güzide duran'ın, erkek arkadaşınız sizi kıskanıyor mu sorusuna "hiç bir boyfriendimle böyle bi sorunum olmadı" şeklinde cevap vererek gerçekleştirdiği eylem.
türkçeyi sevmeyen yerine ingilizceyi tercih eden bazı kişilerce bilinçli olarak kasten yapılan, bazılarının ingilizce bildiklerini göstermek için düşüncesizce yapılan, bazılarınında farkına varmadan gafilce yaptıkları, bazılarınca türkçeyi iyi yada normal seviyede bilmeden zoraki olarak yabancı kelimelerle türkçe kelimelerin sentezini yaptıkları sonucu oluşan eylemdir...
bir dil nasıl bir gecede oluşmuyorsa, tarihle harmanlanıp gelişiyorsa, bir dili katletmek de bir sürecin sonucudur. öyle bir süreçtir ki bu, dilde yabancılaşma-dile yabancılaşma nedeniyle oluşur. mail grubundan gelen bir yazı, sanırım durumu çok iyi özetleyecektir:
yıl: 1965
"karşıma âniden çıkınca ziyâdesiyle şaşakaldım... nasıl bir edâ takınacağıma hükûm veremedim, âdetâ vecde geldim. buna mukâbil az bir müddet sonra kendime gelir gibi oldum, yüzünde beni fevkalâde rahatlatan bir tebessüm vardı.. üstümü başımı toparladım, kendinden emin bir sesle 'akşam-ı şerifleriniz hayrolsun' dedim..."
yıl: 1975
"karşıma birdenbire çıkınca çok şaşırdım... ne yapacağıma karar veremedim, heyecandan ayaklarım titredi. ama çok geçmeden kendime gelir gibi oldum, yüzünde beni rahatlatan bir gülümseme vardı... üstüme çeki düzen verdim, kendinden emin bir sesle 'iyi akşamlar' dedim..."
yıl: 1985
"karşıma âniden çıkınca fevkalâde şaşırdım... nitekim ne yapacağıma hükûm veremedim, heyecandan ayaklarım titredi. amma ve lâkin kısa bir süre sonrakendime gelir gibi oldum, nitekim yüzünde beni ferahlatan bir tebessüm vardı... üstüme çeki düzen verdim, kendinden emin bir sesle 'hayırlı akşamlar' dedim..."
yıl: 1995
"karşıma birdenbire çıkınca çok şaşırdım... fenâ hâlde kal geldi yâni... ama bu iş bizi bozar dedim. baktım o da bana bakıyor, bu iş tamamdır dedim... manitayı tavlamak için doğruldum, artistik bir sesle 'selâm' dedim..."
yıl: 2006
"Âbi onu karşımda öyle görünce çüş falan oldum yâni... oğlum bu iş bizi kasar dedim, fenâ göçeriz dedim, enjoy durumları yâni... ama concon muyum ki ben, baktım ki o da bana kesik... sarıl oğlum dedim, bu manita senin... 'hav ar yu yavrum?'"
yıl: 2026
"ven ay vaz si hör, ben çok yâni öyle işte birden.. off, ay dont nov âbi yaa.. ama o da bana öyle baktı, if so âşık len bu manita.. 'hay beybi..'"
durum git gide vahimleşmektedir. bunu engelleyebilecek olanlar yine bizleriz. sahip çıkmamız gereken bir dilimiz olduğunu unutmayalım...
gereksiz artistik yapmanın, "bakın ben yabancı dil biliyorum!" zevzekliğinin almış götürmüş durumudur. özellikle "x" ve "w" kullanımı bu gibi tipler arasında revaçtadır.
şimdiki zamanla biten cümlelerde "r" harfinin unutulması ve gelecek zamanla bitenlerin "-cam,-cem" ile bitirilmesi de güzel türkçemize vurulan darbelerden biridir. örn: yapıcam, ediyo...
1-)türkçe konuşmaya çalışırken "bakın ben ingilizce kelime biliyorum" dercesine ("ay bu çok terrible ama yaa" gibi,"ayh çıkar o horse göslüklerini gibi (bkz: ben bunu gördüm) ) hem türkçe hem ingilizce katli yapmaktır.
2-)türkçe karakter kullanmamaktır.
3-)kullanmak ama yanlış yerde kullanmaktır . ( yıne ve yagis yazan insan modeli )
4-)türkçe'yi iğrenç konuşmak ve aynı iğrençlikte yazmaktır.("ayy noloo burda yıanii bi drinklettirmedınız innsnaa"gibi)
yabancı dilde verilen derslerin hocalarında görülebilen bir durum.
hoca dersi ingilizce anlattıktan sonra kimsenin bir şey anlamadığının farkına varır ve bir de türkçe anlatalım der.
şimdi burada gördüğünüz oxidizing agent ve reducing agentlar.birisi diğerinin charge'ını azaltıyor diğeri de yükseltiyor.bu arada az önce anlattığım gibi hangi elementlerin reaction'a girip girmediğini iyi ezberleyin.
ders çıkışı hocayla aramızda geçen konuşma:
- hocam benim bildiğim kadarıyla gümüş yarısoy bir metal ve sadece oksijenli asitlerle tepkime veriyor.siz derste tepkime vermez demiştiniz ben anlamadım.
- evet yani, dediğin gibi silver oksijenli asitle reaction'a girer.
"sabit basınç ve volume'da mol sayısındaki artış temperature'ı decrease eder" diyen hocamızı buradan selamlarım.
türkçeyi katletmede ki mantığı anlamakta zorluk çeken binlerce insandan biri olarak.bizim dilimizin neyi eksik ki insanlar bir özenti uğruna namusumuz sayılan dilimiz ayaklar altına almakta bir sakınca görmüyorlar.eksiği derken fazlası olan bir dilimiz var, düşünün bir kere ingilizce de gönül kelimesinin bir karşılığı bile yok.
(bkz: gönlünden gelerek yazmak)
laf arasına ingilizce kelimeler sokuşturmamak, sokuşturanı tespit etmek kolaydır da, bu imla kuralları pek bir zordur. o kadar kural, kim aklında tutacak? hal böyleyken "türkçe katlediliyor" konusu altına tikileri yazmak yeterli oluyor kuşkusuz.
gazeteler ve televizyon kanalları bile dikkat etmiyorken, zaten ne gereği var?
değil mi?