mevcut sınav sistemimizde en düşük puanlı bölümlerin öğretmenlik olması dolayısıyla oluşan durum.
insan açıköğretim okuyup öğretmen olabiliyorsa olacağı budur haliyle.
öğretmenin, malum kafaların algısıyla müfredata koyulmuş, allahına kadar ezzzber konuları düşünerek, sorgulayarak anlatması nasıl bekleniyor, anlamıyorum.
bir tarih öğretmeni diyelim, şimdi azıcık ezber bozmaya kalksa, başına neler gelir, türkiye koşullarında, neler olacağını tahmin edemeyen yoktur.
fen derslerinden fazla anlamam ama, şimdi türkiye'nin kaç okulunda doğru düzgün laboratuvar var annem? var da, öğretmen mi boş boş oturuyor. ver formülü gitsin, wwoooowww kalitesizlik diz boyu, di mi annem. vallahi, öğretmenin yerine koymak lazım böyle kaliteli yavrucakları, formül vermekten başka ne yapabilecekler onu merak ediyorum. hani böyle, birçok şeyden mağdur çocuklarımızın bulunduğu o okullara, evet o okullar işte. anlaşılıyordur.
muhterem validemin sınıf öğretmeni olmasından mütevellid, öğrenebildiğim kadarıyla, yeni sisteme geçti bizim gral milli eğitim, her öğrenci ile ilgili tek tek rapor tutulacak, yıl içinde okuduğu kitaplar, katıldığı etkinlikler, okul evrakları ve e-okul şeysine olmak üzere iki kez kayda geçecek. pekiii, bu sistem, kaç öğrencili sınıflarla yapılır? türkiye gerçeğini yok sayarak oluşturulan bu zımbırtılar, ne halta yarar, düşünmek lazım. ha bir de yardımcı öğretmen olayı var, şu etkinliği de yardımcı öğretmen yapacak efenim diye not düşmüşler kitaplara, nerede yardımcı öğretmen, mesela elbistan'ın bir köy okulunda bulunur mu, merak içindeyim. etkinlikler, evet, her okulumuzda, düzenli olarak çeşitli etkinliker düzenleniyor; ancak sorumsuz öğretmenlerimiz, kalitesiz olduklarından katılmıyorlar, hatta yapılmasını engelliyorlar bu etkinliklerin.
işte öyle, 65 kişilik sınıflarda, ezber bozmak, öğrenci merkezli eğitim falan filan çok kolay olmuyor.
o idealistlik, imkânsızlıklardan imkân yaratma, bomboş okula birden yığınla materyal, malzeme getirmek falan, öyle dizilerdeki gibi değil.
hayatında, gözü dönmüş, idareci olabilmek için şebekliğin allahını yapan, sendika değiştirip, ona göre milletle kanka olan it sürülerinin varlığından haberdar olmayanlar, öğretmenlerden ne beklediklerini bir daha sorgulasınlar bence. çıkarına dokunduğu için, okula, öğrenciler için malzeme aldırmayan idarecilerin arasında, idealistlik öyle pek kolay olmuyor. idareci de tek sorun değil, bunun il milli eğitiminden müfettişine bilmemneyine yığınla sorun.
fena halde kandırılıyor millet, öğretmen maaşı yüzde beş zam mı aldı, gazetelerde çıkıyor böyle, sonra iptal oluyor zam, ama iptal haberi çıkmıyor gazetelerde, bizim duyarlı halkımız da'' vayy lan öğretmene bak bee, zaten iş mi öğretmenlik şu kadar tatil, wooowww, lan öğretmen olacaktık heeaaa'' moduna geçiyor. üç ay tatil efsanesine de değineyim, üç ay değil, bir ay o. bütünleme sınavları, seminlerler falan derken, sadece temmuz kalıyor.
kapılmamak lazım öyle her şeye. hayat türküsü isimli güzide dizimizde, o zamanın milli eğitim bakanı, van'ın bilmemne ilçesinin bilmemne okulunu ihyâ etmiş olabilir; ama dizi var orada, reklam var, öyle televizyonsuz, reklamsız, olmaz öyle şeyler.
afet öğretmen muhabbetine falan değinmiyorum bile. dizi izleyip izleyip, türkiye'nin genel vaziyetini bilmeden, ezberci sistemi idealist öğretmenler yıkacak vaziyetinde takılmak, uçarılıktır. ''madem öğretmenlik bu kadar kolay, madem sokaktan geçeni alıyorlar, seni baş göz üstüne alırlar, gel çalış da, yık bütün o angaryaları, kaliteyi görelim.'' derler adama.
öğretmenlerin her şeyden geçmiş olası hatta içlerinin geçmiş olması sonrasında yeni neslin de öyle olması sonucunu doğuruyor. öyle ki geçim derdinde olan bir öğretmenin kafası zaten doludur ve kendini sürekli olarak geliştirmekten yoksundur. üzerine, yaşını başını almasına rağmen hala ağaç gibi okula kök salması da ayrı bir derttir kanımca.
halbuki genç ve kendini geliştiren öğretmenler öğrencinin gözünde kıymetli olursa , öğrencinin ondan bir şeyler alma istediği nispeten daha yüksek olur.sonuçta çoğu zaman insan , hayranlık duyduğu insanın ağzından çıkan her kelimeyi dinleme durumundadır . ancak canım ülkemizdeki öğretmenlerin değil kendilerini geliştirmek, kemerlerini toplayası bile yok.bundan dolayı , öğrencilerden daha cahil yahut genel kültürü düşük öğretmenin , öğrencilerinin ona duyduğu saygı yıpranmış ve ona olan ilgileri azalmış oluyor.( genelleme yapmıyorum. zira öyle adamlar var ki ağzımdan salyalar akıtarak dinlediğimi hatırlıyorum. örneğin adam dizel motorları dersine giriyor ama felsefeden bahsederken uzman bir kişi edası sergiliyor. dolayısı ile öğrencinin gözünde statü ve sevgi kazanıyor ve anlattığı ders daha bir şevkle dinleniyor )
tüm bunların yanında öğretmenin tüm zevkini kaçıran durumlar da mevcut. örneğin ; öğrenci/çocuk küçükken merak içerisinde oluyor ve anne babasına '' anne bu ne '' '' baba o ne '' '' anne zart '' '' baba zurt '' gibi sorular soruyor. ancak eğitimsiz yahut bilgisiz ebeveynler çocuklarına verebilecekleri yanıtlardan yoksun oluyor ve '' de sektir get la odana '' türevi cevaplar veriyorlar. çocuğun merak duygusunun körelmesi kaçınılmaz oluyor. sonrasında okula başlayan bu çocuk, merak duygusundan yoksun , derslerden uzak , ilgisiz ve sıkkın bir şekilde derslere giriyor ve derslerden bir sik almak istemeyen öğrenciyi gören öğretmenin çabaları sonsuza dek süremiyor. bir yerde tüm isteği yok olup gidiyor , kalitesiz öğretmen olma yoluna giriyor.
edit : saygıdeğer öğretmenleri karalama gibi bir niyetim yok. niyetim , adamları yaptıkları işten , zevkle , tutku ile yaptıkları işten nasıl soğuttuğumuzu dile getirmektir. ancak belirtmek isterim ki büyük şehirlerde karşılaştığımız , kendini beğenmiş , ''ben öğretmenim lan'' söylevi ile ezik egosunu tamir etmeye çalışan öğretmen bozuntuları , mesleği küçük düşüren bilimum etkendir.
gözlerine asit atılıp kör edilen ama görev verseler gene o bölgeye giderim diyen öğretmenimize bakılarak bile çürütülebilecek savımsı. türk öğretmeni kalitesiz diye genelleme yapmak ne büyük bir hatadır. doğu'da ülkesi için savaşan bir asker edasıyla tek amacı çocukları eğitmek olan öğretmenlere büyük bir haksızlıktır bu söylenen. bence kalitesiz olan öğretmenler değil, baştan aşağı sistem ve bu sistemi yönetenlerdir. nokta.
ihtimal vermediğim bişeydir.bugün burada bişeyler yazabiliyorsak onların sayesinde yapabiliyoruzdur bunu..
ha hepsi iyi demiyorum.ama unutmamak lazım ki istisnalar kaideyi bozmaz..
türk öğrencisinin ve aslında insanının kalitesiz olmasının sonucudur. hangi işimizde kalite var?
öte yandan devlet öğretmenine ne kadar sahip çıkıyor orası da malum. bu şartlar altında öğretmenler dünyada olup biteni araştırıp kendini sürekli geliştiren ve bunu karşısındakine aktaran kişiler olamıyor.
ama yine de annesi ve babası 25'er yıl öğretmen olarak hizmet ve öğretmenler arasında büyümüş biri olarak bu başlık beni çok rahatsız ediyor.
türkiyede öğretim sisteminin kalitesiz değil de türk öğretmenlerinin kalitesiz olduğunu vurgulayan garip çıkarım. türkiyeye yabancı öğretmen getirsek aynı yaşam koşullar ve maaşla çalışsalar, bırak kaliteyi eğitimi falan hemen ülkelerine dönerler. yok ben idealistim diyeni de en fazla 1 dönem dayanır. çünkü polat alemdar fanı bir öğrencinin hocaya bıçak çekmesi takribi 1 dönem alacaktır, bu durumda da yabancı öğretmen ayaklarını götüne vura vura ülkesine kaçarak türkiyede öğretmen olmayı bir survival tadında anlatacaktır.
bir de öğretmen ne kadar kaliteli olursa olsun, kişinin ondan alacağı beyninin kapasitesi kadardır. sıradan bir beyne oxfort'u kazandıracak bir öğretmeni hiçbir millet yetiştiremez diye düşünüyorum. oxfortu da geçtim kişinin sağlıklı bir birey olması da yine kendi elindedir. öğretmen ancak ışık tutabilir.
sisteme laf edemeyecek küçük yüreklilerin anlayamadığım garip savı. öğretmenlerin yaşlılığından ve zaman zaman verimsizliğinden şikayetçiyseniz şayet, biraz daha derin düşünecek olursanız sorunun ekonomik sisteme bağlı eğitim sisteminde olduğunu anlayabilirsiniz. avrupadaki öğretmen maaşları ile yurdumuzdaki maaşları karşılaştırmayın bile. devlette çalışan öğretmenlerin binbir türlü derdi var, az daha para kazansın diye emekli olmuyorlar, elbette ki içlerinde sistemle alakası olmayan işini sevmeyen ve bu yüzden kalitesi düşen öğretmenler de var . lakin sorun tamamen sistemdedir. ve eğitim sisteminden zarar gören öğrencinin taşkınlığı ,tembelliği ya da aldırmazlığı öğretmene yansımaktadır bu da öğretmeni kalitesiz gösteren etkenlerden bir tanesi. her yol sisteme çıkıyor. ama kimse sesini çıkarmadığı gibi bir de öğretmene laf atıyor.
o zaman beni yabancı öğretmenler okuttu dememe sebebiyet veren durum. 1. sınıftan lise sona kadar gayet kaliteli öğretmenlerin çokluğunu gördüm ki ilkokulda sayısız öğretmen değiştiren biri olarak hepsinin kaliteli çıkması tesadüf veya şans olamaz diye düşünüyorum.
başlığını gördüğümde şaşırdığım, ilk giriyi gördüğümde daha da şaşırdığım önermedir.
türk öğretmenlerinin kalitesiz olduğunun gerekçesi üniversitelerdeki eğitim-öğretim, öğretmenlerin bilgi ve becerileri midir?
türk öğretmenlerinin kalitesiz olduğunun gerekçesi sistem midir?
türkiye'deki bir çok üniversitede öğretmen yetiştiren bölümün layıkıyla öğretmen yetiştirdiği düşüncesindeyim.
öğretmen liselerine öğretmen olmak istemeyen öğrenciler alınmaya devam edilirse, öğretmenlik istemeyen öğrenciler bile boşta kalmamak için ek puanın da büyük etkisiyle öğretmenlik yazmaya devam edecekler. öğretmenlik harici bölüm yazılması halinde kesilirse ek puan; öğretmen olmak istemeyen öğretmen liselerine gitmez, öğretmen liseleri asıl işlevini gerçekleştirmiş olur.
ne kadar ekmek o kadar köfte bilincinde olmamalı bir öğretmen. devletle olan problemin acısını çocuklardan çıkartmamalı. o çocuklar bizim geleceğimiz. rahatsız olduğumuz eğitim sistemini öğretmenlerin yetiştirdikleri öğrenciler değiştirecek veya değiştirmeyecekler. bunun yanısıra, diğer ülkelerdeki öğretmen maaşları ile ülkemizdeki öğretmen maaşları arasındaki farkın bilincinde olacak ve bu farkı mümkün olduğunca kapatmaya çalışılmalı! ama bu sorun devletle öğretmen arasındadır. öğrenci bu soruna alet edilmemelidir.
yapılandırmacılığın öğretmenler tarafından uygulanabilirliğini denetlenemeli, hizmetiçi eğitimin yeterli olup olmadığının farkında olunmalı.
kpss denilen illet değiştirilmeli ki yeni nesil öğretmenler evlerinde çürümesin. yeni bir eğitim sistemi getirildiyse, yapılandırmacı eğitimi iyi bilen öğretmenlerle bu sistem bir an önce rayına sokulmalı. kpss'nin içeriği değiştirilmeli gerekirse. bir öğretmen adayı mesleğinde başarılı mı başarısız mı olacağını ölçmeli kpss. başka şeyleri değil!
emeklilik yaşı geldiği halde öğretmenlik yapanların maaşlarını vermeyi göze alıp, emekliye ayrılmalı.
öğretmenler doğuya korkmadan gidebilmeli. bunu devlet sağlayabilmeli.
okul sayısı, kitap sayısı, bilgisayar sayısı arttırılmalı; sınıflardaki öğrenci sayısı azaltılmalı.
tüm bunlar olursa sistem de kaliteli olur, öğretmenin de kalitesini ortaya koyabilme fırsatı da...
belki bir gün gerçekleşir tüm bunlar, belki de sadece bir ütopyadan ibaret olarak kalır.
suçu eğitim sistemine atıp da kendini savunmak isteyenlerin söylemi... eğitim sistemi bir halta yaramayabilir ki yaramıyordur da. formasyon derslerinde çocuğun annesinden süt emmesini libidoya ve sapıklığa bağlayan freud'un sapıklıklarını öğrencilere eğitim diye veriyorsanız, bu eğitimden elbet bir halt olmaz lakin insan kaliteli ya da kalitesiz olması sadece eğitime bağlı değildir. kendini geliştirmek isteyen insan, hangi meslekte olursa olsun gerçekten isterse eğer, bunu başarabilir. bu kadar maaşa bu kadar kaliteliyim gibi akıllara zarar laflarla bu ülke bir yere gelmez. mühendislik de öğretmenlik de yazarım, mühendislik gelmezse öğretmen olurum mantığıyla hareket eden bir beyinden zaten öğretmen olmaz. öğretmenliğin manasını kavramayan, 40 yıllık öğretmen olsa da kalitesiz kalmaya mecburdur.
özellikle ilkokul öğretmenlerinde görülen durumdur. şu an öyle mi bilmiyorum ama bizim zamanımızda nerdeyse tamamı şişman, göbekli adamlar ve kadınlar topluluğundan oluşmaktaydı. okulun en zayıf ve en zarif hocasına sahip olduğum için şanslıydım bir bakıma. eğitim kalitesine gelince... sanki bir dönem sınıf öğretmenliği kadrosunda bir milyon kişilik yer açılmış, o boşluk sokaktan geçen kendi halinde insanlar tarafından doldurulmuş gibiydi. göbeğini kaşıyan adam tanımını bekir coşkun'dan önce ben bulmuştum hatta, hem de daha ilkokul yıllarında. öğretmenliğe saygı duyuyorum, öğretmen adayıyım (yazarın giride kendi özel hayatından bahsetmesi) ama bu kadar da olmaz ki hacı. eline bir metre uzunluğunda 10 santim çapında bir sopa alarak dayak atanlar mı dersin, kendini milli eğitim bakanı sananlar mı dersin... kaldı ki ilkokul eğitimi temeldi(r). eskiden öyle nerde anaokulu kreş falan... hasılı bu konu kalbimde iyileşmeyecek bir yaradır.
birçok sebebi vardır. sıralamak gerekirse,
- müfredat
- sınav sistemi, sınavda başarı sağlamayı hedef alan toplum, öğrenci, sistem, herşey
- öğretmenlik eğitiminin yetersiz olması
- öğretmen olmanın istekten çok şansa bağlı olması
bllgi açısından çok yetersiz öğretmenler de gördüm, çok iyilerini de gördüm. hiç unutmuyorum, lise fizikte hareket konusunu, tahtaya 20 grafik çizip bunları ezberleyeceksiniz diyen bir fizik hocam vardı, gerçekten kafası pek çalışmazdı, ama ona kızamıyorum, o kadını alıp öğretmen yapan devlettedir suç. çok başka bir meslekte çok başarılı bir insan olabilirdi. malesef mevcut sistemimiz öğrencileri meslek tercihleri konusunda "ne bok yerlerse yesinler" düzeyinde bırakıyor, sonucunu her yerde görüyoruz, sadece öğretmenlerde değil.
aldıkları maaşla ev geçindiremeyip,pazarcı tencere satıcısı,vb pek çok işte para kazanmayı, daha doğrusu insanca yaşamaya kalktıklarından kafaları karışır. hatta türk filmlerine konu olur.
işkembeden bir tespittir. bir kez "kalitesiz" ya da "kaliteli" demek için birileriyle kıyaslamak gerekiyor. kimden daha kaliteli, kimden daha kalitesiz? ingiliz öğretmenlerine kıyasla mı daha kalitesizler? nasıl kıyaslıyoruz? kaç kişi hayatında başka memleketin öğretmenlerini gördü ki türk öğretmene "kalitesiz" diyebiliyor? hayret bir durum.
bakayım ilk ve orta öğrenimim kaç seneymiş? 5+4+3=12 sene. bu dönemde "bana göre çok iyi" olan öğretmenler de gördüm, "bana göre çok kötü" olanları da. hani sevdiğim var, sevmediğim var ama kimi arkadaşların bahsettiği "ne kadar ekmek o kadar köfte mantığıyla aldığı para kadar hizmet veren" tek bir tane öğretmen gördüm (ki kendisi bunu kendi ağzıyla söyledi), o hocamız da itü hazırlık okulu'ndan kanadalı bir öğretmendi. "zaten itü bana az ödüyor (ay ti yu does not pay me well)" dedi (arada lafı geçmişken o karının cibilliyetini skeyim. neyse). onun haricinde birinin "az para" meselesiyle verdiği hizmeti bağdaştırdığını göremedim. bakın, öğretmenlerin maaşlarının düşük olduğunu kastetmek başka, düşük maaş aldıkları için kaliteden ödün verdiklerini söylemek başkadır. maaşını az bulup o kadar bilgi veren öğretmen belki de vardır; ben görmedim diye "yoktur" demenin bir alemi yoktur ama, genelin içinde olma olasılığı çok az olan insanların meylinden genellemeye varmak çok büyük bir hatadır. at iziyle it izi birbirine girmesin.
öncelikle bütün genellemeler yanlıştır. ne kaliteli öğretmenler vardır kendileri kpss'de atanamadığı için dersanelerde çalışmaktadır. her bok öğretmenlerde zaten değil mi? hiç başkasının suçu yok. okula satır ile gelen, hocanın karşısında ayaklarını sıranın üstüne koyan öğrenci de suç yok. babası biraz para yedirdi diye müdürler tarafından kollanan öğrencinin suçu yok. sınavlara girmedi diye sıfır verilip de sınıfta kalan öğrencinin suçu yok. ancak derste iki soru çözebilme kapasitesine sahip öğrencilerde suç yok. çocuklarıyla ilgilenmeyen, çocuğunun okulda ne yaptığıyla, derslerinle ilgilenmeyen, kitaplarını sadece okulda açtığını bilmeyen, "aman okuldan geldi. çıksın biraz dışarıda oynasın ben de rahat rahat esra ceyhan'ı izleyeyim, yok olmadı esra erol izlerim. hem o da dışarıdayken yorulur akşam eve gelince erken yatar evde şımarıklık yapmaz hem." diyen veli de suç yok. televizyonlarda okul dizisi çevirip de hiç ders çalışıldığını göstermeyen, okul dizilerini entrika dizilerine çevirenlerde suç yok. çocukların tv izleme saatlerinde televizyonlarda abidik gubidik şeyler yayınlayanlarda suç yok. öğretmenin bir üniteyi konu ne kadar zor olursa olsun bir haftada bitirme zorunluğu koyan müfredatta suç yok.
bütün suç öğretmenlerde he mi? hadi ya ordan...
dersten kalınca öğretmen kafayı takar. gürültü yaptın diye sınıftan atınca öğretmen takar, derslerini çalışmayıp sıfır alınca öğretmen zor sorar kafayı takar. sonra da kalitesiz öğretmen. sen çok mu kalitelisin ki öğretmen kalitesiz?
sözlükler öğretmenlerin aynası ise, tüm öğretmenler kalitesizdir. yok sözlükler işi gücü olmayan elemanların elitist tavırlar sergileyip bir çeşit masturbasyon yaptığı yer ise, öğretmenlere bok atanları ziksinler.
kesinlikle öyleler. mesela ben tanzanya'da "eğitim" aldığım için "- hepsi isteyerek öğretmen olmuyor" diye bir cümle kurmam. kurarsam "hiç biri isteyerek öğretmen olmuyor" derim mesela.