işçinin ve köylünün yanındadırlar; ama işçi ve köylü olmayı bilmezler.
sorun bakalım kaç tanesi tırmık görmüş?
ya da kaç tanesi temmuz sıcağında harman çıkarmış?
kaç tanesi nohut yolmuş?
kaç tanesinin elinde nasır var?
hepsi kravatlı, takım elbiseli. lafa gelince işçinin de köylünün de yanında.
sen nasıl köylünün yanında olabilirsin be kardeşim. sen köylü olmayı bilmiyorsun, nasıl köylü gibi düşünebilirsin?
apartman çocukları üniversite görünce o heyecanla komunist oluyor. birden dünyaya eşitlik getireceklerini sanıyorlar. onlara tavsiyem önce gidip birkaç köy gezin. köylü hayatını görün. köylülük ne demektir anlayın.
sözlükte hariçten gazel okuyarak işçinin emekçinin hakkı savunulmuyor.
üniversite duvarlarına che posterleri yapıştırarak, kapıda halay çekerek, sıraları çizerek olmuyor çiftçinin, emekçinin yanında olmak.
şu yaptıklarınızı bir şebinkarahisar çiftçisi duysa vereceği cevap aynen şudur.
"la anuga godum o sıralar bedava mı geliyor da çiziyorsun, parayı gazanırken bizim götümüz terliyor"
ya işte böyle, oturduğun yerden komunist olan hanım evladı, önce birkaç çiftçi tanı, çiftçiliği öğren. çalışırken götün terlesin, sonra gel konuşalım.
pkk hakkında asarım, keserim, bi elime geçseler parçalarım diyenlerin hayatlarında ellerine silah bile almamış olması gibi bir şeydir. ama her ikisinde de bir sorun yok bence. yapmasalar da istiyorlar en azından. bunun ne kadar anlamlı olduğu tartışılır elbette.
bunların çoğu yazın antalya'ya, bodrum'a tatile gider.
en kötü ihtimalle istanbul, izmir, ankara gibi şehirlerde vatan kurtarırlar. eşitlikten dem vururlar.
hadi bu yaz da anadolu'nun bir köyüne gidelim de harman çıkartalım. patosa sap atalım demezler.
önce bunu demeyi öğren, sonra çiftçiyi ağzına al. ben de seni dinleyeyim.
hayal gücü bu. sınır tanımıyor. belden aşağı her vuruş, mecburen etki-tepki yasasına tabi olmak zorundadır. isa ya da gandhi öleli çok oldu. kimse diğer yanağını dönmüyor. zaten diğer yanağını dönene, "tamam şimdi de domal o zaman!" denen bir yüz yılda yaşıyoruz. önemli olan kendi sınırlarını belirlemek. sen hangi aşamada kontrolden çıkıp çok kızarsın, ve karşındaki insanın kontrol kaybetme eşiği nedir? bu soruların cevaplarından emin değilsen hiç bulaşmayacaksın. köncöktrel kayış kopmasının bir salgın olduğu söyleniyor. dikkat etmek lazım.
komünist olmanın işçi veya köylü olmakla aynı şey olduğunu düşünen insan sanrısı. bir düşünelim, ben işçiyim veya köylü. eve 2 kuruş ekmek parası götürmekten başka derdim olur mu benim? önce karnımı doyurmaya bakarım. nasıl hayvan haklarını savunmak için hayvan olmam gerekmiyorsa, işçi ve köylülerin haklarını savunmak için de öyle olmam gerekmez. onların farkında olmam ve dertlerinden anlamam yeterlidir.
desteksiz hazırlanmış ayrıntısız tutulmuş gereksiz kayser sozer tadında bir tez.
bu ülkede nedendir bilmem işçi köylü denince komünizm ön plana çıkar. sağ görüş işçinin köylünün ümüğünü sıkan amerikayla bir olup ülkeyi bölen bir görüş değildir sonuçta. ister komünizm sosyalizm nasyonel sosyalizm hebe höbe gibi görüşlere sahip olunsun insanın kendi halkına sahip çıkmak istemesi güzel birşeydir,gereklidir.köylüyü anlamak traktörle giderken güneşin altında pişmek ise hepimiz gidelim köylüyü anlayalım öğrenelim. ama öyle değil.polise taş atınca vatanı kurtaramayacağımız gibi tarla ekerek biçerek filan vatan kurtulmaz.yada adam bıçaklayarak. köylü işçi eziliyormu ? açacaksın okuyacaksın. bu işçi , köylü hangi yanlış politikanın eseri olarak eziliyor,hakkını alamıyor.sonra çözümler üreteceksin insanları bilinçlendirmeye çalışacaksın. bir insana doğru bilgi aşıladınmı o suya düşen damlanın yarattığı dalgalar gibi yayılır,yayılır.
sağa sola pek girmek istemiyorum. ama asıl olan bir görüşün eşşek gibi savunuculuğunu yapmaktansa bu ülkeye ne faydalıdır? kim halkına refah verebilir demektir , diyebilmektir. ondan ne ateşli komünist nede kurtlar vadisi sağcısı olarak bu işçinin köylünün karnı doyuramazsınız. komünist giysin takım elbisesini şalvarla bu ülkede ciddiye alınmıyor kimse. mail büyükerman demiş zamanında: "köylü milletin efendisidir... nah efendisidir! köylü sürünüyor ulan" şekle takılmamak lazım. her sene ekilip çöpe atılan domatezlerin hesabını sormak lazım. ödenmeyen - ayda 15 gün çalışmış gösterilen ssk primlerinin hesabını sormak lazım. iyi yolculuklar sümüklü konfor ve güvenini tercih ettiğiniz için teşekkür ederiz.
köylünün ve işçinin farkında olmak herhalde bir kere dahi bir köye gitmemekle oluyor.
köylünün farkında olsalar, köylünün çektiği sıkıntıyı bilseler girerler sınıflarına, derslerini dinlerler. sonra da vakti geldiğinde mezun olurlar.
herkes eğitim görürken kapıda halay çekerek mi köylünün farkına varıyor bunlar. bu numaralarla gelmeyin bana.
ege üniversitesinde hazırlık okumuş biri olarak söylüyorum. allahın her günü ya, hergün halay çekilir mi?
ellerde broşürler, hiç mi dersi yok bunların?
bizim sınıfta da vardı bunlardan bir tane.
devamsızlıktan kaldı. şu anda herhalde çiftçiyi kurtarma planları yapıyordur. kendini kurtardı ya o açıdan.
büyük şehirlerde yaşamalarından mütevellit tırmık görmeyen komünistlerdir ve tırmık görmemek ekmek bulamayıp pasta yemeye benzemez. dolayısıyla bir yerleri tırmıklamadan da işçinin ve köylünün yandaşı olan bir siyasi duruş takınılabilir.
yine büyük şehirlede yaşıyor olmaları sebebiyle iş yerlerine giderken takım elbise giymek zorunda olan ve şalvar giymeleri durumunda işten çıkartılacak olmalarının bilincinde olan komünistlerdir. ideolojiler ve düşünceler kılık, kıyafet, taş, sopa gibi materyallere indirgenemeyecekleri için "şalvarı olmayan şahıstan solcu olmaz" gibi bir yaklaşım büyük saçmalıktır.
sağcı olmanın birinci şartının jilet gibi ütülenmiş siyah takım elbiseler olduğunu sanananlar; solculuğunun birinci şartının tımar yapıp, şalvar giyinmek olduğunu düşünebilirler. anlayışla karşılarım.
gayet normal durum. zaten konum itibariyle bir işçinin ya da köylünün içinde bulunduğu sömürülmüşlüğü anlamasına imkan yoktur çünkü hem cahil bırakılmıştır, hem de bunları düşünecek zamandan ve uygulayacak her türlü araçtan yoksundur. bu anlamda sosyalist bir hareketin ya da sınıf bilinci aşılamanın ekonomik sınıf olarak bir üst sınıftan gelmesi gayet doğaldır. bu sadece ülkemizde değil bütün dünyada böyledir. hatta bu sadece sosyalist ya da komünist doktrinler için değil herhangi bir devrimci yapı için geçerlidir. en dandik efsanede bile kralın soyundan bir adam gelir halkı kurtarır. burada kıvılcımı yakmaktır önemli olan, köylücülük yapmaya gerek yoktur.
kişinin kendini ya da ülkeyi sadece derslerle veya okulla kurtarabileceğini düşünen bir kişinin ortaya atabileceği görüş. fazla polemiğe gerek yok aslında. sınıfta kalmış bir komünistin yanında ortalama uçuran modelleri de var bunların. onlar çiftçiyi kurtarma planları yapınca olur herhalde? bir kısmı da halay çekmiyor hiç. ortalama uçuranlarla el ele verebilirler.
insanların komünizmden ne beklediğini anlamıyorum. halay çekme ders çalış. git tarlada tımar et. insanların farkına sadece bu şekilde mi varılıyor? böyle mi olunuyor komünist? hiç sanmam.
edit: tımar edilen atmış. tarlada tırmık çekilirmiş. tamam, bunu öğrendiğime göre artık olabilirim sanırım komünist.
tımar yapmak ile tımar etmenin ayrımını bilmedikleri için "hanım evladı" yaftasını yemelerini içime sindiremem çünkü "tımar yapmak" tabirini ben kullandım ve ne yazık ki komünist değilim. yani benim yanlış kurduğum bir cümleden yola çıkarak başka insanları karalamak biraz abartılı.
aslında "tımar etmek" yerine "atı şirinlemek" demediğiniz sürece pek büyük problem olmaz. emin olduğum bir şey var ki; gidip bir köylüye tımar yapmak istediğinizi söylerseniz demek istediğinizi rahatlıkla anlayabilir.
yüzeysel kelimeler, garip genellemelerle haklı çıkarılmaya çalışılan iddia. hanım evladı nedir? aklını değil de fiziğini kullanmak manasında kullanılmış galiba. 1 mayıs eylemlerinde polisten şiddet göreceğini bile bile taksime girmeye çalışan hanım evladı mıdır? adamın aklını fiziğinden çok çalıştırması nasıl bir suçlamadır o da belli değil. komünist kişi giyimini kuşamını, saçını, sakalını sallamayan kişidir bir genelleme yapılacaksa. adamın çalıştığı yerde takım elbise giyme zorunluluğu olması o komünistlerin değil şekilcilerin, insanları tek tipe sokmaya çalışanların suçudur. her türlü psikolojik,sosyal baskıya karşı duran adam nasıl olur da hanım evladı olur.
ben komunistim, ben çiftçinin hakkını savunuyorum diyen birisinden bir çiftçi kendisini tanımasını bekler. türk komunisti böyle olmadığından haliyle hanım evladıdır.
mesela sen "tarlada tımar etmek" diye bir cümle kuruyorsan ve çiftçiyi, köylüyü kurtaracam diyorsan o köylü sana güler.
tarla tımar edilmez. tarlada tırmık çekilir.
tımar edilen attır.
bu kadar kendi köylüsüne yabancı olup da kendi köylüsünü savunmayı dert edinmiş tek komunist türk komunistidir herhalde.
en azından böyle olmasını umuyorum.
hanım evladı olsa ne olur olmasa ne olur adam nostalji seviyor sevgi insanı, emek insanı bırakın genç yaşta güzel ütopyalar peşinde kimseyi rahatsız etmeden fikirlerini ifade etsin insanlar..
"komünistler" çiftçilerin değil, işçilerin hakkını savunur. burayı yanlış anlamışsınız. işçi ise, emek veren herkestir. doğumunda babasından tarla tapan sahibi olmuş, "ben çiftçiyim, komünistler benim hakkımı savunuyor" diyen adamları savunmaz. komünizm, mülkiyet ile emek çalanlara karşı emeği savunur.
şunu da yanlış anlamışsınız, komünizm savunduğu emeğin niteliğini bilme zorunluluğu getirmez. yani kalkıp oto sanayideki insan "eline 13-14 almayan insan komünizmi eleştiremez" ya da elektrikçi "eline kontrol kalemi almayan insan komünizmi nasıl eleştirir allahaşkına" diyemez. aslolan emektir ve bu emeğin eşit dağılımıdır.
en büyük kanıtı deniz'lerin, yusuf'ların, hüseyin'lerin idama giderken ailelerine yazdıkları mektuplardır.
insan idama giderken ailesine mektup yazar mı allah aşkına? sonra "hanım evladı" demezler mi adama...