edebi değer açısından, ahengi öne tuttuğum için nacizane önerim budur;
"bir el
deriçelerde bir altın ziya yakıp indi
aktı ab-ı sükuta yıldızlar
bütün sular zehebi lerzelerle işlendi"
(edit büdüt: edebiyatın objektif "iyi"leri ve "en"leri olmayacağını bilecek kadar bu işin içinde olmuş biri olarak elbette bu başlığı ben açmadım, driga üstüme kalmış)
nazım usta'nın yazdığı dizelerin hepsidir bence. ama aklıma ilk gelenleri,
"bugün pazar...
bugün, beni ilk defa
güneşe çıkardılar.
ve ben, ömrümde ilk defa
gökyüzünün bu kadar benden uzak,
bu kadar mavi, bu kadar geniş olduğuna şaşarak,
kımıldamadan durdum
sonra saygıyla toprağa oturdum,
dayadım sırtımı beyaz duvara.
bu anda;
ne düşmek dalgalara,
ne kavga, ne hürriyet, ne karım.
toprak, güneş ve
ben...
bahtiyarım…"
"... yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesine..."
"... basit yaşayacaksın basit...
susayınca su içecek kadar basit..."
aklımda kaldığı şekilleriyle yazmış bulunmaktayım. yanlış hatırlyorsam hatalarım affola...
edit: basit yaşayacaksın şiiri, cokoprenses'in hatamı düzelttiği üzere nazım hikmet'e ait değilmiş. düş hekimi yalçın ergir'e aitmiş. gözümde hiçbir değerini kaybetmemiştir. en iyi yüz dizeye girecek kadar anlamlı ve güzel bir şiirdir.
"sen mutlulugun resmini yapabilir misin abidin
işin kolayına kaçmadan ama
gül yanaklı bebesini emziren melek yüzlü anneciğin resmini değil
ne de ak örtüde elmaların
ne de akvaryumda su kabarcıklarının arasında dolanan kırmızı baliğinkini
sen mutluluğun resmini yapabilir misin abidin
1961 yazı ortalarında küba’nın resmini yapabilir misin
çok şükür çok şükür bu günü de gördüm ölsem de gam yemem
gayrinin resmini yapabilir misin üstat
yazık yazık
havana'da bu sabah doğmak varmışın resmini yapabilir misin
bir el gördüm havana’nın 150 kilometre doğusunda deniz
kıyısına yakın bir duvarın üstünde bir el gördüm
ferah bir türküydü duvar
el okşuyordu duvarı
el altı aylıktı okşuyordu boynunu anasının
on yedi yaşındaydı el ve mariya'nın memelerini okşuyordu
avlucu nasır nasırdı ve karayip denizi kokuyordu
yirmi yaşındaydı el ve okşuyordu boynunu altı aylık oğlunun
yirmi beş yasındaydı el ve okşamayı unutmuştu çoktan
otuz yasındaydı el ve havana’nın 150 kilometre doğusunda
deniz kıyısında bir duvarın üstünde gördüm onu
okşuyordu duvarı
sen el resimleri yaparsın abidin bizim ırgatların demircilerin ellerini
kübalı balıkçı nikolas'in da elini yap karakalem
kooperatiften aldığı pırıl pırıl evinin duvarında okşamaya
kavuşan ve okşamayı bir daha yitirmeyecek kübalı
balıkçı nikolas'in elini
kocaman bir el
deniz kaplumbağası bir el
ferah bir duvarı okşayabildiğine inanamayan bir el
artık butun sevinçlere inanan bir el
güneşli denizli kutsal bir el
fidel'in sözleri gibi
bereketli topraklarda şekerkamışı hızıyla fışkırıp yeşerip ballanan umutların eli
1961'de küba’da çok renkli çok serin ağaçlar gibi evler
ve çok rahat evler gibi ağaçlar diken ellerden biri
çelik dökmeğe hazırlanan ellerden biri
mitralyözü türküleştiren türküleri mitralyözleştiren el
yalansız hürriyetin eli
fidelin sıktığı el
ömrünun ilk kurşunkalemiyle ömrünun ilk kadına
hürriyet sözcüğünü yazan el
hürriyet sözcüğünü söylerken sulanıyor ağızları kübalıların
bal kutusu bir karpuzu kesiyorlarmış gibi
ve gözleri parlıyor erkeklerinin
ve kızlarının eziliyor içi dokununca dudakları hürriyet sözcüğüne
ve koca kişileri en tatlı anılarını çekip kuyudan yudum yudum içiyor
mutluluğun resmini yapabilir misin abidin
hürriyet sözcüğünun resmini ama yalansızının"
sen yoksun
boşuna yağıyor yağmur
birlikte ıslanmayacağız ki
boşuna bu nehir
çırpınıp pırpırlanması
kıyısında oturup göremeyeceğiz ki
uzar uzar gider
boşuna yorulur yollar
birlikte yürüyemeyeceğiz ki
özlemlerde ayrılıklar da boşuna
öyle uzaklardayız
birlikte ağlayamayacağız ki
seviyorum seni boşuna
boşuna yaşıyorum
yaşamı bölüşemeyeceğiz ki
güneş altında söylenmedik söz yokmuş
bu yüzden geceleri söylüyorum sevdiğimi
ne gece ne gündüz yokmuş söylenmemiş söz
bende söylenmişleri söylüyorum yeni biçimde
hiç bir biçim kalmamış dünyada denenmedik
bende susuyorum sevgimi saklayıp içimde
duyuyorsun değilmi suskunluğumu nasıl haykırıyor
susarak sevgisini ilan eden çok var sevgilim
ama bir başka seven yok benim sustuğum biçimde...
...
dağın pulat yüreğine işledim,
şimşeğin masmavi usturasına
sevdanı usul usul
sevdanı mısra mısra
lo ben seni hapislerde sevmişim,
ben seni sürgünlerde.
yurdum benim
şahdamarım...
yüreğim sızlıyor bu roman iyi bitmeyecek
beterin beteri var diyenlere inanmıyorum
hep böyle havalar besler fırtınaları
korkarım bu mavi ışık çabuk sönecek
duymazdım durgun suların bezgin türkülerini
alışmak ölümün bir başka adıymış bilmezdim
bir yangın sonu yorgunluğu yakıyor avuçlarımı
bir rüzgar kulaklarımdan hiç eksilmiyor
esirgenmiş bir dünyada müthiş yalnızım
geri dönsen bile ben artık o ben olmayacağım
yüreğim sızlıyor bu roman iyi bitmeyecek
...
h.h.korkmazgil