belki ilginizi çeker
  1. · made in usa
  2. · şiddetle kınamak
  3. · tdp
  4. · ahmet davutoğlu
  5. · brejnev doktrini
gündem
  1. · başkaları sevinsin diye yapılan atraksiyonlar
  2. · colin kazım richards
  3. · kurban kesmeye karşı olan dallama
  4. · ateist yazarların itü sözlük ten defolup gitmeleri
  5. · her yerinden öpüyorum rüştü
  6. · ezel
  7. · günün tek şarkılık özeti
  8. · erkek sözlük yazarlarının kız sanılması
  9. · bir popüler kültürü ürünü olarak serdar ortaç

türk dış politikası  

 sayfa  / 2
  1. dış işleri bakanlığının web sitesinden türkiyenin dış politikaları:
    (bkz. http://www.mfa.gov.tr/...)
    (atlantis, 21.06.2004 18:36 ~ 30.10.2008 19:42)
  2. türk politikası profesörü (bkz: william hale) tarafından yazılmış 1774-2000 yılları arası türk dış ve az da olsa iç politikalarını anlatan çok kaynaktan beslenmiş kitap.objektif ve iyi bi kaynak...
    bölümleri:
    1.son osmanlı imparatorluğu dış ilişkileri,1774-1918
    2.direniş,kuruluş ve diplomasi,1918-39
    3.ikinci dünya savaşı ve türkiye
    4.soğuk savaş ve türkiye:başlangıç aşaması,1945-63
    5.soğuk savaş ve türkiye:küresel değişiklikler ve bölgesel çekişmeler
    6.soğuk savaş sonrası türk dış politikası:stratejik seçenekler ve yurtiçindeki durum
    7.soğuk savaş sonrasında türkiye ve batı
    8.soğuk savaş sonrasında türkiye'nin bölgesel politikaları:(1)yunanistan,kıbrıs,balkanlar ve kafkaslar
    9.soğuk savaş sonrasında türkiye'nin bölgesel politikaları:(2)orta asya ve ortadoğu
    10.sonuçlar ve olasılıklar
    (heleloyloyloy, 31.03.2006 22:11)
  3. editörlüğünü prof. baskın oran'ın yaptığı, iletişim yayınlarından çıkan, 2 ciltlik, olgular bilgiler ve belgelere yer veren, üniversitelerde türk dış politikası derslerinde okutulan değerli kaynak.
    (rahatsız, 02.01.2007 21:56)
  4. bununla ilgili bir fıkra var. ortalıkta "forward mail" olarak dolaşıyordu. zamanında beğenip saklamıştım.

    "
    farklı ülkelerden gelen bir turist grubu, şehir merkezinde bir cafeye gitmişler ve birer kola ısmarlamışlar.

    kolalar gelince bardaklarında birer karasinek olduğunu görmüşler.

    ingiliz yeni bir bardakta yeni bir kola istemiş.
    isveçli aynı bardakta yeni bir kola istemiş.
    finlandiyalı sineği bardaktan çıkardıktan sonra kolayı içmiş.
    rus kolayı sinekle birlikte içmiş.
    çinli sineği yemiş, kolayı içmemiş.
    yahudi sineği yakalayıp çinli’ye satmış.
    yunanlı kolanın yarısını içtikten sonra itiraz ederek yeni bir kola istemiş.
    norveçli kolayı içtikten sonra bardaktaki sineği balık yemi olarak kullanmış.
    irlandalı sineği ezip kolayla karıştırmış ve ingiliz’e içirmiş.
    amerikalı cafeye tazminat davası açmış ve 10 milyon dolar kazanmış.

    türk ise olayı şiddetle kınamış.
    "
    (strateji, 28.02.2007 21:53 ~ 21.08.2007 22:48)
  5. bu konuyla ilgili ayrıntılı bilgi alınabilecek başka bir kaynakta olaylarla türk dış politikası adıyla siyasal kitapevinden çıkmıştır.kitapta 1939-1945 dönemini oral sander hazırlamıştır.
    (mabel, 28.02.2007 22:52)
  6. genel hatları ile "yurtta sulh, cihanda sulh" prensibi üzerine kurulu dış politikadır.

    türkiye cumhuriyeti devleti kurulduğunda, atamızın; "yurtta sulh, cihanda sulh" sözü ve prensibi ile barışçı bir politika izlemişizdir. ancak; bu bizim aman aman barış istememizden değil, çok yıkıcı ve yıpratıcı savaşlardan çıkmamızın sonucunda, yeterli düzeyde askeri ve ekonomik gücümüzün olmaması ve musul, kerkük, batı trakya ve batum dışında misak-ı milli sınırlarımızı elde etmiş bulunmamızın sonucunda aldığımız toprakların da elimizden gitmemesi amacıyla "barış" üzerine kurulu bir politika izlemişizdir. ulu önderimiz mustafa kemal atatürk'ün ölümünden sonra devletin başına geçen ismet inönü de bu yönde bir politika izlenmesi yöninde tavır amıştır. özellikle, ingiltere'nin bütün baskısına rağmen 2. dünya savaşı'na girmemesi bu düşüncenin bir tazhürüdür. ancak; türkiye'nin 2. dünya savaşı'na ingiltere'nin yanında girmesini isteyen askerler de vardır... demokrat parti'nin ülke yönetimine gelmesiyle, türkiye farklı açılımlara yönelmiştir. bu bağlamda, emperyalizme karşı kurulan ve emperyal güçlere karşı katı bir tututmu lan türkiye abd'nin müttefiği durumuna gelmiştir. daha önceden dengeli bir politika izleyen türkiye, doğuya tamamen sırtını dönerek yüzünü batıya dönmüştür. bu bağlamda "yurtta sulh, cihanda sulh" ilkesi zedelenerek, kore savaşı'na asker gönderilmesi kararı çıkmıştır ve bunun karşılığnda da nato'nun askeri kanadı'na dahil olunmuştur. böylelikle rusya ile var olan ilişkiler kopma noktasına gelmiştir. 27 mayıs 1960'ta yapılan darbe ile amerika'dan biraz uzaklaşılmış olsa da, abd etrafındaki görünüşümüz devam etmiştir. 1970'lerde ab'nin türkiye'ye karşı sıcak tutumu ve üyeliğe alması konusundaki sıcak davranışları türk hükümetleri tarafından gözardı edilmiştir. eğer ki; yunanistan'ın üye olduğu dönemdeki bize karşı olan olumlu havayı kullanabilsek, bugün en az 25 yıllık ab üyesi bir ülke pozisyonunda olurdu türkiye... 1980 darbesinin akabinde yunanistan'ın askeri kanadına girşinin abd'nin özel isteğiyle veto edilmemesi türk dış politikasında dönüm noktalarından birini oluşturur. çünkü; yunanistan ab üyesi olduğu dönemde türkiye'nin ab ğyeliine sıcak bakmaması, sonrasındaki yıllarda ise ab'ye girmek istediğini belirtmesi anca bu defa yunanisan'ın vetosuyla karşılaşması türkiye'nin ab önündeki engeli durumuna gelmiştir. yunanistan'ın kendi isteğiyle ayrıldğı nato'nun askeri kanadına tekrar girişini ise yunanistan'ın ab ylundaki politikasına misilleme olarak türkiye'nin veto etmesi elindeki koz olarak göstermesi, dönemin en önemli poitikalarında biridir. şöyle ki; yunanistan'a "ab konusunda bizi veto etmezsen, biz de seni nato'da veto etmeyiz" mesajı gönderilmekteydi. bu perspektiften baktığımızda, darbe'nin sebepler arasında bu düşünceyi de görebiliriz. yani, sivil iktidarın yunanistan'ı veto etmemesi, halk arasında bir infiale yol açabilirdi... sivil otoritenin büyük zokayı yutarak, oluşan siyasal olayları durdurmaması ve durdurmak için açık açık olmasa da ima yoluyla şartlar öne sürmesi, darbeyi gerekli kılacak düzeyde anarşinin yğkselmesi snucunda abd güdümlü darbe gerçekleşmiştir ve sonrasında yunanistan nato'nun askeri kanadına katılmştır. bu bağlamda türkiye, dış politikadaki en önemli kozunukarşılıksız olarak vermiştir. özal'ın başa gelmesiyle, yine abd yanlısı politikalar yoğunluk kazanmıştır. 1. körfez savaşı'nda abd'ye açıkça verilen destek bunun en önemli kanıtıdır. 1990 sonrası dış politikalarımız ise genel olarak abd menfaatleri doğrultusuna girişilen politikalardır...

    bizim dış politikalardaki aracımız abd'deki yahudi lobisidir. yahudi lobilerine para verilir, yahudi dernekleri yoğun şekilde lobi uygularla ve ermeni tasarısı abd temsilciler meclisinden geçmez... politika üretmek yerine, kendi lobi gücümüzü yaratmak yerine türkiye için çok büyük sayılacak derecede paraları bu lobilere aktarmaktayız...

    günümüzde ise icazet almadan hiçbir şey yapamaz pozisyona gelmiş bulunmaktayız. kıbrıs'ın ab üyesi olması da tamamen bir hukuksuzluk örneğidir. çünkü; anlaşmalarla sabittir ki; garantör devletlerin üye olmadığı bir kuruluşa hem kktc, hem de gkry katılamazlar. türkiye ab üyesi değildir yani "güney kıbrıs ab üyesi olamaz" ama bize; "susun size de tarih vereceğiz" dendi ve biz sustuk. üstüne yetmedi tarih almak için 1,6 milyar dolarlık çok da ihtiyacımız olmadığı halde 36 adet airbus aldık... kktc'ye ambargolar kalkacaktı hala kalkmadı öten siyasetçilerimiz dut yemiş bülbül gibi kaldı... lobiniz olmazsa, biz türküz bize bi şey olmaz derseniz, biz "osmanlı torunuyuz heyttt" demeye devam ederseniz, bir arpa boyu yol kat edemezsiniz. bm yani o zamanki adıyla milletler meclisi tüzüğünü değiştirerek türkiye'yi üyeliğe davet etmiştir ve tarihte davet edilen ilk ülke de türkiye'dir. tabi o dönemde atatürk vardı. şimdi bi tarafımızı yırtıyoruz kendimizi oraya buraya yamamak için.

    daha 5 sene öncesinde kapında köpek olan adam türkiye'yi alenen tehdit ediyor ancak bush abin kaş gözle "sus ulan" dediği için, "dili sürçmüştür diye düşünüyorum, düzeltecektir diye umuyorum" da dersiniz, çuval olayında abd'ye nota verirlip verilmeyeciğini soran bir gazeteciye "ne notası, müzik notası değildir o hemen verilecek" diye bağırıp, ulusal onurunuzun çiğnenmesine razı da olursunuz, barzani'nin söylemlerine en ufak tepki de göstermezsiniz... türk dış politikasının başarılı olup olmadığı artık bir "ayak ayak üstene atıp, atmama" üzerine kurulmuş bir mesela haline gelmiştir...
    (paleface, 09.03.2007 18:40 ~ 18:51)
  7. son dönemlerdeki pkk eylemleri, seçimlerin yaklaşması ve bölgesel gelişmelerle yeniden sorgulanan, salt türkiye içinde değil avrupa ve abd nezdinde ve matbuatında tartışılan politikadır.

    efendim öncelikle, imparatorluk ardılı bir ülke olarak , xx. yy. başından günümüze kadar olan türk dış politikasının statik seyrini ve bu denge politikası mahiyetinde seyirdeki 3 başat kırılmayı ele almak ehemmi ve de elzemdir. nedir denge politikası? uluslararası arenada politika belirleyen ve proje ortaya koyan devletlere göre dış politikada dümen kırmak ve de dış politika aktörü olmağa nazaran edilgen bir konumda olmak; hegemon devlet ve başat aktörlerin politikalarına karşı iseniz en az tesiri görmek için çabalamak ya da hegemon devletin peyki olmak.

    şimdi efendim dış politikamızdaki ilk ve hakikatli kırılma ilk paylaşım savaşındaki almanya taraftarlığı ve müttefikliğidir. almanyaya nazaran erken kapitalist ve de emperyal güçlerin karşısısnda savaşa katıldık. akabinde emperyalizme karşı vatan savunması; ardından 1930 lara kadar sovyetlerle ikili antlaşmalar ve de 30 larla birlikte denge politikası tekrar rayına oturmaktır. 2. cihan harbine son ana kadar katılmayan, hatta 1941 de nazilerle saldırmazlık antlaşması imzalyan ve nihayet 1945 de de facto değil salt de jure bir savaşa katılma iradesi mevcut. soğuk savaş sonrası dönem ise hem iç politikada hem dış politikada bir cadı avı/ komünist kovalamaca. bu dönemde ikinci büyük kırılma 1974 kıbrıs harekatı. dolaylı olarak emperyal devletleri karşımıza aldığımız ve ambargolarla neticelenen yani bedel ödenen bir dönem. ardından amerikayla müsbet münasebetlerin idamesi ve soğuk savaş sonrası dönemin ilk, son 100 yıllık dış politika tarihinin 3. büyük kırılması: mart tezkeresinin meclisçe reddi.

    dönüp bakıldığında bu topraklarda son yüz yıl, hatta 200 yıl da dahil fakat şu anki konumuz haricinde, türkiye bu 3 ana kırılma dışında batı bloku ile azami düzeyde menfaat paydasında buluşabilmiştir. kırılmalar ise çok ilginç dönemlerde yaşanmıştır. ilki tarihimizin salt sarıkamış fecahati ile hatırlanan büyük komutanlarından enver paşa ya rastlar. ikincisi, ki türkiye tarihinin kanımca en ulusalcı ve de yürekli başbakanı, müteveffaecevite rastlar. erbakan koalisyonu zamanında ecevit hükümeti kıbrısa çıkarma yapmıştır. aynı ecevit, haşhaş ekimi konusunda restini haşmetlu abd den esirgememiştir. hatta son koalisyon hükümetinde rahmetli, israil için filistinde yaptığınız jenosidtir demiş o canım milliyetçi, erkek bahçeli nin bugün bile telaffuz edemediği gerçeği bizlerden esirgememiştir.

    gelelim son kırılmaya.işte hayat bu kimlere neyi nasip ediyor. tarih mart 2003 ve herkesin vatanı satanlar, işbirlikçi ve de abd den icazet aldı iktidara geldi dediği tayyibin hökümeti döneminde tezkere geçmiyor ve abd ile 80 yıllık cumhuriyet tarihinin en papaz günlerini yaşamağa başlıyoruz. bir de akp ulusalcı olsa siz düşünün neler olurdu herhalde.

    neyse efendim geldik bugüne. pkk eylemleri, yaşar paşanın mütalaaları, başbakan ve diğer siyasi parti üyelerinin açıklamaları, hudson enstitüsü falan filan... öncelikle şunu belirtelim ki türkiye bu günlerde dış politika adına esaslı bir karar değişikliğini icra değil sadece tartışma aşamasındadır. bunun zamanı da seçimlere denk gelmiştir ki iç ve dış politika ayrımının flulaştığı dönemlerdir bunlar( yalçın hocanın kukları çınlamıştır herhalde). ordu diyor ki ver izni gireyim kuzey ıraka, hükümet böyle çaplı bir politika değişikliğinin seçim öncesi suları bulandırmasından korkmakta. ya diğer o ulusalcı ve de cumhuriyetçiler ne düşünüyor. geçen pazartesi baykal habertürk basın kulübünde. murat yetkin -ki bilenler bilir, sağlam gazetecidir ve siyasetçileri sıkıştırırken kimliğine bakan taki doğan, m. ali birand ve muadilleri gibi değildir- adamcağız çıldırdı. takriben yarım saat boyunca aralıklarla sayın baykal nedir politikanız, siz olsanız operasyona icazet verir misiniz? antalyalı da tık yok. işte gereken yapılır. ulan onu tayyip de söylüyor.gelelim bahçelinin prensi ve mart tezkeresinin başat aktörlerinden deniz bölükbaşı na. geçenlerde sky türkte konuk. fikret bila vardı hatta programda. beyefendi işte u.arası hukuk kaideleri mevcuttur, gereken yapılır. bizim uluslararası hukuktan mütevellit haklarımız mevcut. vallaha helal siyasetçi olmadan o söylem yerleşmiş diline. yani net bir şey yok, dolandır lafı.

    nihayetinde arkadaşlar , kanımca, ordu dahil kimse k. ırakla topyekün bir savaşa şimdilik niyetli değil. külliyen bir seçim stratejilerine gark olmaktayız. medyanın da buna katkısı o biçim. misal son bir aydır 45 e yakın insanımızı kaybettik bunların mühim bir kısmı da şehit düştü. hiç pkk nın kaybı yansımadı. bu bir. ikincisi pkk durup dururken ateşkes ilan etti.ardından medyaya pkk nın kayıpları yansımağa başladı. akabinde hudson enstitüsü haberleri. anlaşılan o ki siyasal iktidar, muhalefet, ordu, medya, abd, pkk, ırak tüm aktörler 22 temmuza kilitlenmiş. havada gezen uçan operasyon balonu ise hacmine göre çok daha fazla etki yapıyor; iç politika ile dış politika da girift, kaotik münasebetler içindeler.
    (sinkaf, 22.06.2007 01:01 ~ 01:05)
  8. atatürk'ten beri yapılamayan politika. atamızı kaybettikten sonra ne yazık ki benliğimizi de yitirmişiz
    (rafraf8, 22.06.2007 01:03)
  9. dış politikayı uygulayan da, oluşturan da dışişleri bakanlığıdır fakat özal döneminde olduğu gibi oluşturulma kısmında zaman zaman devre dışı bırakılmıştır. fakat bu bile bakanlığın merkezi rolünü çok fazla azaltamamıştır, dışişleri bakanlığı bürokratları hiçbir zaman tamamen devre dışı bırakılmamıştır.
    (bulamadım, 27.11.2007 18:10)
  10. iki temel ilkesi vardır;
    (bkz: batıcılık)
    (bkz: statükoculuk)
    (bulamadım, 27.11.2007 18:14)
  11. genelde kısa vadeli, çekingen, durağan ve yapıcıdır. ancak yeni süreçte kısmen uzun vadeli ve gerektiğinde sertleşen bir politika izlenmektedir.
    (abdkl, 27.11.2007 18:20)
  12. ne yazık ki büyük oranda abd etkisinde yürütülmektedir. yer yer ciddiyetten ve devlet duruşundan uzaktır (sadece aşağıdaki bakınızdaki durumu ifade etmiyor bu.)
    (bkz: siz teksaslıysanız ben de kasımpaşalıyım)
    (üç kademeli su ısıtıcısı, 17.10.2008 14:53)
  13. dış politikamız iktidarların az yada çok tavizkar olmalarına göre her dönemde yeniden şekillenir.
    ancak değişmeyen gerçek emperyalist güçlere hemen her iktidarın tavizler vermiş olmasıdır.
    atatürk'ten sonra onurlu dış politika geleneği yok oldu ne yazık ki.
    (serpil barlas, 17.10.2008 16:11)
  14. kendi çıkarlarımızı bir türlü korumayı başaramayan politakıdır. tarih boyunca bir çok devletin kalıcı dostluk kurmak yerine, çıkarlar doğrultusunda geçici barış kurduğunu bir türlü anlayamadık. ekonomik olarak bakmak gerekirken, hala dini ve etnik kültürü ön planda gözetip diğer devletlerinde bize bu açıda bakmasını var gücümüzle sağlıyoruz. bir gün birileri politik bakmayı becerebilicek mi merak ediyorum. bu kadar zor olan nedir bir türlü anlayamadım. adı üstünde zaten; politika..
    (freyjaa, 17.10.2008 16:19)
  15. uzun zamandır "ben bir de bush'a sorayım " dan başka bir şey üretemeyen "şey" yada politika.
    (nyksss, 17.10.2008 16:22)
  16. (strateji, 17.10.2008 16:26 ~ 25.10.2008 02:53)
  17. allaha abye ve abdye emanet giden dış politika şekline denir..
    (pazienza, 30.10.2008 17:17)
  18. hamdolsundur...
    (diazepam, 30.10.2008 17:19)
  19. recep tayyip erdoğanla beraber yeni bir sürece girmiştir. davos zirvesi bir kırılma noktası olmuştur türk dış politikası için. diğer bir kırılma noktası da tezkere meselesiydi. dış politikamız kanaatimce hakettiği yeri bulmuştur.
    (zogo, 30.01.2009 16:06)
  20. konjektürel açıdan halen rayına oturtulamamış politikadır. zira türkiye nin sahip olduğu gücü nispetinde getirisi ve bölgesel prestiji açısından dışa karşı duruşundaki tutarsız icraatlarla günü birlik ve anlık tepkilerle yürütülen bir politikadır.

    devlet politikası dahilinde bir türlü doğru çizgi ortaya konamaması, devlet politikasının dışında hükümet programlarıyla yürütülen bir dış politikanın doğurduğu dönemsel sıkıntılar; bölgesinde etkin ve küresel bir güç merkezi olabilme potansiyelini sürekli ötelemektedir.

    erbakan'la kaddafi'nin çadır buluşması ile dün davos'ta yaşananlar resmin bütününe bakıldığında birbirinden tamamen zıt ayrıntıları içerse de ortaya konan tepkinin hemen her iki yaşananda aynı oranda ve kesimde sabit kalması tutarsız dış politikaların doğal sonucudur.

    osmanlı tokadı denmesi tarih mastürbasyonundan öteye geçemez. en ciddi ve hassas kabul edilen dış politik konusu kuzey ırak olan bir ülkenin bugün bu konuda geldiği nokta, kırmızı çizgileri morarmış, kafasında çuvalla körebe oynadığı gerçeği ortadayken hangi dış politika dan bahsedilebilir?

    osetya'da savaş olurken dış işleri bakanı roma'da tatilde olan, hatta tatilini kesmeye lüzum dahi hissetmeyen bir ülkede dış politika mı diyorsunuz?
    (azizim, 30.01.2009 16:45)
  21. dış ilişkiler konseyi kurulmalı bu ülkede.hükümet temsilcilerinin de katılımıyla ama hükümetten bağımsız,denetlenen.
    obama geldi bosna sorunu çözen adamı afganistan temsilcisi olarak atadı.deneyimden faydalandı yeni yüzlerle macera aramak yerine.biz de başbakan rte gitti 32 yaşında bir adamı koydu.dış ilişkilere.bu kadar deneyimli adam varken.geçmişten gelen bilgi ve tecrübe önemli.gündemi takip eden bir grup olmalı evet ama gelecek öngörüsüdür başarıyı getiren.bu eksik bizde bugünlerde.

    sonra geçmişte yaşayan bir devlet başkanı gelir.arabulucuk yapmaya çalışır arabuluculuğun birinci kuralını unutarak."taraflara eşit mesafede olacaksın,taraf olmayacaksın"

    kurulsun o konsey.
    (smuredfath, 30.01.2009 19:00)
  22. her gelen hükümetle değişen politika. niye bizde de diğer ülkelerdeki gibi ortak bir dış politika yok. her gelen kafasına göre takılıyo.
    (marcustulliuscicero, 30.01.2009 19:11)
  23. değişik ülkelerden gelmiş insanlar; masaya oturup birer cola ısmarlar...

    colalar gelince bakarlar ki, bardaklarında bir karasinek var;

    isveçli; aynı bardakta yeni cola getirilmesini ister...

    ingiliz; yeni bardakta yeni cola ister...

    finlandiyalı; sineği bardaktan alır ve colayı içer...

    rus; colayı sinekle içer...

    çinli; sineği yer fakat colayı içmez...

    yahudi; sineği yakalar ve çinli'ye satar...

    yunanlı; colanın 2/3 'ünü içer ve yeni cola ister...

    norveçli; sineği yakalar ve yem olarak kullanarak balığa çıkar...

    irlandalı; sineği ezerek colaya karıştırır ve ingiliz'e satar...

    amerikalı; lokantaya tazminat davası açar ve 65 milyon dolar tazminat talep eder...

    türk; başka gören yoksa sesini çıkarmaz, varsa da olayı şiddetle kınar...
    (voiceofloneliness, 25.04.2009 20:21)
  24. (chixculub, 14.11.2009 20:13)
  25. bu aralar yabancı basında çıkan haberlerden, en azından benim rastladıklarım, oldukça olumlu. giride tarih olunca "bu aralar" anlamlı oluyor. olmasa nereden anlayacaksın "bu aralar" ın ne aralar olduğunu?
    (ahmak ı hayal, 14.11.2009 20:32)
 sayfa  / 2

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil