türkçü devrimci diyaloğu   

adana çık aradan

  1. arslan bulut'un attila ilhan ve doğu perinçek ile yaptığı röportajlardan ve arslan bulut'un konu üzerine yaptığı araştırmalardan meydana gelen bir kitap. kitap kaynak yayınları tarafından yayımlandı.


    arslan bulut attila ilhan'ın ölümünden sonra kaleme aldığı köşe yazısında bu kitabın ortaya çıkış hikayesini de anlatmakta:

    "dip dalgası, ulusalcılık ve attila ilhan


    attila ilhan ile ilk defa 1997 yılında tanıştık. o sırada, birkaç gündür türkçülük ile ilgili yazılar yazıyordu. beyinlerdeki berlin duvarlarını kırma adına doğu perinçek ile yaptığım röportajı çok önemsemiş ve cumhuriyet'te "türkçü-devrimci diyaloğu" başlıklı bir yazı yazmıştı. bir yazı ile ben de bu tartışmaya katıldım. ardından divan pastanesi'nde verdiği randevuda buluştuk. saatlerce sohbet ettik ve orada dost olduk. birbirimizi yıllardır tanıyor gibiydik. o sohbeti bir dizi yazı halinde yayınladım. sonra bu yazıların hepsini kaynak yayınları'ndan türkçü-devrimci diyaloğu adıyla kitap olarak çıkardık.
    o, ne yapmak istediğimi anlamıştı. zaten aynı hedefe yürüyorduk. aramızdaki yaş farkı da önemli değildi. o zaten bizden daha çok çalışıyordu. bu diyaloğun etkileri, aradan yıllar geçmesine rağmen azalmadı, büyüdü!
    o zaman bizi anlamakta zorluk çekenler, sonradan bizden hızlı "ulusalcı" kesildi!

    ***

    basında yuvalanmış işbirlikçiler, çeşitli saptırmalarla yaptığımız işi küçümsemeye çalıştı. son olarak, kime yaranmak istediği belli olan birisi, ab karşıtları için "bunlara ulusalcı bile demeyelim" çerçevesinde bir yazı yazdı!
    eee, attila ilhan da ab karşıtıydı! hadi, yüreğin varsa attila ilhan için de "ulusalcı değildi" de bakalım! o da avrupa birliği karşıtıydı! o da bir türk milliyetçisiydi! şimdi ona ne yüzle sahip çıkıyorsunuz?
    bakıyorum da attila ilhan hakkında konuşanlardan biri, "milliyetçiliği kımız içmek, orta asya'ya gitmek olarak görmezdi" türünden saçma sapan laflar ediyor ve hala "odunum da odunum" demeye devam ediyor!
    oysa, attila ilhan, nihal atsız'ın talebesiydi ama sosyalist olduğu için sultangaliyevci idi! ve dolayısıyla avrasya birliği'nden yanaydı. bunun için türklerin birliğini çok önemsiyor, nursultan nazarbayev'in bu yöndeki adımlarından umutlanıyordu.

    ***

    biz o dip dalgasının yükseleceği umuduyla 1997'den beri attila ilhan ile aynı çizgide yürüdük. geçen yılın başında da ilhan ile bir sohbette bulunmuş ve kendisine "1997'de aydınlar arasında başlattığımız ve sizin 'türkçü-devrimci diyaloğu' adını verdiğiniz süreç, o günlerden bugünlere gelindiğinde, olumlu sonuçlar elde etmiş oldu mu?" diye sormuştum
    ilhan, şöyle cevap vermişti:
    "biliyorsunuz bu dip dalgası gelişiyor, fakat türkiye açısından, yönetim açısından durumu hiç iyi görmüyorum. çünkü türkiye'deki yönetimler, siyasi partiler, bütünüyle batı'nın kontrolü altındadır ve bu kontrolün dışına çıkamıyorlar. başından beri ben avrupa ortak pazarı'na veya avrupa birliği'ne karşı oldum ve nato'ya karşı oldum...
    türkiye'de müdafaa-i hukuk tarzında bir cepheleşme, gerek avrupa birliği'nin gerek abd'nin en çok dehşete düştüğü şey... hele o birlik aynı ideolojik muhtevayla geliyorsa, yani 'hakimiyet milletindir, tam bağımsızlık ve özgürlük...' için geliyorsa hiç hoşlanmıyorlar...
    çünkü onların istediği şey, türkiye'nin tam manasıyla kendisini teslim etmesidir. o yüzden gençliğin, sendikaların harekete geçmesiyle birlikte genellikle aksi amaçlar için teşvik edilen sivil toplum kuruluşlarının da bu tarafa geçmesinden endişeleniyorlar... bunu nasıl dağıtalım diye çareler arıyorlar...hatta şöyle söyleyebilirim; holding basınındaki yazar çizer takımında bir kaygı başladı, bu açıkça görünüyor... yazılarından anlaşılıyor... 'iki üç kişi milli çizgide yazarsa hiçbir şey olmaz, malı götürürüz' diye düşünenler kaybediyor... hayır götüremiyorlar... herkes gerçeği görmeye başladı...
    'ben o dip dalgasının zerresiyim' diye yazıyor gençler... bilinç gelişiyor... asıl önemli olan budur..."

    ***

    ilhan, dip dalgasının kendiliğinden geliştiğini söylüyordu ama, ilk hareketi başlatan oydu. şöyle diyordu:
    "daha ilginç bir şey söyleyeyim, bu hareketin içinde yazı yazan, başından itibaren desteklemiş kişileri kurcaladığın zaman, birbirlerini iki üç senedir tanıdıklarını görüyorsunuz, yani daha öncesinden bir dava arkadaşlıkları falan yok... onları olayın ciddiyeti bir araya getiriyor; 'ortada çok önemli bir vaka var. memleketin kaderi söz konusu... el ele vermek zorundayız...'
    bu düşünce birbirine kavuşturuyor insanları... mesela bana diyorlar ki 'erol manisalı ile çok sıkı dostsun...' ben manisalı ile iki üç senedir tanışıyorum, daha önceden tanışmıyorduk... böyle bir çok arkadaşlıklar oluştu. kendiliğinden birbirini buluyor insanlar. türkçü arkadaşların birçoğunu yeni tanıdım... islamcı kesimden gelenler var... hiçbirini daha önceden tanımıyordum... konuşuyoruz, röportajlar çıkıyor dergilerde..."
    yarın, attila ilhan'ın son nefesine kadar üzerinde çalıştığı, "bir millet uyanıyor" kitap dizisini nasıl başlattığını anlatalım…
    allah rahmet eylesin..

    arslan bulut

    yeniçağ gazetesi 12.10.2005"

    attila ilhan'ın arslan bulut'un kitabına ismini veren aynı adlı köşe yazısıysa şöyle:

    "türkçü/devrimci diyaloğu


    bütün bir gençlik kuşağının dramını, 'karşıt' iki 'kutuptan' artık orta yaşa gelmiş, iki türk aydını, birbirine karşı birer cümleyle özetleyivermiş; okuyup da, insanın yüreğinin burkulmaması, mümkün değil. ortadoğu gazetesi'nin genel yayın yönetmeni arslan bulut, diyor ki: "...deniz geçmiş'in balgat amerikan tesislerini basması, tamamen amerikalıların bir senaryosuydu; bunu biliyorum ve kanıtlarım!"; konuştuğu, işçi partisi genel başkanı doğu perinçek, verdiği cevap da şu: "...ama bu, abdullah çatlı'larınki tamamen cıa kontrolündedir: isviçre'de hapse düştüğünde, cıa çıkardı!"
    dramı görüyor musunuz? dramdan da öte, bir tragedya bu, yazarını arayan bir tragedya; her iki taraf da, 'kullanılan' gençlerin, kuşaklarının en akıllı, en dirayetli çocukları olduğunu kabul ediyor; ama kör talih, inanılmaz bir karmaşıklık içersinde, onları birbirinin karşısına dikmiş; birisi 'devrim yaptığını', öbürü 'türkleri kurtardığını' zannederek, kemalist cumhuriyeti hırpalıyorlar; fakülte kapılarında, eli ayağı kan, yere yığılmış öğrenci cesetleri; otomobili kendisine tabut gazeteciler; kahve sohbetinde azrail'le buluşan halk çocukları; daha neler, neler!... o dağdağalı yıllarda, bunları hep sezdik; yazı olarak da yazdık, şiir olarak da! sırası düştü, şimdi o şiirimi hatırlıyorum, başlığı 'ağır kan kaybı'dır, o karanlık dönemde, o kuşağın iki gencinin şimdi anlattığı 'çıkmazı' duyurmak için yazılmıştı; son kıtasını okumak ister miydiniz:

    "...ne kadar korkmuştuk, elimizden tutmadılar/ doğrudur, kendi içimizde daraldığımız/ kim neyi savundu, bilinmez; nereye kadar/ biz, yani erdoğan, ayşenur, ali ve ahmet/ başka bir yalnızlıkta boğulduk, havasızlıktan/ sanki bir tesbih koptu, tane tane savrulduk/ köy köy, bucak bucak, memleket memleket/ ne solculuğumuz solculuktu, ne sağcılığımız/ karanlık bir kapı olup üstümüze kapandılar/ kimse bizi sevmedi: ağır kan kaybıyız!" ('korkunun krallığı', 3. basım, s.28. bilgi yayınevi)

    belki o yüzden, ortadoğu gazetesinin, doğu perinçek'le arslan bulut'un diyaloğunu (10,11,12 aralık 1997) gerçekleştirmesi de, yayımlaması da, bana son derece anlamlı göründü; anlamlı çünkü....


    halbuki, eskiden...
    ...tam da, şu günlerde burada tartıştığımız sorun üzerinde söyleşmişler; türkçülüğün halkçılığı, başlangıçtaki devrimci karakteri, neden dolayı 'milliyetçiliğin', anti/emperyalist, laik ve demokratik olması gerektiği; anadolu ihtilal ve inkılabı'nın 'halkçı' dolayısıyla 'türkçü' vasıfları vs... üstelik bu söyleşi, yirmibeş yıl önceki 'olumsuzluk' ve 'aykırılık' içinde geçmiyor; iki taraf da, gelişen olayların verdiği acı dersleri hazmetmiş, geleceği yeniden ve çok daha objektif şartlar altında tasarlamak istiyor...

    bir başka hatırladığım da, türkçü ile devrimcinin taa o zaman, baku doğu halkları kurultayı sırasında gerçekleştirdikleri, 'işbirliği'! belki bilirsiniz, bu kurultay, sultan galiyef'in dürtüsüyle toplanıyordu, bir 'mazlum milletler kurultayı' idi; hemen, her ülkeden her çeşit murahhas gelmişti; bunların arasında, türkiye komünist fırkası başkanı mustafa suphi de bulunuyor, o sultan galiyef'in 'sol kolu', eski bir 'türk ocağı' aydını; buna mukabil, sovyet çeka'sının (gizli siyasi polis) harıl harıl aradığı; sultan galiyef'in eski dostu türkçü zeki validof (zeki velidi togan) da orada, üstelik zor durumda, ona kim yardım etmiş, toplantı ve müzakerelerini gerçekleştirmek imkanını kim sağlamış dersiniz, mustafa suphi'nin ta kendisi!

    bu sizi çok mu şaşırttı, beni şaşırtmıyor, çünkü zeki velidi'nin kaleminden beyaz üstüne siyah yazılmıştır, buyrun okuyun:

    "...yukarıda adı geçen baku kongresi'nin eylül'de baku'da akdine müsaade edip, o münasebetle biz de gizlice baku'ya geldik. burada mustafa suphi siyaseti altında bulunan 'türk komünist fıkrası'nın iç daireleri ve daha diğer bir resmi hükümet dairesi, bize türkistan'ın gizli teşkilat meselelerini ve bu kongrede bahis mevzu meseleleri müzakere için merkez oldu. şüpheden ari olarak bu dairelerde müzakerelerimizi yaptık..." (bugünkü türkili ve yakın tarihi, s.402)

    dahası, sonradan stalin'in 'tasfiyesine' karar verdiği sultan galiyef hakkında iddianame yazılırken, onun 'emperyalistlerin ajanı zeki validof'la temasta bulunduğu' kayıt düşülüyor; bunun ortaya çıkardığı nedir, baku'da mustafa suphi'nin 'devlet dairelerini' zeki velidi bey'e 'açtırmasından' sultan galiyef'in haberdar olması mı? galiyef hakkındaki bu suçlamanın, zamanın pravda ve izvestia gazetelerinde yayımlandığı, zeki velidi togan 'hatıralar'ında yazmıştır. (s.289)


    yeteri kadar açık değil mi?
    ülkemizdeki devrimciler de, ülkücüler de, bugün,galiyef'in o dönemdeki yandaşlarından hanefi muzaffer'in, o tarihte şu yazdıkları üzerinde, bence derin derin düşünmeliler:

    "...müslüman halk, yani sömürge halkı, rus sömürgeciliğinin altında proletaryadır; çünkü ruslar tarafından gerçekten ezilen bir halktır; bundan dolayı müslüman türk ülkelerindeki milliyetçi hareketler gerçek sosyal devrim hareketleri niteliğini taşımaktadır..." (znamiye revolutsii, 1918)

    yeteri kadar açık değil mi?

    attila ilhan

    cumhuriyet 26.12.1997"
    (selenge, 09.11.2005 18:56 ~ 20:19)