az önce internette bir haber sitesinde okuduğum ve ne bu saçmalık ya dediğim durum. haftasonu yapılacak norveç maçı öncesi oslo polisi maç için bilet alan türkleri tek tek telefonla arayarak bu soruyu soruyormuş. olay çıkmasından korkuyorlarmış. ilginç...
norveçliler yapıyorsa vardır bir bildikleri, dedirten hadise.
boru mu, adamlar avrupa'nın göbeğindeler, gayri safi milli hasılaları tavan yapmış, sarışınları var bol miktarda (bizdeki geriliğin sebebi bence bu) sonra ne bileyim denizcilikte falan aşmışlar. onlar bilmeyecek de biz mi bilecez neyin nasıl olacağını?
biz de bu olaydan ibret alıp, bundan sonra katalan mısın ispanyol musun sorusunu sormalıyız. ki muasır medeniyetler seviyesine çıkalım.
not: bu yazıda sanal ironi uygulaması yapılmıştır.
not2: bu ironiyi norveçli bir güzelden öğrendim.
faşizmle ya da insanlıkla uzaktan yakından alakası olmadığını düşünüyorum bu durumun. böyle haberlere "aman canım hepimiz insanız işte,faşistliğin,ayrımcılığın alemi yok..cık cık cık terbiyesizliğe bak yahu" gibi tepkiler verenler gibi "ne kürt mü,vay amna kodumun bölücü piçleri,gidelimde bi ağazlarını yüzlerini bi dağıtalım" şeklinde embesil ataklar geliştirecek potansiyele sahip olan ,kaldı ki avrupada yaşayan türk vatandaşlarının hepten dejenere ve kavram karmaşası içerisinde boğulmuş,milliyetcilik duygularını farklı boyutlara taşımış insanlar olduğunun bilincindeki norveç polisinin herhangi bir arbedeye mahal vermemesi durumundan ilerin gelen bir önlem.
bir ülke kendi içinde bu sorunu çözemediğinden, hey diğer ülkelere "bizde böyle bir ayrım yok, hepimiz aynı topraklarda yaşıyor genel genellemelerden kaçınıyoruz" diyemiyorsa ki, maalesef diyemiyor, bu durumda norveçli pek muhterem insanlarda kendilerini çeşitli sorunlara karşı korumak için belli başlı yöntemlere başvuracaklardır. ayrıca hemen hemen haberi yayınlayan bütün siteler bu durumu ayıp olarak nitelendirmişlerdir, aferin çocum, bir numaralı dostluk, sevgi, saygı kelebekleri sizdiniz, bir bütün olarak yaşamayı öğrenmiştiniz zaten(!). şimdi elin norveçlisi laf söyleyince bitlerde hafif kanlanma ile sol gözde seğirme olmuş bu güne kadar aklınız neredeydi madem ayrımcılıktan bu kadar nefret ediyordunuz? diye soruyor insan..
6 yaşında bir kürt çocuğu tarafından şahsıma iki sene önce sorulmuş -çocuğun arkadaşlarının "suratlarına baksana bunlar türk" diyerek cevaplandığı- ve beni şok etmiş sorudur.
bugün birbirleriyle evlenen dünya kadar, türkürt (aynen yazılışta ki gibi olmuşlardır) varken yukarıda ki tanım kadar saçma sapan bir sorudur. ayrıca sorunun cevabı iyi bir insan olmanın kriteri midir? asla. bu yüzden bir insanın türk olması, kürt olması, ermeni veya arap veyahut ismi hatırlanamayan diğer etnik kökenlerden olması, hemşeri olması çok da önemli değildir, olmamalıdır.
son olarak 20 puanlık bir uzmanlık sorusu (olay gerçektir):
anne ordulu bir laz, baba mardinli bir kürt ikisi de meeemur gel zaman git zaman çocukları oluyor. bu çocuğun doğum yeri hatay. şimdi soru, bu çocuk aşağıdakilerden hangisidir:
a- türk (anneden dolayı)
b- kürt (babadan dolayı)
c- arap (doğum yerinden ve nerdeyse 14 yaşına kadar orada yaşadığı için arapça bilmesinden dolayı. ayrıca kendisini doğduğu yörenin insanına daha yakın hissederdi)
"birbirine kardeşten daha yakın ama düşman kadar uzak olan iki salak milletten birine dahil olduğumu söyleyip kendimi salak konumuna düşüreceğimi sanıyorsan yanılıyorsun. ben de sizin kadar akıllıyım norveçli kardeş, çingeneyim çingene maksat vergiden kurtulmak."
pek yadırganmaması gereken soru. bir ülke, kendi içinde vatandaşlarını bu tarz bir ayrıma sürüklediyse elin norveçlisi ne yapsın. zaten ayrılmış durumda olanı kullanacak. elbette hoş değil, mantıklı değil ama gerçek. sürekli bıdı bıdı konuşulan kürt sorunu varsa nedeni bu sorudur. ama anlaşılmayan şu ki her insanın alacası içinde, kimliğinde, kütüğünde değil, kaşında, gözünde, konuşmasında değil. bazen bir an gelir hayatınızı emanet ettiğiniz insanın sadece dilini anlamak isterseniz. o zaman birilerine anlamlı gelen bu sorular anlamını yitirir.
bu sözlükteki ilk günlerimden birinde benzer bir soru bir giri ile ilgili bana yöneltilmişti dolaylı olarak, yazık ki kürt olduğum ya da olmadığım gerçeği insan olduğum, yaratılan olduğum gerçeğinden daha önemli değil. kimse için olmamalı.
bir zamanlar bizans'ın hükmettiği coğrafyaya "dörtnala gelip uzak asya'dan/ akdeniz'e bir kısrak başı gibi/ uzanan bu memleket bizim" demek için yalın kılıç dalan türkler'in yanında-yanıbaşında savaşan ermeni ve kürt atalarımızın kıçıyla gülecekleri sorudur. ahistoriktir, tarihi gerçeklerle alakası yoktur. avrupamerkezcilik denilen belanın ete-kemiğe bürünmüş halidir bu soru. iyi niyet kisvesi altında ayrımcılık daha da beteri ırkçılık yapmaktır. "türkçülüğün esasları" gibi bir esere imza atan münevverin diyarbakırlı bir kürt olduğunu bilmemektir. bu soru, "yok edin insanın insana kulluğunu" diyemeyen avrupalı'nın kirli ve dahi kanlı ellerini bu coğrafyanın çocuklarının beşiğine sokmak için uygun anı beklediğinin kanıtıdır.
bizim cevabımızsa daha dünden hazır ve her geçen gün sesimizi daha çok kardeşimizin duymasını umuyoruz:
yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesine,
bu hasret bizim...
oluşturulmaya çalışılan kanının aksine şahsıma bu soruyu bir kürt kökenli arkadaş sormuştu. fiziksel olarak; kaş, göz korelasyonu ve ten, saç, göz rengi itibarıyla kafkaslardan kopmuş gelmiş bir formatta olmama rağmen sorulan bu sorunun amacı bir tartışma anında benden yana taraf alan bir soydaşını kendi tarafına çekmekti. işin enteresanı işine de yaramıştı. aynı eleman başka biriyle olan tartışmasında da bir takım tekerlemeler dillendirmek suretiyle mezhebi üzerinden prim yapmayı denemişti. işin enteresanı taraf yapmaya çalıştığı arkadaşla etnik kökenleri farklı olmasına rağmen gene başarılı olmuştu.
üzülmüştüm.
uzun süre sonra üzerinde düşününce her toplumda yaşanagelen bir gerçeklik, örgütlü azınlıkların genele tahakkumuyla mücadelenin her ortam ve koşulda bir gereklilik olduğu kanısına vardım.