muğlak bir imajı, sırf ataerkillik üzerine dayalı bir tanımla şablonlaştırma çabasıdır bu. aslında olup olmadığı, en azından bana göre, muallakta olan bir şey, hele ki şu zamanlarda.
gelgelelim bugün, türk aile yapısı ne durumda bunla ilgili bir şeyler söylemeden önce, toplumsal yaşayışla ilgili bazı şeyleri gözden geçirelim.
- en azından 20 sene önce,
bekaret genel geçer aranılan bir özellikti. şimdi de aranıyor belki ya da aranmasa bile, 20 sene önceki kadar kolay bulunamayacağı açık. bu konu üzerinde, herhangi bir polemiğe vesile olmayacak şekilde, basit bir gözlem gibi olayı belirtip geçiyorum. (burada kimse durumdan vazife çıkarıp, bekareti savunduğumu falan çıkarmasın, ha aksini de söyleyemem, sadece gördüğümü olduğu gibi yazıyorum)
- cinselliğin tabu oluşu da kalktı sayılır. ne açıdan ? en azından insanlar, eskiye göre çok daha rahat ilişkiler kurabiliyor, bu ilişkilerin ne kadar sağlıklı olup olmadığı başka bir mesele tabii.
- küçük bir kesim var, tavşan gibi sevişiyor, geri kalan yığın ise, daha kapalı bir cinsellik yaşıyor veyahut yaşayamıyor.
- toplumsal ahlak alt üst oldu. burada toplumsal ahlakı savunuyor falan değilim, sadece bir gözlem. bu ahlakın çöküşünde, 12 eylül darbesinden sonra yaşanan ekonomik değişim ve liberal politikalar da vardır. zira bir çok insan, etik olmayan şekilde (bkz:
hayali ihracat) zengin oldu. daha da açık söylemek gerekirse, devlet, liberal politikanın bir gereği olarak, zenginlere ihtiyaç olduğunu farketti ve "zengin olsun da nasıl zengin olursa olsun" mantığı güdüldü. bir de üstüne üstlük, memurlarının maaşlarını ödemekte zorlanan devletimizi yönetmekle sorumlu olan biri (bkz:
turgun özal) "
benim memurum işini bilir" lafıyla, bir anlamda rüşvete göz kırptı. yani memur maaşlarını ödeyemeyen devlet "herkes kendi işine baksın, kendi yolunu bulsun" demiş oldu. tüm bunlar, etik değerlerin yitmesine sebep oldu. "devlet deniz, yemeyen keriz" mantığı yaygınlaştı. edinilen paranın altında alın teri aramak bir kenara atıldı. büyük bir kesimin aniden zenginleştiği düşünülürse (70'lerde kaç tane zengin vardı ki ?) yozlaşmanın boyutları az çok tahmin edilebilir.
bu yozlaşma, aslında "pratik kazanç, çıkarcılık, yeri geldiğinde her türlü ahlaki kuraldan üstündür" zihniyetinin, kurnazlığın geniş kitlelerce benimsenmesi anlamına geliyor.
- sınıfsız bir toplum iken, sınıflı bir toplum haline geldik. yani eskiden, sınıf farkı, bu denli belirgin değildi. köylü-kentli çatışması, eskiden de vardı elbet ve bu da bir sınıfa tekabül eder pek tabii. fakat o zaman bu farklılığa sebep olan kentli nüfus, yadsınacak ölçüde azınlıktı. fakat bugünkü sınıf farkı, azımsanamayacak kadar fazla ve de yaygın. bu sınıf farkı, her şeyin başında, ortak kültür denilen şeye çok büyük zarar verdi. ortak değerlerin, ortak kültürün yozlaşmasına, ve ayrıca değersizleşmesine sebep oldu.
bundan 25 sene önce, birisi çıkıp, "beeeğn beyaz türküm" diye ortalıkta dolaşmıyordu, daha da önemlisi, "
beyaz türk" gibi bir kavram yoktu. zenginlik ve fakirlik arasında, bu denli bir farklılık, bu denli bir uçurum da yoktu. dünün zenginlerini zengin yapan, araba, televizyon ve radyo sahibi olmak iken, dünün fakirleri bunlardan yoksun olmasına rağmen ev sahibi olabiliyordu. şimdi, bugün fakir bir ailede bile televizyon var, hatta araba da var. bugünün zenginlerinin ayırt edici özelliği ise, bambaşka. ayrıca ev almanın zorlaşması, 80'lerden sonra iyice azıtmıştır.
tüm bunlar, sınıfsız denebilecek bir toplumu, ya da aralarındaki sınıf farkının kabul edilebilir bir düzeyde olduğu bir farklılığı, kabul edilemez düzeye çekti. şimdi bugün, gerçekten bir sınıf farkından sözedilebilir ve buradaki sınıf farkı, sadece ekonomik değil, bunun da ötesinde bir çok sosyal farklılığı içeyor.
sözün özü, dünün zengini ve fakiri ile bugünün zengini ve fakiri bambaşka. bu bambaşkalık, temelini ekonomiden alıp, yaşayışta belirgin bir yozlaşmaya dönüştü.
dün, hiç olmazsa, kitlelerin sarılabileceği bir ahlak vardı. bugün ise, herkesin zengin olmak için, yükselmek için, varlığını armağan ettiği bir yarış var.
*** *** ***
ayrıca tüm bunların ötesinde yerel faktörler de vardır. türk aile yapısı hakkında konuşmadan önce, bölgesel farklılıkların ve buradaki yaşayış farklılıklarının, insanların tutunma biçimlerinin de konuşulması gerekir fakat giri uzamasın diye bundan pek bahis etmeyeceğim.
*** *** ***
şimdi toplum hakkında onca şey yazdım buraya. bunların hiçbiri bilimsel bilgi falan da değil. sadece aklıma geldiği gibi yazdım. bu yazdıklarımdan çıkardığım sonuçlar da şunlardır.
yukarda madde madde anlattığım, aile yapısının değil, toplumun ve/veyahut kitlenin yaşadığı yaşayış değişimidir. bu yaşayış değişimi, insanların birbirlerinden ve hayattan olan beklentilerini doğal olarak değiştirir. ekonomi, her şeyi alt üst etmiştir demek istiyorum. eskiden sınıfsız bir toplum denebilecek, ve bunun harcı olan sözlü kurallar ya da ahlak, artık anlamsızlaştırılmıştır. fakat bunun ardından, yeniyi anlamlı ve güçlü kılabilecek bir etik bütünlük de oluşmamıştır. bunun da adı yozlaşmadır.
aile işte tüm bunlardan etkilenmiştir. "
türk aile yapısı" diye tabir edilen, ve aslında artık pek de muğlak ve belirsiz bir imaja karşı düşen şey, yukarıdaki değişimler sonucunda yaşamı anlamlı kılacak tutunulabilir hiçbir şey bulamadığı için dağılmıştır.
çünkü eski yani geleneksel olan gitmiştir, bunun sebebi ekonomikti. sonrasında ise, eskinin yerini tutabilecek bir yeni harç dökülmemiştir ya da oluşmamıştır. oluşan boşluk, cehalet ve sığlık ile doldurulmaya çalışılmış, maddiyat ile amaçlandırılmaya çalışılmış, ve bunlar yetersiz kalmıştır. bu da aile yapısının anlamını daraltmıştır işte.
ayrıca kimse burada yazılanlar üzerinden de ahkam kesmesin, bunlar benim bilimsel olmayan, nacizane gözlemlerimdir sadece.