yapılmasının namazın faydalarını kat kat arttıracağını , insanın duaları okurken, aynı zamanda o dualardaki dilekleri, iyilikleri yaşayıp, zihninde canlandırıp huzura kavuşacağını düşündüğüm namaz kılma türü...
hatta namazı kendi dilinde kılmamak birçok dinbilimciye göre oldukça absürt bir davranıştır...
bugün türkiye'de birçok insan türkçe namaz kılmaktadır.
türkçe namazın nasıl kılınacağını öğreten, duaların tam türkçesini veren birkaç kitap bulunmaktadır.
çok normal olan bir olaydır.insan anlamadığı bir dilde neden dua etsin ki.bir çok müslüman
*okuduğu duaların anlamlarını bilmemektedir.
kelâm ve
kudret sahibi
allah'ın nizam içinde indirdiği her bir ayetin
türkçe'ye çevrildiğinde ahengini yitirmesi ile anlam gücünü yitirteceği durum. ilk başta ayetler arasındaki kafiyeler yitecektir. sonra da anlatım gücü. ve aslında hiçbir dilde karşılığı olmayan
yâ sîn ve
elif lâm mim gibi sözlerin hiçbir zaman çevrilemeyeceği gerçeği ile yüzleştirecek husustur bu nokta.
günümüzde sûre ezberletme misyonu üstlenen muhterem birçok hoca ve buna vesile eğitim sistemi, türkçe namaz ve türkçe ezan gibi konuları da beraberinde getirmektedir vesselâm.
(bkz:
istiklâl marşı'nı ingilizce'ye çevirmek)
o kadar kasıp ingilizce şarkıların sözlerini ve anlamlarını ezberleyipte iki duayı anlamlarıyla beraber ezberleyemeyen insanoğlunun mazereti.
önemli olan namazda insanın kendisini allaha yakın hissetmesidir. eğer bu türkçe'yle oluyorsa türkçeyle kılınır. arapçayla oluyorsa arapçayla kılınır.
arapça olarak ezberlense bile namaz kılarken huşu içinde bulunmak için ana dili kullanmak kimi insanlar için gereklidir. terkeden sevgilinin arkasından yazılan bir sürü yabancı parçanın sözleri ezbere biliniyor olsa da hangisi
sezen aksu'nun
geri dön şarkısındaki gibi insanı etkileyebilir.
evet namazda esas olan kişinin allah huzurunda olduğunu hissetmesidir, kişi bu hissiyatı duyamadıktan sonra, ister türkçe ister arapça farketmez. ama herşeyin de bir yolu yordamı vardır; (bkz:
@379600) .
(solti, 06.04.2005 11:14 ~ 06.02.2006 13:49)
bu her mezhebin kendine özgü cevaplar bulduğu bir meseledir..mesela hariciler için arapça dışında hiçbir dil kullanılamazken, aleviler bütün dua ve ibadetlerini anadillerinde yaparlar..her insanın ayrı bir meshep (görüş) olduğundan yola çıkarsak, bu konuda herkez kendi uygun gördüğü gibi davranmalıdır..
kesinlikle yapılması gereken ve diyanet işleri tarafından en kısa zamanda el atılması gereken ibadet.
arapça bilmeyenler için arapça dua etmenin allah'ın verdiği vazifeyi yerine getirmekten başka bir manası olduğuna şahsen inanmamaktayım.ne söylendiğini anlamadığımız sürece böyle ibadet yapmanın çok bir anlamı olduğunu zannetmiyorum.ne söylediğini bilerek,anlayarak yapılan bir ibadetin de şimdi yapılandan çok daha yararlı olacağı kesindir.
birebir orjinale sadık kalındığı sürece kuran'ı türkçeye çevirmek ve ibadetleri de bu çeviriye göre yapmanın ne gibi bir zararı olabilir?dua ederken ahenk arayanlar da bu durumda arapça öğrenerek ahenkli ve kendi istedikleri bir şekilde dua edebilirler,zira kuran'ın orjinali de bu durumda baki kalcaktır.anlam gücünde ise bir türk'e türkçe çevirinin verdiği anlam ile arapça orjinalin verdiği anlamı karşılaştırmak bile gereksizdir zira tek bir kelimesi bile anlaşılmayan arapça bir eserin yabancı biri üzerinde herhangi bir anlam gücü yoktur.
durum böyle iken türkçe namazın arapça namazdan çok daha güzel ve anlaşılarak yapılan bir ibadet olacağı açıktır.ibadetler,neden ve nasıl yapıldığı anlaşıldığı sürece insanlara yararlıdır.
zamanında hem arapçası hem de türkçe mealleri öğretilen duaların sürekli arapça olarak tekrarlanması sebebiyle türkçe meallerinin unutulması sonucu anlamadığı şeyleri tekrar ettiğinin farkına varan kişinin bir isteği,bir beklentisidir.
kuran'da islam'ın evrensel bir din olduğu,tüm dünyaya gönderildiği üstüne basa basa söylenmiş,arapça'nın tekelinde kalması gerektiği söylenmemiştir.kuran'ın eski çağlarda arapça olarak kalması bozulmamasının en büyük sebebi olsa da günümüzde başka dillere çevirilip o haliyle kullanıldığı takdirde bozulmadan kalacağı da araplardan çok arapçı olanlarca görülmesi gereken bir gerçektir.
analitik olarak incelersek: (hadi bakalım)
-bu konuyu tartışan kişinin müslüman olduğu ve namaz kıldığı varsayılır. bu şarta uymayan kişi boş konuşuyordur, bu giriyi de okumasındır.
-müslüman olan bir kişi de ilk önce allah'ın bütün eksiklerden münezzeh olduğunu sonra da islamın evrensel bir din olarak geldiğini kabul etmiştir.
-yani islamiyet ilk önce araplara indiğinde hem hz. muhammed hem de allah bu dinin bütün insanoğluna yayılacağını biliyordu.
-ayrıca biraz din kültürü olan her kişi kuran'ın mucizelerinden birinin de şairliğin ve şiirin son derece gözde olduğu arap toplumunda hiç bir şairin erişemeyeceği bir incelikle, ahenkle yazılmış olması olduğunu bilir.
-sonuç olarak, ne kuran her dil için farklı sürümlerde inmiştir, ne hz. muhammed zamanında arapça konuşmayan toplumlar müslüman olduğunda ne de hz. muhammed' den sonra böyle bir şeye gerek duyulmuştur.
-nasıl ki türkiye'ye gelen gruplardan şarkılarını türkçe sözlü olarak söylemelerini istemiyoruz (teşbihte hata olmaz inşallah), bütün eksikliklerden münezzeh olan allah'ın indirdiği kutsal bir kitabı da, sadece tercüme ederek bile olsa (okumak için değil, ibadet etmek için tercüme etmekten bahsediyorum) değiştirmeye hakkımızın olmadığını düşünüyorum...
sanırım bu konuda yorumlar yapılırken atlanan bir nokta var, o da kuranın allah tarafından yazılmış olduğu. yani siz sonsuz bir irade ve sonsuz bir zeka ile üretilmiş bir yazıyı, sınırlı irade ve zekanızla yeterince çözümleyemezsiniz.7-8 ciltlik tefsirler bile yetersiz kalmaktadır kaldı ki kuranın birebir tercümesi onda yazan gerçeklerin ancak çok küçük bir kısmını aydınlatır.
onu dışında evet islam kolaylıklar dinidir, allah her türlü kolaylığı kullarına tanımıştır, yapılan ibadeti kabulde tamamen onun iradesidir. sureleri ezberlemeyi beceremeyen kulunun, temiz bir kalple huzuruna gelip türkçe namaz kılmasını herhalde reddetmez. şüphesiz ki o çok affedicidir.
(solti, 06.04.2005 13:02)
namaz kılmayı ve birçok namaz suresi ve duasını bilen,namaz kılmış,kılınması gerektiğinin farkında olan fakat arapça kılmanın kendisince bir mana içermediği için günahına razı olarak kılmayı bırakmış kişilerin isteğidir.namazın türkçe de kılınabileceği seçeneği çıktığı zaman isteyenin arapça kılmaya devam edebileceği aşikardır,anlatmaya gerek yoktur.ama türkçe namaz kılınabileceğini bilip ibadetini türkçe yapan kişinin yaptığı ibadetin amacına daha çok ulaşacağı konusu şahsımca düşünülmektedir.
bu konuda mantık çerçevesi içinde düşünebilen herkesin fikri değerlidir ve dikkate alınmalıdır ki müslümanlar arasında ortak bir payda bulunabilsin.bu müslümanlar arasına hayatı boyunca hiç namaz kılmamış kişiler de araplardan çok arapçı olanlar da dahildir.ne de olsa islam bir hoşgörü dinidir.
“şüphesiz o, alemlerin rabbı tarafından indirilmiştir. onu ruhu’l-emin (cebrail), uyarıcılardan olasın diye, senin kalbine apaçık arap diliyle indirdi.” (şuara 26/192-195)
“böylece biz onu arapça bir kur’an olarak indirdik.” (ta-ha 20/113)
“korunsunlar diye dosdoğru arapça bir kur’an indirdik.” (zümer, 39/28)
http://www.diyanet.gov.tr/turkish/karar.asp?id=4&sorgu=1
http://www.zaman.com.tr/2002/10/01/politika/h5.htm
eksi veren için edit:
dinime küfreden müslüman olsa(gblack, 06.04.2005 15:34 ~ 08.04.2005 15:44)
olur mu olmaz mı tartışmasına girmek anlamsızdır.
kendimden biliyorum; yabancı bir şarkıyı türkçeye çevirip söylediğimde şarkıdaki ruh kayboluyor. ya da bir şiir. hangi dilde söylenen
ben sana sevdalıyım sözü sizi türkçedeki gibi etkiler?
her yazılan, okunan kendi dilinde anlam bulur.
müslüman bir, ingiliz'in, fransız'ın, rus'un veya bir aborjin'in türkiye'de camilerde namaz kılmasını zorlaştırabilecek hatta engellemiş olacak bir hata. bütün ırkların tek bir dilde beraberce ibadet edebilmesi en güzeli.
dinde, sizin veya bizim fikrimize itibar edilmez. muteber din kitapları ne yazıyorsa ona bakılır. allahü teâlânın emri olduğu için ibadet lisanı arabidir. dinin sahibi nasıl istemişse öyle yapılır. başka türlü istemek dine aykırı olur. kur'an-ı kerimin tercümesini kur'an hükmünde tutmak ve namazda okumak asla caiz değildir. allahü teâlâ, kur'an-ı kerimde, (benim kitabım arabidir, kur'anı arabi lisan ile indirdim) buyuruyor. o halde allahü teâlânın melek ile indirdiği kelimelerin, harflerin ve manaların toplamı kur'andır. kur'an-ı kerim arabiye bile çevrilse, yine kur'an olmaz. kur'anın açıklaması olur. manası bozulmadan da, bir harfi bile değişince, kur'an olmaz.
kendisine arka arkaya dizilmiş harflerden başka bir şey ifade etmeyen şeyleri ezberleyip günde bilmem kaç kere tekrar ederek kendini allah'ın yolunda gittiğine ikna etmek, kolay yolu seçmektir.
her gün defalarca bu toprağın bir de altının olduğunu, kendisinin sürekli izlendiğini ve yaptıklarının görüldüğünü, aciz bir insan olarak hiç bir gücü olmadığı halde allah'ın rahmeti ve sevgisi sayesinde güçlü olabildiğini ve sadece insan olduğu için allah'ın sevgisini kendisinden esirgemediğini tekrar etmek; bütün bu karşılıksız sevgi ve desteğe rağmen yine kendine hakim olamayıp işlediği günahları olduğunu hatırlayarak yaradılışındaki zayıflıklarla tekrar tekrar yüzleşmek ise zor yoldur.
insanların elinden zor yolu seçme hakkının alınmaması gerekir.
bir dilden başka bir dile çevrilen her edebi eser gibi (şiir, kitap, şarkı sözü vb.) kur'an da türkçeye çevrildiğinde ahengini yitirir, doğrudur. ama zaten arapçaya fazlasıyla hakim olmayan birisi edebi tadının farkına varamadığı gibi telaffuz hatalarıyla da zaten o ahengi bozmuyor mudur! dini kitaplara bir edebi eser gözüyle değil okunup ders çıkartılacak mucizevi bir kitap gözüyle bakmak daha mantıklı olacaktır.
hergün temcit pilavı gibi aynı duaları tekrar tekrar okuyup anlamlarını arka plana atmak yerine farklı duaların ,surelerin türkçe karşılıklarının (iyi arapça biliyorsanız ne ala)okunması kanımca daha mantıklıdır. zira günde 5 vakit "iyi insan ol, haram yeme, ahirette hesap vereceksin" vs şeklindeki ayetleri okumak insanlar için çok çok iyi bir telkindir. ama arapça olarak ve sürekli aynı dualarla namaz kılındığında elde sadece görevi yerine getirmiş olmanın ve allah'ın huzuruna çıkmanın verdiği huzur kalır.
kur'an'ın türkçesinin okunmasına karşı çıkılmasına sebep olan "mazallah yanlış anlarsınız ya da anlamazsınız, imanınızdan olursunuz sonra" şeklindeki korkuların tekrar insanların karşısına sürüldüğünü düşündüren konu. nedense her cuma hutbesinin sonunda arapçası ve türkçesi ile okunan "o düşünüp tutasınız diye sizlere öğüt verir" ayetini hatırlatır bana. "eğer kur'an'ı anlayacağın dilde okumak imanı kaybetmeye sebep olacak kadar önemli bir hata olsaydı, en başta kur'an bu konuda uyarmaz mıydı bizi?" diye sorarım hiç çekinmeden.
(bkz:
türkçe kuran)
genelde namaz kılmayanlar tarafından tartışılan namaz türüdür.
1 sene sonra girilen not: ilahiyat mezunu bir doçente sorduğumda aldığım yanıt: "türkçe olunca kılacaksan türkçe kıl"
(atlantis, 29.11.2005 15:22 ~ 13.12.2006 16:29)
arapça diline has bazı ifadelerin başka dillere çevrildiğinde anlamları bozulacağından direkt dili anlamak daha manalı olur sanırım.ayrıca sıkıntı çevrilen dile gösterilen saygıdan değil çevrilen ifadelerin (ayet,sure) sahibine gösterilen saygıdandır.
shakespare'in eserlerinin türkçe çevirisindeki değer kaybının katsayısı yüksek olanı.
bilmediğin bir dildeki kelimelerin ahengini,uyumunu bilemiyeceğine göre namazın insana gerçekten bişeyler ifade etmesi için geçerli bir yoldur.bir diğer geçerli yol ise zor olmasına karşın arapça öğrenmektir böylelikle hem anlarsın hem dilin ahengini kavrarsın.
sadece namaz değil, hiçbir dindeki hiçbir ibadet şekli belirli kalıpların içerisine sokulmamalı. din, esasen her insanın kendi içinde hissettiği ruhani bir olgu olduğundan, bunun dışavurumları da her insanda farklı şekilde gerçekleşebilir.
insan hayatındaki manevi boşluklardan birinini, belki de en büyüğünü dolduran dinler ve ibadetler; tamamiyle kişinin özgür iradesinin sonucunda ortaya çıkmalıdır.
manevi huzura erişeceğim diye hiç bilmediğim bir dilde ve eminim ki sonuna kadar yanlış telafuzlarla yapılacağım ibadetin bana nasıl bir faydası olacağını anlamakta zorlanıyorum.
önemli uyarı: bilgisayara
voter id taktırdım, eksi oy verenleri görebiliyorum.
bütün dinlerdeki bütün ibadetler belirli kalıplar içendedir çünkü dinler ortaya çıktıkları zaman ve mekanın özelliklerinden, o dönemlerde hakim adetlerden, gelenekler ve en kötüsü de hurafelerden ağır şekilde etkilenmişlerdir, yüzyıllar boyunca insanlar tarafından kalıptan kalıba sokulmuşlardır.
din, geçmişte olan bitenleri görmezden gelip önüne koyulanı olduğu gibi kabul eden, hiçbir şekilde araştırma/doğrulama güdüsüne sahip olmayan insanlar için, kusursuz bir dogmadır.
üzülerek söylemeliyim ki ibadetlerin de faydaları vardır ve faydalardan en büyüğü insanın kendi içinde hissedeceği huzur duygusudur. insanın ibadet ettiği anlar, hayatın sadece para kazanmaktan, televizyon seyretmekten ibaret olmadığını, bütün bunların üzerinde ruhani bir gücün olduğunu en çok hissedeceği anlardır. eğer gerçekten herşeyi yaratan bir gücün varlığına inanılıyorsa, ibadetin japonca veya aztekçe yapılmasının o kadar da fark etmeyeceğini kavrayabilmemiz gerekir.