halk ağzında
türkiyelilik; literatürde ise
anayasal vatandaşlıkkavramlarından hareket edilerek; bu anlayışın hukuki ve siyasi bir zemine oturtulmasının; farklılıklar arası birlikte yaşama olasılığını
demokratik nitelikte güçlendireceği ileri sürülüyor.
konuşurken kullandığımız kavramların ne olduğunu bilmemiz gerektiğinden; vatandaşlık ve millet kavramlarını bir kez daha hatırlatmakta yarar var.
vatandaşlık; devletin tek taraflı, egemenlik hakkını kullanarak, koşullarını ve hükümlerini saptadığı bir hukuki statüyü gerçekleştiren fert ile arasında kurulan bir hukuki bağdır.
milliyet kavramı vatandaşlık kavramından daha geniş olup; günümüzde salt belli bir ırktan gelmenin tek başına millet ya da millete mensubiyeti ifade etmeye yetmediği; aynı zamanda aralarında dil, din, tarih ve özellikle kültür birliğinin var olduğu insan topluluğunun millet olarak kabul edileceği benimsenmektedir.
anayasa'nın 66. maddesinde; "türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes türk'tür" hükmü yer almaktadır. bu ifade ile
antropolojik ve
sosyolojik manadaki türk tanımından ayrılarak
hukuki manada bir tanım yapılmıştır. bu anlamdaki vatandaşlık anlayışı, azınlık kavramını da reddetmektedir. ülkeye vatandaşlık bağı ile bağlı kişiler "türk" kabul edildiğine göre; dil, din, ırk ve kültürel kökene ilişkin ayrıcalıklar ortadan kalkmakta; belli bir dinden, kültürden olan çoğunluğa karşı korunması gereken bir azınlıktan da bahsedilememektedir. (lozan anlaşması'nda gayrimüslimlere tanınan azınlık statüsü ile anayasadaki bu hüküm birbirine karıştırılmamalıdır.)
türkiyeli kimliğinin benimsenmesi ve dolayısıyla asli kurucu unsurun ortadan kalkması; farklı dil, din ve kültürel özelliklere sahip insanların tesadüfen bir araya gelerek türkiye cumhuriyeti'ni kurduğu anlamına gelir.
tarih bilinciolan birinin 1923'de cumhuriyetin kuruluşunda ya da günümüzde bu ülke topraklarında yaşayan insanların tesadüfen bir araya gelmiş yığınlar olduğunu kabul etmesi mümkün değildir. osmanlı imparatorluğu'nun, ırk, dil, din ve kültürel farklılıkların olduğu tebaa anlayışından vazgeçilmiş; cumhuriyet'in kurulmasıyla birlikte; bu devlete vatandaşlık bağıyla bağlı olanlar
eşit statüde türk olarak tanımlanmıştır.
bu değerlendirmelerden yola çıkarak; türkiyelilik gibi kavramların, milli devlet olarak örgütlenmiş türkiye cumhuriyeti'nin temel niteliklerinin değiştirilmesinden başka bir anlam taşımadığını bilmek gerekir. bu düşüncede olanlar; türkiye cumhuriyeti'nin milli devlet şeklinde örgütlenmesinden yakınmakta ve hatta federalizme geçiş halinde toprak bütünlüğünün ortadan kalkmayacağını savunmaktadırlar.