neredeyse tamamen hödük insanlardan oluşmuş, mahalle karıları gibi kulaktan dolma bilgilerle haber yapıp eksikleri de "kesin şöyledir" deyip kendi götünden tamamlayan, zaten aralarında bir çok yanlı ve çarpıtılmış bilgi varken kendi sığlığı ve satılmışlığıyla iyice berbat haberler yapan, olayı bizzat yaşayan insanlara bile telefonda "siz yanlış biliyorsunuz, bu olay sağ-sol çatışmasıdır, siz birlik beraberlikte değil faşistlik derdindesiniz" diyen, bir kısmı da dış mihraplarca ayarlanan çökmüş haber ulaştırma sistemimizdir.
seçimlerden önce aldığı talimatları yerine getirerek iktidarın belirlenmesinde önemli rol oynar,
istediğini halkın gözüne sokar, istemediğini ise görmemiş gibi yapar,
yazarlar güncel sorunları bir kenara itip patronlarının arasındaki kavgaya kalemleri ile hizmet ederler,
devamlı tarafsız olduklarını iddia ederler ancak bunu pratiğe yansıtamazlar,
kalem kılıçtan keskindir sözünü ilke edinerek kendilerini bir baskı aracı olarak kullanmaktan çekinmezler,
özellikle spor basını taraftarları birbirine kırdırmak için azami gayret gösterir, çıkan maç sonrası olaylarında ise sütten çıkmış ak kaşığı oynayarak ortalıkta suçlu ararlar,
patronuna hizmet için rakip gazetenin sahibi hakkında devamlı surette karalayacı yazılar yazar, daha sonra ise rakip gazetede çalışmaya başlar ve eski patronu hakkında atıp tutar,
pınar altuğ haberlerini manşetten duyurur, sonra da halkın gittikçe duyarsızlığından şikayet eder,
sadece ve sadece kendileri ve çıkarları vardır.
not: içlerinde tabi ki işinin gereğini dürüstçe yerine getirenler de vardır ancak bu kişiler azınlıktadır.
onlar hep ağlarlar basın özgür değil diye
basın özgür olsada hiç bir şey farketmez yine
insanlar savunursa hele korkak olursa
sonuç baştan bellidir ne fark eder özgür olsada
onların eli kolu bağlı değil aslında
yazmak isteyen yazar geleni aklına
onların ağızları bantlı değil aslında
söylemek isteyen söyler geleni azına
özgür basın kimin umurunda
onlar bakar trajlarına
özgür olmak kimin umurunda
evet kazan canda olsa...
bana sözlük yazarlığı gibi bir oluşumu hatırlatır hep türk basını.. sanki yazarları birer sözlük yazarı gibi. neden mi böyle düşündüm? hadi bakalım biraz türk basınına..
- bazı yazarları çok göze batar. dilleri sivridir. sivri dilli oldukları için olur olmaz tepkiler alırlar. tepkiler artınca bazıları görüşlerini yumuşatmaya, bazıları sivriltmeye başlar.
- bazen iki yazar arasındaki tartışma, tüm basının ilgi odağı olur. tartışmalarını gazete sütunları üzerinden sürdürürler. yeri geldi mi hakaret de ederler birbirlerine, böyle olunca da sevenleri azalır.
- bazen dik başlı yazarlar çıkabilir. anında bulundukları mevkiyi kaybederler. bir nevi sürülürler.
- bazen bir yazarın söylediği/yazdığı bir şeyi çok fazla destekleyenler veya körü körüne karşı çıkanlar olabilir. bu kişiler de düşünceleri doğrultusunda, ilk yazarın açtığı konu üzerine yorumlar yaparlar. karşı çıkan neredeyse savaş açar, destekleyen de savunmaya geçer.
bir sözlükten ayrıldığı noktalar da vardır türk basınının. bu da tabi ki fikrini belirtme özgürlüğüdür. her ne kadar sivri dilli olanlar da olsa şöyle bir bakınca, yoktur türk basınında özgürce fikrini belirten. sonuçta editör meditör okur onları yayına çıkmadan. bu açıdan bakıldığında sözlük tabii biraz daha özgür addedilebilir. buradaki en büyük etken, kimliğin saklı tutulmasıdır.
her neyse.. konu dağıldı. bütün bunlar aklıma, ahmet çakar'ın "en başta ben, spor basını terbiyesizdir." sözü üzerine hıncal uluç'un yazısını okuyunca geldi. bir an şöyle bir tablo hayal ettim..
bu konu hakkında çok doluyum. umarım birileri üstlerine alınıp gerekeni yaparlar. habercilik etiği denen kavram sikilmiş resmen.
önce konuya cumhuriyet mitingleri ile başlamak istiyorum. tamam tuncay özkan çok sağlam bir adam değil ama, çeşitli sivil toplum kuruluşları bir şeyler yapmaya çalıştı, insanlar meydanlara doluşup demokratik bir tepki göstermeye çalıştılar. ulan sivas'ın şarkışla ilçesinin x köyünün istanbul derneği 500 kişilik piknik düzenlese bunu haber yaparsınız da, meydanlara toplanan milyonlarca kişi bir haber unsuru oluşturmazlar mı? iktidarın bu kadar mı şakşakçısı oldunuz?
öte tarafta taksim'in göbeğine biradult gazete sitesi günlük tıklanma sayılarını koyuyor, olayın sırrı burada;
(bkz: @1522115)
bizim bazı gazeteciler kendilerini james bond falan sanıyorlar veya kurtlar vadisi gibi dizileri çok izliyorlar. güya habercilik yapmak için kendilerini paşa olarak tanıtıp sınır karakollarından haber topluyorlar. vatansever gazetenin yazı işleri sorumluları durumu kavrayıp, basına açıklıyorlar ve habercinin iş akdinin feshedildiğini belirtiyorlar. gazeteci kesinlikle mağdur değil, yapılan az bile. mağdur ise tsk ile karakol komutanı. ben askeriye'de hukukçu olsam, haberciye ve gazeteye emir komuta zinciri altında en üst seviye genelkurmay başkanlığından başlayıp, taa en alttaki karakol komutanlığı da dahil olmak üzere davalar açtırırım. her gün duruşmaya gelsin gazeteci ve gazete patronu, emdikleri süt burunlarından gelsin.
öte tarafta ülke karışık, tarihinin en büyük sınır ötesi operasyonuna türk silahlı kuvvetleri hazırlanıyor. bizim gazetelerimiz de "şu birlik burada" , "bu birlik şu stratejik mevki için oraya mevzilendi" gibi haberlerle konuya yaklaşıp, bunların bölücübaşının veya yandaşlarının okuyarak, dağdaki teröristlere ulaştırabileceklerini düşünmuyorlar. gerçekten çok güzel bir enformasyon örneği. bizim kendi gazetelerimiz, bizim askerlerimizin her türlü manevrasını açıklıyor. genelkurmay ise olanları izleyerek herhangi bir tepki göstermiyor. bu da gerçekten bu ülkeyi korumakla mükelleflere yakışmayan bir tutum. hadi bu durum için de örnek verelim;
son tahlilde ne idüğü belirsiz bir habercilik anlayışı, diplerde sürünen bir etik hareketler silsilesi ve genel mantığa uymayan davranışlar. ne sikime yarıyorsunuz şu ülkede bir bok anlamıyorum!
yeni kanunlarla suç sabit olmadan isim yazmama yasağını; (mesela m.k. ve e.g. olan bir ismi) şu şekilde delen basındır:
daha sonra kendine saldıran e.g. (32) ile boğuşmaya başlayan m.k. (27) e.g.'ye küfür edip eve koştu (100 m). hızını alamayan m.köspeten (27) yorgan altından aldığı g3 tüfek ile (9.02 kal) e.gösteren'e (32) kurşun yağdırmaya (102 tane) başlayan maksut k. (27) emel g.'in (32) öldüğünü görene kadar olay yerinde kaldı (178 dk).
kötü niyetli ellere* geçtiğinden beri neler değişti?
-ağır başlılık, gurur ve asaletiyle dikkat çekerdi kızlarımız, şimdi dikkat çekmek için dekolte giysiler, aşırı makyaj ve de tikivari akımları tercih ediyorlar.
-bir zamanlar ellerinden kitap düşmeyen gençlerin ellerinde artık yılda bir kitap okuyorlar en fazla.
-duvarlara yazılar yazdıkları için vurulan, hayatlarını özgür ve hür bir ülke için feda edebilecek kadar kahraman olan genç erkeklerimiz şimdi duvara yazı yazmayı bırakın dilekçe yazamayacak durumdalar.
-bir öğretmen, köyün aydınıydı, bilgi hazinesiydi, şimdiki ingilizce öğretmenlerinden bazıları yabacı siyasetçilerle tercüman aracılığyla konuşuyorlar.
-sevgi için yaşıyorduk, şimdi erkeklerin tek hedefi birilerini yatağa atmak.
-paylaşımcılık vardı, cömertlik vardı, şimdi sadece vücutlarımızı, başkalarının bakışlarıyla paylaşıyoruz. başka paylaşacak şeyimiz yok.
-o zamanlar da seks ayıp değildi, bunu ulu orta yaşamak ve sevgisizce, birden fazla kişiyle yaşamak ayıptı, şimdi her filmde, reklamda, sohbette alttan altta bize verilen yaptırımlar sayesinde seks herkesle her zaman yaşanabilecek bir serbestlik olarak sunuldu.
-baş örtüsü, türban sorun değldi, halk kutuplaştırıldı.
-türk kürt kardeşti, kutuplaştırıldı.
-alevi sünni kardeşti, ayrı gruplar olarak lanse edildi, kutuplaştırıldı.
-amerika kuzu postu giymiş kurttu, hala aynı.
tanım: abd dışında her güce etki edebilecek laçkalaşmış yapı.
son günlerde baktınız mı hiç haberlere? herkes yerel seçimlere odaklandı. bakmayanlar için söylüyorum; hiçbir şey kaçırmadınız, hatta kazancınız bile var: ruh sağlığınızı korumak. haberleri ve yorumları seçim propagandaları doldurmuş durumda ve bu artık bayıcı bir düzeye geldi, hem de seçimlere 44 gün kala...
ben artık;
kemal kılıçdaroğlu'nun halk tarafından nasıl "coşku"yla karşılandığını,
kadir topbaş'ın -başta metrobüs olmak üzere- projelerinin "olağanüstü başarı"larını,
ekrem tosun'un hangi şirketlere ve kimler adına ortak olduğunu,
kemal kılıçdaroğlu'nun seçim şarkısının nasıl "çalıntı" olduğunu,
izmir'in arsenikli su tartışmasını, melih gökçek'in "icraat"larını,
murat karayalçın'ın metro projelerini vs. vs.
duymak istemiyorum.
bir kere de tarafsız ve nesnel bir haber yapın kardeşim. siz olanı yansıtsanız, halk zaten doğru olanı bulacak; ama yapan kim???
show tv baykal'ın güdümündeki kılıçdaroğlu tv'ye dönmüş, atv haber'in durumu zaten belli... doğan grubu ise tüm organlarıyla neredeyse "başbakan baykal" diye bağıracak.
ysk bunlara neden ses çıkarmıyor anlamış değilim. basının bu iki kısmı da kendince bir "düşman" yaratmış ve bu yolla kendi tarafını güçlendirmeye çalışıyor.
siz mhp'nin istanbul büyükşehir belediye başkan adayı kim biliyor musunuz ya da 8. cumhurbaşkanı turgut özal'ın oğlu ahmet özal'ın anavatan'dan istanbul büyükşehir belediye başkan adayı olacağını???
yahu bakıyorum mesela haberturk.com'a, en çok yorumlanan haber ahmet vefik alp'in demokratik sol parti'den istanbul büyükşehir belediye başkan adaylığı. demek ki konu -en azından internet okuyucuları tarafından- ilgi çekiyor. peki bugün hangi gazetelerin birinci sayfasında yer aldı bu haber? sadece posta ve zaman'da görebildim ben; onlar da 3x4 cm'lik falan.
bunların istediği şey: 2,5 partili sistem. yani güçlü bir ak parti, güçlü bir chp, zayıf bir mhp. unutmayın, düşmanı olmayan güçlü kalamaz. karşınızda hep bir hedef vardır; ona saldırmanız gerekir. bunlar da onu istiyor.
daha güzel bir yazı olabilirdi; ancak bu kadar sinirle bu kadar... bunları yazma nedenim de, içimdeki sıkıntının artık dün taşma düzeyine gelmesidir zaten.
bu basın için el insaf diyorum; gerisini size bırakıyorum...
görsel olan kısmı için; reytinge giden her yolu mübah sayan basındır.
biri mi öldü? döşe altına en acıklı müziği, dakikalarca ver haberi. en can alıcı, en kahredici, üzücü detayları vurgulamayı sakın unutma. öyle bir metin de yaz ki dinleyenin içi çıksın ağlamaktan. her bir şöylesine ekrana bakan hayata küssün, kahretsin kendini, isyan etsin kahpe kadere.
yine, bir kaza mı oldu? ver en kanlı görüntülerini mozaikleyerek. kanın rengi mozaikte daha bir belirginleştikçe, alta döşediğin müziğin yürek yakan tınıları senin kurduğun cümlelerin iç acıtıcılığında erisin ve seyreden yine ağlasın, kahrolsun. yemek yiyenlerin iştahı kaçsın. söyleşenler sussunlar. herkes sana kilitlensin. sen bunu hakediyorsun. aferin sana.
intihar eden kadının dramı, yanarak ölen gencin acıları, cinayete kurban giden yaşlı kadının yalnızlığı, trafik kazasında sakat kalan adamın çaresizliği, şehit olan bir gencecik insanın umutları.. hepsi çok ama çok ağlatır bizi, söyleyeyim sana. hepsini yayınla. durma. bak mesela şimdi bir uçak kazası oldu. ölenler de var. bir anneyle çocuğu ölmüş mesela. bul o anneyle çocuğun kazadan hemen önceki güvenlik kamerasına yansıyan görüntülerini. çocuk annesinin kucağında uyusun mesela o görüntüde. yayınla sen onu. o kadının, o çocuğun yakınları mı seyredermiş, üzülür fena mı olurlarmış hiç umursama. hem bak belki o kadının ailesinden biri, belki annesi babası, belki kucağındaki çocuğunun babası canlı yayına da bağlanır ya da en olmadı evlerinde senin programı seyrederken bayılır hastaneye kaldırılırlar da sen de hemen onların hastanedeki görüntülerini de çekersin, yayınlarsın.. reyting bu bacım kardeşim, nimet. yap her bir şeyi. etik metik dinleme. etik ne ki bir kere reytingin yanında? bak böyle anlattığım gibi yaparsan haber bültenin birmeden önce, vedalaşmadan sen, yayınlayabileceğin bir sürü reklam verirler sana. kanal kazanır. sen de kazanırsın.