ilk önce hatırlanması gereken ilginç gerçek, başörtüsünün takanlar tarafından değil, takmayanlar tarafından sorun haline getirildiğidir.
konuyla ilgili tartışmalarda anahtar tümcelerden biri 'türkiye iran olmayacak'tır. iran şeriat kanunları ile yönetilen bir ülkedir ve !! kadınların vücutlarının belirli bölümlerini kapatmaları !! kanunlar gereğidir. peki düşünce ve mantık süzgeçlerinin bütün gözenekleri tıkanmış beyinler akıl edemiyorlar mı !! kadınların vücutlarının belirli bölümlerini açmaları !!nın kanunlar gereği olması türkiye'yi iran'dan ne kadar farklı kılar?
mantık süzgecinin tıkalı olması duygu süzgecinin de tıkanmasını beraberinde getiriyor olmalı ki bu beyinler herşeyi bir kenara bırakıp, bu sorunun tek kaybedenleri olan başörtülü insanların maruz kaldığı aşağılanmayı, hayal kırıklığını, alt sınıf yurttaş muamelesini, çifte standardı görmemekte, bir dakikacık bile empati kurup, derslikten içeri girebilmek için başörtüsü takmaya mecbur olsalardı neler hissederlerdi düşünmemekteler.
kuşkusuz bu sorunun tek kazananları da ya bu sorunu çözecekleri vaadi ile iş başı yapabilen şerefsizler, ya da bu sorunun sorun olmaktan çıkmasını engelleyip kendilerine malzeme yapan şerefsizlerdir.
geleneksel başörtüsü vs. dini başörtüsü gibi bir oyuna gelmiş olanların, sorunun gerçek yüzü herkesçe bilinirken hala anlamsızca devam ettirmeye çalıştığı sorundur.
siyasi odakların uzunca bir süredir beslendiği ve hala beslenmeye devam ettiği yapay sorun. zamanında kimsenin saçı kimseyi germiyor iken bugün herkesin ikna edilip gerildiği, gerildikçe de siyasi odakları beslemeye katkıda bulunduğu konu. ne (sözde) sağcı ne (sözde) solcu hiçbir siyasi odağın çözülmesini istemeyeceği sorun.
sadece siyasi odaklardan nasiplenmek için başörtüsü takan samimiyetsiz bir kitlenin de türemesine sebep olan sorun (aynı odaklardan faydalanmak için çembersakal bırakıp köşeyi dönenleri de tanıyorum). en önemlisi de başörtüsünü siyaset aracı haline getiren terbiyesizlerin kimi zaman gerçekten inancı için başını örten bayanların da samimiyetsiz kitleyle aynı kefeye konabilmesine yolaçtığı sorun.
ayrıntılara gelince:
kanunen yapılması gereken şey "kadınların vücutlarının belli bölümlerini açmaları" değil, "resmi kurumlarda çalışanların dini simgeler taşımaması"dır. burada bahsedilenler haç ya da hz. isa (a.s.) desenli/şekilli kolyeler, haham takkeleri ve diğer dini sembollerdir. bu durum türkiye'yi iran'dan oldukça farklı kılar.
anayasanın bu konudaki yaklaşımı için fazilet partisi'nin gerekçeli kapatma kararından bir bölümü aşağıya alıyorum:
"dinsel nedenlere dayanılarak başörtüsü ve türbanla boyun ve saçların örtülmesine resmi daire ve üniversitelerde serbestlik tanınması, bir tür yönlendirme ve bir anlamda zorlamadır. kişileri şu ya da bu yönde giyinip başını örtemeye zorlamak, ayrı ve hatta aynı dinden olanlar arasında bile inançları yönünden ayrılıklar yaratacaktır. bu husus, din veya inanca dayalı her türlü hoşgörüsüzlük ve ayırımcılığın kaldırılması bildirisi'nde de dile getirilerek tüm insanlarda bulunan onur ve eşitliğin birleşmiş milletler antlaşması'nın temel ilkelerinden biri olduğu, din ya da inanç özgürlüğünün tam olarak saygı görüp güvence altına alınması gerektiği, din ve inanç özgürlüğüne ilişkin konularda anlayış, hoşgörü ve saygıyı geliştirme ve dünyanın kimi yerlerinde din ve inanç konularında halâ gözlenen hoşgörüsüzlük ve ayrımcılık uygulamalarını önlemek için tüm önlemleri almanın gerekliliği belirtildikten sonra, 2., 3. ve 4. maddelerinde, din ve inanç nedeniyle insanlar arasında ayrım gözetilemeyeceği ve bu tür ayırımcılığı yasaklamak için gerekli her türlü çabada bulunulması gerektiği belirtilmiştir.
dini inancı nedeniyle başını örtmek isteyenlerle bu kişilerle farklı düşüncede olup bir zorlama karşısında bulunduklarına inananların aynı anayasal korumadan eşit olarak yararlanmaları gerektiğinde duraksanamaz. "
başörtülü bir annenin "kamusal alan olduğu" gerekçesiyle üniversite içine alınmaması* kesinlikle mantık dışıdır ve kanunun gerektirdiği bir şey değildir. çünkü bu anne üniversite öğrencisi değildir, öğretim üyesi ya da çalışanı değildir, işyerine başörtüsüyle gelen bir kamu personeli değildir.
türkiye cumhuriyeti'nin rejimi tam olarak belirlenmedikçe sorun olarak kalacak sorundur.
-demokrasi mi,
eğer "demokrasi" ise,inanç özgürlüğü demokrasiye göre bir hak ve özgürlük kavramıdır.isteyen mini etek giyer,isteyen türban giyer..
-ordu devleti mi,
ordu,kişilerin hak ve özgürlüklerine bakmak şöyle dursun,kendisini destekleyecek kolluk güçlerini "ne olursa olsun" kabul eder..şehit annelerinin generallerin yanında türban ve başörtüsü ile rahatsız edilmeden bulunmalarının sebebi budur.
-laik devlet mi,
başörtüsü ve türban,resmi mekanlarda kesinlikle giyilmez.
-diktatörlük mü,
diktatörün kendi bileceği iş olur.demokrasinin ne kadar demokrasi olacağına kendisi karar verecektir.
işte türkiye'de yaşanan başörtüsü sorunu,türk toplumunun örf ve adetlerine,inançlarına bağlı bir sorun değildir..esas sorun,türkiye'nin yönetim şeklinin belli olmamasıdır.ülkede söz sahibi her kafadan bir ses çıkıyor ve halk ne yapacağını şaşırıyor,doğal olarak da ülkedeki inançları,ideolojileri farklı olan halklar birbirine karşı galeyana geliyor..
gelişen dünyanın güç odaklarından olan avrupa'nın, çözümünü atatürk'ün 1920'lerde koyduğu kuralları, atatürk'ün türkiye'de kurmuş olduğu "1920'lerin mantığı"nı bugün kendi ülkelerinde hayata geçirmekte bulduğu sorundur. o çok milliyetçi, cezayir'de insanları hıristiyan yapmak için yemedikleri nane kalmayan fransızlar, özgürlüklere düşkün "çağdaş" almanlar bugün memurlarının resmi dairelerde dini semboller ile çalışmasını, öğrencilerinin okullarına dini semboller ile gelmesini yasadışı saymaktadırlar.
bu ülkelerin halen bize insan hakları dersi vermeye çalıştıklarına, zamanında utanmadan "mustafa kemal'in fikirleri eskidi artık, kemalizm 1920'lerde kaldı" diyebildiklerine de ayrıca dikkati çekmek istiyorum.
ek: bir sene önce "1920'lerin mantığı"ndan şikayet ederek yazılmış bir giriden esinlenerek yazılmıştı, şu anda anlamsız görünüyor olabilir.
kadın-erkek eşitliğine en büyük darbedir. zira, bir başörtülü bayanla aynı fikre sahip olan, yani eğer bayan olsaydı başını örtecek olan bir erkek, istediği mekana elini kolunu sallaya sallaya giriyor da, başı örtülü olan bayan giremiyor. buyrun bir de burdan yakın.
uzun uzun irdeleyecek durumda, eforda ve boş zaman sahipliğinde değilim. ama bir kurumda çalışmak için oranın kuralları gereği erkek olarak üç senedir uzattığım saçlarımı kesmek zorunda kalıyorsam ve bunun üstüne uzun saç sorunu gibi bir cıngarlar çıkarıp ülkede başka sorun kalmamış gibi bunu temcit pilavı haline getirmiyorsam bu olayın da bu şekle getirilmesi abestir. olayları bu denli yüzeysel bir yaklaşımda incelemeye beni iten faktörler adına şimdiden özür dilerim
siyasi olmanın ötesinde bir insanlık sorunu halini almıştır. geçenlerde urfa'da ziyaretine gittiğim bir dost yaşadığı bir hadiseyi anlatmıştı. üniversitenin nizamiye kapısında beklerken tesettürlü iki kız gelmiş, başlarını açmak için nizamiyedeki odaya girerken gayzından çılgına dönmüş bir profesör hanımefendinin (!) saldırısına uğrarlar, öfke kusan, hitler mantığıyla sevmediği herkesi imha maksadı güden bayan profesör kızlardan birisinin başörtüsüne asılır ve ve başörtüsünü tutturduğu iğne kızın boğazını boylu boyunca çizerek kanatır. tabii fırınlarda yakılan yahudilerin hitler'e hukuktan bahsetmek gibi bir lüksleri olmadığı gibi öz vatanında parya olan bir kızcağızın da şirretliği meslek edinmiş bir dinazora karşı hak aramayacağı açıktır, zavallı kızlar kuzu kuzu savunmalarını yazarlar ve nizamiyeye kadar (ki nizamiyeye tesettürle gelmesi çok doğaldır) tesettürlü gelmiş oldukları için disiplin cezası almakla tehdit edilirler. boyundaki iğne yarası da cabası olarak kalır. ayyaş dekanın şirret kadın profesöre kızarak odasından siktiretmesiyle olay kapanır.
cinsiyet ayrımından öte olmadığına inandığım ülkem sorunu
v. devletin temel amaç ve görevleri
madde 5.- devletin temel amaç ve görevleri, türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.
anayasamızdaki bu madde hemen değiştirilemeyecek maddelerin altında yer almakta ve her anayasamızda yer almış..cumhuriyet ve demokrasiyi koruma kısmından başlayalım,
cumhuriyetin temel felsefesi olarak gösterilen laiklik kavramını zedelememesi için kamusal alanda başörtüsü takmak yasaklanmış.. (o yönetmelik maddesini de en kısa zamanda bulup işleyeceğim)
şimdi laiklik nedirden başlamayayım yeterince yazılmış...sadece şunu bilirim şunu söylerim laiklik başını açtırmak, namazını kıldırmamak demek değil...anayasamızın maddesini irlemeye devam edersek, demokrasiyi korumak denilmiş, demokrasi nedir onu da yeterince yazmışlar, eğer demokrasi belirli bölgelere cinsiyetinden, inandığı değerlerden dolayı insanları almamaksa eyv diyelim buna da...
hah geldik en önemli kısma, kişilerin toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak: yüzde bilmem kaç islam dinine mensup bir ülke, yüzde bilmem kaçı kapalı...bu insanların refahını huzurb-buraya dikkat çekiyorum- sağlamak bu devletin görevi... şimdi gelelim temel hak ve özgürlüklere "sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya"... laiklik dedik madem bu ilke çerçevesinde din ve vicdan özgürlüğü doğrultusunda isteyen istedği dine mensup olmakla birlikte bu dinin hükümlerini yerine getirme hakkına sahiptir.devletin bir diğer görevi ise siyasal akonomik ve sosyal engelleri kaldırmakmış. ve son olarak devletin diğer bir görevi neymiş efendim "maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."
manevi varlık olarak inanan bir insanın inandığı şekilde yaşaması gereklidir di mi? e o zaman bu da devletin işi.. peki bizim devletimiz napıyo? hiç birini yapmıyo...valla o çığırtkan sesler kulaklarımda çınlıyo "nerde bu devlet" diyen...bir yazımda insanların bu sözü söylememeleri gerektiğinden bahsetmiştim. insanların bazı şeyleri kendilerinin yapileceğinden, fakat böyle bir durumda devletin devlet olduğu gerçeğini göz ardı etmemesini sağlamaya çalışırsak adımız şeriatçıya -ki şeria'ın da ne demek old. yine yazılmıştır-, geri kafalı vb türevlerine çıkacağından, kaldı ki ülkede anarşi ortamı yaratmak gibi bir niyetimiz olmadığından, burdan biz de devlete sesleniyoruz.
son olarak biraz önceki haber bülteninden ab'nin bu sorunu 3 yıl içinde çözmizi istediğini öğrendim...ne garip değil mi iç meselemiz ama ab isteyince çözümlenecek, öncesindeki o kadar insanımızın maduriyeti bir hiç olarak görülecek...
(bkz: yazık yazık)
(bkz: ab deyince çişe gitmek)
bildiğiniz gibi kahramanmaraş'ta sütçü imam adlı bir üniversitemiz mevcuttur.sütçü imam iki fransız askerinin bir türk kadınının başörtüsünü zorla açmaya çalışması üzerine ilk kurşunu sıkarak direnişi başlatmıştır.şimdi bu üniversiteye başörtülülerin alınmaması nasıl bir mantıktır ben anlamıyorum.türban başörtüsü ayrımı ise 28 şubat ürünü olup aslı astarı da yoktur.öte yandan sanki üniversitelere türban değil de başörtüsü takanlar girebiliyormuş gibi bir izlenim verilmektedir ki bu da dikkat dağıtmak amaçlıdır.he bi de kamusal alan ilüzyonu vardır ki evlere şenliktir.
başörtüsünün ne olduğunu unutan,unutturmaya çalışan ve onu bayrak misali kullanan insanlar yüzünden başörütüsünün sorun haline gelmesidir.
(bkz: merve kavakçı)
başı örtülü bayanların üniversitede eğitim görememe sorunsalıdır.fakat bu srounu da kendi içlerinde çok güzel bir şekilde çözmüş olup gayet güzel başörtüleri gözükecek şekilde başlarında perukla öğrenim görmektedirler.itü yabancı diller okulu bayan wclerindeki başörtülü bayan öğrencilere kolaylıkla rastlanmatadır.bu öğrenciler okula girerken perukla girip çıkarken de başörtüleriyle çıkmaktadırlar...
öncelikle bu konunun hukuki boyutunu inceleyelim;
üniversite rektörlüklerinden yapılan açıklamalarda, yüksek öğrenik kurumlarında uygulanan baş örtüsü yasağının gerekçesi olarak herhangi bir yasa maddesi yerine yoruma açık ifadelerle devrim kanunları, anayasa mahkemesi kararları, danıştay,idare mahkemelerinin kararları gösterilmektedir.
anayasanın 153. maddesi;
anayasa mahkemesinin kararları kesindir. iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamaz.
anayasa mahkemesi bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu gibi hareketle, yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez.
demektedir.
başörtünün yasak olduğunu ileri süren idare, anayasa mahkemesinin bir kararının gerekçesinde -ki bir gerekçe!!! kararın kendisi değil!!!- yapılan değerlendirmelere dayanmaktadır. atıf yapılan bu karar anayasa mahkemesinin 9.4.1991 tarih ve 1991/8 sayılı kararıdır (incelemek isteyenlere yol gösterilir)..bu karar 3670 sayılı kanunun 12. maddesiyle 2547 sayılı yüksek öğrenim kanununa ilave edilen ek 17. maddenin iptali için açılan davanın sonucunda verilmiş bir karardır. anayasa maddesi iptal için açılan bu davayı reddetmiş, ek madde 17 ile yapılan yasal düzenlemeyi anayasaya aykırı bulmamıştır.
şimdi ek 17. maddeyi açıklayalım.
"yürürlükteki kanunlara aykırı olmamak kaydıyla, yüksek öğrenim kurumlarında kılık ve kıyafet serbesttir" hükmünü getirmektedir. bu maddenin iptali istemini reddeden anayasa mahkemesinin kararının gerekçesinde:
"yürürlükteki kanunlara aykırı olmamak kaydıyla tabirinin anayasaya da aykırı olmamak anlamına geldiğini .... o halde ek madde 17 ile getirilen serbestlik hükümünün başörtüsünü kapsamayacağı" ifade edilmekte bu gerekçeye 11 üyeden 5 i katılmamaktadır.
bu gerekçeyle anayasa mahkemesi anayasada başörütsünü yasaklayan bir hüküm varmış gibi algıya neden olurken, ek 17. maddeyi iptal etmemiştir.
o haldeeee 17. madde hükmü hala yürürlüktedir ve kılık kıyafet serbesttir...
olayın özetini söylersek (okuyamayanlar için): kısaca başörtüsü yasağının hiç bir hukuki dayanağı yoktur. anayasa mahkemesinin kanun metni ile ilgili yorumu hukuki açıdan bağlayıcı değildir.
(bkz: 1982 anayasası)
(bkz: anayasanın 153. maddesi)
zamanında çeşitli parti liderleri tarafından propoganda haline getirildiği için şuan da bu kadar büyük bir sorun haline gelen,aslında "inanç özgürlüğü" diyerek nokta konulması gereken gereksiz tartışma.
hukukun temelinde tutarlılık olduğunu gözardı edenlerin hukuken inceleme işine kalkışmasının pek yerinde olmayacağı sorun.
3670 sayılı kanunun 12. maddesiyle 2547 sayılı yüksek öğrenim kanununa ilave edilen ek 17. maddesini hukuken incelediğimizde görülen şeyler bellidir:
1. sözü edilen madde kılık kıyafet serbestliğine "yürürlükteki kanunlara aykırı olmamak" koşulunu koymuştur.
2. 9.4.1991 tarih ve 1991/8 sayılı karar bu koşulun "kıyafetlerin anayasaya da aykırı olmamasını gerektirdiğine" hükmetmiştir.
3. 9.4.1991 tarih ve 1991/8 sayılı karar bu koşulun (yani anayasaya ve diğer kanunlara aykırı giyinmeme zorunluluğunun) anayasaya (dolayısıyla "devletin amaç ve görevleri" başlığı altındaki ve kişisel özgürlükler konularındaki diğer maddelere de) aykırı olmadığına hükmetmiştir.
4. fazilet partisi'nin gerekçeli kapatma kararında (bkz: @438048) kamusal alanlarda çalışanların dinsel simgeler taşımalarının anayasa ile güvenceye alınmış olan kişisel özgürlüklere ve özellikle "din veya inanca dayalı her türlü hoşgörüsüzlük ve ayırımcılığın kaldırılması bildirisi"ne neden aykırı olduğu ayrıntılı olarak izah edilmiştir. aynı konuda verilen diğer kararlar incelendiğinde de varılan sonuçlar farklı olmayacaktır. dolayısıyla tutarlılık gereği kamusal alanda çalışan kişilerin dinsel simgeler taşımasının anayasaya aykırı olduğuna hükmedilir.
bütün bunlardan sonra "17. madde hükmü hala yürürlüktedir ve kılık kıyafet serbesttir. anayasa mahkemesi yanlış anlaşılmaya sebep oluyor" şeklinde bir yorumun çelişkilerle dolu olduğu açıkça görülmektedir ki, akla gelen ilk sorular da:
"madem bu madde kılık kıyafetin serbest olduğunu söylüyor, o zaman neden bu maddenin iptali için dava açılmış?
herkes kılık kıyafet özgürlüğü diye çığırırken kim kılık kıyafet özgürlüğünü sağlayan bir maddenin iptali için anayasa mahkemesine başvurur ki?
neden iptal kararı 'olmaz, bu madde insanların kişisel özgürlüklerinden birini güvenceye almak için oraya konmuş' denilerek değil, 'bu madde anayasaya aykırı uygulamaları önlemek için oraya konmuş' ve 'kamusal alanlarda başörtüsü de anayasaya aykırıdır' denilerek verilmiş?"
tadında olup, son sorunun diğer soruları yanıtladığı aşikardır.
kimse kendi özgürlüğü olduğunu iddia ederek başkasının özgürlüğünü elinden alamaz. başörtüsü ne yazık ki "ben daha müslümanım" diye çığırmaların kaynağı haline getirilmiştir. bu yüzden inananlar arasında bile ayrımcılığa sebep olmaktadır ve olan yine "sadece kendi tercihleri doğrultusunda yaşamak" isteyenlere olmaktadır.
son olarak, kendi özel hayatlarındaki giyim-kuşamlarına kimse karışmadığı halde ille "ben kamusal alanda da bunla çalışcam", "ben üniversiteye de bunla gircem" diye tutturanlardan art niyetlilere alet olmamaları beklenir.
hukukun temelindeki tutarlılığın mevcut olmadığı karar ve uygulamaların var olduğu sorundur.
bahsi olan 9.4.1991 tarih ve 1991/8 sayılı karar ek 17. maddenin iptali istemiyle açılmış ve karar neticesinde madde iptal edilmemiş, sadece gerekçesinde yürürlükteki yasalara ve "anayasaya aykırı olmaması" ibaresiyle ifadesi geliştirilmiştir. başörtüsünü yasaklayan heerhangi bir anayasa maddesi ya da kanun hükmü yoktur. var diyen varsa getirsin. kaldı ki bu laiklik gibi esnek kavramları hiç sunmasın.. bunun yorumunu insanlar değil kanunlar yapar. faraza ne şapka kanununda ne bazı kisvelerin giyilemeyeceğine dair kanunda üniversite öğrencilerine uygulanan başörtüsü yasağına neden olan bir hüküm yoktur, ne de ceza kanununda suç sayılmıştır
lakin fazilet kararında olduğu gibi 'kamu hizmeti görenler' için başörtüsünü yasaklayan normlar mevcuttur (bkz: devlet memurları kanunu ilgili hükümleri)lakin ünv öğrencileri kamu hizmeti görenler değil kamu hizmeti alanlardır ve bu kararın muhatabı değillerdir. öncelikle kamu hizmeti görenlerle kamu hizmeti alanların ne olduğunu biraz da hukuktan anlamayan araştırma dahi yapmaktan aciz insanlara belirtelim.
tekrtar belirtelim ki, şapka iktisası ile bazı kisvelerin giyilemeyeceğine dair kanunlarda(yani inkılap kanunlarında) ne de yürürlükteki sair kanunlarda üniversitedeki bayanların boyun ve saçlarını örtmesini sarih veya zımmi bir şekilde yasaklayan herhangi bir hüküm mevcut değildir. bu kanunlardan bu şeklilde bir anlam çıkarmaya çalışan yorumlar hukuki, olmayıp keyfi ve indi görüşlerden ibarettir.
şimdi de başörtüsü bir bayan için hangi özgürlüklere giriyor onu anlatalım
başörtülü bir ünv öğr. başörtüsüyle beraber din ve vicdan hürriyeti, eğitim ve öğrenim hakkına sahiptir. bu haklar temel hak ve özgürlüklerdendir. anayasada zikredilmişlerdir ve anayasamızın 13. maddesi gereğince temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. üniversitedeki başörtülü öğrencilerin haklarını sınırlandıran uygulamanın temelinde ne kanun maddesi hükmü ne de bir anayasa hükmü bulunmaktadır ve bu uygulama anayasanın 13. maddesine kanunla sınırlandırılamadığı için aykırıdır. ünv öğrencileri için herhangi bir kanun varsa getirsin.
başörtü yasağı ben laik'im laiklik elden gidiyor çığırmaları haline gelmiştir.
insanların temel hakları ard niyet değildir. kamusal alan gibi bir kavram halen tartışılan siyasi bir kavramdır ve yine ünv öğrencileri için kamusal alan tezine dayanılarak başörtğsğnğ yasaklayanlara kamu hizmetinden faydalananlar ve kamu hizmeti görenler kısmını tekrar gözden geçöirmelerini öneriyorum. nitekim bu çarpık zihinler başörtülü oldukları gerekçesiyle 71 yaşındaki hasta medine bircan’ın sağlık karnesinde başı açık fotoğrafı olmadığı için ülkemizin en köklü bilim yuvası(!) kabul edilen istanbul üniversitesi çapa tıp fakültesi hastanesi nefroloji kliniği tarafından ölüme terk edilmesi olayı bu vahameti bütün çıplaklığı ile gözler önüne sermiştir.
kaldı ki her başörtülüye ideolojik şeklinde yaklaşanlar da en az üstteki örnekteki insanlar kadar hastalıklı beyinlilerdir. haksızlıklara karşı durmak pisliğe bulaşmak değildir.
gerekçe olarak siyasi simge haline getirilmesi gösterilerek başörtünün yasak olmasının doğru olduğunun öne sürülmesiyle kızışan sorun.
peki nasıl siyasi simge oluyor bu başörtüsü?
insanlar eylem yapıyor serbest olsun diye.
şimdi düşünelim...
biri çıkıp kot pantolonu yasakladı.
insanlar çıkıp eylem yapacak kaldırılsın yasak diye.
ben de onlara diyecem ki: "bakın işte siyasi simge yapıyosunuz."
çözümünden sonra -türbanlılar okula alınmadığından beri- türkiyedeki bilimsel çalışmalarda büyük bir artış gözlenmiş, uzaydaki üs sayımız üçten beşe yükselmiştir. dünyadaki ilk bin üniversite içinde türk üniversitesi bulunmaması ayrıca arge denen olayın olmaması tamamen dış mihrakların oyunudur. bazı akademisyenler sızlanıyor "eylem yapmasınlar, beynimiz bulanıyo" diye. söyledik efendim belediyeye siz istemiyosunuz diye hepsini ilaçlıycaklar.o da olmadı atarız efendim hepsini ülkeden dert değil.
(bkz: hitlere selam, yasağa devam)
islamiyetin ne olduğunu yeşil kapaklı dergah kitaplarından,cami imamlarından,recep tayyip erdoğan türevlerinden,anadolu gençlik vakfından ya da bizzat kendi mabadından öğrenmeye çalışan ince bıyıklı abilerin ya da "önce kabullen sonra açıkla" mantığı güden ablalarımızın "özgürlük ve demokraasi" (evet böyle telaffuz eder çoğu) nidalarıyla sorun ettiği sorundur.
islamiyetin tek kaynağı kuran ve hadislerdir,ve ne kuranda,ne hadislerde inanç gereği örtünmekle ilgili bir hüküm yoktur. savumak için kullandıkları hükümlerin, hz. muhammed döneminde müslüman kadınların mekke'deki islamiyet düşmanları tarafından tanınmaması amacı güttüğünü bile bilmez başörtü savunucuları. hatta dikkat edilecek olursa, kuran'da ibadetlerle ilgili kesin hükümler bile yer almaz. bir dinin - ki son ve en mükemmel din olduğu kabul edildiğine göre çok önemli bir noktadır bu- kutsal kitabında buna dair ibarelerin neden yer almadığı kimsenin dikkatini çekmemektedir nedense ; tanrının ( diğer iki dini de kutsal kabul ettiğimden yalnızca allah ismini kullanmayarak inanç özgürlüğüne saygımı belirtiyorum, anlayabilecek kapasitede olmayan ince bıyıklı abilerime selam ederim) insanın ibadetlerinden, kurulmuş bir makine gibi ibadet etmesinden çok dinin - ki din de tanrıyı ve hayatı algılamak için bir araçtır, yaşamak için dini amaç edinenler bunu da asla anlayamazlar - felsefesini, ruhunu anlamaya değer verdiğini görmeyenler böyle sorunlar uydurur da uydurur.
örtünmek bir dini görev değildir, öyledir diyenin bunu kutsal kitaptan aksi ispatlanamayacak şekilde ortaya koyması gerekmektedir. ha, eğer mesele kişinin birseysel inancıysa, o zaman kesecek bakire kız arayan satanistlere de inanç özgürlüğü çerçevesinde hoşgörüyle bakılsın, neticede ikisi bireysellik bakımından eşdeğerdir. başörtüsü sorunu, ne yaparsa yapsın halkın geniş kitlesini yakalayamayan necmettin erbakan'ın merve kavakçı piyonuyla başarıyla sahnelediği bir oyundur. ülkede zaten çalışmayan kafalar allak bullak edilmiş, türban fırtınası estirilmiş, değişim rüzgarlarındaki recep tayyip erdoğan'ın ambalajlanıp piyasaya sürülmesiyle de milli görüş en büyük başarısına ulaşmıştır.
türban takanlar dini inançları için saçlarını örttüklerini söylerler. bunu gerçekten dinin gereği kabul etsek bile amaç "erkeklerin dikkatini çekmemek"tir. öyleyse başa türban takıp bütün vücut hatlarını gösteren dar badiler giymek gibi,pembeli,yeşilli,allı morlu kıyafetlerle süslenmek, abartı makyajlar yapmak gibi yollarla bu amacı zaten ihlal etmektedir bu bayanların çoğu. onu da geçtim,herhangi bir kafede,sahilde,hatta ve hatta barda - evet bunu da gördüm - sevgilisiyle el ele kol kola ve daha ileri samimiyette türbanlı bayanlar görmek de mümkündür. e inanç nerede peki? hani dikkat çekmemek? hani saçını gizlemek? saçını kapatıp bir erkekle tensel temasa geçmek serbesttir bu zihniyete göre, çünkü başını örtünce ve zina yapmayınca bütün dini kurallara uyulmuş olmaktadır. hararetle inanç özgürlüğü,insan hakları,eşitlik ve demokrasi gibi ağır konuları savunanlar bu noktalarda mantık kuramayacak kadar düşünce yoksunu ve zavallıdır gerçekte.
üniversiteye girebilmek için tek bir sınava girmek, lise hayatında nispeten başarılı olmuş olmak gibi şartlara ses çıkartmayan zihniyet, konu çağdaşlık (!) olunca nedense ulema kesilir, alim olur, konuşur da konuşur. konuştuğu da başkalarının kendisi için biçtiği fikirciklerdir, çünkü bizim halkımız düşünmeyi pek sevmez, düşünülecek konulardan kaçar, her zaman dogmaya sığınır ama o öss belasının da ne kadar yaman bir problem olduğunu görmeden kabullenir. evet, üniversiteye giren öğrencilerin belli soruları cevaplayabilecek kapasite olmasının yanında çağdaş ve hür fikirli olması şartı aranması da gayet mantıklıdır. ha, bunu türban yasağıyla yapmak saçmadır, evet, çünkü oraya kadar gelmiş insanı türbanı yüzünden almamak ya da türbanını çıkarttırıp almak hiçbir derde deva olmadığı gibi sorunu daha da körüklemektedir. fakat bu noktada asıl yapılması gereken türbanlıları üniversiteye almak ya da başını açtırmadan içeri sokmamak değil, işler bu noktaya gelmeden önce çağdaş olmayan kişileri üniversite kıstaslarına uydurmamaktır. üniversitenin türkiye geleceğinde en önemli nokta olduğunu,geleceğimizi şekillendirecek insanların üniversitelerden çıkacağını ve buraya kafası örümcek bağlamış çağdışı insanların alınmasının geleceğimiz için bir felaket olacağını görmeyen çok insan vardır, ama bir düşünün. gönlü islam hurafeleriyle dolu olan bir genç ileride yargıç olduğunda karşısına benzer bişr dava geldiğinde nasıl tarafsız olacaktır, nasıl hukuk üstünlüğüne inanacaktır? bir dinci öğretmen olduğunda çocuklara bilimsel nesnelliği nasıl anlatacaktır,arapça şivesine kayan konuşmaları,ya da yeşilci hali tavrıyla çocuğumuzun kafasını karıştırmasına nasıl engel olunacaktır? liste sürüp gider, çıkış noktası da yoktur.
evet, kızının mezuniyetini görmek için üniversiteye giden başörtülü kadının çıkartılması insanlık ayıbından öte bir zulümdür, fakat türban takmayı dini gerek kabul edecek zihniyetteki insanların üniversiteye kabul edilmesi de geleceğimiz için bir zulümdür. herhangi bir belediye binasına girip bakın ; din sömürücüleri kadrocudur, kendilerinden olmayanları içlerine almaz, devletin belediyesini zaptederler. ele geçirdikleri makamları dergahlar,tekkeler,tarikatlar ve siyasi partiler için kullanırlar. kendi çıkarlarını savunur,çocuklarını amerikalarda okutur,ele geçirdikleri makamı kötüye kullanırlar. cemaat anlayışı güderler. inanç özgürlüğü palavraları atarken belediye binalarını bile cami şeklinde inşaat ederek islamiyet propagandası yaparlar. kendilerinden olmayanı dışlarlar. amaçları herkesi kendilerine benzetmek, ümmetlerine katmaktır ve buna karşı çıkan kişilere karşı da hemen inanç özgürlüğü ve demokraaasi karşıtı olmakla suçlarlar.
çocuğumun bu zihniyette kişilerin elinde yetişmesini istemediğim için beni insan hakları ihlaliyle suçlayabilirsiniz ; ama ben çocuğumu bilimsel,tarafsız,laik ve çağdaş eğitim yapacak öğretmenlere emanet etmek isterim, zira din sömürücülerinin bu kadrolaşma ve cemaatleşme eğilimi yüzlerce yıldır süren bir gelenektir ve okulda da olası bir dinci öğretmen tarafından çocuğuma uygulanmayacağına kimse beni inandıramaz. henüz din konusunu idrak edemeyecek çocuklara kafa karıştırıcı birkaç söz etmek bile geleceklerini belirlemede çok önemli bir etkendir ki o sömürücüler de çocuk yaşta kafaları bulandırıldığı için bu hale gelmiştir zaten.
insanların dini bir an önce felsefesiyle,ruhuyla,anlamıyla anlaması ve bu tip provakatif problemler yaratan sahte din sempatizanlarına dur demeleri gerekmektedir. yoksa daha çok inanç problemi,daha çok kahvehane ağzıyla konuşan başbakan,daha çok tarikatçı hükümet,ve daha çok birbirini kıran nesiller yaşarız biz.
son not : yeşil gözlüklü arıların bu giriyi en sevilmeyen eserim yapacak olması umurumda değildir,an itibariyle bu benim en sevdiğim eserimdir.
doğu ve batı kültürü arasında bocalayan küçük ülkemde büyük bir sorunmuş gibi gösterilen, gündemi meşgul eden ama saman altında su yürütülürcesine halk bu masalla uyutulurken ülkeyi satma icraatlarına devam eden insanların yarı uydurulmuş düzeydeki masalı...