nihad sami banarlı'nın bir kuş ürkekliğiyle üzerine titrediği türk dilinin olanca zarafetini, kelimelerin birbiriyle raksını, hecelerin doğurganlığını şairane üslubuyla anllattığı eseri. türkçenin sırları, tarihiyle beraber masalsı bir şekilde açığa çıkarılmaktadır. kitapta ki her bölüm , yazarın üstün fesahatiyle ayrı bir derinlikte ve bunların tanzimi kusursuz bir bütünlüktedir. türk dilinin büyük üstadları olan;
baki,
yunus emre,
yahya kemal,
ali şir nevai,
ahmet haşim,
ömer seyfettin,
şeyh galib gibi isimlerden alıntılar yapılmakta ve açıklamaları getirilmektedir. eserin en güzel yanı ise bahsedilen her kelimenin hikayesinin anlatılmasıdır. okuyan kelimelerin nurtopu gibi doğuşuna şahit olmaktadır.
alıntılar;
"türk dilini seviniz! çünkü türklerin, en az geçmişleri kadar büyük gelecekleri olacaktır."
"dilleri yıkmak... mesela bizde yalnız türkçeleşmiş sözleri değil, bizzat türkçe sözleri değiştirip, kelime diye, zevksiz, ahenksiz ve mazisiz birtakım sevilmez, anlaşılmaz sözcükler icadetmektir.
böylelikle, birbirleriyle anlaşmaları yahut belirli sloganlardan başka birşey anlamaları imkansız hale gelen taze kalabalıkları, birer sürü haline getirmeye çalışmak.. ve sonra, bir değnekle, istenilen yola götürmek..."
"minare kelimesinin arapça manara'dan yontulup türkçe minare güzelliği ve inceliği alması için, büyük bir millet, minare'nin hem adı hem de mimarisi üzerinde kaç asır işlemiştir?"
"
gül kelimesinin aslı farçadır ve iran'da gul telaffuz edilir. ona gül inceliğini türkler vermiştir"