türki sigarası. o kadar hafifki dumanı çekmek için çok çaba gerekiyor, tadıysa o kadar iğrenç ki yarısına gelemeden söndürdüm. ucuz ama içilecek gibi değil. eski camel'daki türk tütününü arayanlar bir şey bulamayacak.
insanların türküleri kendilerinden güzel,
kendilerinden umutlu,
kendilerinden kederli,
daha uzun ömürlü kendilerinden.
sevdim insanlardan çok türkülerini.
insansız yaşayabildim
türküsüz hiçbir zaman.
hiçbir zaman beni aldatmadı türküler de.
türküleri anladım hangi dilde söylenirse söylensin.
bu dünyada yiyip içtiklerimin,
gezip tozduklarımın,
görüp işittiklerimin,
dokunduklarımın, anladıklarımın
hiçbiri, hiçbiri,
beni bahtiyar etmedi türküler kadar...
nazım hikmet ran
insanın büyüyüp doğduğu topraklara maniler yazmasıdır.
anadolu'nun özünde vardır ağıtlar yazıp, destanlaşan türküler söylemek. kimi askere giden nişanlısı için kimi gurbete giden çocuğu için kimiyse ölenin arkasından söyler buram buram hasret kokan türkülerini. dertlidir çoğu türkü; çaresini içinde barındırır.
türkü sevene yakılandır. türkü gurbete düşünce ağzından düşmeyendir. türkü uzaklardayken her derde devadır.
yardan uzak kalırsın; yâri arar iken yardan ıradım, yârdan ayrı kalmak zor imiş meğer dersin. gitmek gerekir; işte gidiyorum çeşmi siyahım diyerek yollara düşersin. derdin vardır, sese tahammül edemessin; ötme bülbül, derdi derde katma bülbül, benim derdim bana yeter, bir dert de sen katma bülbül diyerek ele verirsin kendini. gitmekle gitmemek arasında kalınca; ardımda sevdan var, seni bırakıp gidemem diyerek kalırsın beride. ama gurbet bu, karşı çıkamassın çoğunda ve oy gülüm yaman oldu hallarımız neyleyim, gurbet elin çilesi zor bilmedim derken bulursun kendini yad ellerde. sığınırsın yaradana ve dua edersin; kadir mevlâm senden bir dileğim var...
türküdür bu, yanan cana su serper, yolları kısaltır.
kim susturabilir bizim türkümüzü, kim?
biz ki bu hasreti,
semahların seyrinden alıp gelmişiz,
biz ki onu sitemkar anaların
kirpiğinden derlemişiz;
süzülsün de acının derin izler bıraktığı
gül yanaklardan,
yere dökülsün istememişiz!
bizim türkümüzü rüzgar söyler her gece
ay vurdukça parıldar
gün doğdukça hız alır.
nevroz ateşleriyle sağaltarak
çırpınan yarasını,
can havliyle, kardaş,
kan içinde bir kartal gibi,
vadilere saldırır!
türkülere ilişmeyin!
türküler nehirdir, gecenin bağrına akar.
fazla eşelemeyin kardaş,
taşınca ne siperler kalır,
ne dev barikatlar.
deşmeyin diyorum... deşmeyin!..
kim susturabilir bizim türkümüzü, kim?
biz ki nice amansız badirelerde,
serden geçmişiz.
biz ki, ilmikler boynumuza takılıyken bile
türkü söylemişiz.
sonra ırmak boylarında gövertip,
körpe otların serinliğinde,
dağlara emanet etmişiz!
biz ki her yangının külünden,
diri canlar yaratmışız.
biz ki mazlumların defterine
kanlı resimlerle sıralanmışız.
banaz yaylasından kerbela'ya
kar götürsün turnalar!
ölürüz sanma kardaş,
dostun attığı gülden yaralanmışız...
kim susturabilir bizim türkümüzü, kim?
biz ki karacaoğlan'ı aşkla,
veysel'i toprakla yüceltmişiz...
biz ki köroğlu'nun narasıyla nice beyleri
yere çökertmişiz!
yine de masum bir bebek gibi,
avuç-avuç sevdamızı,
kalanlara vasiyet etmişiz...
adam dediğin, sapına kadar yiğit olmalı,
ne karıncayı incitmeli,
ne de ozanları yakmalı...
öyle sansar gibi pusu kurup
punduna getirmek de neymiş?
adam dediğin, kardaş,
yüreği varsa eğer,
getirip ortaya koymalı!..
türküleri yakmayın!..
türküler çiçektir, en umutsuz zamanlarda açar.
kavgayı uzatmayın kardaş,
yüzyıllardır tuz döke-döke
çürüdü bu yaralar,
kanatmayın diyorum... kanatmayın!..
"türkü; içinde felsefe,olay,savaş,ağıt,anı ,içeren bir sanattır. müzik; türkü için sadece bir unsurdur, bir müracaat noktasıdır, türküyü yalnız müzik olarak algılamak ona yapılabilecek en büyük hakarettir"
şimdi bir tanesi takıldı benim aklıma, sözlerini de yazayım tam olsun;
"horozumu kaçırdılar
damdan dama uçurdular
suyuna da pilav pişirdiler
aman da aman çil horozum" (son dizeyi attım)
ulan elin adamları masal yazıp horoza da başrol verdikleri zaman, horoz gidip orkestra falan kuruyor. bizim öznenin suyuna pilav pişiriliyor. biz de bu hikayeyi neşeli bir şekilde el çırparak anlatıyoruz. garip bir milletiz vesselam.
"ne zaman bir türkü dinlesem, şairliğimden utanırım" der ya bedri rahmi eyüboğlu, her türlü türküyle karıştırılmaması gereken "o türkü"lerdir.
lambada titreyen alevin üşüdüğü, aşkın kağıda yazılamadığı ve hududunun çizilemediği, gözün alemi gezip de gönlün biriyle olduğu, dost zarfına pul satarak hayatını kazananların yağmur ve bulut olup maçka'da buluştuğu, zülfün yüze dökülüp kaşın göze yakıştığı, "ya beni de götür ya sen de gitme" deyip, gidince uzakta kalanın "ya sen gel ya beni de aldır" dediği o türküler.