belki ilginizi çeker
  1. · e herıld yani
  2. · pilove
  3. · non stop yüzüklerin efendisi serisini seyretmek
  4. · full dolu
  5. · bilgisayar oyunu dili ve edebiyatı
  6. · janr
gündem
  1. · beşiktaş ile fenerbahçe taraftarı arasındaki fark
  2. · colin kazım richards
  3. · dinde zorlama yoktur
  4. · dünyanın en güçlü 500 müslümanı
  5. · marjinal isim meraklısı aile
  6. · yeşim salkım
  7. · darbeci baro taksim e hoş geldin
  8. · ankara yı özlemek
  9. · nescafe ice

türkçenin içine etme sevdası  

  1. malesef sevgili türk milletinin yüreğini sarmış sevdadır.
    el birliğiyle dilimizi,dolayısıyla da milli benliğimizi yok ettiriyor bize,içim acıyor oha falan oluyorum
    (zararsiz insan, 16.05.2007 15:05)
  2. artık popülerlik ve dikkat çekme amacıyla meşrulaştırılmaya çalışılan sevda. günlük konuşmalarımızın içerdiği yabancı kelimelere karşı dikkatli olalım demiyorum. kimsenin de umurunda olmaz. zaten ister istemez türkçe karşılığının armut gibi olması dolayısıyla sık sık yabancı kelimeleri adapte ediyoruz türkçe'ye.

    ama hiç olmazsa türkçe'nin içine etme sevdamızı yazılı olan şeylerde biraz dizginleyelim.

    işim dolayısıyla sürekli dolaşıyor olduğum için acayip tabelalarla karşılaşıyorum. mesela köffte yazan bir tabela var. kardeşim inegöl yaz, akçaabat yaz, tekirdağ yaz, bin çeşit köfte var. hatta götünden sen de bir tane uydur, de ki "götelek köftesi". buna da razıyım. ama köffte ne lan? ha de ki "bu senin bildiğin köfte değil, bu yeni bir yiyecek. deniz ürünü" o zaman tamam. ama bu köffte bildiğimiz köfteyse, senin.. bu yaptığın çok ayıp.

    bir de işkembeji var. ya acaba böyle yazınca müşteri patlaması mı oluyor anlamıyorum ki?
    sunduğun şey ne? bok. işkembeci bok satıyor da işkembeji olunca sen bok satmıyor mu oluyorsun? o da bok? ama dersen ki ben şirketin adını avrupai yaptım, bu bok da erzurum davarının değil, hollanda montofonunun boku, yine de yanlış. burdaki bokun adı işkembe. buranın diliyle yaz şu boku.

    o kadar kızdım ki bir atı bile yiyebilirim.

    ekleme:
    bir de "iddaa" var. bunun adını hangi denyo koyduysa, şu anda yetişmekte olan yeni nesil çocukların hepsi bunun doğru olduğunu düşünecek. zaten öyle telaffuz ediyoruz. bugün yarışma programlarında cumhurbaşkanının adını bilemeyen öküzleri mumla arayacağız gibi geliyor on sene sonra.
    (busburak, 20.07.2007 00:48 ~ 01:01)
  3. (bkz: oha falan olmak)
    (bkz: kal gelmek)
    (bkz: çıldır gelmek)
    (bkz: starbucks'ı gelmek)
    (ephedrine, 20.07.2007 01:36)
  4. antalya world of wonders otellerinde had safhadadır bu durum.

    shift= vardiya
    early= müşterinin beklenenden önce çıkış yapması
    late = müşterinin beklenenden sonra çıkış yapacak olması
    housekeeper = oda ve katların temizliğinden sorumlu kişi
    maid = hizmetçi
    ok = oha!
    (neverlander, 20.07.2007 02:30)
  5. bunun artık alışkanlıktan çok bir tür zevk yada tatmin duygusu olduğunu düşünmeye başladım..canları da sıkılıyor olabilir.insan her şeye sahip olunca kelimelerde kifayesiz kalıyor( onlara göre tabi).hadi yeni bir şeyler ekleyelim diyip üstün bir başarı örneği gösteriyorlar hayranım,şaşkınım aslında.gelişim onlar için bu oluyor demekki geri kaldık baksanıza tüh.
    (amnesiac, 20.07.2007 03:19)
  6. (bkz: çağdaşlık)
    (bkz: kariyer manyaklığı)
    (bkz: aşağılık kompleksi)
    (bkz: türk aydını)
    (hell guardian, 20.07.2007 03:24 ~ 03:25)
  7. (bkz: @1584886)
    (scherzi, 20.07.2007 03:27)
  8. (bkz: @1719824)
    devam ediyoruz efendim.

    backstage : resepsiyon ya da onun gibi bir bölümün müşterilerin giremediği arka tarafı.
    front office : resepsiyon.
    (neverlander, 22.07.2007 00:39 ~ 16:43)
  9. saolsun herkes türkçenin içine etme sevdasına hevesle girmiş ne varki türkçede yüzbinlerce kelime varken gençlerimizin büyük bir çoğunluğu kurdukları cümlelerde birbirinden farklı 50 kelimeye bile yer vermiyor. ilginçtir ki avrupa yakası ile dilimize giren "kal gelmek" , oha falan oldum " dan sonra yazma dilimizden çıkan sesli harfler son nokta gibi duruyor. lütfen biraz daha dikkatli olalım
    (nigthmare, 22.07.2007 07:29 ~ 07:31)
  10. maalesef sözlükte de böyle bir sevda söz konusudur. bir yere kadar hepimiz yapmaktayız ama "girebilidite" gibi bir kelime peydahlamamıza da gerek yok diye düşünüyorum.
    (bkz: götümüze girebiliditesi yüksek giriler)
    (cherryblossomgirl, 31.08.2007 01:47)
  11. günlük konuşma/yazma dilinde; mağaza, dükkan ve bilhassa lokanta isimlerinde bolca gözlenen hadisedir. nedenlerini araştırmaya kalkarsanız tepetaklak olursunuz ki; bunların içinde kültürel yozlaşmadan tutun da, kapitalizm, küreselleşme, kayıtsızlaşma ve hatta kabızlaşma bile bulunur.

    insanlar arasında dönem dönem moda olan bazı söyleyişleri bir kenara bırakıp, daha sarsıcı ve ironik görünen dükkan tabelalarından bazı çıkarımlar yapmak mümkün gibi. işin kültürel yozlaşma kısmı diğer bütün etkenleri bir şekilde içinde barındırabiliyor; anadolu'nun ilçesinden kalkıp şehre gelmiş, tamamen yerel ve yöresel kültürel donanıma sahip bir adam köfteci açıp adına khofte-chi diyebiliyor. ailevi ilişkilerinde ve sosyal çevresinde tutucu davranan ve çoğu anlamda muhafazakar yapıdaki bir insanın para kazanabilmek için dükkanına neden böyle çakma bir isim seçtiği, bu sebeple karmaşık bir durum. iş ticarete gelince yerele/yöresele dayanmayı beğenemediğinden mi, yoksa bu tutumu kendince sınıf atlama gibi gördüğünden mi, veya modanın bu olduğunu düşünüp iş hacmini genişleteceğini düşündüğünden mi, bilemeyiz.

    ama biraz zorlarsak durumun ticaret üzerinden kapitale dayanması da muhtemel. ticari anlamda başarının markalaşmadan geçtiğine; markanın iyisinin de yabancıdan geldiği düşüncesine bilinç altının yaptığı bir gönderme de olabilir bu tabela çılgınlığı. yöresel gıda pazarlayan esnafın, müşterilerini sadece isimle kandırması durumu mümkün olmasa da, genel algıda "yabancıya öykünenin" kaliteli olmaya da öykünebileceği düşüncesinden hareketle, bu tarz kirlilikler yaratılıyor olabilir. bir anda çıkıp hemen marka olma isteği iş yeri sahiplerini farklı olmaya iterken, çok farklı bir şeyi satmaya cesaret edememesi, çok farklı bir isme sahip olma isteğinin önünü de açmaktadır.

    bu işte küreselleşmenin payı da büyük. bir süre öncesine kadar yabancı sigarayı veya parayı cebinde taşımayan halkımız şimdi daha da fazlasına ziyadesiyle sahip. çok uluslu markalar ve şirketler, sonsuz kapitalleriyle ve yabancı isimleriyle uluslararası pazarda ve ülkemizde serbest piyasa ekonomisinin dibine vurmuş durumda. bu şirketlerin sahip olduğu donanım ve çok ulusluluğun getirdiği birikimin karşısında durmak kolay değil; çünkü eğilimler çok hızlı değişiyor ve bu eğilimleri bu şirketler çok kolay etkileyebildiklerinden daha rahat ayakta kalıyorlar. markalarındaki bu süreklilik dönemin modasını yaratıyor, bir anlamda modayı da belirliyorlar. günümüzün hızlı yaşam döngüsünde, dünyanın öte ucunda ne olup bittiği konusunda insanlar anında bilgi sahibi oluyorlar ve moda eğilimleri çok hızlı yayılıyor. hal böyle olunca, örneğin tüm kaynakları ülkemizde olan ve tamamen yerel üretim yapan bir mobilya firması, yarattığı mutfak markasına yabancı bir isim vererek bu pazarın içinde yer almaya çalışıyor. bir yandan da, bu yabancı ismin içine yerel referanslar koyarak veya bir modeline yarı türkçe-yarı ingilizce bir isim vererek kendini ifade etmek istiyor; ortaya çıkan sonuç son darbeyi türkçe'ye vuruyor.

    bunun dışında, memleketlerin zemini artık çok kaygan. insanları bir arada tutan bir çok referans silinmiş, bir çoğu da silikleşmiş durumda. örneğin yeni tanıştığın birine hitap ederken gözetmek zorunda olduğun bazı noktalar artık eskisi kadar önemli değil. veya yıllardır aynı gazeteyi okumanın sana kazandırdığı kimlik yirmi yıl öncesinden çok farklı. insanlar artık etiketlerini çok değişkenli formüllere göre ve sabit durmayan değerler üzerinden tanımlamak durumundalar. bu kayganlık, bazı kültürel ve sosyal değerlere beslenen simgesel bağlılığı ve hassasiyeti zamanla yok ediyor. onun için artık, kendi dilini kullanmak çok da üzerine düşülecek bir durum olmaktan çıkıyor. insan her yerde karşısına çıkan bir yığın yabancı sözcüğü, altındaki anlamını sorgulamadan kelime dağarcığına atıveriyor. mesela, büyük ölçekli, organize olmuş şirketlere gidin, çaycısına kadar bütün çalışanlar, anlamını bilmeden diğer çalışanların ünvanlarına veya organizasyon şemalarına getirilen ingilizce isimlerin ingilizce kısaltmalarını kullanırlar. bu şemalar, ithal organizasyonel yapılanmaların ülkedeki sosyal/kültürel/mesleki izdüşümleri gözetilmeden literatüre dahil edilivermiştir. bir anlamda, öze ait verilere sistematik bir biçimde kayıtsız kalınmış; kayıtsızlıkla beraber bu hassasiyet kalkınca da, sanki dilin içine etmek için seferberlik başlatılmış gibi bir durum hasıl olmuştur.

    işin diğer alengirli tarafı ise "kabızlık" diye tabir edilen, tanımlama sıkıntısı. derinden derine incelenirse, fiziksel çevrenin algılanmasına kadar dayanır bu konu. kabaca bakarsak, aslında insanın, günümüz dünyasında neyi nereye koyacağını tam anlamıyla kestirememesinden kaynaklanıyor. örneğin "cd diye bir şey var, alayım arabanın dikiz aynasına takayım, orada da güzel oldu galiba" olgusu. veya, "yeni bir cep telefonu çıkmış, sadece şekli şemali için satın alayım, bulunsun" durumu. insanlar ihtiyaçlarından, bunlara karşılık gelen metalardan ve bu metaları tam olarak nerede kullanacaklarından artık çok emin değiller. bu emin olmama durumu hayatın diğer alanlarına, sosyal çevreye, her şeye yansıyor. insanlar artık karar vermekte çok zorlanıyorlar, insan ilişkilerinde daha sıkıntılılar ve kendilerini ifade edebilmek için çok farklı yollar denemek zorundalar: çünkü hemen hemen herkes aynı durumda. bu kabızlık neticesinde çözülme, haliyle konuşma dilinde de kendini gösteriyor. yabancı dilden isim türetmeye yarayan bir ek alınıyor, türkçe bir kelimenin sonuna ekleniyor ve -güya- kabızlıktan bir nebze kurtulunmaya çalışılıyor. örnekler rahatlıkla çoğaltılabilir.

    konuyu uzatarak okunabilitesini düşürdüğümün farkındayım. insan "neden?" sorusunun cevabını search edip duruyor, sonuç ise: sub-zero. ama en büyük tehlike, bu issue'nun ciddiyetinin farkına varılamamasında, u know. bilmem anlatabiliyor muyum?
    (blaberus, 31.08.2007 03:22)
  12. bu sevdaya tutulanlara önerim: (bkz: tiki dili)*
    (karamelize ekmek, 31.08.2007 03:31)

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil