türbanla ilgili anayasa değişikliğinin iptali   

 sayfa  / 6
adana çık aradan

  1. üniversitelerde türbanı serbest bırakacak anayasa değişikliğinin anayasa mahkemesi tarafından iptali diye uzatılabilecek iptal. anayasa değişikliği iptal edilir mi edilmez mi diye akıl yürütecek değilim. zaten chp ve dsp bu değişikliğin iptali için anayasa mahkemesine gideceklerini açıkladılar. kısa bir zamanda içinde böyle bir iptal olur mu olmaz mı görürüz.

    benim ilgimi çeken "ya olursa?" diye başlayan bir senaryonun akp'nin siyasî kimliği hakkında bize anlatabilecekleri. şöyle ki eğer bu iptal gerçekleşirse:

    anayasayı (biraz destekle) değiştirme gücüne sahip bir iktidarın neden bu değişikliği teknik olarak sakat bir şekilde gerçekleştirdiği neden hakkıyla yapamadığı tartışılmaz. tartışılacak olan konu aynı cumhurbaşkanlığı seçimleri için yapılan yasa değişikliğinde olduğu gibi ilerici, özgürlükçü akp'nin karşısına dikilen gerici statükocu zihniyetin varlığı olacaktır. yani iptal, akp'nin her zaman kullandığı "statükocu, elitist, bürokratik (ve fısıltıyla da kemalist) kesim ile halkı temsil eden akp arasındaki mücadele" olarak yer alacaktır gündemde.

    oldukça fazla varsayım yaptığımın farkındayım. derdim anayasa değişikliğinin iptal edileceğini veya edilmesi gerektiğini iddia etmek değil ama olur da iptal edilecek olursa başımıza geleceklerin bize bugün için neler anlatabileceği konusunda fikir yürütmek.
    (recai pengül, 09.02.2008 23:38)
  2. kızların kafasının yalama olmasından korktuğum hadise.bu ne kardeşim aç kapa aç kapa...
    (merdaneli çamaşır makinesi, 09.02.2008 23:46)
  3. şimdiye kadar akilâne bir tavır sergilediklerine şahit olmadığım kesimin işi referanduma taşıyarak başörtüsünün hiç istemedikleri ölçüde meşrulaşmasına sebep olacakları hadise. kendi adıma başörtüsü lehine %70'in üstünde oy bekliyorum.
    (aksamustune dogru kis vakti, 10.02.2008 00:00)
  4. 367 tartışmasından sonra artık kabak tadı vermeye başladı bu iptal meselesi. tipik chp muhalefeti. anca anayasa mahkemesine gidersin, başka bi'şey bilseydin tansu'nun erbakan'ın başbakan olduğu bir ülkede bi' kere iktidar olurdun.
    (şivan, 10.02.2008 00:02)
  5. olmaz. liberal demokrasi, milli irade, bunu böyle bilin, çakılı kazığı yok bunların gibi kavramlarla çelişir. temel niteliklerimiz bunlar. hem ayrıca türban ile ilgili anayasa mahkemesine gidilmez. demokratik değil. hatta anayasa mahkemesi'ne niye gidilir hiç bilmem. halkın verdiği yetki* anayasa mahkemesine götürülür mü hiç? cehape çok gidiyor oraya. ulan niye hep siz gidiyorsunuz? hiç tülay tuğcu geldi mi size? nerede demokrasi? söğütözü'nde duruyor binanız negzel. bir kere de anayasa mahkemesi gelsin size. töbe. o nedenle iktidar olamıyorsunuz işte.

    anayasa mahkemesine gidilmez arkadaşım. milli iradeye aykırı. demokrasi demiş miydim? peki ya milli irade?
    (spotless mind, 10.02.2008 00:11 ~ 00:13)
  6. anayasa mahkemesi'nin yetkisini anayasaya aykırı olarak (an. m. 148: (...) anayasa değişikliklerini ise sadece şekil bakımından inceler ve denetler.) kullanarak bu anayasa değişikliğini denetlemesi halinde ortaya çıkabilecek durum. normalde mahkemenin, iptal istemiyle açılan davayı usulden reddetmesi lazımdır, anayasa bunu emretmektedir. (an. m. 148: (...) anayasa değişikliklerinde ise, teklif ve oylama çoğunluğuna ve ivedilikle görüşülemeyeceği şartına uyulup uyulmadığı hususları ile sınırlıdır. şekil bakımından denetleme, cumhurbaşkanınca veya türkiye büyük millet meclisi üyelerinin beşte biri tarafından istenebilir.)

    anayasanın açık düzenlemesi, sadece ilk fıkradaki gibi olsaydı, değişikliğin ilk üç maddeye aykırılık iddiasını biraz zorlayarak da olsa mahkeme usulden görebilir ve bu değişikliğin iptaline kadar verebilirdi; ancak madde metnindeki ikinci şartın varlığı, böyle bir olasılığı da bertaraf etmektedir. ilk üç maddeyi anayasanın üzerine koymak, bir anlamda anayasa içinde anayasa yaratmak anlamına da gelmektedir, bu da geniş bir yorumla yapılabilecek birçok değişikliğin iptal edilebilmesine yol açabilir.

    kemal gözler doktora tezinde aksi bir görüş savunsa da, dediğim gibi, bunun pratikteki yansımasının nasıl olacağını ben bugün için kestirememekteyim:

    "bir kere, tali kurucu iktidarın anayasanın değiştirilemeyecek hükümlerini değiştirip değiştiremeyeceği sorunu hayli tartışmalıdır. böyle içeriksel sınırlamaların hukukî değerden yoksun olduğu ileri sürülmüşse de, kanımca, bu sınırlamaların bir anlamı vardır. çünkü bu hükümlerin değiştirilemeyeceğini aslî kurucu iktidar öngördüğüne göre bu iktidardan türeyen tali kurucu iktidar, bu sınırlamalara öncelikle uymak zorundadır. aksi halde, kendi kendisini inkar etmiş, kendi temelini kendisi yıkmış olur. diğer yandan kanımca, anayasanın bazı maddelerinin değiştirilemeyeceği açıkça belirtilmişse, anayasa içinde bir hiyerarşi yaratıldığını kabul etmek gerekir. değiştirilemeyeceği ayrıca belirtilen maddeler hiyerarşik bakımdan üstün maddelerdir; diğerlerinin bunlara uygunluğu denetlenebilir."

    ismet berkan, güzel bir gazetecilik örneği sergileyip 61 anayasasındaki durumu araştırmış, olası bir iptal kararının öncesi, sonrası, tartışmalı pozisyonları için incelenmesi gereken bir döneme değinmiş:

    "bu noktada bir nefes alıp 70'li yıllara dönmekte fayda olabilir, çünkü o yıllarda anayasa mahkemesi benzer durumlarla karşılaşmış ve hukuku zorlayarak da olsa çok net bir hareket tarzı benimsemiş.

    1961 anayasası'nın 147. maddesinin ilk fıkrası şöyleydi: "anayasa mahkemesi, kanunların ve türkiye büyük millet meclisi içtüzüklerinin anayasa'ya uygunluğunu denetler."

    görüldüğü gibi maddede anayasa değişikliği olması halinde mahkemenin yetkili olup olmadığına dair bir hüküm bulunmuyordu. 1970 yılında yapılan bir anayasa değişikliği için anayasa mahkemesi'ne başvuruldu ve mahkeme bu başvuruyu kabul etti. mahkemenin kabul gerekçesi, anayasa değişikliklerinin de birer 'kanun' olduğu ve bu yüzden de mahkemenin bu değişikliği anayasa'ya uygunluk bakımından hem şekil hem de esastan inceleyeceği yönündeydi.

    anayasa değişikliğinin anayasa'ya uygunluğunu denetlemek çok tartışmalı bir durumdu. bu yüzden 20 ağustos 1971'de meclis bu maddeyi değiştirdi. 147. maddenin yeni birinci fıkrası şöyle yazıldı:

    "anayasa mahkemesi, kanunların ve türkiye büyük millet meclisi içtüzüklerinin anayasa'ya, anayasa değişikliklerinin de anayasa'da gösterilen şekil şartlarına uygunluğunu denetler."

    böylece anayasa mahkemesi'nin yetkisinin sadece şekil denetimiyle sınırlanması öngörüldü. hatta bu amaçla madde gerekçesine şöyle şeyler de yazıldı:

    "ancak, anayasa mahkemesi'nin türkiye büyük millet meclisi'nin anayasa vazıı olarak yaptığı anayasa değişikliklerini denetlemesi söz konusu olamaz. nitekim, anayasamız 4. maddesinin 3. fıkrasında, 'hiçbir kimse veya organ kaynağını anayasa'dan almayan bir devlet yetkisini kullanamaz' hükmü yer almıştır."

    madde gerekçesinde yapılan bu net sınırlamaya rağmen mahkeme, cumhuriyet senatosu üyesi özer derbil ve 31 arkadaşının, devlet güvenlik mahkemelerinin kurulmasıyla ilgili yapılan anayasa değişikliklerinin iptali istemiyle açtığı bir davayı kabul etti.

    mahkemenin 1973/19 esas sayılı kararını isteyen internetten okuyabilir. bu kararda mahkeme, 1961 anayasası'nın 9. maddesini tartışıyor önce.

    "devlet şeklinin cumhuriyet olduğu hakkındaki anayasa hükmü değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez" diyen maddede korunan kelime 'cumhuriyet' ama mahkemeye göre bu kelime, anayasa'da yazılı cumhuriyet nitelikleri (insan haklarına dayalı, laik, demokratik, sosyal, hukuk devleti) olmadan bir anlam ifade etmez. yani mahkemeye göre aslında bu nitelikler de 'değiştirilmesi teklif dahi edilemez' koruması kapsamında olan konulardır.

    bu yorumla birlikte anayasa değişikliklerini, değiştirilemez niteliklere aykırılık olup olmadığı konusunda da denetlemeye, yani değiştirilmesi teklif edilemez maddelere aykırılıkları şekil denetimine dahil etmeye başlıyor anayasa mahkemesi.

    nitekim daha sonra mahkeme çeşitli yollardan yapılan başvurularla kimi anayasa değişikliklerini bu açıdan da denetlemeyi sürdürüyor. benim görebildiğim bazı anayasa mahkemesi kararları şunlar: 1975/167 esas, 1976/38 esas, 1976/43 esas ve 1977/82 esas.

    mahkeme, 70'li yıllarda dört kez anayasa değişikliklerini iptal ediyor. evet iptal ediyor. bu iptallerden iki tanesi, 'hukuk devleti' ilkesine aykırılıktan!

    bütün bu kararlar meraklılarını internette bekliyor.

    70'li yıllarda anayasa mahkemesi'nin yarattığı bu içtihattan kurtulmak için 12 eylül anayasası'nı hazırlayanlar mahkemenin anayasa değişikliklerini denetim yetkisini daha da kısıtlıyor ve bu amaçla şekil denetiminden ne anlaşılması gerektiğini açık açık yazıyorlar.

    belki bu sınırlama sebebiyle, belki bugüne kadar hiç bugünkü gibi bir siyasi gerginlik yaşanmadığından, 1982 anayasası'nın üçte birden fazla bölümü muhtelif zamanlarda değiştirildiği halde anayasa mahkemesi'ne, 'şu yapılan değişiklik cumhuriyet'in temel niteliklerine aykırıdır' diye bir başvuru yapılmıyor.

    yani, 25 yılı aşkın süredir yürürlükte olan 1982 anayasası, belki de ilk kez önümüzdeki haftadan sonra yapılacak bir chp başvurusuyla bu açıdan incelenecek; bir anayasa değişikliğinin anayasa'nın değiştirilmesi teklif dahi edilemez hükümlerine aykırılığı iddia edilecek."

    * * *

    velhasılı, 367 ictihadının yanlışığı belki düzeltilebildi ama yapılacak bu yanlış yorumun nasıl düzelilebileceğini bilemiyorum. hani o maddede ilk görüşte anlaşılamayan bir durum vardı, zorlaya zorlaya bir yerlere çekilebiecek ama bu sefer çok çok açık bir hüküm var ortada. mayıs ayındakinden daha sert bir anayasa krizine hazırlıklı olmak lazım diyorum ben şimdiden...
    (manticore, 10.02.2008 00:33 ~ 01:09)
  7. "ben türbanla ilgili anayasa değişikliğinin anayasa mahkemesince iptal edilme ihtimalini sevdim" başlığının 50 karakter sınırına takılmış halidir.

    anayasaya baktığımızda 6. maddenin 3. fıkrasında "egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. hiçbir kimse veya organ kaynağını anayasadan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz." ibaresi bulunmaktadır. anayasa mahkemesi burada bir "organ"dır. anayasanın 148. maddesi anayasa mahkemesinin "görev ve yetkileri" başlıklı maddesidir. bu maddede "...anayasa değişikliklerini ise sadece şekil bakımından inceler ve denetler..." dedikten sonra bu "şekil bakımı"na da açıklık getirmektedir. "kanunların şekil bakımından denetlenmesi, son oylamanın, öngörülen çoğunlukla yapılıp yapılmadığı; anayasa değişikliklerinde ise, teklif ve oylama çoğunluğuna ve ivedilikle görüşülemeyeceği şartına uyulup uyulmadığı hususları ile sınırlıdır."

    görüldüğü gibi anayasa mahkemesinin anayasa değişikliklerini esas yönünden inceleme yetkisi yoktur, sadece "yoktur" diyemeyiz, anayasaya yazılan "sadece şekil bakımından inceler" ve devamında bu şekilin ne olduğunu ayrıntılı olarak açıklaması da anayasa mahkemesinin anayasa değişikliklerini esas yönünden incelemesini yasaklamıştır. 1982 anayasası öncesi anayasa mahkemesinin vermiş olduğu içtihat kararları şimdi uygulanamaz. zira içtihatlar kanunda boşluk olduğu durumlarda oluştulur ve uygulanır. 1961 anayasasındaki bu boşluğu gören darbeciler 1982 anayasasında konuyu ayrıntılı şekilde düzenleyip anayasa mahkemesini sınırlamışlardır.

    sonuç olarak, anayasa mahkemesinin bu başvuruyu usulden reddetmesi gerekiyor. eğer davayı kabul edip bir de üstüne değişikliği iptal ederse sonuç parlamenter demokrasinin iflası olacaktır. türkiye yargıçlar devletine dönüşecektir. anayasa mahkemesi meclisin de üzerinde süper güç konumuna gelecektir. mahkeme mahkemelikten çıkıp istemediği kanunları geçirtmeyen senato konumuna gelecektir. neticede yapılan tüm kanunlar ve anayasa değişiklikleri anayasanın değişmez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez maddeleriyle uzaktan yakından ilişkilidir. hukuk devleti, laiklik, milli dayanışma ve adalet anlayışı, demokrasi, sosyal devlet, cumhuriyet, dil, vatanın bütünlüğü gibi konularından biriyle ilgisi olmayan kanun veya anayasa değişikliği yok denecek kadar azdır. meclis kanun yapacak anayasa mahkemesi iptal edecek, meclis gerekçeye konu olan anayasa maddesini değişecek mahkeme onu da iptal edecek, kısır döngü sürüp gidecek. mesela danıştay bir özelleştirme kararını "özelleştirme atatürkçü ekonomiye aykırıdır." gerekçesiyle iptal etmişti. artık bu saatten sonra meclis'in anayasa mahkemesi, hükümetin yerine de danıştay geçecektir.

    son olarak şunu da yazayım. bu iptali yapmaya anayasa mahkemesinin yetkili olduğunu varsayalım. bu durumda anayasa mahkemesi bu iptal kararını neye göre verecek. işte anayasaya eklenen hükümler:

    1. "devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde ve her türlü kamu hizmetlerinden yararlanılmasında kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadır."
    2. "kimse, kanunda açıkça yazılı olmayan hiçbir sebeple eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz. öğrenim hakkının kapsamı ve kullanılmasının sınırları kanunla tespit edilir ve düzenlenir. kanunda açıkça yazılı olmayan herhangi bir sebeple kimse yükseköğrenim hakkını kullanmaktan mahrum edilemez. bu hakkın kullanımının sınırları kanunla belirlenir.

    bu maddeler hangi gerekçelerle iptal edilebilir ki? 1. maddede idarenin hizmet sunmada kanun önünde eşitlik ilkesine uygun davranması emredilmiştir. bu zaten malumun ilanıdır. 2. maddede de kanunda yazılı olmayan sebeplerle kimsenin yükseköğrenim hakkından mahrum bırakılamayacağı emredilmiştir. bunların neresi iptal edilmeyi hak ediyor?
    (galliani, 10.02.2008 14:30)
  8. anayasa mahkemesi; üyelerinin siyasi tercihlerine göre şekillenecek kararlar verme aşamasına gelirse, yasama yetkisini elinde bulunduran meclisin, anayasa mahkemesi üyelerinin dünya görüşlerine ters düşen herhangi bir yasa değişikliği yapma imkanı ortadan kalkmış olur. bu meseleyi konjonktürel bağlamda ele almamak gerekir; bugün chp'ye yakın olduğu rahatlıkla tahmin edilen bir görüşün hakim olduğu anayasa mahkemesine, yarın akp'nin ya da başka bir partinin siyasi görüşleri hakim olabilir ve bu durumda da demokratik hukuk devletinin teminat altına alması gereken bazı temel hak ve özgürlükler, akp'nin ağırlık kazandığı bir anayasa mahkemesi tarafından keyfi bir kararla reddedilebilir.

    türban özelinde tartışılan bu hayati mesele, aslında anayasa değişikliklerine konu olabilecek herşey için geçerlidir. dolayısıyla, türbanla ilgili anayasa değişikliğinin iptali, sistem açısından tarihi dönüm noktalarından birini teşkil edebilir. sistemin, muhtemel bir anayasa mahkemesi oligarşisinin kıskacından nasıl kurtarılacağı sorusu bu bağlamda önemlidir.
    (küller, 10.02.2008 15:03)
  9. akp'nin "ben yapıyorum ama onlar izin vermiyor." konulu tavrını devam ettirmesi için ille de gerekli olmayan iptal. anayasa değişikliğinin üniversitede türban/başörtüsü/tesettürle eğitim görmeyi serbest bıraktığı veya en azından ilgili yasalarda bu yönde yapılacak değişikliğe dayanak sağlayacağı düşünülüyor. anayasa mahkemesi değişiklikliğinin kendisi iptal etmese dahi zaten malumun ilanı olan iki madde mevcut durumda ne değişiklik yapabilir bilemiyorum. en azından gazetelerde konuyu biliyormuş gibi konuşan insanlar arasında yapmayacağını iddia edenler var (hoş konuyu biliyormuş gibi konuşanlar arasında değişikliklerin kendisinin iptal olabileceğini iddia edenler de var ki burada dile getirilen görüşlerle bu durumun çok da olası olmadığına ikna oldum ben). bu insanların haksız olması durumunda boş spekülasyon yapmış olacağım. bu göze aldığım bir risk.

    dediğim gibi benim derdim bu değişikliklerin iptali değil, bu değişikliklerin iptali (veya işe yaramaması) konulu bir spekülasyon yapıp akp'nin "statükocu elitist kesime karşı tek başına" senaryolu filmine dikkat çekmek. akp bu filmi çekecek kapasitededir ve cumhurbaşkalığı seçimlerinde ilk bölümünü çekmiştir. akp'nin gişe başarısında bu senaryonun etkisi ihmal edilemez. önümüzdeki gelişmeler bir devam filminin çekimine olanak sağlasa da sağlamasa da anlattığım hikayeyi gayet makul ve akp için olası bulmaktayım. diğer insanların da benzer şekilde düşünmesine vesile olmak istiyorum. önemli olan bu bence.
    (recai pengül, 10.02.2008 15:30 ~ 15:35)
  10. anayasa mahkemesi'nin bu tür bir karar alması, benim yorumuma göre hukuka aykırı olur. bu düşüncelerimin gerekçelerini @2222449'de belirttim.

    öte yandan bu konu dışında, ilerleyen günlerde yine anayasa mahkemesi'nin baş rolde olacağı başka bir olayın gündemde olacağını düşünüyorum. zira, yapılan anayasa değişikliği tek başına, türbanla üniversiteye girmenin serbest olmasına -medya tam tersini işlese de- neden olmamıştır. anayasa değişikliğiyle sadece türbanın serbest olmasının yolu açılmıştır. uygulamada bu hükmün işlerlik kazanması için yüksek öğretim kanunu'nda, ilgili tüzük ve yönetmeliklerde değişiklikler yapılması gerekmektedir. işte tam da bu noktada anayasa mahkemesi devreye girecektir. anayasa değişikliklerininin anayasaya aykırılığını esas yönünden denetleyemezsiniz ancak ilgili kanun, tüzük ve yönetmeliklerde yapılacak değişiklikler için anayasa mahkemesi'ne gidilirse, anayasa mahkemesi'nin bunları anayasaya aykırılık iddiasıyla denetleme yetkisi mevcuttur.

    ancak burada başka bir sorun ortaya çıkacaktır. anayasa'da birbiriyle çelişen hükümler hasıl olmuştur. bir yanda "laiklik" ilkesi, diğer yanda türbanın üniversitelerde serbest olmasına yol açan bir anayasa hükmü... anayasa mahkemesi'nin anayasaya aykırılığı incelerken bu hükümlerden hangisini esas alacağı tartışmalıdır. anayasa mahkemesi yapılan düzenlemeleri "laiklik" ilkesine aykırı bularak iptal edebilir ya da yeni anayasa hükmünü esas alarak anayasaya uygun olduğuna karar verebilir. ve işin tartışmalı tarafı, verilen bu iki farklı karar da hukuka uygun olur. bu nedenle, yaşanacak tartışmaların, oluşabilecek gerginliğin anayasa değişikliğinin iptali konusunda değil, tam tersine ilgili kanun, tüzük ve yönetmeliklerde yapılacak değişikliklerde meydana geleceğini düşünüyorum.
    (strateji, 13.02.2008 01:46 ~ 01:56)
  11. türbanın üniversitelere girmesini arzulayan kimilerinin ileri sürdükleri gibi anayasa mahkemesinin esas yönünden denetim yapmasına neden olmayacak olan durumdur. aksine; türban ile ilgili yapılacak olan her düzenlemenin, her koşulda anayasamızın değiştirilmesi teklif dahi edilemez temel ilkelerinden olan laikliğe aykırı düşecek olması nedeniyle anayasa mahkemesinin şekil denetimi yaparak da çatır çatır iptal edebileceği anayasa değişikliğidir. yargının birçok birimine sızabilmiş olan akp, türbanla ilgili değişiklikte mhp ve dtp'nin de desteğini alabilmiş olmanın getirdiği rahatlıkla dilerim anayasa mahkemesinin tarafsızlığını etkileyecek derecede güçlenmemiştir de atatürk ilke ve devrimlerine açıkça aykırı olan bu düzenleme iptal edilebilir.

    hala türbanla ilgili anayasa değişikliğine 'özgürlük' getireceği gerekçesiyle taraftar olanların; biraz da bu değişikliğe her şeye muhalefet olan ve pkk'nın meclisteki uzantısı niteliğindeki dtp'nin neden bu kadar hevesli olup, destek verdiğini de düşünüp, 'türbana özgürlüğün' altında yatan gerçek amaç ve zihniyeti görebilmelerini dilerim...
    (dişikartal8, 13.02.2008 02:16)
  12. 1982 anayasası, anayasa değişikliklerinin denetlenmesi konusunda herhangi bir yoruma sebebiyet vermeyecek bir hüküm koymuştur:

    "(...) anayasa değişikliklerini sadece şekil bakımından denetler. (...) anayasa değişikliklerinde ise, teklif ve oylama çoğunluğuna ve ivedilikle görüşülemeyeceği şartına uyulup uyulmadığı hususları ile sınırlıdır."

    görüldüğü üzere, şekil bakımından denetleme sadece teklif, oylama çoğunluğu ve ivedilikle görüşülemeyeceği şartına uyulup uyulmadığı konusuyla sınırlanmıştır. bu nedenle anayasa mahkemesi şekil denetimi yaparak bu düzenlemeyi "çatır çatır" iptal edemez. zira düzenlemenin yapılış sürecinde, teklif, oylama çoğunluğu ve ivedilikle görüşülemeyeceği şartına uyulup uyulmadığı konularında herhangi bir hukuka aykırılık mevcut değildir.

    düzenlemenin laiklik ilkesine aykırı olduğu iddia edilebilir. bu iddia doğru da olabilir. ama bu, bir anayasa değişikliğinin, anayasaya aykırılık iddiasıyla denetlenebileceği anlamına gelmez. zira, denetlenemez. hukuken böyle bir yol mevcut değildir. gerekçeleri burada (bkz: @2222449)

    yapmak istediğim, konuya sadece hukuki açıdan yaklaşmaktır. siyasi görüşler bir yana atılır, politik söylemlerden vazgeçilirse başkalarının da benimle aynı sonuca ulaşacağını düşünüyorum. yoksa "akp tu kaka, dtp pkk destekçisi vb." düşüncelerin önyargısıyla ancak siyasi görüşünüzün gösterdiği yönde olaya yaklaşırsınız, hukuki yönden değil.
    (strateji, 13.02.2008 02:35 ~ 09.07.2008 19:21)
  13. politik söylemlere yer vermeye gerek kalmadan, hangi siyasi görüşü benimsediği fark etmeden, tamamen hukuki açıdan yorumlandığında dahi türbanla ilgili anayasa değişikliğinin iptalilinin gerekliliği açıktır. elbette hukukta birçok konuda siyasi görüşlerle ve farklı bakış açılarıyla da harmanlanan farklı görüşler de bulunabilmektedir. elbette bu yadırganılacak bir şey değildir; çünkü her daim tek bir doğrunun olması beklenilemez. önemli olan lafzi ve amaçsal yorumu harmanlayarak en adil hukuki sonuca ulaşmaya çalışmaktır.

    -alıntı-

    yargıtay onursal cumhuriyet başsavcısı sabih kanadoğlu, akp ve mhp tarafından hazırlanan anayasa değişikliği önerisinin üniversitelerde türbanı serbest bırakamayacağını belirterek, "anayasanın temel ilkeleri bulunduğu sürece, isterseniz ‘yüksek öğretim kurumlarında kılık kıyafet serbesttir’ diye bir hüküm koyun bu da yeterli ve türbanın serbest bırakıcı bir hüküm haline gelmez" dedi.
    bir televizyon programında konuyla ilgili açıklamalarda bulunun kanadoğlu, anayasa mahkemesi’nin türbanla ilgili olarak, dinsel örtünmenin aynı zamanda eşitlik ilkesine de aykırı olduğu şeklinde bir karar verdiğini anımsattı.
    anayasa’nın 10. maddesinde yapılmak istenen değişikliğin türban serbestisini zaten getirmediğini belirten kanadoğlu 42. maddenin 6. fıkrasına eklenecek olan, “kanunda açıkça yazılı olmayan hiçbir sebeple kimse yüksek öğrenim hakkını kullanmaktan mahrum edilemez bu hakkın kullanımının sınırları kanunla belirlenir" hükmüne dair de şu değerlendirmede bulundu:

    -"42. maddenin diğer hükümleri gözden kaçırılıyor"-
    “bunu ekledikleri zaman 42. maddenin diğer fıkraların da önem kazandığını da görürüz. göden kaçırılan iki fıkra var. bu fıkralardan bir tanesi ’eğitim ve öğretim atatürk ilkeleri ve inkılapları doğrultusunda çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre devletin gözetim ve denetimi altında yapılır’ hükmünü düz enleyen 3. fıkra. 4. fıkra da ’eğitim ve öğretim hürriyeti anayasaya sadakat borcunu ortadan kaldırmaz’ diyor. ‘anayasaya sadakat’ borcu dediğiniz zaman, anayasa’nın temel ilkelerini düşündüğünüz zaman, atatürk ilke ve devrimleri doğrultusunda eğitimin yapılacağını düşündüğünüz zaman eklenmek istenen fıkranın da güttükleri amaca uymayacağı açıktır.
    şimdi bunu şu amaçla getirebilirler: ‘ben yüksek 17. maddesine belirli bir ekleme yaparım. 42. maddeye dayandırarak oradaki sınırlamayla bunu belirle hale getiririm ve bununla ben türbanı sağlarım.’ amaç budur. bu amacı gerçekleştirmek için bunları yapmanın da bir anlamı yok. bu olsa da olmasa da siz 17. maddeye bu fıkrayı eklerdiniz. eklerdiniz de ne olurdu? gider anayasa mahkemesi’nde iptal edilirdi. bunu getirdiniz koydunuz 6. fıkra olarak. bu anayasanın temel ilkeleri bulunduğu sürece, isterseniz bu fıkraya ‘yüksek öğretim kurumlarında kılık kıyafet serbesttir’ diye bir hüküm koyun bu da yeterli ve türbanın serbest bırakıcı bir hüküm haline gelmez."

    -alıntı-

    (bkz: http://www.milliyet.com.tr/...)
    (dişikartal8, 13.02.2008 02:42 ~ 02:51)
  14. akp ve mhp nazlı ılıcak'ın uyarılarını dikkate alsın yeter canım. hatun yırtınıyor günlerdir ne yaparsanız anayasa mahkemesi nezdinde dava açma fırsatı doğar ne yapmazsanız doğmaz diyerekten. ek 17.maddeyi karıştırmayın diyor, aman diyor. bende aman diyeyim işinize nazlıyı karıştırmayın uğursuzdur o!
    (korelle, 13.02.2008 05:30)
  15. olması gereken hadisedir. böylece türbanı destekleyenlerin kendilerinle çelişme noktası kırılabilir şöyleki müslümanlığın gerekliliği olarak gördükleri ama yeri geldiğinde, sıkıştıklarında türban takmadanda allah a daha yakın olunabilir, bu sadece benim tercihim diyen insanlar türban takmak için bu kadar ısrar ederki. madem türban allah a yakın olmak dinin gerektirdiklerini yerine getirmek için yapıyorsunuz ve yeri geldiğinde türban allah a yakınlıkta birinci gereklilik değil ve insanlar türban takmadan da cennete gidebilir diyorsunuz. o zaman nedendir bu ısrar. türbanı cennete bir geçit olarak görüp sabah akşam miting yapanların unuttuğu en önemli şeylerden biri kadının sesininde bağıracak, böğürecek kadar duyulmamasıysa bir yerden kapayıp bir yerden açmasınlar madem herşeyi din için yapıyorlar o zaman sonuna kadar yapsınlar yada hiç başlamasınlar. din kendine uyanı almak değildir. kuran gibi yüce bir varlıktan da zevkine göre seçim yapmak değildir.
    (mi atze, 28.02.2008 19:13)
  16. 17/5/1987 günlü, 3361 sayılı “7/11/1982 tarih ve 2709 sayılı türkiye cumhuriyeti anayasasının 67, 75, 175 inci maddelerinin değiştirilmesi ve geçici 4 üncü maddesinin yürürlükten kaldırılması hakkında kanun “un 4 üncü maddesinin ikinci fıkrası hükmünün anayasa'nın 104., 175. ve geçici 9. maddelerine aykırılığı nedeniyle iptal istemiyle açılan dava anayasa mahkemesi tarafından red edilmiştir.

    bu kararda anayasa mahkemesi'nin "anayasa değişikliklerine anayasa uygunluk denetimi" yapma kabiliyetine sahip olmadığı belirtilmiştir:

    "anayasa mahkemesinin görev ve yetkilerini belirleyen anayasanın 148. maddesinde, anayasa değişikliklerine ilişkin yasaların esas yönünden denetimine yer verilmediği gibi, bunların biçim yönünden denetimleri de, teklif ve oylama çoğunluğuna ve ivedilikle görüşülemeyeceği şartına uyulup uyulmadığı hususları ile sınırlı tutulmuştur. iptali istenen bu sınırlı sebeplerden herhangi birine ilişkin bulunmadığı sürece davanın dinlenmesi olanağı yoktur. dava dilekçesinde ileri sürülen hususlar anayasanın 148. ve anayasa mahkemesinin kuruluşu ve yargılama usulleri hakkında kanunun 21. maddelerinde sayılı ve sınırlı olarak belirlenen şekil bozukluklarından değildir. bu itibarla işin esasına girilmeden yetkisizlik nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekir."

    sonuç olarak;
    17/5/1987 günlü, 3361 sayılı “7/11/1982 tarih ve 2709 sayılı türkiye cumhuriyeti anayasası’nın 65, 75, 175 inci maddelerinin değiştirilmesi ve geçici 4 üncü maddesinin yürürlükten kaldırılması hakkında kanun”un 4. maddesinin ikinci fıkrasının iptaline ilişkin istemin yetkisizlik nedeniyle reddine, yekta güngör özden’in dava konusu hükmün iptali gerektiği yolundaki karşıoyu ve oyçokluğuyla,

    18/6/1987 gününde karar verildi.
    http://www.anayasa.gov.tr/...


    görüldüğü üzere anayasa mahkemesi 1982 yılında yapılan yeni anayasayla içtihat değişikliğine giderek, anayasa değişikliklerinin esas bakımından, anayasa mahkemesi tarafından denetlenemeyeceğine karar vermiştir.aynı şey, türban değişikliklerinde de tezahür edecektir.
    (madbrother, 28.02.2008 21:54 ~ 03.03.2008 00:13)
  17. anayasa mahkemesi, başörtüsünün üniversitelerde serbest bırakılmasına ilişkin anayasa değişikliğini iptal etti ve yürürlüğünü durdurdu.

    mahkeme şekil denetimiyle yetinmedi, esasa da girdi ve anayasa'nın değiştirilmesi dahi teklif edilemeyecek laiklik ilkesini değiştirmeye yönelik bir işlem olarak değerlendirdi. anayasa mahkemesi 2., 4. ve 148. maddelerine dayanarak kararını verdi.

    böylece yüksek mahkeme, raportörün görüşünün aksine karar vermiş oldu.

    http://www.milliyet.com.tr/...

    anayasa mahkemesi, anayasa'nın açıkça "anayasa değişiklikleri sadece şekil yönünden denetlenebilir." hükmüne rağmen yine esasa girmiş, görüldüğü üzere. gerekçeli kararlarında bu durumu nasıl açıklayacaklar, çok merak ediyorum.

    ek: anayasa'nın değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez nitelikte olan 2. maddesine ve bu niteliği sağlayan 4. madde hükmüne atıfta bulunmuş mahkeme. esas yönünden denetlemeyi de bu şekilde hukuken sağladıklarını iddia etmişler. daha doğrusu, bu değiştirilemez maddeleri normlar hiyerarşisinde diğer anayasa hükümlerinin üstüne taşıyarak, bu maddelere aykırı düzenlemelerin hukuka aykırı olduğuna karar vermişler. bu konudaki görüşlerimi @2222449'de yazmıştım, şu aşamada yeni bir şeyler eklemeye gerek duymuyorum.
    (strateji, 05.06.2008 17:35 ~ 31.08.2008 23:14)
  18. onlarca satırında "anayasa değişiklikleri sadece şekil yönünden denetlenebilir" cümlesinin geçtiği anayasa hukuku kitabımı çöpe atmamı sağlayacak yargıçlar hükümeti kararı.
    (mücrim, 05.06.2008 17:47 ~ 18:13)
  19. türkiye cumhuriyeti'nin sağlam kendini ve sosyal düzeni koruyucu yapısını gözler önüne seren doğru karar.

    edit: en beğenilmeyenlerimden olmuş bu. haklısınız zaten her hükümetin her başbakanın dediğine eyvallah demek lazım.
    (karanlıkta, 05.06.2008 17:50 ~ 19.07.2008 00:16)
  20. sözün bittiği yerdir.
    (fen liselim, 05.06.2008 17:58)
  21. 'yüce ve kutsal' devletle halkımızın gene çeliştiğinin göstergesidir.
    (medecophobic, 05.06.2008 18:01)
  22. akpartinin kapatılması bu sayede dahada kolaylaştırılmıştır. yalnız anayasa mahkemesi bir çok çelişkili karara imza attı . daha önce ak dediğine kara dediğide oldu. artık türkiye olarak 5 yıl kaybedeceğimiz ortaya çıktı bu kararla.
    islamcıların sermayeye ve de güçlü medyaya sahip olduğu bir ortamda , ben istediğimi yaparım dersen ancak birkaç yıl sürer bu. ne 1960 tayız ne de 1980deyiz . inanmayanlar lütfedip 28 şubatta ki gazete satışlarına ve de bugün ki gazete satışlarına baksınlar , tabii ki gazete sahiplerinin kim olduklarını da incelesinler.
    (peygamber, 05.06.2008 18:04)
  23. bu karar türkiye cumhuriyeti'ni tanıyan kimse için sürpriz olmamıştır. solun yokluğunun yarattığı boşlukta %5'lerden buralara yükselen partilerin sapkın ideolojilerinin varabileceği nokta buradan ibaretti zaten.

    şu an için haklarında kesinleşmemiş kapatma kararına rağmen, akp'nin işi bitmiştir.

    bu karar yargının siyasallaşmasından ziyade türkiye cumhuriyeti'nin kendini asker bloke olsa bile koruyabilecek kadar sağlam temeller üzerine kurulduğunu ortaya koyan karardır.

    kimse akp ve türevi partilerin türkiye cumhuriyeti ilke ve devrimlerine kökten bağlı olduğunu bunların üzerinden bir gelişmeyi meşru gördüğünü söyleyemez. bu partileri ekonomik çıkarları dışında destekleyen kimseler sessiz ve derinden de olsa türkiye cumhuriyeti'nin yandaşı değildir.

    kafalarında şu ya da bu şekilde değişen daha demokratik bir türkiye değil demokratikleşme kisvesi altında totaliter bir yapıya sürüklenecek ılımlı islam türkiye'si vardır.

    bop,özal ve rte gibi projelerin (bahsettiğim iki insan da sadece projedirler) sonu gelmiştir. akp'nin kapanmasıyla zincir tamamlanacaktır. 1980 darbesinin getirdiği sistem, solun yok oluşu ve solun yerini almak isteyen dini dalga fethullah'ın yaklaşan ölümüyle birlikte yok olacaktır.

    büyükanıt paşa'nın da dediği gibi avrupa ülkeleri gölge etmedikçe sonuç kesindir:

    türkiye din devleti değil, demokratik laik bir hukuk devletidir. siz sadece demokrasi kısmıyla ilgileniyorsanız geri kalanı çöpe atıyorsanız bir sabah kapınızdan alırlar. darbeci değilim; ama ülkemi ve tarihimi seviyorum. yoksa ne deniz'leri öldürenleri ne de her ne kadar hatanın allahını yapmış olsalar da menderes ve tayfasını asanları sevmiş değilim.

    demokratlık bizden olmayan gitsin ise, size demokratik bir başka ılımlı cumhuriyette başarılar dilerim.

    kamer genç kadar bile olamayan beyinlerin türkiye'si değil bizim türkiyemiz'e hoş geldiniz diyorum.
    (karanlıkta, 05.06.2008 18:11)
  24. ilgili karar sonrası dört parende iki salto atanları yarın bir gün anayasa mahkemesi şimdikilerin 180 derece tersi insanlardan oluşup da ilerici bir anayasa değişikliğini esas yönünden denetlerse göreceğim.

    artık sezen aksu'dan işte biz o gün tükeneceğiz isimli hüzzam eseri söylemeye başlarlar sanıyorum. görüşlerini günü kurtarmak üzerine kurmamayı öğrenmeleri için oldukça didaktik bir örnek teşkil edeceğine eminim.
    (wondrous, 05.06.2008 18:16)
  25. siyasi bir karardır. denetlemenin sadece şekle ilişkin olabileceği basit bir anayasa yargısı bilgisiyken böyle bir karar ancak siyasi olabilir. sonuçlarını, getireceklerini (ben bir getirisi olacağını sanmasam da belki vardır), götereceklerini hep beraber göreceğiz.

    umulur ki hayırlı bir karardır.
    (sirene, 05.06.2008 18:39)
 sayfa  / 6