasına...

    ve pişman olmamaktır;
    her nedene ve her koşula rağmen...
    (diabetik nöropati, 06.11.2007 23:20 ~ 08.11.2007 12:37)
  18. herkes size muhtaçtır ama bu herkesin %95'inde nedense bir kin, öfke mevcuttur türk doktorlarına karşı.kolay zannedilir herşey."6 sene okudun nolcak ya ben de 4 senenin üzerine 2 sene okuyorum işte" denilir.ama bilinmez ki o 4 sene boyunca sınavdan sınava çalışmış, derslere girmeyi gereksiz görmüş adam, kendini sınırların üst noktasında performans isteyen bir bölümle eş tutmuştur.
    türkiye'de doktora karşı "2 tık tık 1 şık şık" olayı her zaman geçerli zannedilir.halbuki % 10 luk bir kısımdır o.
    başka hiç bir meslek grubuna hangi bölümdesin diye sorulmaz yani mesela hiç bir inşaat mühendisine hangi bölüm inşaat mühendisisin diye sorulmaz.ama doktora sorulur, çünkü sadece doktor olmak aptallıktır.aptallar bile sadece doktor ünvanı alabilir.çünkü yolda giderken herkes bir anda doktor olabilir.bu yüzden bi şey uzmanı olmak elzemdir.
    (drgırnatacı, 15.11.2007 01:28)
  19. diğer meslekleri hiç bilmemektir.

    sadece kendilerinin doktorluk mesleği altında dahiliyeci, ortopedist, kardiyolog şeklinde branşlaştığını zannederler. bilmezler ki avukatlar da (resmi olmasa da) ceza, medeni, ticaret, idare hukuku alanlarında, makina mühendisleri de mekanik, ısı gibi branşlarda, oto tamircileri de diferansiyel, elektrik, motor, kaporta gibi gibi alanlarda uzmanlaşırlar.
    (galliani, 09.01.2008 10:22)
  20. ülkenin en tanınmış nörologlarından biriyle diyalog:

    - kitabınızda "dna'lar genetik malzemelerdir" demişsiniz.
    - evet.
    - ama bir hücre çekirdeğindeki dna zincirlerinin yarısı protein tepkimesine neden olmuyor.
    - eee?
    - yani protein tepkimesine neden olmuyorlarsa gen aktarımı da yapamazlar.
    - hmmm...
    - yani bütün dna'lar için genetik malzeme diyemeyiz.
    - evet.
    - neden böyle yazdınız?
    - ben onu eski bir kitaptan alıntılamıştım.
    - dipnot göremiyorum.
    (muzevir, 09.01.2008 10:45)
  21. garanti bankası yayınlarından çıkan oldukça sürükleyici bir eser. safaranbolunun nostaljik, bir o kadar da durağan ve mesafeli atmosferinde ilk çocukluk yıllarını geçiren yazar hikayeye buradan başlıyor. hayal meyal hatırladığı babası evi terkettikten iki yıl sonra toplanıp annesinin memleketi olan lüleburgaza yerleşiyorlar. burada yaşadığı uyum sorunu ve izolasyon onu kendi iç dünyasına itiyor ve sanatçı kimliğinin temelleri belki de bu zamanlarda atılıyor. liseyi bitirdikten sonra annesinin sara hastalığı yüzünden çalışamayacak durumda olması onu hemen iş aramaya itiyor. bursada bir tekstil fabrikasında teknik çizim elemanı olarak işe başlıyor. türlü sıkıntılarla boğuşarak geçen bu yıllarda iş yerinde zamanının çoğunu hulusi (demirci) ile geçirmeye başlıyor. hulusi vasıtasıyla tanıştığı hülyayla uzun yıllar sonra, bundan tam 10 yıl sonra evleneceğinden habersiz tabi bu arada. hulusiyle girdiği yapı kooperatifi işi yaş çıkınca alacaklılar kapısına dayanıyor. annesinin lüleburgazdaki küçük dükkanını satıp borcu kapatıyorlar.

    sürükleyici ve insanı derinden sarsan bir kitap kısacası. keşke yazar doktor olsaymış diye düşünüyor insan
    (büyükşehir belediyesi, 07.05.2008 10:02 ~ 23:02)
  22. bir doktorun gözünden şöyle bir durumdur:

    kuzenim tıp fakültesini kazandı. kayıt için sağlık raporu isteniyor. ankara'yı da pek iyi bilmediği için hastaneye ben götürdüm onu. neyse geldik hastaneye, adım atacak yer yok. her doktorda sadece bir imza için ayrı bir sıraya giriyoruz, ayrı işkence çekiyoruz. neyse dahiliyeydi, gözdü, dermatolojiydi hepsini hallettik, bi tek psikiyatri kaldı. gittik sıraya girdik. yine baya bi bekledikten sonra sıra bize geldi. nasıl olduğunu tam hatırlamıyorum ama, ben de kuzenimle beraber doktorun odasına girmiş bulundum o kargaşada. neyse bi kenara çekildim bekliyorum.

    doktor kuzenden imzalaması gereken kağıdı aldı. "ne için istiyosun bu raporu?" dedi. kuzen tabii kasıla kasıla "tıp fakültesi için" dedi. doktor şöyle bi baktı, gülümsedi. "hastanenin durumunu gördün di mi?" dedi. kuzen "evet" dedi. "hala doktor olmak istiyo musun peki?". kuzen yine "evet" dedi. doktor bi kahkaha attı, "hala evet diyosan, senin psikolojin sağlamdır diye imza atmak pek doğru olmaz ama neyse" dedi ve kağıdı imzaladı. sonra kağıdı kuzene uzatıp "allah akıl fikir versin" dileğiyle bizi uğurladı.

    işte böyle bir şey türkiye'de doktor olmak.
    (yorkshire, 15.05.2008 11:55)
  23. türkiyede doktor olmak 6 yaşında birinci derecede yanıkla hastaneye gelen çocuğun ailesine paralarının olmadığını söylemeyip sadece 'bu çocuğa bakamayız' demektir . ayrıca olay bu çocuğun 'annecin annecim kurtar canım acıyor' bağırışları arasında cereyan ediyor. psikolojisi normal bir insan bu olayı televizyondan izleyemeyip kanalı değiştirirken görevlilerin zalimce çocuğu geri çevirmesidir türkiyede doktor olmak.
    ikinci örnek ise bir buçuk yaşında bir kız çocuğunun üstüne kaynar su dökülmesi vakasıdır. ne imiş hastanede yanık ünitesi yok . ya bi doktor ? o da mı yok ?
    sanırım çok zor gözükmüyor türkiye de doktor olmak ... biraz acımasız olmanız yeterli !
    (pakanajuhla of boreat, 15.05.2008 12:03)
  24. doktorların kiymetini bilmeyenlerin adam olabilmesi kadar zordur. doktorluğun hakkını veremeyen doktorlara rastlayıp sonra da bütün doktorlar hakkında genelleme yapanlar da bunlara dahildir.
    (nox, 15.05.2008 12:15 ~ 12:46)
  25. paralı hastalara iyi bakmak ,parasızları hayvan olarak bile görmemektir.
    (nikim yok, 15.05.2008 12:37)
 sayfa  / 2