1. tde çok zor bir bölümdür evet,ama bu bölümde okumanın güzel yanları da vardır.eski yazıyı (osmanlıca),farsçayı ve bazı türk lehçelerini bilirsiniz.pek çok roman hakkında konuşabilirsiniz.insanlar ne de olsa ee edebiyatçı diye her dediğinizi ciddiye alırlar.şimdi maddeler halinde bir tde öğrencisinin başına gelecekleri,tde öğrencilerinin sorunlarını yazalım.herkes öğrensin*

    1-tde öğrencilerinin bütün kitapları okuduğunun zannedilmesi:

    _kürşat başar'ın başucumda müzik kitabını okudun mu?
    +hayır
    _aa!nasıl bilmezsin ya edebiyatçı değil misin sen?
    +....
    _bak!safiye sultan serileri,sonra yaşar kemal...bunların hepsini okuman lazım ya!

    tde öğrencileri sık sık böyle diyaloglar kurarlar.tde öğrencisi de insandır,her kitabı okumak zorunda değildir.dünya klasiklerini ve türk klasiklerini okumalıdır ama.eli mahkum okur da zaten...

    2-tde öğrencilerinin bulmacalardaki kelimeleri bilme zorunluluğu

    böyle bir zorunluluk olmamasına rağmen,tde öğrencileri aldıkları arapça,farsça ve osmanlıca derslerinden dolayı toplumumuza göre bulmacalarda çıkan 'eski dilde tarak','eski dilde gece bekçisi' gibi soruların cevaplarını bilmek zorundadırlar.

    3-tde öğrencilerinin edebiyat eleştirmeni zannedilmesi

    -ablası/abisi,bak sen edebiyatta okuyosun elifsu'ya yaz tatilinde okuyacak kitap söylesene!!

    bu cümleyi her tde öğrencisi duymuştur.bu cümleyi kuran ana babalara göre tde öğrencileri her yaşa,her sınıfa göre okuyacakları romanları bilmek ve bunları gençlere önermek zorundadır.böylesi bir durumda karşılaşıldığında büyük umutlar,küçük kadınlar,jane eyre gibi romanlar tavsiye edilmeli konu fazla deşilmemelidir.

    4-tde öğrencilerinin ödevlere yardım etme potansiyeli

    kişiden kişiye değişir.kimi bölüme öğretmen olmak amacıyla girmiştir,canla başla ilkokul türkçe kitaplarındaki okuduğumuzu anladık mı? bölümlerinin cevaplanmasına yardım eder.kimisi de bu ödevleri ilkokul çocuğunun anlayabileceği seviyede anlatamaz ve şımarık komşu veledi tarafından 'annee ayşen abla hiç bişi anlatamıyo ben anlamadım' diye eleştirilir.veletlerin eleştirmesi yetmediği gibi anne babalar tarafından da 'sanki bana tıp okuyo,havalara bak!alt tarafı edebiyatta okuyo!' diye eleştirilir.bu durumda 'aa çok ödevim var','valla finallerim var yardım edemem' deyip ortamdan sıvışılması en iyisidir.

    5-tde öğrencilerinin türkçe sözlük/deyimler sözlüğü/yazım kılavuzu olma ihtimali

    -hişş!bi bak yeğenim!
    +hı??
    -cüppe diye mi yazılır cüpbe mi?
    +cüppe
    -emin misin bak?
    +ben öyle biliyorum
    -nası öyle biliyon sen edebiyatçı değil misin?

    tde öğrencilerinin türkçemizdeki tüm kelimelerin anlamını bilme,tüm deyimlerin ve atasözlerinin anlamını bilme gibi bir donanımı yoktur.evet büyük çoğunluğunu bilmelidir.fakat kimi kelimelerin nasıl yazılacağı,düttürü leyladeyiminin hangi anlama geldiğini bilemediği zaman ya da doğrusunu bildiğinden emin olmadığı zaman hor görülmemelidir.

    6-tde öğrencilerini tabu oyununda joker olarak kullanmak

    tabu oynarken ortamda bulunan tde öğrencisini herkes takımına ister,çünkü o bir edebiyatçıdır.davlumbaz kelimesini hiç zorlanmadan anlatabilir hatta karşı takıma fark atabilir.yalandır,yoktur böyle bir şey,efsanedir.


    biterken:
    tde okumak zordur fakat zevklidir.giride geçen düttürü leyla deyimi de rüküş anlamında kullanılır.
  2. istanbul üniversitesi edebiyat fakültesi'nde gerçekleştirildiğinde ömür törpüsüdür, hayatın zevksiz tarafıdır.
  3. insanların size "ayaklı sözlük" muamelesi yapması için bir sebeptir. ayrıca her türlü edebi olan ya da olmayan kitabı okuduğunuzun düşünülmesi de cabasıdır. insanların bu bakış açısı, bazen sizi zor duruma sokabilir. tabi ki sözcük dağarcığınız gelişir ve zenginleşir. ve illa ki okursunuz bir çok şey. fakat insanlar sizi alim zannederler,daralırsınız.
    fakat avantajları da vardır,örneğin,akranlarınızla bulunduğunuz bir ortamda diğerlerinden daha kültürlü olduğunuzun sanılması da bir çok durumda sizi "sohbet edilesi insan" sıfatına sokar.
  4. lisede ''edebiyat en sevdiğim ders'' diyerek seçilmemesi gereken bölümdür. bir de ''en iyi edebiyat bölümü, istanbul üniversitesindedir'' diyenlere ''ha tamam o zaman'' diyerek tercih yapılmakla da sonuçlanabilen bir öss sonucudur. lisedeki küfür edilen öğretmenleri mumla aramaya sebep olabilir.
  5. --dikkat haşin giri--

    "edebiyata meyilliyim ezelden!"
    "orban bamuk'u da pek bir severdim, bilir misin?"
    "küçükken kuran kursuna gitmiştim. osmanlıca çantada keklik. eki eki."
    "annem bana hep sen yazar olmalısın derdi. bu yüzden edebiyat okumalıyım diye düşündüm."

    bu cümleleri kurup da türk dili ve edebiyatı bölümüne gelenleri ben, bizzat, şahsen, kendim dövüyorum. tokat manyağı yapıyorum. ağızlarına sıçıyorum. gebertiyorum, zıbartıyorum. oyuyorum, içine bade koyuyorum.

    çok zor iştir türk dili ve edebiyatı okumak. o cümlelere biz türk dili ve edebiyatı okuyanlar kıçımızla bile gülmüyoruz. hırlıyoruz. (hırrrr)

    gelin her bir cümleyi tek tek inceleyelim:

    "edebiyata meyilliyim ezelden!"
    edebiyata meyilli misin ezelden? kaç yıldır? üniversite-bölüm seçimi yapma yaşın 20-30 arası olduğunu düşünelim (30 diyorum bak. aralığı da geniş tuttum farkettiysen.) buradan mantıklı cümle kurabildiğin yaş çizgisini 15 olarak alırsak 5-10 yıldır edebiyata meyilli olduğunu iddia ediyorsun demektir.

    ha dersen ki, "ben şairim bana haksızlık ediyorsun..."
    şunları fakülteye almıyoruz: (bkz: @1141394)

    ürkütücü değil mi?

    hadi diğer cümleye geçelim:

    "küçükken kuran kursuna gitmiştim. osmanlıca çantada keklik. eki eki."
    şimdi canım. öncelikle, (bkz: based on a true story)

    yani, gerçek bir olaydan alıntı:

    birinci sınıfın ilk günü. ders osmanlıca.
    yer: hacettepe üniversitesi, edebiyat fakültesi
    hoca, prof. dr. ziyad akkoyunlu.

    sınıfta arz-ı endam eden profesör, yavaşça sınıfa dönüp sorar: "aranızda daha önce kuran kursuna gitmiş ya da oradan buradan eski yazıyı öğrenmiş olanlarınız var mı?"

    hevesli yeni gelin gibi atlayan bazılarımız ellerini kaldırırlar gözleri ışıl ışıl.

    ziyad akkoyunlu pis pis sırıtarak şöyle der: "güzel. şimdi hepsini unutun."

    ehehehe. noldu? pınar nooolduuu?

    ehm. neyse. bu cümleyi de açıkladım sanırım.

    şu var bir de:
    "annem bana hep sen yazar olmalısın derdi. bu yüzden edebiyat okumalıyım diye düşündüm."
    şunu söylerken hem hüzünleniyorum, hem de çok eğleniyorum ama; türk dili ve edebiyatı okuyup da yazar olmuş tek şahsiyet, ahmet hamdi tanpınar'dır.

    -yhaaa başka yok mu? bissürü yazar var amaaaa?
    +yok.

    şunu da sona bıraktım dikkat edersen:
    "orban bamuk'u da pek bir severdim, bilir misin?"
    bunu söyleyenleri ben genelde ankaragücü taraftarlarının arasına atıp, "bu göztepeli size ibne dedi" diyorum. temiz oluyor.

    --dikkat haşin giri--


    türk dili ve edebiyatı bölümü, kolay bir bölüm değildir. takdir edersiniz ki bu bölümde okumak da kolay değildir.

    türk dili ve edebiyatı bölümünde okumak, iki şiir okuyup anlamaktan ibaret değildir. onu eski yazıda okuyabilmek becerisi ister. veznini eski yazıda yerine yerleştirebilmeyi gerektirir. aynı zamanda tüm sanatlarını bulmak, o iki satırın içindeki yarım sayfalık anlamı gözü kapalı çıkarabilmek ister.

    türk dili ve edebiyatı bölümünde okumak, antigone eleştirisi yapabilmektir. antik yunan tiyatrolarını, tragedyalarını bilmektir. bilmek zorunda bırakılmaktır.

    40 sayfalık kaynakça ödevleri vermektir gece gündüz uyumadan.

    uygurca, orhon türkçesi, çağatayca, karahanlıca, farsça bilmek; osmanlıca okuyup yazabilmektir.


    ha derseniz ki, "tamam ben uygurcasına da varım, divan edebiyatına da, tragedyalarına da, yeni türk edebiyatı adı altında verilen şiirlerde bir tane türkçe kelime olmamasına da."

    buyur o zaman.

    duydum ki açıköğretimde açılıyormuş türk dili ve edebiyatı bölümü.
    benim, 4 yıldır bu bölümde okurken öğrendiğim bir şey var: derslere girmeden bu bölümden mezun olunmuyor.
    hangi sike derman olması için açıköğretimde bu bölümü açtılar, inanın ki bilmiyorum.

    not: "ben kitap okumayı seviyorum." cümlesinden bahsetmedim hiç farkettiyseniz. sebebini okuyanlar bilir. türk dili ve edebiyatı bölümünde okumayı kitap okumaktan ibaret sananlar varsa şimdi de konuşmasınlar. ebediyete kadar sussunlar. gözüm görmesin onları.
  6. tıp fakültesinde okuyan eski ev arkadaşımın "ya bu ne sikten iş anlamadım, hani edebiyat kuş, böcek? benim kadar çalışıyon be." yorumunu yapmasına sebep olmuştur. sanırım anlatmak için bu kadarı yeterli. dört yılın sonunda aşırı mükemmeliyetçi biri olursun, dört yıldır her şeyi mükemmel yapman istendiği için. okul bitip sahaya çıktığında, o kızdığın ama hep de saygı duyduğun hocalarının gidip elini öpmek istersin. hocalarının dört yılda seni dönüştürdüğü şeye bakarsın, sonra dört yıl önce "ben kitap okumayı çok severim." diyen bebe edebiyatçı hâlini hatırlarsın. seni yetiştiren o bin yaşındaki adamlara, kadınlara bir kez daha hayran olursun. belki de uygulaması olmadığı için böyle düşünüyorum. yani allahına kadar teorik bi bölüm olduğu için mezun olunca "la ben harbiden edebiyatçı oldum.getirin osmanlıcayı getirin özbekçeyi". diyorsun. "biz onu okulda görmedik." gibi bir şey yok çünkü. gördün hatta yedin.
  7. türk dili ve edebiyatında okumak türkçe ders görmemektir.derslerinizin çoğu arapça farsçadır.türkçe okumaya geldiğinizi sanırsanız hüsranla karşılaşırsınız.
  8. zordur evet ama çok da abartmaya gerek yok. yata yata bitirdim ben bu bölümü.

    edit: valla yata yata bitirdim ya inanmıyor musunuz? aruz nasıl bulunur bilmiyorum hala. ama okul bitti.
  9. dolmuş şoförünün ezbere bildiği fuzuli beyitlerini okumasının akabinde "gerçi sen de ezbere bilirsin bunları ama" diyerek alaycı bir gülümsemeyle sırıtışına maruz kalmak demektir.
    keşke tek derdim fuzuli olsaydı amasını satayım, o zaman ben de hepsini ezberlerdim canım sıkıldıkça.