türkçede var olan saçma sapan bir çok ses uyumu (düzlük yuvarlaklık gibi çok başarılı olanları kastetmiyorum) olduğunu bilmeden kullandığı kelimeleri türkçe sanan insanın konuşması süresince yaptığı eylem.fakat bu kuralları bilenler dahi saf bir türkçe konuşamayacağının bilincine vararak umursamamaya başlayabilirler (benim gibi)
türkçesi varken ingilizce kelimeler kullanmak'tan daha kötü olmayan eylem. zira türkçe, arapça ve farsça kelimeleri bünyesinde fazlaca barındıran bir dil olup, arapça'nın zenginliğine sahip olmadığı için bu kelimelerin pek de türkçe'sinin olduğu söylenemez. ayrıca bazı kelimelerin dilde alışıldık olduğu şekilde kökenine bakılmaksızın kullanılması o dilin yararınadır, her zaman otobüs demek (arapça olmasa da) oturgaçlı götürgeç demekten iyidir.
içinde bulunulan coğrafya ve sanat, din, tarih gibi alanlardaki yakın ilişkiler nedeniyle oldukça normal karşılanası durumdur. her iki ve hatta üç (farsça) dil, birbirinden kız alıp vermiş, birbirinin kederine ağlamış sevincine ortak olmuştur. şu halde kaçınılmaz olarak -dillerin canlılık özelliği de dikkate alınarak- diller birbirinden etkilenecektir. ve hatta bazen bir durumu ifade etmek için türkçe olanı yerine arapçasını kullanmak daha oturaklu ve daha bir ağır abi tadında olabiliyor. hele yaşınız oldukça genç iken bu türden bir eyleme girişirseniz toplumda özel bir yeriniz bile oluveriyor. önemli olan türkçenin hiç bir bağının bulunmadığı diğer dillerden etkilenmemesi olmalıdır. (fransızca, ingilizce gibi)
günlük hayatta kullanılan haliyle kullanıldığında (kökeni arapça olabilir) çok fazla rahatsız etmeyen, hede-i hödö şeklinde kullanıldığında ise dayanılmaz bir kaşıntı yaratan durum.
genelde teyzelerimizin, amcalarımızın, ninelerimizin dedelerimizin bol bol gerçekleştirdiği ve benimde konuşmalarından hiç bir halt anlayamadığım durum.
dinsel amaçlar ve çok ekstrem örnekler dışında desteklenebilecek eylem. elin ispanyolu'nun dilinde de binlerce arapça kelime bulunmaktadır*** ve adamlar bu kelimeleri çatır çatır kullanmaktadırlar. bunun yanısıra latince kelimeleri vardır, fransızcadan gelmiş kelimeleri de vardır, adamlar ayırt etmeden kullanırlar ve doğal olarak kendilerini ifade edebilecekleri kelime sayıları da fazladır, edebiyatları gelişmiştir. sonuçta bir kelime artık bu dilde kullanılıyorsa artık bu kelime diğer kelimeler kadar türkçe olmuştur, isterse kökeni bantu dillerinden gelmiş olsun.
sağcıların ve genellikle tarikatçı ve türk islam sentezcisi takılan kesimlerin, müslümanlık adı altında, güzelim dilin altından girip üstünden çıktıkları; bunu da "bakın ben ne kadar müslümanım"*la eş anlamlı tutup kafalarına göre insanları müslüman/kafir ilan ettikleri, ya da en azından "bizleer dindar mü'minler olaraaak, onlar daa tatlı su müslümanları iştee" şeklindeki düşüncelerle insanları insanlardan ayırdıkları; dindarları temsil ettiklerini ilan ettikleri için de insanları islamdan da soğutmaları ve "müslümanlar böyle konuşur" demeleri.
(bkz: şunu dedirtmeyin işte)
çeşitlilik güzeldir, ama çeşitlilik anlamları arasında ufacık da olsa farklar olan sözcükler için geçerlidir("gam, keder, hüzün, üzüntü" gibi). eğer anlamları aynı ise çeşitlilik olmaz; özenti olur, gereksiz olur, şekilci olur, saçma olur("hâletiruhiye/ruh hali, mütevellit/meydana gelmiş, cemaat/topluluk" gibi). kimi zaman da halkın diline kaynamış olur bu kelimeler, ki o zaman da rahatsız olunup tasfiyecilik yapılmaz; çok istenirse arapçaları tercih edilmeyerek türkçeleri desteklenir("hal/durum, kelime/sözcük, hayat/yaşam, sebep/neden" gibi).
ek: ilk paragraf konuyla ilgili olarak solcuları ve kemalistleri suçlayan bir vatandaşın girisine yanıt olarak yazılmış olup girinin (ve sanırım yazarın da) uçmasıyla ortada kalmıştır. yoksa gereksiz sivrilik yapma meraklısı değilim.
türkçe sözlükte mevcutsa * ve sokaktaki insan anlıyorsa gocunulmaması gereken bir durumdur. mündericat demek belki abestir ama mesela * muhtemel dediğinizde herkes anlar.
türkçeyi sadeleştireceğiz diye dili kuşa çevirmeye çalışmanın, herkesin bildiği ve kabul ettiği kelimeleri unutturup göstermelik bir türkçeseverlik taslamanın lüzumu * yoktur.
o kelimeler * çıktığında, kendi kültüründen kopup nazım hikmeti, yahya kemali mehmet akifi anlamayacaksanız, türkçeye iyilik mi etmiş olursunuz? necmettin doğru demiş, çeşitlilik iyidir.
imamın,vaizin,hacının,hocanın,millete vekillik yapanın 'anlamadıkları dilden konuşayım ki bi şey sansınlar' gibi bir düşünce yapısıyla yürüttükleri eylem planı.
tavlanın da başka türlü zevki çıkmaz."düşeeeş hey babalar be" gibi cümleler veya penc-ü se severler güzeli gencüse(genç ise) gibi kalıplaşmış şeyleri söylemek için kullanılabiliyo arapça kelimeler(tavla için sadece sayılar diyebiliriz).türkçesini söylesek sanki olmayacak gibi geliyo*
edit:tavlada kullanılan sayılar arapça değil farsçaymış.benim gibi bilmeyenler yanlış öğrenmesin bunu.bilmemek değil öğrenmemek ayıp.bu da örnek olsun bizlere.evet
dilimizdeki birçok arapça ve farsça kelime artık dile uyum sağlamıştır bunları dilin içinden çıkarmak pek mümkün gözükmemekle birlikte bu sözcükler dilin zenginliği açısından da büyük önem taşır elbette diller birbirleriyle etkileşime girebilir.. bence dikkat edilmesi gereken dildeki varolan kelimeleri kullanmayı bırakmaktan çok dilimize türkçe karşılığı varken zorla dayatılan sözcüklerin terk edilmesidir.. bunun yanında zaten insanımız tümden türkçe sözcükleri bırakmış değildir her iki kelimeyi de kullanmaktadır.. kısacası insanların konuşurken "kökeni neydi yav bu kelimenin..?" diye bir sorgulama yapmaya gerek duymayıp kullanmasında bir sakınca görmediğim hal
şayet arapça'yı filolojisiyle bilmeyen biri tarafından yapılıyorsa genelde kurulan cümlelerin anlamının bulanık olmasına neden olabilen eylem. sözgelimi: "adam matematiğe çok vakıf" diyen birisi arapça'ya "vukuf" olmadığı için "adam matematiğe vukuf" diyeceği yerde vakıf diyerek anlatım bozukluğu yapmıştır. o yüzden en iyisi türkçesi varken türkçesini kullanmaktır.
(bkz: nurullah ataç)