konu hakkında en büyük yanılsama, zihnin algılayamayacığı argüman ise " türkiye'de hiç bir zaman şeriat fenomeni olmadı " şeklinde öne sürülen tezlerdir. konuyu kronolojik sıra ile işleyelim.
şeyh sait isyanı ile başlayalım mesela. orada hem
etnik kökene dayalı bölücülük hem de dini siyasete alet ederek yapılan çeşitli ayaklanmalar vardı. hadi burada işin etnik kısmını ele almayalım ama şeyh sait'in söylemlerinden ve davranışlardan bir şeriat devleti kurulmayacağını anlayamamak basitlik olur.
yakın tarihe gelelim, çok değil 14 sene önce
madımak oteli acaba bu argümanı sunanlara bir şey hatırlatacak mı? orada da insanlar şeriat devleti için değil, mangal tutuşturmak için yakıldılar değil mi? madımak oteli'nden sonra yobaz kitle valiliği de basmaya çalışmadı zaten!!! doğrudan adam kandırmaca diyorum ben buna. bu argümanı sunanlar herhalde " bu işlerin arkasında
ciave
mossadvardı " gibi yeni bir tezle karşımıza çıkabilirler. şeyh sait isyanı ile sivas katliamı arasına zamansal olarak yine böyle olaylar akla gelebilir, mesela bir maraş katliamı da var. 3 yaşında çocuğa türban takıp, mitinglerde gezdirenler kimlerdi?
*
şunu demek istiyorum aslında. burası türkiye cumhuriyeti olduğu için laiklik dediğimiz bir kavram var, tabii ki şeriat devleti ile yönetilmemiz mümkün değil, ama hafızayı yoklayıp bu olayları unutmamak gerekiyor. sonuçta belli başlı isyanlar, başkaldırılar oldu yakın tarihte.
esas üzüldüğüm konu ise bu olaylar sonrasında hoşgörü ve barış dini olarak gördüğüm islam dini'nin kötülenmesidir. yobaz ve gerici kitlenin bu hareketlerini tüm islam camiasına yükleyemeyiz. unutulmamalıdır ki, bu dine mensup birçok alim ve düşünür bu topraklarda yetişti. bir
mevlana,
hacı bektaş-ı veli,
molla gürani gibi isimleri günümüzde olmadığı için aslında bu olaylardan etkileniyoruz.