teknoloji tarihi dersinde
atilla bir'in keyifle anlattığı konudur.
öncelikle, türk yayları farklıdır. yayda kuvvetin toplandığı ağaç kısım iki farklı malzemenin, boynuz ve ağacın, yapıştırılmasıyla elde edilir (bkz:
kompozit malzemeler). sağlamlık öylesine artar ki, okçular yayı içe baktığı tarafa doğru değil, aksi tarafa doğru eğdikleri hâlde malzemesi gerilime dayanabilir.
yani türk okçuları ( şeklindeki yayı gererek ) şekline sokarlar. tabii ki bu gerilimi yaya vermek büyük güç; bu gücü sarf ederken nişan almak ise kontrol ister (bkz:
kontrolsüz güç güç değildir). ama buna değer, çünkü bu sayede yayın boyutunu ve ağırlığını arttırmadan menzilini arttırmak mümkün olur.
batılı ordular gerekli menzil artışını yayı büyüterek sağlamışlardır. sonuçta yaylar öylesine büyümüştür ki, bırakın taşımayı, kurmak için bile birden fazla insana gerek olmuştur. yay iki yardımcı tarafından kurulur, kurulu yay okçuya verilir, okçu atışını yaparken yardımcılar ikinci yayı kurmaya başlarlar. bu hâliyle batıda okçuluk bir savunma yöntemi olarak kalmıştır: yüzlerce okçu aynı anda yüzlerce oku göğe gönderir ve bu oklar saldıranların üzerine yağmur gibi yağar.
türkler ise okları saldırıda kullanmışlardır. türklerin ata binme marifetlerinin de olduğunu hatırlarsak türk yayının önemi anlaşılabilir. haçlılar, kalın zırhlar arkasındaki uzun çubuklu süvariler ile bir kirpi misali "rap! rap!" diye piyadelerin üzerine yürürken atlı okçular devreye girer. süvarilerin üzerine yürüyüp ilgilerini çektikten sonra, bozguna uğramış gibi geri dönüp kaçmaya başlarlar. bunu gören süvariler hızlanır ve düzenlerini kaybeder. işte o zaman eğlence başlar: türk okçuları bir yandan kaçmaya devam ederken, bir yandan da at üzerinde 180 derece dönüp 200-300 metre geriden gelen süvarileri tek tek avlarlar. o büyük gerilimle yaydan fırlayan oklar "zıp! zıp!" diye süvarilerin zırhlarını parçayıp vücutlarına saplanır. bundan sonra görev piyadelerindir. büyük kayıp vermiş ve düzenini kaybetmiş olan süvariler arasına girip onları kılıçtan geçirmek işten bile değildir.
not: anlatımda kullanılan tabirlerin çoğu
atilla bir'in kendi tabirleridir. hikâyeyi baştan sona dinlemek isteyenlere
teknoloji tarihi dersini şiddetle öneririm.